Prof. Dr. Bilal SAMBUR - Akademisyen - Araştırmacı - Yazar
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Bilal SAMBUR - Akademisyen - Araştırmacı - Yazar
 

LAİKLİK, DEPREM, AKIL

Deprem fiziksel bir olaydır; fay hatlarıyla, yapı tekniğiyle ve şehir planlamasıyla ilgilidir. Doğal bir doğa olayı olan depremin bir ilahi mesaj, ikaz ve ceza olarak kurgulanması çok eski zamanlardan beri devam ettirilen bir kalıptır. Depremin ilahi bir mesaj ve ikaz olarak kurgulanması, politiktir.  Deprem, siyasaldır. Siyasal-dini-doğmatik söylemde ilahi ikaz, kader, imtihan olarak metafiziklestirilen deprem kurgusunun amacı, aslında insanı aldatmak ve kandırmaktır. Depremin neden olduğu büyük acıların ve faciaların sorumluluğunu güç sahiplerine yüklememek için deprem dinselleştirilmektedir. İnsanlara yalanlar, yanılsamalar ve yanılgılar gerçek olarak dayatılarak toplum deprem konusunda aldatılmaya, kandırılmaya ve teselli edilmeye çalışılmaktadır. Depremi dinselleştiren ve doğmatikleştiren siyasal-kabilevi zihniyetin amacı, insani acıya anlam vermek değil, sorumluluğu buharlaştırmaktır. Kader, kasıtlı, bilinçli ve sistematik bir şekilde dinin kendisi haline getirilmektedir. Kader olmadan dinin siyasallaşması mümkün değildir. Kader-din-siyaset üçgeni, birbirini tamamlamaktadır. Kader doğması, dinin siyasal-sosyal güç haline gelmesini sağlayan çok güçlü bir ideolojik söylemdir. Kader doğması kendini değişmez inanç haline getirerek bireylerin, hayatları konusunda akıl dışılaşmasına ve gerçekten kopmasına yol açmaktadır. Deprem, kader değildir, din değildir, ilahi değildir. Deprem, doğal bir doğa olayıdır. Yöneticilerin sorumsuzluğu, gafleti, ihmalkarlığı ve   hırsları, depremin bir doğa olayından çıkıp insani bir felakete ve faciaya dönüşmesine neden olmaktadır. Deprem, daha çok yoksul mahallelerinde büyük yıkımlara neden olmaktadır, çünkü maddi imkansızlıklardan dolayı fakir toplum kesimleri, çok dayanıksız ve çürük yerlerde yaşamaktadırlar. Deprem, sınıfsaldır. Bedevi kültür, kaderdir. Bedevi doğmatizm, bedevi bir kader anlayışının arkasına sığınarak hayattaki bütün olumsuzlukları, faciaları ve dezavantajları meşrulaştırmakta ve kaçınılmaz kader olarak sunmaktadır. Her doğmatizm, siyasaldır. Siyasal-kabilevi doğmatizm, kader anlayışını siyasallaştırarak hakimiyetini sürdürmenin teolojisini kurgulamaktadır. Kader, teolojik bir konu değildir.  Kader, din maskesi giydirilmiş siyasettir. Depremi kader, ilahi ikaz ve imtihan olarak sunan ve kurgulayan   teolojik söylem, pratikte üç durumun gerçekleşmesini engellemeye çalışmaktadır. Siyasal kader doğmatizmi ve ideolojisi, deprem sonrası ortaya çıkan ağır insani facialardan hiçkimseye hesap sorulmamasını sağlamaktadır. Deprem sonrasında herkes üzüntülü, ancak hiçkimse sorumlu değildir. Deprem sonrasında imar aflarını, denetimsiz müteahhitleri, rant politikalarını, parsel parsel satışları konuşmak mümkün olmadığı gibi, bütün bunlar kader ideolojisi sayesinde buharlaşmakta ve görünmez olmaktadır. Deprem sonrasında binlerce insan, malını, canını, ailesini kaybetmektedir. Herkes, büyük acı içindedir.  Kader ideolojisi ve doğmatizmi sayesinde insanlar, acılarını siyasallaştırmazlar. Kader doğmatizmi sayesinde insanlar acılarıyla şükrederek ve sabrederek başa çıkmaya çalışırlar. Deprem doğmatizminin tek söylediği şey, sabretmekten ve şükretmekten başka bir şey değildir. Acı, siyasaldır. Demokratik, özgür ve açık toplumlarda acı ve öfke, bir adalet, hukuk ve demokrasi talebine dönüşebilmektedir. Deprem gibi ağır durumlarda herkese düşen sorumluluk, acının siyasal ve sosyal örgütlenmeye ve politikaya dönüşmesini sağlamak için seferber olmasıdır. Depremi siyasal kader doğmatizminin ve ideolojisinin arkasına saklayarak