Prof. Dr. Bilal SAMBUR - Akademisyen - Araştırmacı - Yazar
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Bilal SAMBUR - Akademisyen - Araştırmacı - Yazar
 

VAROLUŞSAL LAİKLİK: ÖZGÜRCE YAŞAMAYA CÜRET ET!

İnsanlığın, modern dönemdeki en asli kazanımlarının başında laiklik gelmektedir. İnsanlığın en büyük değerli kazanımlarının başında laiklik gelmesine rağmen, laikliğin salt bir siyasal ilkeye indirgenmesi büyük talihsizliktir. Laiklik, bir siyasal ilkeden fazlasını ifade etmektedir. Laiklik, din-devlet ayırımından fazlasıdır. Laiklik, insanın varoluşsal özgürlüğüdür. İnsan, hiçbir otoriteye, kutsala, kaynağa ve kimliğe doğal olarak bağımlı bir varlık değildir. Doğduktan sonra aile, eğitim, gelenek, devlet ve din gibi kurumlar tarafından insan, bir kimliğe, kültüre, doğmaya, kutsala ve otoriteye bağımlı hale getirilmektedir. Başka bir ifade ile insan, bağımlı değildir, fakat bağımlı yapılmaktadır. İnsanın doğal gerçekliği, bağımlı bir varlık olması değildir. İnsan, aklıyla, bilgisiyle ve birikimiyle kendi anlam dünyasını kurabilen özgür ve özgün birey olma kapasitesine, yeteneğine ve imkânına sahiptir. Laiklik, insanın aklıyla, bilgisiyle, deneyimiyle kendisine özgü anlam dünyasını özgürce ve özgünce kurmasını savunan varoluşsal anlayıştır. Laiklikte her şey insanla vardır. Önceliğin, önemin ve ölçünün insan olması, laikliğin varoluşsal boyutudur. İnsanın ilk başa alınması, onun özünü, özgürlüğünü ve özgünlüğünü var eden yaratıcı birey olmasının önünü açmaktadır. Varoluşsal laiklik açısından özgür birey her şeyin ölçüsüdür.  Laiklik, önce insanüstü ve ötesi bir varlığın olmasıyla başlamaz. Laikliğin logosu, insandır. Varoluşsal laiklik, insanı irade ve özgürlük sahibi özne olarak   kendi anlamını, değerini, varlığını ve bilgisini kendinden ve doğadan üretme kapasitesine ve yeteneğine sahip olduğunu kabul eder. Dışsal hiçbir otorite, insan için varlık, bilgi, değer ve anlam kaynağı değildirler. Dışsal hiçbir otorite, insan için varoluşsal temel ve zemin olamazlar. Hiçbir otorite, insanın üstünde değildir. Laiklik, bütün otoriteleri, kurumları, kaynakları ve kalıbları, insan altı hale getirmektedir. Bütün otoriteler, kurumlar, kaynaklar, kimlikler ve kültürler, insan yapımı olan kurgular olarak insan altıdırlar. Hiçbir otorite, insan üzerinde varoluşsal vesayet kurma imtiyazına ve hakkına sahip değildir. Laiklik, hiçbir güç adına insanın üstüne ontolojik kayyumlar ve vasiler atanmasını reddetmektedir. Kutsal adına hiçbir otorite, insan üzerinde kutsal vesayet düzeni oluşturamaz. Varoluşsal laiklik, kutsalı insana hükmeden insan ötesi ve üstü bir hakimiyet, siyaset ve devlet düzeni olarak tanımlamamaktadır. Varoluşsal laiklik açısından kutsal, insanın iç derinliği olan vicdanında kendi insanlığını gerçekleştirmeye yoğunlaşması anlamına gelmektedir. İnsanın kendi kendine yoğunlaşması, en asli maneviyat tecrübesidir. Kendini gerçekleştirmeye yoğunlaşan bir maneviyat tecrübesine sahip birey, kendi dışında, üstünde ve ötesinde hiçbir otoriteye itaat etmek zorunda olmadığı gibi, böyle bir ihtiyacı da yoktur. Varoluşsal laiklik, itaati insani ve manevi bir değer olmaktan çıkarmaktadır. İtaat, insani bir ihtiyaç değildir. Varoluşsal laiklik, kendine yoğunlaşan ve kendisini gerçekleştirmeye çalışan insanı, sorumlu özgür birey olarak görmektedir. Varoluşsal laiklikte merkezi değer, itaat değil, sorumluluktur. İtaat yönelimli insan tipiyle sorumluluk yönelimli insan tipi arasında radikal bir farklılık vardır. İtaate bağımlı insan tipi, hep kendi dışındaki otoritelere güvenlik kaynağı olarak bağımlı olan, belirsizlikten korkan ve sorumluluğu yüklenmek yerine özgürlüğünü ve sorumluluğunu hep başkalarına devreden silik, sinik ve saplantılı bir tiptir. İtaat, rahatlık ve mutluluk olarak anlaşılmaktadır. “İtaat et, rahat et” ve “Yüzde yüz itaat, yüzde yüz saadet” şeklindeki ifadeler, itaatin rahatlık ve mutluluk olarak anlaşıldığını göstermektedir. İtaat kültüründe, insanın kendisine özgü bir yaşam stili üretme ihtiyacı yoktur. İtaat kültürü ve kimliği, suçluluk, korku, kontrol ve bağımlılık şeklinde saplantılı, verimsiz ve boğucu   durumlar üretmektedir. İtaat kültürü, insanın özgürlük, tutku ve haz başta olmak üzere yaşama sevincine ve coşkusuna dair her şeyi etkisizleştirmektedir. Varoluşsal laiklik, insana bir cennet bahçesi vadetmemektedir. Sorumluluk yönelimli insan tipi, hayatın kaygılarla ve