Prof. Dr. Bilal SAMBUR - Akademisyen - Araştırmacı - Yazar
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Bilal SAMBUR - Akademisyen - Araştırmacı - Yazar
 

TEOPOLİTİK ZİHNİYETTEN İNSANİ UYGARLIĞA

Dünya çölleşmektedir. Otoriteryanizm, totaliteryanizm, popülizm, ırkçılık, cinsiyetçilik, fanatizm, bedevi teopolitizm, dünyayı çölleştirmekte, kuraklaştırmakta ve kurutmaktadır. Dünyanın çölleştiği mevcut insani durumda demokrasiye, insan haklarına ve hukuka dayalı insani bir uygarlığın temellerini konuşmak, günümüzün en acil ihtiyacıdır. Otoriter, totaliter, bedevi ve kapalı yapıların, kimliklerin, kültürlerin aşılması ve onların referansları içerisinde modernleşmek, medenileşmek, insanlaşmak mümkün değildir. Medeniyet ve modernlik karşıtı yapıları reforme etmeye kalkmak, modern değerlerin bunlar içinde olduğunu vehmetmek, şimdiye kadar denenen, ama hiçbir şekilde yapıcı ve yaratıcı bir insani durumun ortaya çıkmasına katkı sunmayan boş, verimsiz ve yararsız girişimlerden öteye geçmemiştir. Medeniyet ve modernlik karşıtı zihniyet kalıblarından tamamen koparak, onları aşarak insani uygarlığın temellerini yeniden ortaya koymak çok acil bir gerekliliktir. Köhnemiş ve küflenmiş popülizm, otoriteryanizm, totaliteryanizm, kabilecilik gibi kalıblardan tamamen koparak otantik anlamda modern bir medeniyeti oluşturmaya devam etmek için insani uygarlığın temellerini açık bir şekilde ortaya koymak ve kurmak, çok sahici bir insani ihtiyaçtır. Uygarlığın en asli temeli, özgürlüktür. Bedevi vahşetin temeli, korkudur. Uygarlık, korkuya değil, özgürlüğe dayanır. Özgürlük, medeniyeti ve modernliği üretir. İnsanı korkutan ve itaate zorlayan, hiçbir sistem ve doğma, medeni ve modern değildir. Modern uygarlık, insanı özgürce düşünmeye, sorumluluk almaya ve anlam kurmaya davet etmektedir. İnsan korku ve özgürlük arasında kalan, bu ikisi arasında gel gitler yaşayan bir varlıktır. Bedevi zihniyet, korkutarak insanları ve toplumları kendine itaate zorlar. Modern uygarlığın amacı, korkuyu ortadan kaldırmak değildir. Modern uygarlığın amacı korkuyu özgürlüğe dönüştürmektir. Uygarlığın ölçüsü, korkuyu özgürlüğe dönüştürmeye çalışan her türlü çabadır, emektir ve gayrettir. Uygarlık, itaat, korku, kapalı ve katı doğmalar etrafında oluşamaz. İtaat, korku ve kapalı kurgular, bedevi vahşet ve zihniyet üretmektedir. Uygarlığı var eden değerler, sorumluluk, cesaret ve açık düşünmedir. Teoloji, insan tarafından metafiziksel ve aşkın olarak tahayyül edilenin insan tarafından yorumlanması, açıklanması ve konuşulması faaliyetidir. İnsan, metafiziksel ve aşkını konuşmak ve açıklamak yerine metafiziksel güçler adına iktidar rejimleri oluşturmuştur. Metafiziksel otoriteler adına hakimiyet imtiyazı talep etmek, insanın anlam ve maneviyat ufkunu daraltmış ve çürütmüştür. Uygarlık, iktidar talep eden bir teokrasi ve teoloji üzerine inşa edilemez. Teokrasi ve teopolitik, uygarlığın temeli ve tecrübesi değildir. İnsani bir uygarlığın oluşumu için buyuran, dayatan, norm koyan, davranışları ve düşünceleri düzenleyen, düşünceyi, duyguları ve düşleri sınırlandıran ve kontrol eden bedevi teopolitiğe ihtiyaç yoktur. Uygarlık, insanın