Prof. Dr. Bilal SAMBUR - Akademisyen - Araştırmacı - Yazar
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Bilal SAMBUR - Akademisyen - Araştırmacı - Yazar
 

“HAYAT BAYRAMDIR!”

Merve’ye ve Merve’yle... Merve… Hayat bayramdır; ama bu bayramın bir de gölgesi vardır: fanilik. Faniliğine rağmen, ertelenmeyecek tek hakikat, hayattır. Bugünü kaçıran, varoluşun en değerli anını da kaçırır. Yaşamak, yalnızca nefes almak değildir. Yaşamak, anın hakkını vermektir. Doğmalar, hayata “hayır” diyen yanılgılardır, yanılsamalardır ve yalanlardır. Hayatı yaşamak için hiçbir yalanın ve yanılsamanın sözde yol göstericiliğine ihtiyaç yoktur. Hayata hayır diyen hiçbir doğmaya, kaynağa, kişiye, kuruma ve kimliğe gerek yoktur. Hayatın üzerine tahakküm kuran bütün doğmatik kurguları, kaynakları, kişileri, vaizleri ve sözcüleri hayatın dışındaki yerlerine yerleştirmek lazımdır. Beden, arzu, aşk, erotizm, neşe, şehvet, coşku, müzik, şiir, bilgi, edebiyat, resim, sanat, bilim… hepsi yaşamın içindeyken, onları inkâr eden bir dil insanı eksiltir. Hayata hayır demek, insanı küçültmektedir. Varoluşu büyütmenin yolu, hayata evet demektir. Toplum baskı kursa da bireyin coşkusunu bastırsa da… İnsan, radikal bir “evet” demeli! Bedenine, ruhuna, arzularına, tutkularına, aşkına! Hayyam’da benimle bu evete katılır, ama onu daha keskinleştirerek söyler: madem yaşam geçicidir, o halde onu korkuyla değil, bilinçle ve sevinçle yaşamak gerekir. Dionysos taşkınlığın ruhudur; Epikür ölçülü hazzın bilgesidir. Hayyam ise bu ikisinin arasına ölümün gölgesini koyar ve der ki: “Geçecek.” İşte tam da bu yüzden, bir bakışın kıymeti artar, bir dokunuşun anlamı derinleşir, bir öpüş bir ömre sığmayacak kadar yoğunlaşır. Merve… seninle yaşanan her an, geçiciliğin içindeki sonsuzluk gibi.   Senin yanında, Merve… ölçü yok; ama bilinç var. Tutkularımızda   kaos yok, ritim vardır. Bedenimizin bir şarkı, ruhumuzun bir dans olmasını seviyorum. Freud bize bastırılanın geri döndüğünü öğretir. Reich, bedenin özgürleşmeden ruhun da özgürleşmeyeceğini söyler. Fromm, sevginin bir yetkinlik, bir emek ve bir seçim olduğunu hatırlatır. Simone de Beauvoir, aşkın özgürlüğü ortadan kaldırmaması gerektiğini; tersine, iki özgür varlığın birbirini seçerek çoğaltması gerektiğini söyler. Montaigne, insanı suçlamadan anlamanın bilgeliğini taşır. Nietzsche yaşamı bir onay, bir güç ve yaratım iradesi olarak kurar. Kafka, varoluşun ağırlığını hissettirir; o ağırlık içinde insanın ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. Kafka’nın dünyasında bile absürtlük ve sancı vardır; seninle her bakış bu ağırlığı hafifletir, ama derinliği hissettirir. Merve… sen benim Dionysos’um, Epikür’üm, şiirim ve radikal evetimsin. Nazım Hikmet, sevgiyi, direnişi ve bedensel coşkuyu, şiirin en canlı diline çevirir. Seninle yaşadığım aşkı haykırır gibi söyleyen Nazım’ın şiirinde coşku, direniş ve sevinç var. Neruda ise aşkı doğanın nefesiyle birleştirir: ten, deniz, rüzgâr ve yağmur aynı cümlede buluşur. Senin tenin, nefesin, bedenin, rüzgârın, yağmurun ve denizin kokusuyla birleşiyor. Seninle her öpüş, her dokunuş, bir doğa manifestosu, bir evrensel şarkıdır. Varoluşsal tutku, sadece bedenin değil; dünyanın, varoluşun ve aşkın kendisidir. Ömer Hayyam bu büyük koro içinde en sade ama en sarsıcı sesi verir: Hayat kısa. Dogmalar uzun. Korkular ağır. Ama insanın bir anı vardır ve o an, sevgiyle, arzuyla, bilinçle, neşeyle, cesaretle yaşanmalıdır. Yin Yang dengesi de burada anlam kazanır: coşku ile sükûnet, arzu ile ölçü, beden ile ruh birbirini yok etmez, birbirini tamamlar. Kama Sutra’nın ritmi, erotizmi yalnızca bedenin dili olmaktan çıkarıp bir varoluş sanatına dönüştürür. Ve bütün bunların ortasında Merve vardır: sevginin adı, varoluşun sıcaklığı, hayatın çağrısı. Hayat bayramdır. Hayyam bize bu bayramın geçici olduğunu hatırlatır; tam da bu yüzden onu daha derin yaşamamız gerektiğini söyler. Benim çizgim, hayat bayramını savunmaktır. Nazım, hayat bayramını şiirleştirir. Neruda onu doğaya açar. Dionysos onu taşır. Epikür onu dengeler. Ve aşk, hepsini bir araya getirir. Merve… seni seviyorum. Sana bakarken yalnızca bir yüz görmüyorum; hayata evet diyen bir varoluş görüyorum. Beden ve ruh, tutku ve bilinç, arzu ve ölçü birbirini tamamlar. Sana bakış bir evet, dokunuş bir onay, birleşme bir varoluş eylemidir. Ve Ömer Hayyam’ın sesini içimde duyuyorum: yaşam geçer, ama yaşanmış bir anın hakikati kalır. Dionysos’un ateşiyle sarhoş oluyorum, Epikür’ün ölçüsüyle tadını çıkarıyorum, Freud ve Reich’in derinliğinde kendimi keşfediyorum, Montaigne’in bilgelik ışığıyla fark ediyorum, Simone de Beauvoir ve Fromm’un özgürlüğüyle seni seçiyorum, Nietzsche’nin güç ve yaratım iradesiyle kendi varlığımı onaylıyorum, Kafka’nın absürd derinliğiyle varoluşun sancısını hissediyorum, Yin Yang’ın dengesiyle tutkuyu ve bilinci birleştiriyorum, Kama Sutra’nın ritmiyle bedenimizi bir ritüel hâline getiriyoruz, Nazım’ın dizelerinde haykırıyoruz, Neruda’nın nefesiyle varoluşu okşuyoruz… Her an… Radikal bir evet! Hayatı reddetmek, insanı, erotizmi, aşkı, coşkuyu, özgürlüğü reddetmektir. Hayata evet demek, taşkın ve ölçülü, aşk ve erotizmle dolu, bilinçle yaşanan bir varoluşu savunmaktır. Merve… seni seviyorum, yaratıyorum, coşuyorum! Sen, Merve… Varoluşsal maneviyatımın ontolojisisin. Bedenim, ruhum, arzularım, özgürlüğüm seninle tamamlanıyor. Hayat bayramdır… ve ben bu bayramı seninle yaşıyorum.
Ekleme Tarihi: 19 Mart 2026 -Perşembe