belirsizliklerle dolu bir macera olduğunu kabul eder ve hayatta yapılan seçimlerin bütün sonuçlarının sorumluluğunun tamamen bireye ait olduğunu benimser. İnsanın önünde sosyal, siyasal, manevi ve ahlaki anlamda konulan gelenek denilen kurgusal yapı içinde hazırlanmış paketler dayatılmamaktadır. Her birey, diğer insanlarla beraber kendi yaşam stilini, değerini, anlamını ve amacını üretmekle sorumludur. Varoluşsal laiklik sorumluluğu, risk, cesaret ve yaratıcılık imkânı olarak anlamaktadır. Bireyin sosyal, siyasal, ekonomik, ideolojik, dini, kültürel ve özel alanda yapmış olduğu tercihlerin sorumluluğu bireye aittir. Varoluşsal laikliğe göre insanın merkezi, temeli, kaynağı ve zemini vicdandır. Din, ahlak ve maneviyat, vicdan işidirler. Siyasete, devlete ve hukuka hükmetmek amacında olan teokratik ideolojiler için, vicdan önemsiz ve değersiz bir kelimeden öte bir anlam ifade etmemektedir. Vicdanı merkeze koyan varoluşsal laiklik, özgür iradeden, seçimden ve vicdandan doğan bir yaşamın ahlaki olacağını esas almaktadır. Ahlakın kaynağı, insanın kendi varoluşsal derinliğidir. Dışsal otoritelerden, kaynaklardan ve kurumlardan gelen buyruklarla, emirlerle ve yasaklarla, insanın ahlaki bir özne olması mümkün değildir. Ahlaki tecrübenin gerçekleşmesi, bireysel özgürlükle ve vicdani derinlikle mümkündür. Aklının ve vicdanının buyruğunu dinleyerek özgürce seçimlerde bulunan birey, yaptığı davranışların sorumluluğunu üstüne alır ve her deneyim onun olgunlaşmasına katkı sunabilir. Hiçbir kimlik ve kültür, insanın donmuş, durağan ve değişmez kaderi değidir. Bütün dinsel, mezhepsel, ideolojik, sınıfsal, kültürel ve coğrafik kimlikler, tarihin belirli zamanlarında ve mekanlarında kurgulanmış ve sürekli değişikliklere uğramış insan yapımı yapay kurgulardır. Hiçbir kimlik ve kültür, insanın üstünde olan tartışılmaz ve sorgulanmaz nitelikte yüce otorite pozisyonunda değildir. Varoluşsal laiklik, insana istediği kimliği seçme, değiştirme ve sorgulama özgürlüğü tanımaktadır. Asıl olan insandır, kimlik ve kültür insandan sonra gelmektedir. İnsan bedeniyle vardır. Beden, insana aittir. Beden üzerinde tahakküm kurma hakkına ve imtiyazına hiçbir güç, kimlik, kurum, kaynak, otorite ve doğma sahip değildir. İnsana arzularını bastırmasını dayatan bütün teolojiler, özgürlüğü ve kişiyi cılızlaştırmaktadırlar. İnsan, bedeniyle ve arzularıyla güçlenebilir ve gelişebilir. Varoluşsal laiklik, kişinin bedeninin sahibi olarak bedeniyle ve arzularıyla barışık olmasını öngören bir zihniyettir. Laiklik, bireyi dinsel, sosyal ve siyasal otoritelere sığınmak zorunda olan bir sığınmacı olarak görmemektedir. Varoluşsal laiklik, dış otoritelerden (devlet, din, aile, kimlik gibi) bağımsız olarak kişinin kendi vicdanı ve aklı üzerine yoğunlaşarak kendini geliştirmesini ve değiştirmesini savunmaktadır. Varoluşsal laikliğin yolu, belirsizliklerle dolu çetin ve zahmetli bir yoldur. Özgürlüğü, sorumluluğu ve aklı esas alan varouşsal laiklik, devletle beraber, birey ve toplumun da laik olmasını gerektirmektedir. Laiklik, sadece devletin niteliği değildir. Laiklik, devletin, bireyin ve toplumun bir niteliğidir. Laik devlet, ancak laik bireyin ve laik toplumun olduğu yerde varolur. Siyasal laiklik, varoluşsal laikliğin zorunlu bir sonucudur. Varoluşsal laiklik, din ve devleti birbirinden ayırmak suretiyle devleti inançlar karşısında tarafsız hale getirmektedir. Devlet dine müdahale etmeyeceği gibi, din de devlete, siyasete ve hukuka müdahale etmemelidir. Din-devlet ayrılığının amacı, bireyi, güçlendirmektir. İfade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü başta olmak üzere bireysel özgürlüklerle bireyin ve toplumun güçlendirilmesi ve geliştirilmesi, varoluşsal laikliği birey lehine bir özgürlükler anlayışı haline getirmektedir. Dinin devlete hükmettiği bir anlayışta, birey ve toplum zayıflatılmakta ve sistematik bir şekilde yok edilmektedir. Laiklik, din-devlet ayrılığına indirgenmiş bir siyasal prensipten ibaret değildir. Şekli olarak laikliğin anayasada yer alması yeterli değildir. Laiklik, insanın bireysel onurunun ve özgürlüğünün varoluşsal temelidir. İnsanın özgürce yaşayabilmesi için ekmek ve su gibi laikliğe ihtiyacı vardır. Doğmaların ördüğü korkularla dolu bir hayattan kurtulmak için laikliğe ihtiyaç vardır. Varoluşsal laiklik, özgürce yaşamaya cüret ve cesaret etmenin zihniyetidir.
Ekleme Tarihi: 21 Şubat 2026 -Cumartesi

