İnsan, doğduğunda tamamlanmış ve eksiksiz bir varlık değildir. İnsana, doğuştan verilen bir öz yoktur. O, bu dünyaya kendini gerçekleştirmek için gelmiş olan bir varlıktır. İnsan, her zaman kendini gerçekleştirme imkanına sahiptir. Kendi korkularını aşan, sınırlarından kurtulan, aklını kullanan ve vicdanını başkasına teslim etmeyen kişi, insanlaşma yolunu tecrübe etmektedir. İnsanlaşma, biyolojik büyümeyi aşan bir tecrübedir. Biyolojik gelişmeye paralel olarak insanın manevi, ahlaki, psikolojik, sosyal ve entelektüel gelişime ihtiyacı vardır. İnsanlaşma dediğimiz gelişme, değişme ve yükselme tecrübesine ve sürecine laiklik diyoruz.
Laiklik, insanı itaate, teslimiyete ve bağımlılığa mahkûm eden her türlü doğmatik ve mutlak tahakkümden ve tasalluttan özgürleşmektir ve olgunlaşmaktır. İnsan hayatının amacı, kulluk, kölelik, bağımlılık ve müridlik değildir. İnsan hayatının amacı, özgürlük, olgunluk, doğrulma, dirilme, dönüşüm ve deneyimdir. Laiklik insanı, etkisiz ve edilgen itaat eden ve teslim olan bir köle olmaktan çıkarıp onu aklını kullanan, korkularından kurtulan ve vicdanını geliştiren sorumlu, özgür ve akıllı bir birey haline getirmenin adıdır. Laiklik, din ve devlet ayrılığı şeklinde siyasal bir ilkeden daha fazlasını ifade etmektedir. Laiklik onurlu, akıllı ve özgür insan olma zihniyeti olarak insanlaşmanın varoluşsal temelidir.
Korkularından dolayı kendisini itaate mahkûm eden kişi, insanlığını küçültür ve güdükleştirir. Aklıyla, vicdanıyla ve deneyimiyle yaşama cesareti ve cüreti gösteren kişi, özgürleşir ve olgunlaşır. Başkalarına ait doğmalara teslim olmayan, başklarının kendi adına düşünmesini reddeden, aklını başkasına transfer etmeyen kişi, olgunlaşır, gelişir ve insanlaşır. İnsan olmak, kendi hayatının mimarı olmak demektir. Laiklik, insanın kendi hayatının yapıcısı, inşacısı ve mimarı olma bilincidir, zihniyetidir ve medeniyetidir. Laiklik, ahlaki, psikolojik, siyasal, hukuksal, sosyal, kültürel boyutlar başta olmak üzere insana ve doğaya dair her türlü ilişkiyi, deneyimi ve oluşu insanın meydana getirmesidir.
İnsanın bilinci, oluşu, aklı ve vicdanı açıktır. İnsan, hiçbir şekilde kapalı ve karanlık bir varlık değildir. Açıklık, insanı hem güçlü hem kırılgan yapmaktadır. İnsan, soru soran, cevapları sorgulayan, soruşturan bir varlıktır. Soru sormayan, tekrar ve taklit eden kişinin itaatten ve teslimiyetten başka yolu yoktur. Açıklık, düşünmeyi, sorgulamayı ve özgürce oluşu mümkün kılmaktadır. Açıklık, belirsizlik ve sınırların kapalı olmamasıdır. Belirsizliklerden ve ucu açıklıklardan korkan insan, kendini kapatabilir, karartabilir ve katılaştırabilir. Belirsizliklerden korkan insan, doğmalara, tarikatlara, cemaatlere, kiliselere, kültlere, dergahlara, tekkelere, yeni dini hareketlere, halifelere, şeyhlere, papalara, papazlara ve birçok hayali otoriteye sığınma ve teslim olma yoluna gidebilir. Bütün doğmatik otoriteler, insana hiçbir gerçekliği ve geçerliliği olmayan hayali kesinlikler, mutlaklar ve netlikler vaat ederler.
İnsanın kendi dışındaki otoritelerin, kaynakların, kurumların ve kişilerin vaat ettiği kesinliklere ve mutlaklıklara teslim olması ve iman etmesi, insanı teselli edebilir ve rahatlatabilir. Kapanma, kararma ve teslimiyet, gerçekte insanı küçültmektedir. Kendini sabit, değişmez ve mutlak bir kimliğin, dinin, doğmanın, kültürün ve kurumun içine hapseden insan, büyümekten, gelişmekten ve olgunlaşmaktan vazgeçmektedir. Hareket halinde olan bir akıl, bilinç, duygu, düşünme ve duyarlılıktan vazgeçildiği takdirde donmuş, daralmış ve delirmiş bir kimlikten başka geriye bir şey kalmamaktadır. Kendisini sabit bir kimliğe mahk+um eden insan, düşünen bir birey olmaktan çıkıp tekrarlayan, ezberleyen ve taklit eden bir nesne seviyesine düşmektedir.