kendi iç derinliklerinde tecrübe ettiği, kendini oluşturduğu sahici bir ahlaki ve manevi tecrübeyi gerektirmektedir. Uygarlığın dayandığı temel, otoriter ve totaliter nitelikteki bedevi teopolitik değil, oluşa dayanan özgür ahlak ve maneviyattır. Aşkın adına hâkim olma saplantısından insanlık kurtulmalıdır. Aşkın olanı oluşturma, bir anlam üretme kaynağına dönüşmemiştir. Aşkın ve metafiziksel olarak kabul edilen kabuller ve kurgular, siyasal ve sosyal hegemonyanın   en güçlü kaynaklarından biri olarak kullanılmıştır. Aşkın olanın hegemonyayla birleşmesi, insanı küçültmüş, katılaştırmış ve kapatmıştır. Teopolitik, insanı kendisine ve doğaya yabancılaştırmaktadır ve yapaylaştırmaktadır. Teopolitik, hakikat adına konuştuğunu, buyurduğunu ve hükmettiğini iddia eden zihniyettir.  Teopolitik, hakikati hegemonya uğruna her zaman kendi içinde üretmektediir. Teopolitik sistemler, hakikat ve hegemonya ilişkisini kapatırlar, görünmez kılarlar ve mutlaklaştırırlar. Modern uygarlık, teopolitiğin hakikat ve hegemonya arasında kurduğu özdeşliği kırar ve aşar. Modern uygarlıkta hakikat, tek değildir ve tekleştirilemez. Uygarlık, hakikatlerin çoğulluluğuna ve sürekli oluşturulmasına dayanır. Bedevi zihniyet, aşkın olanı kabileleştirir ve mutlaklaştırır. Uygarlık, aşkın olanı mutlaklaştırmaz ve insanileştirir. Her birey, yaşadığı aşkınlık ve maneviyat tecrübesini özgürce yorumlayabilir. Hiçbir otorite, aşkın olan üzerinde sahip olma ve yorumlama tekeline sahip değildir.  Aşkın olarak yaşanan tecrübenin, hegemonya üretmeyeceği konusunda bir anlayışın oluşturulması, uygarlığın oluşumu için olmazsa olmazdır. İnsanın uygarlaşması ve özgürleşmesi için hegemonik olan ve aşkın olan birbirinden ayrılmalıdır ve uzaklaştırılmalıdır. İnsan, sekülerdir. Uygarlığı oluşturan ve kuran özne, seküler insandır. Uygarlık, seküler bir oluşumdur. Seküler insan, aklıyla ve tecrübesiyle devleti, siyaseti, hukuku, eğitimi ve ahlakı oluşturur. Seküler medeniyet, siyaset, devlet, hukuk, eğitim ve ahlak üzerinde tahakküm eden bütün teopolitik anlayışlara kapalıdır. Seküler uygarlık, bilginin bağımsızlığını gerektiriri. Bilginin, bir kaynağa ve kimliğe bağımlı olduğu bir yerde uygarlık oluşmaz. Seküler uygarlık, insanların çoğul düşünmesine imkân verir. Seküler uygarlıkta mutlak tek düşünce ve doğma yoktur. Seküler uygarlıkta, vicdan özgürdür. Vicdan üzerine tahakküm etmek ve onu dışsal otoriteye bağımlı kılmak, uygarlıkla bağdaşmamaktadır. Seküler uygarlık, insanın ontolojik, epistemik ve aksiyolojik özgürlüğünü savunur. İnsanı boşluğa ve nihiliizme düşüren şey, sekülerlik değildir. İnsanı boşluğa, hiçliğe, silikliğe düşüren şey, teopolitiktir, doğmatizmdir, kabileciliktir ve bedeviliktir. Sekülerlik, uygarlığın dayandığı ve geliştiği varoluşsal zemindir, temeldir ve değerdir. İnsan, özgürce hayata, doğaya ve insana dair düşünebildiğinde ve yaşadığında sahici anlamda insan olmanın ve kalmanın imkanlarına sahip olmaktadır. Hiçbir kimlik, doğma, inanç, kültür ve kaynak, hakikatin kendisi veya temsilcisi değildir. Otoriter, totaliter ve teopolitik düzenler, hakikati kendilerine ait bir mal ve miras gibi dayatırlar Malın ve