İnsanın seküler olduğu gerçeği, ideolojik bir kurgu veya slogan değildir. İnsanın seküler bir varlık olduğu gerçeği, insanın varoluşsal gerçekliğidir. Sekülerlik ve insan birbirinden ayrılamaz. İnsan dünyaya, insan üstü veya ötesi aşkın bir varlık olarak gelmemektedir. İnsan, tarihsel, kültürel, bedensel, ilişkisel, zamansal ve tutkusal bir varlıktır. İnsan doğar, acıkır, arzu eder, korkar, sever, sevişir, ürer, üretir, tüketir, hastalanır, düşünür, duygulanır, yazar, düşler, yaratır, yıkar ve ölür. İnsan, bütün güçlü, yaratıcı, kırılgan, eksik ve tamamlanmamış özellikleriyle bu dünyaya aittir. İnsan, dünyalıdır. İnsan, dünyaya ve doğaya aittir. Dünyalılık ve doğalılık, insanın ontolojik olarak seküler olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.
Sekülerlik, dinsizlik ve ateizm değildir. Seküler olmak, Tanrı’ya savaş açmak veya Tanrı’yı inkâr etmek değildir. Sekülerlik, Tanrı yoktur demek değildir. Sekülerlik, insanın kendi varoluşsal sorumluluğunu üstlenmesi demektir. İnsan, özgürce kendini yapma ve oluşturma sorumluluğuna sahip öznedir. İnsanın kendini yapma ve oluşturma tecrübesi, dünyada ve doğada gerçekleşir. İnsanın dünyaya gelme amacı, kendini burada yapmak ve oluşturmak için yaşamasıdır. İnsan, deneyimleri sonucunda kendini gerçekleştirmeye çalışır. Seküler anlayış, bireyin kendisi için varoluş, bilgi, değer, anlam ve amaç üretme kapasitesine ve donanımına sahip olduğunu tanımakta, kabul etmekte ve esas almaktadır. Bireyin, kendisi dışında insana ahlakı, değeri, bilgiyi ve anlamı gösterecek ve buyuracak bir kaynağa ve otoriteye ihtiyacı yoktur. Kutsal adına devlete ve siyasete hükmetmek isteyen teokratik zihniyet, hukuku ve yasayı düzenlemenin ötesinde insanı zayıflatan, küçülten ve nesneleştiren ontolojilerdir. Seküler anlayış, teokratik ontolojilerin insanı zayıflatmasına hayır demektedir. Seküler anlayışın hayır dediği şey, insanın zayıflatılmasıdır ve nesneleştirilmesidir.
İnsanı manevi kılan şey, insanın yaşama coşkusu, sevinci, tutkusu ve şehvetidir. Maneviyat, ritüelleri defalarca tekrar etmek, dini politik araç haline getirmek, inancı katı, değişmez ve sert bir kimliğe dönüştürmek değildir. Maneviyat, insanın yaşama enerjisi, varoluş derinliği, aşk ve yaratıcı potansiyelinin harekete geçmesi demektir. Özgür özneyi zayıflatan, cılızlaştıran, silikleştiren, sinikleştiren, küçülten ve alçaltan hiçbir şey, maneviyat olarak isimlendirilemez.
Seküler anlayış, insanı özgünlük, özgürlük ve onur sahibi özne haline getirmektedir. İnsan her şeyden öncedir, önceliklidir ve önemlidir. İnsandan daha önemli ve öncelikli hiçbir kaynak, kurum, kurgu ve kişi yoktur. İnsan aklının ve deneyiminin üstünde, ötesinde veya karşısında olan hiçbir alternatif yoktur. İnsan, düşler, deneyimler, düşünür, yazar, yorumlar, değiştirir ve yeniler. İnsanın ürettiği, yazdığı, yorumladığı ve yenilediği hiçbir şey, insanın üstünde değildir. İnsan yapımı olan her şey, insan içindir.
Seküler anlayış, insanı özgür birey olarak görmektedir. Özgür birey olmak, özgür ve özgün özne olmak demektir. İnsan, hiçbir güce, kuruma, kaynağa itaat etmek zorunda değildir. Seküler anlayış, itaat eden insan şeklindeki metafiziksel antropolojiyi reddetmektedir. Özgür özne olarak birey, seçer, hata yapar, yaşar ve sorumlu olur. İnsan, yaşadığı her şeyi kendi adına yapar ve yaşar. Özgür özne olarak birey, yaşadığı her şeyden ahlaki ve hukuki açılardan sorumludur. itaat ontolojisini reddeden seküler anlayış, özgür özne ontolojisini ve antropolojisini esas alır.
Tarihi yapan aktör, insandır. İnsan üstü veya ötesi hiçbir güç, tarihe müdahale etmemekte ve tarihi yapmamaktadır. İnsan, tarih yapıcıdır. İnsan, toplum kurucudur. İnsan, kendisinin yapıcısıdır. Seküler anlayış, insanın kendi bilincine uyanması ve ona sahip çıkması demektir. Kendi bilincine ve varlığına yabancılaşarak kendi üstünde otoriteler kurgulama gafleti içinde olan insanı, seküler anlayış uyandırmaktadır.