Tutkular, korkular ve otoriteler, insanı köleleştirir. Tutkularını ve korkularını anlayan insan, kendi varoluşunu gerçekleştirebilir ve özgürleştirebilir. İnsanı özgür ve olgunlaştıracak tek kaynak ve imkân, akıldır. Aklın karşısına üstün, yüce ve aşkın olarak konulan hiçbir varlık, bilgi ve değer kaynağı, yolu ve tecrübesi yoktur. Korkuların yön vermediği, yönetmediği ve teslim almadığı bir bilinç, doğmanın, donmanın ve daralmanın kölesi ve kulu olmaz. Laiklik, akıl ve vicdan özgürlüğüdür.
Bütün doğmalar, insan zihnini ve aklını daraltırlar, karartırlar ve kapatırlar. Eleştiriyi sapkınlık gören, düşünmeyi suç olarak hissettiren bütün doğmatizmler, insanı küçültürler, sindirirler ve silerler. Ezberlenmiş hakikatlerde kaybolmamak için tek yol, aklı uyanık ve işbaşında tutmaktır. Laiklik, doğmatik tahakkümü, tasallutu, tekrarı ve taklidi reddetmektir.
Kişi, akılla ve özgürlükle insanlığını gerçekleştirebilir. Tekrar, taklit ve tahakküm, insanı küçültmekte, eksiltmekte ve silmektedir. Özgürlük, insanın hakkı olduğu gibi, insanın yükü ve sorumluluğudur. Özgür ve olgun olma sorumluluğundan kaçan insanın, bu şekilde kendini rahatlatabilmesi mümkündür. Özgürlükten ve sorumluluktan kaçan kişinin, kendi varoluşunu gerçekleştirerek insanlaşması mümkün değildir.
Kendini gerçekleştiremeyen, bunun için çaba sarf etmeyen ve kendinden vazgeçen insanlar, kendilerinin dışında, üstünde ve ötesinde ulaşılmaz olduklarını sandıkları aşkın otoriteler, güçler ve varlıklar vehmederler. İnsan, aşkın otoriteler icat etmek suretiyle kendini gerçekleştirememe açlığını ve açıklığını telafi etmeye çalışır. İnsan, bütün düşünme, sorgulama, yapma ve üretme kapasitesini aşkın olduğu sanılan insan üstü ve ötesi hipotezlere devreder. İnsan, akıl, düşünme, üretme, düşleme, mantık gibi bütün varoluşsal, yeteneklerini, manevi, psikolojik, hukuki, sosyal, ahlaki, felsefi ve siyasal boyutlarıyla aşkın olduğu sanılan varlıklara devredebilmektedir. Kişi, insanlığına dair her şeyi, insanüstü ve ötesi olarak vehmettiği kurgulara transfer etmektedir. İnsan olmanın doğal olarak getirdiği belirsizliklere, kırılganlıklara ve kırılmalara karşı kişi, kendi üstünde ve ötesinde mutlak güce, bilgiye ve hükme sahip otoritelerin kendisine hükmetmesini ve buyruklar dayatmasını isteyebilmektedir. İnsanın kendi belirsizliğiyle, kırılganlığıyla ve zayıflığıyla akılla, bilgiyle, düşünmeyle yüzleşmesi ve kendini güçlendirmesi için cesarete, emeğe, umuda, iradeye ve karaktere ihtiyaç vardır.
İnsanın iradesini, aklını, kişiliğini ve düşünmesini, kendi ötesinde ve üstünde olduğunu sandığı güçlere devrettiği durumda üretilen şey aşkınperestlik (transperestlik) dediğimiz olgudur. Aşkınperestlik, manevi anlamda bir anlam, amaç ve derinlik tecrübesi değildir. Aşkınperestlik, aşkın olduğu sanılan kurgunun, değişmeyen bir kimlik, disiplin ve tahakküm aracı olmasıdır. Aşkınperestlikte, özgürlüğü tecrübe etmek ve aklı kullanmak yoktur. Aşkınperestlikte en erdemli şey, itaattir. Aşkınperestlik, insanı kendi aklının ve vicdanıın sahibi olmaktan çıkarmaktadır. Aşkınperestlik, kişiyi dışsal otoritenin buyruklarına körü körüne itaat ettiren uyumlu, uysal ve uyuklayan bir gafile dönüştürmektedir.