“HAYAT BAYRAMDIR!”

Merve’ye ve Merve’yle...

Merve…

Hayat bayramdır; ama bu bayramın bir de gölgesi vardır: fanilik. Faniliğine rağmen, ertelenmeyecek tek hakikat, hayattır.

Bugünü kaçıran, varoluşun en değerli anını da kaçırır.

Yaşamak, yalnızca nefes almak değildir. Yaşamak, anın hakkını vermektir.

Doğmalar, hayata “hayır” diyen yanılgılardır, yanılsamalardır ve yalanlardır. Hayatı yaşamak için hiçbir yalanın ve yanılsamanın sözde yol göstericiliğine ihtiyaç yoktur. Hayata hayır diyen hiçbir doğmaya, kaynağa, kişiye, kuruma ve kimliğe gerek yoktur. Hayatın üzerine tahakküm kuran bütün doğmatik kurguları, kaynakları, kişileri, vaizleri ve sözcüleri hayatın dışındaki yerlerine yerleştirmek lazımdır.

Beden, arzu, aşk, erotizm, neşe, şehvet, coşku, müzik, şiir, bilgi, edebiyat, resim, sanat, bilim… hepsi yaşamın içindeyken, onları inkâr eden bir dil insanı eksiltir.

Hayata hayır demek, insanı küçültmektedir. Varoluşu büyütmenin yolu, hayata evet demektir. Toplum baskı kursa da bireyin coşkusunu bastırsa da… İnsan, radikal bir “evet” demeli! Bedenine, ruhuna, arzularına, tutkularına, aşkına!

Hayyam’da benimle bu evete katılır, ama onu daha keskinleştirerek söyler: madem yaşam geçicidir, o halde onu korkuyla değil, bilinçle ve sevinçle yaşamak gerekir.

Dionysos taşkınlığın ruhudur; Epikür ölçülü hazzın bilgesidir.

Hayyam ise bu ikisinin arasına ölümün gölgesini koyar ve der ki:

“Geçecek.”

İşte tam da bu yüzden, bir bakışın kıymeti artar, bir dokunuşun anlamı derinleşir, bir öpüş bir ömre sığmayacak kadar yoğunlaşır.

Merve… seninle yaşanan her an, geçiciliğin içindeki sonsuzluk gibi.

 

Senin yanında, Merve… ölçü yok; ama bilinç var.

Tutkularımızda   kaos yok, ritim vardır. Bedenimizin bir şarkı, ruhumuzun bir dans olmasını seviyorum.