mirasın mantığı şudur: Mal, miras alınır, korunur ve aktarılır. Hakikat, bir mal ve miras değildir. Hakikatin mal ve miras olarak kabul edildiği yer, bedevi doğmatizmin ve zihniyetin hükümran olduğu yerdir. Modern uygar anlayışta hakikat, sürekli yeniden kurulan süreçlerle oluşturulan deneyimlerdir, birikimlerdir ve bilgilerdir. Uygarlık, hakikate sabit bir mal ve miras olarak bakmaz. Hakikat, sabit değildir. Hakikat, kapalı değildir. Hakikat, mülkiyet değildir. Teklik ve mutlaklık iddiasında bulunan bir hakikat kurgusu, hegemonya stratejisidir. Hakikati tekleştiren ve tekeline alan yapı, eleştiriyi ortadan kaldırır. Eleştiriyi dışlayan, kendisinin mutlak doğru olduğunu iddia eden sabit, kapalı ve tekelci kurgular, hakikat değil, yanılsamadırlar. Uygarlık, hakikate çoğulcu, eleştirel, açık uçlu ve tartışmaya dayalı süreçlerden oluşan bir insani tecrübe olarak bakmaktadır. Bedevi zihniyetler, teopolitik düzenler, otoriter ve totaliter sistemler, insanı   mutlak doğru kabul ettikleri metinlerin ve kaynakların nesnesi haline getirmektedirler. Nesneleştirilen insandan beklenen şey, mutlak otorite olarak kabul edilen metne inanmak, onu tekrar etmek, ezberlemek, her şeyin çözümünün o metinde olduğuna inanmak, o metnin   bir yorumcusu ve taşıyıcısı olmaktır. Nesneleştirilen insandan beklenen şey, metne kul olmaktır ve bağımlı olmaktır. Uygarlık, insanlığın bütün metinlerine dayanan bir tecrübedir. Hiçbir metin, tek başına bütün insanlık ve uygarlık için yeterli değildirler.   Hayatın anlamı ve amacı, hiçbir metinde bulunmamaktadır. İnsan, ihtiyaç duyduğu anlamı ve amacı, aklıyla, birikimiyle ve bilgisiyle kendisi oluşturmaktadır. Anlamın kurucusu ve yaratıcısı metinler değil, insandır. Uygarlık, insana metnin kölesi olarak değil, dünyanın ve hayatın kurucusu olarak bakmaktadır. Hiçbir metin veya kurgu, varlığın temeli değildir. Hiçbir metin, aşkın siyasal, sosyal, kültürel ve entelektüel otorite konumunda değildir…  İnsan, varlığın temelidir. Varlığın temeli olarak insanı düşünmek, varoluşsal derinliktir. Uygarlık, insanın ötesinde ve üstünde olduğu vehmedilen otoritelerin, güçlerin ve kurguların eseri değildir. İnsanın felsefe, bilim, sanat, edebiyat, müzik, hukuk, mitoloji, maneviyat, ahlak şeklinde ürettiği anlam süreçleri ve deneyimleri sonucunda ortaya çıkan insanlık durumunun adı uygarlıktır. İnsan, sonsuza kadar hiçbir metnin anlamını yorumlama sorumluluğunu taşıyan bir varlık değildir. Bütün kaynaklar, yazıldıkları zaman ve mekân şartlarının ürünüdürler ve yazıldıkları tarihsel şartlar içinde bırakılmalıdırlar. Hiçbir metni, sürekli olarak korumaya, yorumlamaya ve başvurmayaihtiyaç yoktur. Bütün metinler ve yapılar, çözümlemesi yapılabilecek insani ürünlerdir. Bütün insani metinler, ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilirler ve tekrar yerlerine konulurlar. İnsan, sadece başkalarının yazdığı ve ürettiği metinleri yorumlayan kişi değildir. İnsan, sürekli olarak anlam kuran, yeni metinler üreten ve yazan öznedir. Bütün metinlerin yazarı, insandır. Hiçbir metin, insan hayatını yazma ayrıcalığına sahip değildir. Metinler karşısında insan, edilgen bir hizmetkâr