İnsan, onur ve özgürlük sahibi bir varlıktır. Onur ve özgürlük sahibi olma, insanın sorumlu olmasını gerektirmektedir. İtaat ve teslimiyet, insan onuruyla ve özgürlüğüyle bağdaşmamaktadır. İtaatin ve teslimiyetin olduğu yerde insan onuru, özgürlüğü ve aklı yoktur. Buyrulan ve emredilen her şeyi yapmak, duyduk itaat ettik demek, ahlak ve maneviyat değildir. İtaat, ahlak değildir. Ahlak, akıl ve vicdanın tecrübesidir. İtaat ve teslimiyet, düzen, disiplin ve kontrol üretbilir. İnsan, itaatin ürünü değildir. İtaat ve insan, birbirini dışlayan durumlardır. İnsanın insanlaşmasını sağlayan şey, özgürlüktür. İnsanlaşma itaatle mümkün değildir. İnsanlaşma, akılla, özgürlükle, iradeyle, vicdanla ve hür seçimle mümkündür. Fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür insanlar, insanlaşma tecrübesini yaşayabilirler.
Doğmatik kapalılık, tek bir sesin, kaynağın, kişinin, kurumun ve otoritenin insan hayatına çökmesine, hükmetmesine ve tasallut olmasına yol açar. İnsan, sorgulayıcı bir bilince sahiptir. İnsanın bilgisi, tekçi değildir. İnsan bilgisi, çoğul ve sınırsızdır. İnsan, aklıyla ve deneyimiyle sürekli olarak bilgi üretmektedir. İnsan, sürekli olarak yeni bir bilgi ve deneyim üretmek için yeni bir işin başındadır. İnsan tek bir otoriteye, doğmaya, kaynağa, kimliğe ve kültüre hapsedilemez. İnsan, sürekli bilgiler üretmeli, düşünceler tartışılmalı ve eleştiri var olmalıdır. Düşünme ve akıl kapıları, hiçbir şekilde kapanmamalıdır ve kapatılmamalıdır. Hakikat, hiçkimsenin ve hiçbir merkezin tekelinde değildir. Hakikat, tek bir gücün sahip olacağı bir mal ve mülkiyet değildir. İnsan sürekli olarak farklı bilgilerle ve tecrübelerle farklı hakikatler üretmektedir. İnsan, hakikat konusunda çoğulcudur. Tek seslilik, insanı silikleştirmekte, sindirmekte ve silmektedir. İnsanın gürleşmesi, serpilmesi, doğrulması, gelişmesi ve değişmesi için çoğulculuk vazgeçilmezdir.
Aşkınperestlik, kendisinin normatif yüzü gibi görünen teopolitikler yaratır. Aşkınperestlik, buyruk, emir ve yasaklar adı altında ahlakı ve maneviyatı dışsallaştırmaktadır. Aşkınperestlik açısından ahlak ve maneviyat, içsel ve varoluşsal bir bilinç ve deneyim olmaktan çıkartılmakta, emirler ve yasaklardan oluşan kurallar ve fetvalar toplamına indirgenmektedir. Aşkınperestlk iyiliği, vicdani, akli ve varoluşsal bir oluş tecrübesi olarak anlamaktadır. Aşkınperestlik, iyiliği mutlaka uyulması gereken bir davranış ve amel olarak dayatmaktadır. Aşkınperestlik (transperestlik) açısından kişi, ahlaki ve manevi özgür bir özne değildir. Aşkınperestlik, insanı kurallara uyan ve itaat eden bir nesneye dönüştürmektedir. Körü körüne kurallara ve buyruklara itaat eden kişi, hesap vermeyi bilen, sorumluluk taşıyan, kendini sorgulayan ahlaki insan olma niteliğini kaybetmektedir.
Aşkınperestlik, ahlak ve maneviyat değildir. Özgürlük korkusunu tabulaştırmak, ahlak, maneviyat, bilim ve felsefe üretmemektedir. Aşkınperestlik, insanın özgürce akletmesine, düşünmesine ve üretmesine güvenmemektedir. Aşkınperestlik, insanı sürekli olarak bir cemaate, tarikata, mezhebe, kaynağa, külte, şeyhe, mürşide, pire, kiliseye, papaya, guruya, üstada, kutuba, halifeye rehbere bağımlı kılar. İnsan, dışsal kurgulara, kurumlara, kültürlere ve kimliklere bağımlı oldukça kendini köreltir, küçültür, karartır ve kaybolur.