VAROLUŞSAL LAİKLİK: ÖZGÜRCE YAŞAMAYA CÜRET ET!

İnsanlığın, modern dönemdeki en asli kazanımlarının başında laiklik gelmektedir. İnsanlığın en büyük değerli kazanımlarının başında laiklik gelmesine rağmen, laikliğin salt bir siyasal ilkeye indirgenmesi büyük talihsizliktir. Laiklik, bir siyasal ilkeden fazlasını ifade etmektedir. Laiklik, din-devlet ayırımından fazlasıdır. Laiklik, insanın varoluşsal özgürlüğüdür.

İnsan, hiçbir otoriteye, kutsala, kaynağa ve kimliğe doğal olarak bağımlı bir varlık değildir. Doğduktan sonra aile, eğitim, gelenek, devlet ve din gibi kurumlar tarafından insan, bir kimliğe, kültüre, doğmaya, kutsala ve otoriteye bağımlı hale getirilmektedir. Başka bir ifade ile insan, bağımlı değildir, fakat bağımlı yapılmaktadır. İnsanın doğal gerçekliği, bağımlı bir varlık olması değildir. İnsan, aklıyla, bilgisiyle ve birikimiyle kendi anlam dünyasını kurabilen özgür ve özgün birey olma kapasitesine, yeteneğine ve imkânına sahiptir. Laiklik, insanın aklıyla, bilgisiyle, deneyimiyle kendisine özgü anlam dünyasını özgürce ve özgünce kurmasını savunan varoluşsal anlayıştır. Laiklikte her şey insanla vardır. Önceliğin, önemin ve ölçünün insan olması, laikliğin varoluşsal boyutudur. İnsanın ilk başa alınması, onun özünü, özgürlüğünü ve özgünlüğünü var eden yaratıcı birey olmasının önünü açmaktadır.