değildir. İnsan, hiçbir metnin verdiği hükmün taşıyıcısı ve bağımlısı değildir. İnsan, özgür anlam yapıcısıdır. Uygarlık, ahlaktır. Teopolitik düzenler, otoriter ve totaliter ideolojiler, ahlakı emirler, nehiyler ve buyruklar kataloğu olarak dayatmaktadır. Buyruğun olduğu yerde düşünme yoktur. Düşünmenin ve aklın olmadığı bir yerde ahlak, korkuya ve korkutmaya dayalı bir itaat mekanizmasına dönüşmektedir. Uygarlık, ahlaka dış otoritelerin dayattığı bir zorunluluklar ve buyruklar talimatnamesi olarak bakmamaktadır. Uygarlık açısından ahlak, buyruk değildir. Ahlak, korku değildir. Ahlak, itaat değildir. Buyruk, korku ve itaat olan ahlak, ahlak değil, ahlaksızlıktır. Uygarlığın temeli olarak ahlak, bilinçli seçimdir, ötekini tanımadır ve insan onuruna saygıdır. Ahlakın temeli, doğmatizm değildir. Ahlak, hiçbir doğmatizmin tekelinde olan bir mal değildir. Uygarlık, ahlakı, derin ve evrensel bir insani tecrübe haline getirmenin imkanlarını yaratmaktadır. İnsanın, hiçbir doğmatizmi güncelleme şeklinde bir sorumluluğu ve ihtiyacı yoktur. İnsanlığa ve uygarlığa katkı vermeyen bütün doğmatizmlerden kopulmalıdır. Doğmatizmlerin, aşkın güçler adına hakimiyet kurma iddiası, insanlığın ve uygarlığın ihtiyaçlarıyla ve gerçekleriyle bağdaşmamaktadır. Aşkın güçler adına hakimiyet kurma imtiyazını dayatmak, uygarlığı ve insanlığı bitirmek anlamına gelmektedir. Doğmatizmlerden kopuş, insanlık için yeni bir uygarlık alanı açmaktadır. Doğmatizmlerden kopuşun gerçekleştiği durumda maneviyat bir oluş deneyimine dönüşmekte, devlet teopolitikten ayrılmakta, bilgi özgürleşmekte, ahlak özerkleşmekte ve insan özneleşmektedir. Doğmatizmlerden kopuş, uygarlığın yeniden oluşurulması imkanlarının yaratılması anlamına gelmektedir. Uygarlık, çoğulculuğa, vicdana ve derinliğe dayanan insani durumdur. Yeni insani durum olarak uygarlık, tek hakikat yanılsamasını çoğullukla çözmekte, vicdanla dışsal otoritenin yerine içsel sorumluluğu koymakta, yüzeysel hazcılığı ve doğmatik sertliği ise derinlikle aşmaktadır. Yeni insani durum olarak uygarlıkta, din ve doğma, baskı aracı olarak kullanılamaz. Devlet, hiçbir ideolojinin ve dinin hizmetinde olamaz. Hakikat, kapalı ve karanlık bir gizemler tarlası değil, açık ve sınırsız bir ufuktur. Uygarlık, insanı itaat eden bir nesne, kul ve köle olarak kabul etmemektedir. Otoriteryanizm, totaliteryanizm ve doğmatizm çözüldüğünde ve çöktüğünde doğan şey, boşluk ve hiçlik değildir. Doğan varlık, insandır. Devlet, siyaset, hukuk ve eğitim doğmatik olandan arındığı ve ayrıldığı zaman ortaya çıkan şey, yıkım değil, özgürlüktür.  Hakikat tekleştirildiğinde ve tekelleştirildiğinde ortaya çıkan şey, medeniyet değil, bedeviliktir. Uygarlığı büyüten şey, hakikatin çoğullaşmasıdır. Uygarlık, insanı, hiçbir otoritenin kulu, kölesi, tebası ve nesnesi olarak kabul etmemektedir ve konumlandırmamaktadır. Uygarlık, insana kendi anlam dünyasını kuran, ahlakını oluşturan, yaşamını gerçekleştiren özgür birey olarak bakmaktadır. İnsanın uygarlaşması, gelişmesi ve büyümesi, yeryüzünde düşünmeyi, sorgulamayı, barışı, hukuku ve birlikte yaşamayı öğrenmesiyle başlamaktadır.
Ekleme Tarihi: 27 Nisan 2026 -Pazartesi