kurgulamanın ana amacı, itaati kutsallaştırmaktır. Yapay olmasına rağmen itaat kutsalllaştırılmaktadır. Deprem gibi ağır bir felaket ve facia anında dahi hakimiyet sahipleri, insanların kendilerine kayıtsız şartsız itaat etmesini isterler. İktidar sahiplerine, politika yapıcılara ve devlete yönelik   yapılan eleştiriler ve itirazlar, kadere isyan ve   fitne çıkarmak olarak etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır. Siyasal kader doğmatizmi ve ideolojisi, özgürlükçü demokrasinin, katılımcı sosyal ve siyasal hayatın ve hukuk devletinin gerçekleşmesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Siyasal kader doğmatizminin ve siyasal bedevi kabileciliğinin hâkim olduğu bir kültürde demokrasi yeşermez ve gelişmez. Teokratik doğmatizm, akla, bilime, gerçekliğe, doğaya ve insana uygun bir zihniyet ve kültür oluşturma içeriğine ve biçimine sahip değildir. Teokratik doğmatizmde akıl yoktur. Teokratik doğmatizm, tevekkül, sabır ve şükür kavramları merkezli bir yaklaşımdır. Aklı çalıştırarak ve bilimsel bir yaklaşımla gerçekçi politikalara dayalı hazırlıklar ve pratikler yapmak, teokratik doğmatizmin hiçbir şekilde gerçekleştirebileceği bir şey değildir. Teokratik doğmatizm, kamu gücünü, devletin ve toplumun sahip olduğu varlıkların ganimet olarak ele geçirilmesini ve yağmalanmasını meşrulaştırmaktadır. Milletin ..... koyma söylemi, bu zihniyetin en net ifadesidir. Demokratik ve laik bir anlayışta, kamu gücü bireyin ahlaki sorumluluğudur. Kamu gücüne sahip olanların temel ahlaki sorumluluğu, bireylerin insan haklarını ve özgürlüklerini korumaktır. Demokratik ve medeni bir anlayış açısından bir binayı çürük yapmak, teknik bir suç olmanın ötesinde insan haklarını ihlâl eden ahlaki ve hukuki bir suçtur. Binlerce insanın hayatını kaybettiği deprem sonrasında kamu gücünü elinde bulunduran iktidar sahiplerinin yaşam hakkını koruyamamak konusunda hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi davranmaları, teokratik doğmatik zihniyetin bir sonucu olarak değerlendirebiliriz. Deprem tecrübesi ışığında laikliğin önemini ve vazgeçilmezliğini kavramak büyük önem taşımaktadır. Siyasal teokratik doğmatizmin ve ideolojisinin, laikliği din düşmanı olarak sunan ve dayatan tuzağına düşmemek lazımdır. Laiklik, din karşıtlığı ve düşmanlığı değildir. Laiklik, sorumluluktan kaçışı engelleyen kamusal akıl rejimidir. Laiklik, bilimsel veriler ışığında kentlerin ve yaşam alanlarının inşa edilmesini savunur. Acıyı istismar etmeyen ve yozlaştırmayan laiklik, acının sosyal ve siyasal olarak orgütlenmesine ve seferber olmasına imkân sağlamaktadır. Rant çılgınlığına karşı laiklik, bilimsel araştırmayı ve anlayışı etkin kılmaya çalışır. Laiklik, kamu gücünü kullanan herkesin hukuk önünde hesap vermesini savunur. Laiklik, konumu ve gücü ne olursa olsun herkesin yetkileri ölçüsünde sorumlu olduğunu savunur. Başka bir ifadeyle laiklik, hukukla, bilimle, akılla ve sorumlulukla birlikte varolmaktadır. Laik zihniyet, insan üstü ve ötesi otoriteler adına söylenen ve dayatılan her türlü yalanın ve yanılsamanın, kamusal hayata hâkim olmasına engel olmayı amaçlar. Depremde şehirler yıkılmış, binalar çökmüş, insanlar enkazların altında hayatlarını kaybetmişlerdir. Yıkılan şehirlerin, çöken binaların ve kaybolan hayatların arkasındaki siyasal kaderci ideoloji çökmüş, ahlaksız dinbazlık yıkılmış, hesapsız keyfi hakimiyet kaybolmuştur. Gücü ve hakimiyeti kutsayan ve meşrulaştıran her türlü kaderci, kabileci ve keyfi ideoloji, dil ve söylemin meşruluğu, geçerliliği, gerçekliği ve gerekliliği kalmamıştır. İnsan hayatı başta olmak üzere bütün insan haklarını merkeze alan  ahlaki bir itiraz ve inşayla  kendimizi yenilemeden