Varoluşsal laiklik açısından özgür birey her şeyin ölçüsüdür.  Laiklik, önce insanüstü ve ötesi bir varlığın olmasıyla başlamaz. Laikliğin logosu, insandır. Varoluşsal laiklik, insanı irade ve özgürlük sahibi özne olarak   kendi anlamını, değerini, varlığını ve bilgisini kendinden ve doğadan üretme kapasitesine ve yeteneğine sahip olduğunu kabul eder. Dışsal hiçbir otorite, insan için varlık, bilgi, değer ve anlam kaynağı değildirler. Dışsal hiçbir otorite, insan için varoluşsal temel ve zemin olamazlar. Hiçbir otorite, insanın üstünde değildir. Laiklik, bütün otoriteleri, kurumları, kaynakları ve kalıbları, insan altı hale getirmektedir. Bütün otoriteler, kurumlar, kaynaklar, kimlikler ve kültürler, insan yapımı olan kurgular olarak insan altıdırlar. Hiçbir otorite, insan üzerinde varoluşsal vesayet kurma imtiyazına ve hakkına sahip değildir. Laiklik, hiçbir güç adına insanın üstüne ontolojik kayyumlar ve vasiler atanmasını reddetmektedir. Kutsal adına hiçbir otorite, insan üzerinde kutsal vesayet düzeni oluşturamaz.

Varoluşsal laiklik, kutsalı insana hükmeden insan ötesi ve üstü bir hakimiyet, siyaset ve devlet düzeni olarak tanımlamamaktadır. Varoluşsal laiklik açısından kutsal, insanın iç derinliği olan vicdanında kendi insanlığını gerçekleştirmeye yoğunlaşması anlamına gelmektedir. İnsanın kendi kendine yoğunlaşması, en asli maneviyat tecrübesidir.

Kendini gerçekleştirmeye yoğunlaşan bir maneviyat tecrübesine sahip birey, kendi dışında, üstünde ve ötesinde hiçbir otoriteye itaat etmek zorunda olmadığı gibi, böyle bir ihtiyacı da yoktur. Varoluşsal laiklik, itaati insani ve manevi bir değer olmaktan çıkarmaktadır. İtaat, insani bir ihtiyaç değildir. Varoluşsal laiklik, kendine yoğunlaşan ve kendisini gerçekleştirmeye çalışan insanı, sorumlu özgür birey olarak görmektedir. Varoluşsal laiklikte merkezi değer, itaat değil, sorumluluktur.

İtaat yönelimli insan tipiyle sorumluluk yönelimli insan tipi arasında radikal bir farklılık vardır. İtaate bağımlı insan tipi, hep kendi dışındaki otoritelere güvenlik kaynağı olarak bağımlı olan, belirsizlikten korkan ve sorumluluğu yüklenmek yerine özgürlüğünü ve sorumluluğunu hep başkalarına devreden silik, sinik ve saplantılı bir tiptir. İtaat, rahatlık ve mutluluk olarak anlaşılmaktadır. “İtaat et, rahat et” ve “Yüzde yüz itaat, yüzde yüz saadet” şeklindeki ifadeler, itaatin rahatlık ve mutluluk olarak anlaşıldığını göstermektedir. İtaat kültüründe, insanın kendisine özgü bir yaşam stili üretme ihtiyacı yoktur. İtaat kültürü ve kimliği, suçluluk, korku, kontrol ve bağımlılık şeklinde saplantılı, verimsiz ve boğucu   durumlar üretmektedir. İtaat kültürü, insanın özgürlük, tutku ve haz başta olmak üzere yaşama sevincine ve coşkusuna dair her şeyi etkisizleştirmektedir.

Varoluşsal laiklik, insana bir cennet bahçesi vadetmemektedir. Sorumluluk yönelimli insan tipi, hayatın kaygılarla ve belirsizliklerle dolu bir macera olduğunu kabul eder ve hayatta yapılan seçimlerin bütün sonuçlarının sorumluluğunun tamamen bireye ait olduğunu benimser. İnsanın önünde sosyal, siyasal, manevi ve ahlaki anlamda konulan gelenek denilen kurgusal yapı içinde hazırlanmış paketler dayatılmamaktadır. Her birey, diğer insanlarla beraber kendi yaşam stilini, değerini, anlamını ve amacını üretmekle sorumludur. Varoluşsal laiklik sorumluluğu, risk, cesaret ve yaratıcılık imkânı olarak anlamaktadır. Bireyin sosyal, siyasal, ekonomik, ideolojik, dini, kültürel ve özel alanda yapmış olduğu tercihlerin sorumluluğu bireye aittir.