TEOPOLİTİK ZİHNİYETTEN İNSANİ UYGARLIĞA

Dünya çölleşmektedir. Otoriteryanizm, totaliteryanizm, popülizm, ırkçılık, cinsiyetçilik, fanatizm, bedevi teopolitizm, dünyayı çölleştirmekte, kuraklaştırmakta ve kurutmaktadır. Dünyanın çölleştiği mevcut insani durumda demokrasiye, insan haklarına ve hukuka dayalı insani bir uygarlığın temellerini konuşmak, günümüzün en acil ihtiyacıdır. Otoriter, totaliter, bedevi ve kapalı yapıların, kimliklerin, kültürlerin aşılması ve onların referansları içerisinde modernleşmek, medenileşmek, insanlaşmak mümkün değildir. Medeniyet ve modernlik karşıtı yapıları reforme etmeye kalkmak, modern değerlerin bunlar içinde olduğunu vehmetmek, şimdiye kadar denenen, ama hiçbir şekilde yapıcı ve yaratıcı bir insani durumun ortaya çıkmasına katkı sunmayan boş, verimsiz ve yararsız girişimlerden öteye geçmemiştir. Medeniyet ve modernlik karşıtı zihniyet kalıblarından tamamen koparak, onları aşarak insani uygarlığın temellerini yeniden ortaya koymak çok acil bir gerekliliktir. Köhnemiş ve küflenmiş popülizm, otoriteryanizm, totaliteryanizm, kabilecilik gibi kalıblardan tamamen koparak otantik anlamda modern bir medeniyeti oluşturmaya devam etmek için insani uygarlığın temellerini açık bir şekilde ortaya koymak ve kurmak, çok sahici bir insani ihtiyaçtır.

Uygarlığın en asli temeli, özgürlüktür. Bedevi vahşetin temeli, korkudur. Uygarlık, korkuya değil, özgürlüğe dayanır. Özgürlük, medeniyeti ve modernliği üretir. İnsanı korkutan ve itaate zorlayan, hiçbir sistem ve doğma, medeni ve modern değildir. Modern uygarlık, insanı özgürce düşünmeye, sorumluluk almaya ve anlam kurmaya davet etmektedir. İnsan korku ve özgürlük arasında kalan, bu ikisi arasında gel gitler yaşayan bir varlıktır. Bedevi zihniyet, korkutarak insanları ve toplumları kendine itaate zorlar. Modern uygarlığın amacı, korkuyu ortadan kaldırmak değildir. Modern uygarlığın amacı korkuyu özgürlüğe dönüştürmektir. Uygarlığın ölçüsü, korkuyu özgürlüğe dönüştürmeye çalışan her türlü çabadır, emektir ve gayrettir. Uygarlık, itaat, korku, kapalı ve katı doğmalar etrafında oluşamaz. İtaat, korku ve kapalı kurgular, bedevi vahşet ve zihniyet üretmektedir. Uygarlığı var eden değerler, sorumluluk, cesaret ve açık düşünmedir.

Teoloji, insan tarafından metafiziksel ve aşkın olarak tahayyül edilenin insan tarafından yorumlanması, açıklanması ve konuşulması faaliyetidir. İnsan, metafiziksel ve aşkını konuşmak ve açıklamak yerine metafiziksel güçler adına iktidar rejimleri oluşturmuştur. Metafiziksel otoriteler adına hakimiyet imtiyazı talep etmek, insanın anlam ve maneviyat ufkunu daraltmış ve çürütmüştür. Uygarlık, iktidar talep eden bir teokrasi ve teoloji üzerine inşa edilemez. Teokrasi ve teopolitik, uygarlığın temeli ve tecrübesi değildir. İnsani bir uygarlığın oluşumu için buyuran, dayatan, norm koyan, davranışları ve düşünceleri düzenleyen, düşünceyi, duyguları ve düşleri sınırlandıran ve kontrol eden bedevi teopolitiğe ihtiyaç yoktur. Uygarlık, insanın kendi iç derinliklerinde tecrübe ettiği, kendini oluşturduğu sahici bir ahlaki ve manevi tecrübeyi gerektirmektedir. Uygarlığın dayandığı temel, otoriter ve totaliter nitelikteki bedevi teopolitik değil, oluşa dayanan özgür ahlak ve maneviyattır.