İnsan, bütün varlığıyla sekülerdir. İnsan, bedeniyle vardır. Bedensel varlık olarak insan, açlık hisseder, susuz kalır, arzu eder, cinselliği ister. İnsan, biyolojik bir varlıktır. İnsan, zaman içinde yaşar. İnsan, belirli bir zaman içinde olan tarihsel bir varlıktır. İnsan, tarihseldir. Tarih üstü ve ötesi hiçbir şey yoktur. İnsan, hayatında teklik ve mutlaklık yoktur. İnsan, çoğul bir varlıktır. Dünyadaki bütün kültürel, psikolojik, sosyal, dinsel, etnik, dilsel, bilimsel, sanatsal, mimari, eğitimsel farklılıkların kaynağı, insani çoğulluktur. İnsan, hiçbir mutlak tek hakikatin sahibi, mâhkumu ve taşıyıcısı değildir. İnsan, sürekli olarak içinde bulunduğu zaman ve mekân şartlarına bağlı olarak kendisine özgü gerçeklikler üretmektedir. Sekülerlik, insanın ürettiği çoğulluk gerçeğinin çoğulculuk şeklinde bir bilinç düzeyine taşınması demektir. İnsan, bedensel deneyimlerinden, tarih ve toplum içinde yaptıklarından, çoğul olarak ürettiği her şeyden sorumludur. İnsan, yapmış olduğu tercihlerin ve davranışların tek sorumlusudur. İnsanın sorumluluğu, hiçbir şekilde hiçbir güce transfer edilemez. İnsan, bedeniyle, tarihiyle, toplumuyla, çoğulluğuyla, zamansallığıyla ve mekansallığıyla dünyaya ve doğaya aittir. Seküler anlayış, insanın dünyaya ve doğaya ait oluşunu kabul etmekte, bireyi insanın dışında otoritelere ve güçlere bağımlı kılan anlayışları reddetmektedir.
Seküler olmak, politik olmaktır. İnsanın seküler oluşu, siyasal düzenin de seküler olmasıını gerektirmektedir. Seküler anlayış, siyasete ve devlete insanların ortak dünyası olarak bakmaktadır. Seküler anlayış, dindarın, dinsizin, deistin, ateistin kısacası herkesin siyasetle ve devletle olan ilişkisini belirlemektedir. Herkesin devletle ve siyasetle kurduğu ilişki, seküler nitelikte olmak zorundadır. Siyasetle ve devletle kurulan ilişkiyi kutsal adına teokratik nitelikte düzenlemeye kalkmak, insanın dünyalı olmak gerçeğini inkâr etmek anlamına gelmektedir. İnsanı laikliği veya dini seçmek şeklinde iki seçenekten birini seçmeye zorlamak, insanın seküler gerçekliğiyle bağdaşmamaktadır. Seküler anlayış, insana laikliği veya dini seçmek şeklinde bir ikilemi dayatmamaktadır. Seküler anlayış, insanın laik ve dindar olmasına imkân bırakmaktadır. Seküler anlayış, laiklik-din çatışması etrafında oluşmamıştır. Seküler anlayış için asıl sorun, insanın kendi hayatının öznesi olup olmayacağı sorunudur. Siyasetin görevi, kutsalı düzenlemek değildir. Kutsal olarak inanılan şeyinde, siyaseti ve devleti düzenlemek gibi bir görevi yoktur. İnsanı kendi hayatının öznesi yapmak için seküler anlayış, kutsal adına siyasetin ve devletin düzenlenmesine giden bütün kapıları kapatmaktadır.
Laikliği, sadece din ve devleti birbirinden ayıran bir siyasal ilke olarak anlamak yeterli değildir. Anayasal düzenin olmazsa olmaz asli bir ilkesi olan laiklik, psikolojik ve ontolojik bir özgürleşmeyi, olgunlaşmayı ve güçlenmeyi ifade etmektedir. Laiklik, korkudan kurtuluşu, bilinci günahkâr olarak vehmetmemeyi, itaat kültüründen özgürleşmeyi, aklı kullanmayı ve sorumluluk üstlenme cesaretini ve olgunluğunu ifade etmektedir. Laiklik, insan vardır, özgürdür ve sorumludur demektedir. İnsanı var kılan, özgür kılan ve sorumlu kılan anlayışın adı laikliktir.
İnsanın özgür oluşu, insanın seküler bir varlık olmasından kaynaklanmaktadır. Seküler olmak ve özgür olmak birbirinden ayrılamaz. Seküler ve özgür insanlar, dışarıdan kendilerine dayatılan emirlerin ve buyrukların dışında vicdanlarına ve akıllarına uygun bir ahlaki hayat yaşayabilirler. Ahlak sekülerliğe ve özgürlüğe muhtaçtır. Sekülerlik, insanı akıl, ahlak ve özgürlük sahibi özgür özne ve birey haline getirmektedir.
Seküler anlayış, teokratik vesayete ve tahakküme, popülist maneviyata, din-devlet-siyaset bütünlüğüne karşıdır. Seküler anlayış, özgür bireyin, çoğulcu toplumun ve seküler siyasetin gerçekleşmesini amaçlamaktadır. Maneviyat, insanın kendisine, hayata ve doğaya coşkuyla yoğunlaşmasıdır ve yaşamasıdır. Laiklik, insan için varoluşsal düzeyde önemlidir ve önceliklidir. İnsan sekülerdir demek insanın üstüne ve önüne hiçbir teokratik otoritenin, kaynağın, kişinin ve kurumun geçirilmemesi ve konmaması demektir. İnsan sekülerdir demek, insan merkezdedir demektir.