şehirlerimizi, siyasetimizi, aklımızı, akademimizi, medyamızı, ailelerimizi, ilişkilerimizi, maneviyatımızı, bilimimizi, felsefemizi dayanıklı ve dolu hale getirmenin imkânı kalmamıştır.Akıl, bilim ve laiklik çerçevesinde kendimizi  yenilemeden depremlerin sürekli olarak  felakete  ve faciaya dönüşeceği gerçeğinin farkında olarak depremin arkasındaki  gerçek sorumlulara hesap sormanın mümkün olmayacağının bilincine varmak lazımdır. Laiklik ve akıl, varoluşsal olarak kendimizi her açıdan dayanıklı ve dolu kılmanın ahlaki ve entelektüel yoludur. Deprem bir doğa olayı olarak kendisinin bilimsel ve jeolojik bir olgu olarak anlaşılmasını ve bu çerçevede insanın, aklıyla tedbirler almasını ve yaşam tarzını düzenlemesini ister. Depremin muhatabı insan aklıdır. Doğa, deprem yoluyla insan aklına sürekli olarak şu soruyu sorar: “Depremin her an olabileceğini biliyordun. Niçin önlem ve hazırlık yapmadın?” Doğa, deprem üzerinden insan aklını ve bilimini ikaz etmekte ve uyarmaktadır. Doğa, deprem yoluyla insan aklını uyarırken doğal bir olayı, teolojik ve kaderci bir nitelikte gündeme getirmemektedir. Doğa, insan aklına sorduğu bu soruyla direkt olarak siyaseti, yönetimi ve kamusal aklı canlı tutmaya ve harekete geçirmeye çalışmaktadır. Binlerce yıldır siyasal doğmatizm ve kadercilik ideolojisi, deprem, hastalık, sel, salgın gibi olayları takdir-i ilahi, imtihan, sabır, ilehii ceza gibi kavramlarla kurgulamaktadır. Bütün bu kurgular, teolojik nitelikte bir açıklama olmaktan uzaktırlar. Bütün bu kurgular, politik bir kaçış tekniği olarak din şeklinde üretilmektedirler. Siyasal doğmatizm ve kadercilik ideolojisinde imar afları konuşulmaz, denetimsizlik konuşulmaz, rant çeteleri konuşulmaz, parsel parsel satışlar konuşulmaz, rant çılgınlarının sahtekarlıkları konuşulmaz, rant-menfaat-itaat ilişkisi konuşulmaz.  Siyasal doğmatizm ve kadercilik ideolojisi, aklı devre dışı bırakmak ve vicdanı işlevsizleştirmek suretiyle imtihan sabır, ilahi ceza, ilahi kader gibi konuların ve kavramların konuşulmasını sağlar. Siyasal doğmatizm ve kadercilik ideolojisinin panzehiri, laikliktir. Laiklik, dinsizlik değildir. Laiklik, aklın ve bilimin garantisidir. Aklı ve bilimi aktif hale getiren laiklik, herkesten hesap sorulmasını zorunlu kılar ve dini iktidarın koruyucu zırhı olmaktan çıkarır. Laiklik, depremdeki hiçbir binanın çökmesine, şehirlerin yıkılmasına ve insanların hayatlarını kaybetmesine ilahi kader, ilahi ceza veya ilahi ikaz gibi sözde dini gerekçeler uydurulmasına izin vermez. Laiklik, net olarak şunu söyler: “Hiçbir insan hakları ihlali için kutsal gerekçe uydurulamaz!” Laiklik, dine ve dindara saldırmaz. Laiklik, insan hayatını, insan haklarını ve insan özgürlüklerini, Tanrı adına istismar ve istila etmeye kalkanlara karşı korumayı amaçlar. Siyasal doğmatizmin ve kaderciliğin aksine laiklik, aklı var eder ve aktive eder. Laikliğin başı, sonu ve ortası, bilgi ve bilimdir. Bilginin ve bilimin ihmal edilmesinin hiçbir meşru gerekçesi olamaz. Laiklik, bilginin ve bilimin ihmal edilmesi halinde insanın imha edilebileceği tehlikesine sürekli olarak dikkat çeker. Deprem gibi facialar, özgür akıl olmadan insanın, şehirlerin, ailelerin korunamayacağını göstermektedir. Özgür aklın olmadığı yerlerde, deprem gibi ağır felaket anlarında dahi hiçkimse sorumluluk almamaktadır Sorumluluk almak yerine iktidar sahipleri, siyasal doğmatizm, sabır, şükür, tevekkül ve kader ideolojisi üretmektedirler. Siyasal doğmatizmin ve kaderciliğin en büyük yıkımı, insanı aksılsızlaştırmasıdır. Akılsızlaştırılmış ve ahmaklaştırılmış bir toplumda deprem, sadece şehirleri sarsmamakta, insanı hayatıyla, ailesiyle, malıyla, akrabalarıyla ve ilişkileriyle birlikte sarmaktadır, yıkmaktadır ve yok etmektedir.
Ekleme Tarihi: 08 Şubat 2026 -Pazar