Varoluşsal laikliğe göre insanın merkezi, temeli, kaynağı ve zemini vicdandır. Din, ahlak ve maneviyat, vicdan işidirler. Siyasete, devlete ve hukuka hükmetmek amacında olan teokratik ideolojiler için, vicdan önemsiz ve değersiz bir kelimeden öte bir anlam ifade etmemektedir. Vicdanı merkeze koyan varoluşsal laiklik, özgür iradeden, seçimden ve vicdandan doğan bir yaşamın ahlaki olacağını esas almaktadır. Ahlakın kaynağı, insanın kendi varoluşsal derinliğidir. Dışsal otoritelerden, kaynaklardan ve kurumlardan gelen buyruklarla, emirlerle ve yasaklarla, insanın ahlaki bir özne olması mümkün değildir. Ahlaki tecrübenin gerçekleşmesi, bireysel özgürlükle ve vicdani derinlikle mümkündür. Aklının ve vicdanının buyruğunu dinleyerek özgürce seçimlerde bulunan birey, yaptığı davranışların sorumluluğunu üstüne alır ve her deneyim onun olgunlaşmasına katkı sunabilir.

Hiçbir kimlik ve kültür, insanın donmuş, durağan ve değişmez kaderi değidir. Bütün dinsel, mezhepsel, ideolojik, sınıfsal, kültürel ve coğrafik kimlikler, tarihin belirli zamanlarında ve mekanlarında kurgulanmış ve sürekli değişikliklere uğramış insan yapımı yapay kurgulardır. Hiçbir kimlik ve kültür, insanın üstünde olan tartışılmaz ve sorgulanmaz nitelikte yüce otorite pozisyonunda değildir. Varoluşsal laiklik, insana istediği kimliği seçme, değiştirme ve sorgulama özgürlüğü tanımaktadır. Asıl olan insandır, kimlik ve kültür insandan sonra gelmektedir.

İnsan bedeniyle vardır. Beden, insana aittir. Beden üzerinde tahakküm kurma hakkına ve imtiyazına hiçbir güç, kimlik, kurum, kaynak, otorite ve doğma sahip değildir. İnsana arzularını bastırmasını dayatan bütün teolojiler, özgürlüğü ve kişiyi cılızlaştırmaktadırlar. İnsan, bedeniyle ve arzularıyla güçlenebilir ve gelişebilir. Varoluşsal laiklik, kişinin bedeninin sahibi olarak bedeniyle ve arzularıyla barışık olmasını öngören bir zihniyettir.

Laiklik, bireyi dinsel, sosyal ve siyasal otoritelere sığınmak zorunda olan bir sığınmacı olarak görmemektedir. Varoluşsal laiklik, dış otoritelerden (devlet, din, aile, kimlik gibi) bağımsız olarak kişinin kendi vicdanı ve aklı üzerine yoğunlaşarak kendini geliştirmesini ve değiştirmesini savunmaktadır. Varoluşsal laikliğin yolu, belirsizliklerle dolu çetin ve zahmetli bir yoldur. Özgürlüğü, sorumluluğu ve aklı esas alan varouşsal laiklik, devletle beraber, birey ve toplumun da laik olmasını gerektirmektedir. Laiklik, sadece devletin niteliği değildir. Laiklik, devletin, bireyin ve toplumun bir niteliğidir. Laik devlet, ancak laik bireyin ve laik toplumun olduğu yerde varolur.

Siyasal laiklik, varoluşsal laikliğin zorunlu bir sonucudur. Varoluşsal laiklik, din ve devleti birbirinden ayırmak suretiyle devleti inançlar karşısında tarafsız hale getirmektedir. Devlet dine müdahale etmeyeceği gibi, din de devlete, siyasete ve hukuka müdahale etmemelidir. Din-devlet ayrılığının amacı, bireyi, güçlendirmektir. İfade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü başta olmak üzere bireysel özgürlüklerle bireyin ve toplumun güçlendirilmesi ve geliştirilmesi, varoluşsal laikliği birey lehine bir özgürlükler anlayışı haline getirmektedir. Dinin devlete hükmettiği bir anlayışta, birey ve toplum zayıflatılmakta ve sistematik bir şekilde yok edilmektedir.

Laiklik, din-devlet ayrılığına indirgenmiş bir siyasal prensipten ibaret değildir. Şekli olarak laikliğin anayasada yer alması yeterli değildir. Laiklik, insanın bireysel onurunun ve özgürlüğünün varoluşsal temelidir. İnsanın özgürce yaşayabilmesi için ekmek ve su gibi laikliğe ihtiyacı vardır. Doğmaların ördüğü korkularla dolu bir hayattan kurtulmak için laikliğe ihtiyaç vardır. Varoluşsal laiklik, özgürce yaşamaya cüret ve cesaret etmenin zihniyetidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.