Aşkın adına hâkim olma saplantısından insanlık kurtulmalıdır. Aşkın olanı oluşturma, bir anlam üretme kaynağına dönüşmemiştir. Aşkın ve metafiziksel olarak kabul edilen kabuller ve kurgular, siyasal ve sosyal hegemonyanın   en güçlü kaynaklarından biri olarak kullanılmıştır. Aşkın olanın hegemonyayla birleşmesi, insanı küçültmüş, katılaştırmış ve kapatmıştır. Teopolitik, insanı kendisine ve doğaya yabancılaştırmaktadır ve yapaylaştırmaktadır. Teopolitik, hakikat adına konuştuğunu, buyurduğunu ve hükmettiğini iddia eden zihniyettir.  Teopolitik, hakikati hegemonya uğruna her zaman kendi içinde üretmektediir. Teopolitik sistemler, hakikat ve hegemonya ilişkisini kapatırlar, görünmez kılarlar ve mutlaklaştırırlar.

Modern uygarlık, teopolitiğin hakikat ve hegemonya arasında kurduğu özdeşliği kırar ve aşar. Modern uygarlıkta hakikat, tek değildir ve tekleştirilemez. Uygarlık, hakikatlerin çoğulluluğuna ve sürekli oluşturulmasına dayanır. Bedevi zihniyet, aşkın olanı kabileleştirir ve mutlaklaştırır. Uygarlık, aşkın olanı mutlaklaştırmaz ve insanileştirir. Her birey, yaşadığı aşkınlık ve maneviyat tecrübesini özgürce yorumlayabilir. Hiçbir otorite, aşkın olan üzerinde sahip olma ve yorumlama tekeline sahip değildir.  Aşkın olarak yaşanan tecrübenin, hegemonya üretmeyeceği konusunda bir anlayışın oluşturulması, uygarlığın oluşumu için olmazsa olmazdır. İnsanın uygarlaşması ve özgürleşmesi için hegemonik olan ve aşkın olan birbirinden ayrılmalıdır ve uzaklaştırılmalıdır.

İnsan, sekülerdir. Uygarlığı oluşturan ve kuran özne, seküler insandır. Uygarlık, seküler bir oluşumdur. Seküler insan, aklıyla ve tecrübesiyle devleti, siyaseti, hukuku, eğitimi ve ahlakı oluşturur. Seküler medeniyet, siyaset, devlet, hukuk, eğitim ve ahlak üzerinde tahakküm eden bütün teopolitik anlayışlara kapalıdır.

Seküler uygarlık, bilginin bağımsızlığını gerektiriri. Bilginin, bir kaynağa ve kimliğe bağımlı olduğu bir yerde uygarlık oluşmaz. Seküler uygarlık, insanların çoğul düşünmesine imkân verir. Seküler uygarlıkta mutlak tek düşünce ve doğma yoktur. Seküler uygarlıkta, vicdan özgürdür. Vicdan üzerine tahakküm etmek ve onu dışsal otoriteye bağımlı kılmak, uygarlıkla bağdaşmamaktadır. Seküler uygarlık, insanın ontolojik, epistemik ve aksiyolojik özgürlüğünü savunur. İnsanı boşluğa ve nihiliizme düşüren şey, sekülerlik değildir. İnsanı boşluğa, hiçliğe, silikliğe düşüren şey, teopolitiktir, doğmatizmdir, kabileciliktir ve bedeviliktir. Sekülerlik, uygarlığın dayandığı ve geliştiği varoluşsal zemindir, temeldir ve değerdir. İnsan, özgürce hayata, doğaya ve insana dair düşünebildiğinde ve yaşadığında sahici anlamda insan olmanın ve kalmanın imkanlarına sahip olmaktadır.