LAİKLİK, DEPREM, AKIL

Deprem fiziksel bir olaydır; fay hatlarıyla, yapı tekniğiyle ve şehir planlamasıyla ilgilidir. Doğal bir doğa olayı olan depremin bir ilahi mesaj, ikaz ve ceza olarak kurgulanması çok eski zamanlardan beri devam ettirilen bir kalıptır. Depremin ilahi bir mesaj ve ikaz olarak kurgulanması, politiktir.  Deprem, siyasaldır. Siyasal-dini-doğmatik söylemde ilahi ikaz, kader, imtihan olarak metafiziklestirilen deprem kurgusunun amacı, aslında insanı aldatmak ve kandırmaktır. Depremin neden olduğu büyük acıların ve faciaların sorumluluğunu güç sahiplerine yüklememek için deprem dinselleştirilmektedir. İnsanlara yalanlar, yanılsamalar ve yanılgılar gerçek olarak dayatılarak toplum deprem konusunda aldatılmaya, kandırılmaya ve teselli edilmeye çalışılmaktadır. Depremi dinselleştiren ve doğmatikleştiren siyasal-kabilevi zihniyetin amacı, insani acıya anlam vermek değil, sorumluluğu buharlaştırmaktır.

Kader, kasıtlı, bilinçli ve sistematik bir şekilde dinin kendisi haline getirilmektedir. Kader olmadan dinin siyasallaşması mümkün değildir. Kader-din-siyaset üçgeni, birbirini tamamlamaktadır. Kader doğması, dinin siyasal-sosyal güç haline gelmesini sağlayan çok güçlü bir ideolojik söylemdir. Kader doğması kendini değişmez inanç haline getirerek bireylerin, hayatları konusunda akıl dışılaşmasına ve gerçekten kopmasına yol açmaktadır.