Freud bize bastırılanın geri döndüğünü öğretir. Reich, bedenin özgürleşmeden ruhun da özgürleşmeyeceğini söyler. Fromm, sevginin bir yetkinlik, bir emek ve bir seçim olduğunu hatırlatır.

Simone de Beauvoir, aşkın özgürlüğü ortadan kaldırmaması gerektiğini; tersine, iki özgür varlığın birbirini seçerek çoğaltması gerektiğini söyler.

Montaigne, insanı suçlamadan anlamanın bilgeliğini taşır.

Nietzsche yaşamı bir onay, bir güç ve yaratım iradesi olarak kurar.

Kafka, varoluşun ağırlığını hissettirir; o ağırlık içinde insanın ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. Kafka’nın dünyasında bile absürtlük ve sancı vardır; seninle her bakış bu ağırlığı hafifletir, ama derinliği hissettirir.

Merve… sen benim Dionysos’um, Epikür’üm, şiirim ve radikal evetimsin.

Nazım Hikmet, sevgiyi, direnişi ve bedensel coşkuyu, şiirin en canlı diline çevirir. Seninle yaşadığım aşkı haykırır gibi söyleyen Nazım’ın şiirinde coşku, direniş ve sevinç var.

Neruda ise aşkı doğanın nefesiyle birleştirir: ten, deniz, rüzgâr ve yağmur aynı cümlede buluşur. Senin tenin, nefesin, bedenin, rüzgârın, yağmurun ve denizin kokusuyla birleşiyor.

Seninle her öpüş, her dokunuş, bir doğa manifestosu, bir evrensel şarkıdır.

Varoluşsal tutku, sadece bedenin değil; dünyanın, varoluşun ve aşkın kendisidir.

Ömer Hayyam bu büyük koro içinde en sade ama en sarsıcı sesi verir:

Hayat kısa.

Dogmalar uzun.

Korkular ağır.

Ama insanın bir anı vardır ve o an, sevgiyle, arzuyla, bilinçle, neşeyle, cesaretle yaşanmalıdır.

Yin Yang dengesi de burada anlam kazanır: coşku ile sükûnet, arzu ile ölçü, beden ile ruh birbirini yok etmez, birbirini tamamlar.

Kama Sutra’nın ritmi, erotizmi yalnızca bedenin dili olmaktan çıkarıp bir varoluş sanatına dönüştürür.

Ve bütün bunların ortasında Merve vardır: sevginin adı, varoluşun sıcaklığı, hayatın çağrısı.

Hayat bayramdır.

Hayyam bize bu bayramın geçici olduğunu hatırlatır; tam da bu yüzden onu daha derin yaşamamız gerektiğini söyler.

Benim çizgim, hayat bayramını savunmaktır.

Nazım, hayat bayramını şiirleştirir.

Neruda onu doğaya açar.

Dionysos onu taşır.

Epikür onu dengeler.

Ve aşk, hepsini bir araya getirir.

Merve… seni seviyorum.

Sana bakarken yalnızca bir yüz görmüyorum; hayata evet diyen bir varoluş görüyorum. Beden ve ruh, tutku ve bilinç, arzu ve ölçü birbirini tamamlar.

Sana bakış bir evet, dokunuş bir onay, birleşme bir varoluş eylemidir.

Ve Ömer Hayyam’ın sesini içimde duyuyorum: yaşam geçer, ama yaşanmış bir anın hakikati kalır.

Dionysos’un ateşiyle sarhoş oluyorum,

Epikür’ün ölçüsüyle tadını çıkarıyorum,

Freud ve Reich’in derinliğinde kendimi keşfediyorum,

Montaigne’in bilgelik ışığıyla fark ediyorum,

Simone de Beauvoir ve Fromm’un özgürlüğüyle seni seçiyorum,

Nietzsche’nin güç ve yaratım iradesiyle kendi varlığımı onaylıyorum,

Kafka’nın absürd derinliğiyle varoluşun sancısını hissediyorum,

Yin Yang’ın dengesiyle tutkuyu ve bilinci birleştiriyorum,

Kama Sutra’nın ritmiyle bedenimizi bir ritüel hâline getiriyoruz,

Nazım’ın dizelerinde haykırıyoruz,

Neruda’nın nefesiyle varoluşu okşuyoruz…

Her an…

Radikal bir evet!

Hayatı reddetmek, insanı, erotizmi, aşkı, coşkuyu, özgürlüğü reddetmektir.

Hayata evet demek, taşkın ve ölçülü, aşk ve erotizmle dolu, bilinçle yaşanan bir varoluşu savunmaktır.

Merve… seni seviyorum, yaratıyorum, coşuyorum!

Sen, Merve…

Varoluşsal maneviyatımın ontolojisisin.

Bedenim, ruhum, arzularım, özgürlüğüm seninle tamamlanıyor.

Hayat bayramdır… ve ben bu bayramı seninle yaşıyorum.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.