Hiçbir kimlik, doğma, inanç, kültür ve kaynak, hakikatin kendisi veya temsilcisi değildir. Otoriter, totaliter ve teopolitik düzenler, hakikati kendilerine ait bir mal ve miras gibi dayatırlar Malın ve mirasın mantığı şudur: Mal, miras alınır, korunur ve aktarılır. Hakikat, bir mal ve miras değildir. Hakikatin mal ve miras olarak kabul edildiği yer, bedevi doğmatizmin ve zihniyetin hükümran olduğu yerdir. Modern uygar anlayışta hakikat, sürekli yeniden kurulan süreçlerle oluşturulan deneyimlerdir, birikimlerdir ve bilgilerdir.

Uygarlık, hakikate sabit bir mal ve miras olarak bakmaz. Hakikat, sabit değildir. Hakikat, kapalı değildir. Hakikat, mülkiyet değildir. Teklik ve mutlaklık iddiasında bulunan bir hakikat kurgusu, hegemonya stratejisidir. Hakikati tekleştiren ve tekeline alan yapı, eleştiriyi ortadan kaldırır. Eleştiriyi dışlayan, kendisinin mutlak doğru olduğunu iddia eden sabit, kapalı ve tekelci kurgular, hakikat değil, yanılsamadırlar. Uygarlık, hakikate çoğulcu, eleştirel, açık uçlu ve tartışmaya dayalı süreçlerden oluşan bir insani tecrübe olarak bakmaktadır.

Bedevi zihniyetler, teopolitik düzenler, otoriter ve totaliter sistemler, insanı   mutlak doğru kabul ettikleri metinlerin ve kaynakların nesnesi haline getirmektedirler. Nesneleştirilen insandan beklenen şey, mutlak otorite olarak kabul edilen metne inanmak, onu tekrar etmek, ezberlemek, her şeyin çözümünün o metinde olduğuna inanmak, o metnin   bir yorumcusu ve taşıyıcısı olmaktır. Nesneleştirilen insandan beklenen şey, metne kul olmaktır ve bağımlı olmaktır.

Uygarlık, insanlığın bütün metinlerine dayanan bir tecrübedir. Hiçbir metin, tek başına bütün insanlık ve uygarlık için yeterli değildirler.   Hayatın anlamı ve amacı, hiçbir metinde bulunmamaktadır. İnsan, ihtiyaç duyduğu anlamı ve amacı, aklıyla, birikimiyle ve bilgisiyle kendisi oluşturmaktadır. Anlamın kurucusu ve yaratıcısı metinler değil, insandır. Uygarlık, insana metnin kölesi olarak değil, dünyanın ve hayatın kurucusu olarak bakmaktadır. Hiçbir metin veya kurgu, varlığın temeli değildir. Hiçbir metin, aşkın siyasal, sosyal, kültürel ve entelektüel otorite konumunda değildir…  İnsan, varlığın temelidir. Varlığın temeli olarak insanı düşünmek, varoluşsal derinliktir. Uygarlık, insanın ötesinde ve üstünde olduğu vehmedilen otoritelerin, güçlerin ve kurguların eseri değildir. İnsanın felsefe, bilim, sanat, edebiyat, müzik, hukuk, mitoloji, maneviyat, ahlak şeklinde ürettiği anlam süreçleri ve deneyimleri sonucunda ortaya çıkan insanlık durumunun adı uygarlıktır.

İnsan, sonsuza kadar hiçbir metnin anlamını yorumlama sorumluluğunu taşıyan bir varlık değildir. Bütün kaynaklar, yazıldıkları zaman ve mekân şartlarının ürünüdürler ve yazıldıkları tarihsel şartlar içinde bırakılmalıdırlar. Hiçbir metni, sürekli olarak korumaya, yorumlamaya ve başvurmayaihtiyaç yoktur. Bütün metinler ve yapılar, çözümlemesi yapılabilecek insani ürünlerdir. Bütün insani metinler, ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilirler ve tekrar yerlerine konulurlar. İnsan, sadece başkalarının yazdığı ve ürettiği metinleri yorumlayan kişi değildir. İnsan, sürekli olarak anlam kuran, yeni metinler üreten ve yazan öznedir. Bütün metinlerin yazarı, insandır. Hiçbir metin, insan hayatını yazma ayrıcalığına sahip değildir. Metinler karşısında insan, edilgen bir hizmetkâr değildir. İnsan, hiçbir metnin verdiği hükmün taşıyıcısı ve bağımlısı değildir. İnsan, özgür anlam yapıcısıdır.