Deprem, kader değildir, din değildir, ilahi değildir. Deprem, doğal bir doğa olayıdır. Yöneticilerin sorumsuzluğu, gafleti, ihmalkarlığı ve   hırsları, depremin bir doğa olayından çıkıp insani bir felakete ve faciaya dönüşmesine neden olmaktadır. Deprem, daha çok yoksul mahallelerinde büyük yıkımlara neden olmaktadır, çünkü maddi imkansızlıklardan dolayı fakir toplum kesimleri, çok dayanıksız ve çürük yerlerde yaşamaktadırlar. Deprem, sınıfsaldır.

Bedevi kültür, kaderdir. Bedevi doğmatizm, bedevi bir kader anlayışının arkasına sığınarak hayattaki bütün olumsuzlukları, faciaları ve dezavantajları meşrulaştırmakta ve kaçınılmaz kader olarak sunmaktadır. Her doğmatizm, siyasaldır. Siyasal-kabilevi doğmatizm, kader anlayışını siyasallaştırarak hakimiyetini sürdürmenin teolojisini kurgulamaktadır. Kader, teolojik bir konu değildir.  Kader, din maskesi giydirilmiş siyasettir.

Depremi kader, ilahi ikaz ve imtihan olarak sunan ve kurgulayan   teolojik söylem, pratikte üç durumun gerçekleşmesini engellemeye çalışmaktadır. Siyasal kader doğmatizmi ve ideolojisi, deprem sonrası ortaya çıkan ağır insani facialardan hiçkimseye hesap sorulmamasını sağlamaktadır. Deprem sonrasında herkes üzüntülü, ancak hiçkimse sorumlu değildir. Deprem sonrasında imar aflarını, denetimsiz müteahhitleri, rant politikalarını, parsel parsel satışları konuşmak mümkün olmadığı gibi, bütün bunlar kader ideolojisi sayesinde buharlaşmakta ve görünmez olmaktadır.

Deprem sonrasında binlerce insan, malını, canını, ailesini kaybetmektedir. Herkes, büyük acı içindedir.  Kader ideolojisi ve doğmatizmi sayesinde insanlar, acılarını siyasallaştırmazlar. Kader doğmatizmi sayesinde insanlar acılarıyla şükrederek ve sabrederek başa çıkmaya çalışırlar. Deprem doğmatizminin tek söylediği şey, sabretmekten ve şükretmekten başka bir şey değildir. Acı, siyasaldır. Demokratik, özgür ve açık toplumlarda acı ve öfke, bir adalet, hukuk ve demokrasi talebine dönüşebilmektedir. Deprem gibi ağır durumlarda herkese düşen sorumluluk, acının siyasal ve sosyal örgütlenmeye ve politikaya dönüşmesini sağlamak için seferber olmasıdır.

Depremi siyasal kader doğmatizminin ve ideolojisinin arkasına saklayarak kurgulamanın ana amacı, itaati kutsallaştırmaktır. Yapay olmasına rağmen itaat kutsalllaştırılmaktadır. Deprem gibi ağır bir felaket ve facia anında dahi hakimiyet sahipleri, insanların kendilerine kayıtsız şartsız itaat etmesini isterler. İktidar sahiplerine, politika yapıcılara ve devlete yönelik   yapılan eleştiriler ve itirazlar, kadere isyan ve   fitne çıkarmak olarak etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır. Siyasal kader doğmatizmi ve ideolojisi, özgürlükçü demokrasinin, katılımcı sosyal ve siyasal hayatın ve hukuk devletinin gerçekleşmesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Siyasal kader doğmatizminin ve siyasal bedevi kabileciliğinin hâkim olduğu bir kültürde demokrasi yeşermez ve gelişmez.

Teokratik doğmatizm, akla, bilime, gerçekliğe, doğaya ve insana uygun bir zihniyet ve kültür oluşturma içeriğine ve biçimine sahip değildir. Teokratik doğmatizmde akıl yoktur. Teokratik doğmatizm, tevekkül, sabır ve şükür kavramları merkezli bir yaklaşımdır. Aklı çalıştırarak ve bilimsel bir yaklaşımla gerçekçi politikalara dayalı hazırlıklar ve pratikler yapmak, teokratik doğmatizmin hiçbir şekilde gerçekleştirebileceği bir şey değildir. Teokratik doğmatizm, kamu gücünü, devletin ve toplumun sahip olduğu varlıkların ganimet olarak ele geçirilmesini ve yağmalanmasını meşrulaştırmaktadır. Milletin ..... koyma söylemi, bu zihniyetin en net ifadesidir. Demokratik ve laik bir anlayışta, kamu gücü bireyin ahlaki sorumluluğudur.