Özgürlüğü ahlaksızlık olarak gören zihniyette, ahlak ve maneviyat yoktur. Laiklik, farklılıklarından dolayı insanları birbirine karşı düşmanlaştırmaz. Laiklik, her türlü insani farklılığın akılla, bilgiyle, bilimle ve felsefeyle eleştiri konusu yapılacağını kabul eder. Ahlakı var eden şey, özgür iradedir. İtaate dayalı teslimiyet, ahlak ve maneviyat değildir.
Ahlakı mümkün kılan değer, laikliktir. Ahlak, körü körüne kurallara itaat etmek değildir. Ahlaklı olmak, iyiyi, kötüyü, doğruyu ve yanlışı özgürce ve akıllıca kendi vicdanımızdda tartabilmektir, muhasebe yapabilmektir, değerlendirebilmektir. Ahlaklı olmak, yaptıklarımızı sürekli olarak tartabilmek ve yargılayabilmektir. Laiklik insanın ahlaki özerkliğini ve tecrübesini savunmaktadır. Laiklik, insanın vicdanı ve aklı üzerinde hiçbir otoritenin, gücün ve kaynağın tahakküm kurmasını kabul etmemektedir. Laiklik zihniyetine göre insani vicdan, dışarıdan zorlamalarla, zorbalıklarla ve zorla oluşturulamaz. Korku, itaat ve akılsızlık, vicdanı sindirir, silikleştirir ve siler. Vicdan, korkuyla değil, özgürlükle, bilgiyle ve deneyimle gelişir. Ahlak, emirle ve buyrukla oluşmaz. Ahlakı var eden şey, özgürlüktür.
Korku üzerine ahlak inşa edilemeyeceği gibi, maneviyat da inşa edilemez. Korku, insanı edilgenleştirmekte ve etkisizleştirmektedir. Korku üreten bütün kurgular, kurumlar, kaynaklar, kimlikler, kültürler ve kişiler, hakikat, özgürlük ve barış üretemezler. Fikri, ilmi ve irfanı hür olan bireylerin özgür akıllarıyla hakikat, nefes alabilir ve hayat bulabilir. İnsanın kendi varlığını dışsal mutlaklıklara teslim etmemesi, onların tahakkümüne girmemesi, laikliğin temel zihniyetidir. Laiklik, siyasal bir düzenleme olduğu gibi, özgürlüğe dayanan bir varlık ve varoluş biçimidir. Özgür insan, hayatını dışsal otoritelerin dayatmalarına göre değil, kendi vicdanına, aklına ve bilgisine göre kurar. Laik insan, kendi hayatının sorumluluğunu üstlenen bireydir.
Laiklik, hiçbir gücün insan adına karar vermesine imkân vermemektedir. Laiklik, kişinin kendi adına karar vermesinin imkanını yaratmaktadır. İnsanın kendi adına karar vermesi, insanın varlığını oluşturmasıdır. Dışarıdan hiçbir güç, insanın doğal temsilcisi değildir. Laiklik, insanın kendi temsilcisi olması demektir. İnsan olmanın şartı, insanın özgürlüğüdür. Laiklik, özgürlüğün varoluşsal, entelektüel, sosyal ve siysasal biçimidir. Laiklik insanın varoluşsal olarak genişlemesidir. Başkalarının korkularını kendi korkularımız yapmamak, başkalarının teslimiyet kültürü içinde yaşamamak için, kendi varlığımızdan uzaklaşmamak için laikliğe ve özgürlüğe, have ve su kadar ihtiyaç vardır.
İnsanın zihni, vicdanı ve hayatı bütün mutlaklık iddiası taşıyan kurgulardan, kimliklerden ve kültürlerden korunmalıdır. Bütün mutlaklıkların amacı, insanı kapatmak, karartmak ve dararltmaktır. İnsanı ve hayatı kapatan çılgınlıkların hepsi, karanlık kurgudur. Laiklik insana kapatılacak ve karartılacak varlık olarak bakmamaktadır. Laiklik, mutlaklık iddiası taşıyan her şeyin insanı daraltacağı gerçeğinin farkındadır. Laiklik, mutlaklıkların daraltmasına karşı insanı açıklığa ve genişliğe çağırmaktadır. Açık, geniş ve çoğulcu olduğu sürece kişinin, insan olarak kalması ve varolması mümkündür. Laiklik, insanın açıklık, genişlik ve özgürlük ihtiyacını hukuki, sosyal siyasal, ontolojik düzeylerde korumayı ve güvence altına almayı amaçlar. Laikliğin açtığı açıklık, genişlik, özgürlük ve çoğulculuk alanlarında bireyin insanlaşma süreçlerini ve tecrübelerini deneyimlemesi mümkündür.