Uygarlık, ahlaktır. Teopolitik düzenler, otoriter ve totaliter ideolojiler, ahlakı emirler, nehiyler ve buyruklar kataloğu olarak dayatmaktadır. Buyruğun olduğu yerde düşünme yoktur. Düşünmenin ve aklın olmadığı bir yerde ahlak, korkuya ve korkutmaya dayalı bir itaat mekanizmasına dönüşmektedir. Uygarlık, ahlaka dış otoritelerin dayattığı bir zorunluluklar ve buyruklar talimatnamesi olarak bakmamaktadır. Uygarlık açısından ahlak, buyruk değildir. Ahlak, korku değildir. Ahlak, itaat değildir. Buyruk, korku ve itaat olan ahlak, ahlak değil, ahlaksızlıktır. Uygarlığın temeli olarak ahlak, bilinçli seçimdir, ötekini tanımadır ve insan onuruna saygıdır. Ahlakın temeli, doğmatizm değildir. Ahlak, hiçbir doğmatizmin tekelinde olan bir mal değildir. Uygarlık, ahlakı, derin ve evrensel bir insani tecrübe haline getirmenin imkanlarını yaratmaktadır.

İnsanın, hiçbir doğmatizmi güncelleme şeklinde bir sorumluluğu ve ihtiyacı yoktur. İnsanlığa ve uygarlığa katkı vermeyen bütün doğmatizmlerden kopulmalıdır. Doğmatizmlerin, aşkın güçler adına hakimiyet kurma iddiası, insanlığın ve uygarlığın ihtiyaçlarıyla ve gerçekleriyle bağdaşmamaktadır. Aşkın güçler adına hakimiyet kurma imtiyazını dayatmak, uygarlığı ve insanlığı bitirmek anlamına gelmektedir. Doğmatizmlerden kopuş, insanlık için yeni bir uygarlık alanı açmaktadır. Doğmatizmlerden kopuşun gerçekleştiği durumda maneviyat bir oluş deneyimine dönüşmekte, devlet teopolitikten ayrılmakta, bilgi özgürleşmekte, ahlak özerkleşmekte ve insan özneleşmektedir. Doğmatizmlerden kopuş, uygarlığın yeniden oluşurulması imkanlarının yaratılması anlamına gelmektedir.

Uygarlık, çoğulculuğa, vicdana ve derinliğe dayanan insani durumdur. Yeni insani durum olarak uygarlık, tek hakikat yanılsamasını çoğullukla çözmekte, vicdanla dışsal otoritenin yerine içsel sorumluluğu koymakta, yüzeysel hazcılığı ve doğmatik sertliği ise derinlikle aşmaktadır. Yeni insani durum olarak uygarlıkta, din ve doğma, baskı aracı olarak kullanılamaz. Devlet, hiçbir ideolojinin ve dinin hizmetinde olamaz. Hakikat, kapalı ve karanlık bir gizemler tarlası değil, açık ve sınırsız bir ufuktur. Uygarlık, insanı itaat eden bir nesne, kul ve köle olarak kabul etmemektedir.

Otoriteryanizm, totaliteryanizm ve doğmatizm çözüldüğünde ve çöktüğünde doğan şey, boşluk ve hiçlik değildir. Doğan varlık, insandır. Devlet, siyaset, hukuk ve eğitim doğmatik olandan arındığı ve ayrıldığı zaman ortaya çıkan şey, yıkım değil, özgürlüktür.  Hakikat tekleştirildiğinde ve tekelleştirildiğinde ortaya çıkan şey, medeniyet değil, bedeviliktir. Uygarlığı büyüten şey, hakikatin çoğullaşmasıdır. Uygarlık, insanı, hiçbir otoritenin kulu, kölesi, tebası ve nesnesi olarak kabul etmemektedir ve konumlandırmamaktadır. Uygarlık, insana kendi anlam dünyasını kuran, ahlakını oluşturan, yaşamını gerçekleştiren özgür birey olarak bakmaktadır. İnsanın uygarlaşması, gelişmesi ve büyümesi, yeryüzünde düşünmeyi, sorgulamayı, barışı, hukuku ve birlikte yaşamayı öğrenmesiyle başlamaktadır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.