Kamu gücüne sahip olanların temel ahlaki sorumluluğu, bireylerin insan haklarını ve özgürlüklerini korumaktır. Demokratik ve medeni bir anlayış açısından bir binayı çürük yapmak, teknik bir suç olmanın ötesinde insan haklarını ihlâl eden ahlaki ve hukuki bir suçtur. Binlerce insanın hayatını kaybettiği deprem sonrasında kamu gücünü elinde bulunduran iktidar sahiplerinin yaşam hakkını koruyamamak konusunda hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi davranmaları, teokratik doğmatik zihniyetin bir sonucu olarak değerlendirebiliriz.

Deprem tecrübesi ışığında laikliğin önemini ve vazgeçilmezliğini kavramak büyük önem taşımaktadır. Siyasal teokratik doğmatizmin ve ideolojisinin, laikliği din düşmanı olarak sunan ve dayatan tuzağına düşmemek lazımdır. Laiklik, din karşıtlığı ve düşmanlığı değildir. Laiklik, sorumluluktan kaçışı engelleyen kamusal akıl rejimidir. Laiklik, bilimsel veriler ışığında kentlerin ve yaşam alanlarının inşa edilmesini savunur. Acıyı istismar etmeyen ve yozlaştırmayan laiklik, acının sosyal ve siyasal olarak orgütlenmesine ve seferber olmasına imkân sağlamaktadır. Rant çılgınlığına karşı laiklik, bilimsel araştırmayı ve anlayışı etkin kılmaya çalışır. Laiklik, kamu gücünü kullanan herkesin hukuk önünde hesap vermesini savunur. Laiklik, konumu ve gücü ne olursa olsun herkesin yetkileri ölçüsünde sorumlu olduğunu savunur. Başka bir ifadeyle laiklik, hukukla, bilimle, akılla ve sorumlulukla birlikte varolmaktadır. Laik zihniyet, insan üstü ve ötesi otoriteler adına söylenen ve dayatılan her türlü yalanın ve yanılsamanın, kamusal hayata hâkim olmasına engel olmayı amaçlar.

Depremde şehirler yıkılmış, binalar çökmüş, insanlar enkazların altında hayatlarını kaybetmişlerdir. Yıkılan şehirlerin, çöken binaların ve kaybolan hayatların arkasındaki siyasal kaderci ideoloji çökmüş, ahlaksız dinbazlık yıkılmış, hesapsız keyfi hakimiyet kaybolmuştur. Gücü ve hakimiyeti kutsayan ve meşrulaştıran her türlü kaderci, kabileci ve keyfi ideoloji, dil ve söylemin meşruluğu, geçerliliği, gerçekliği ve gerekliliği kalmamıştır. İnsan hayatı başta olmak üzere bütün insan haklarını merkeze alan  ahlaki bir itiraz ve inşayla  kendimizi yenilemeden şehirlerimizi, siyasetimizi, aklımızı, akademimizi, medyamızı, ailelerimizi, ilişkilerimizi, maneviyatımızı, bilimimizi, felsefemizi dayanıklı ve dolu hale getirmenin imkânı kalmamıştır.Akıl, bilim ve laiklik çerçevesinde kendimizi  yenilemeden depremlerin sürekli olarak  felakete  ve faciaya dönüşeceği gerçeğinin farkında olarak depremin arkasındaki  gerçek sorumlulara hesap sormanın mümkün olmayacağının bilincine varmak lazımdır. Laiklik ve akıl, varoluşsal olarak kendimizi her açıdan dayanıklı ve dolu kılmanın ahlaki ve entelektüel yoludur.

Deprem bir doğa olayı olarak kendisinin bilimsel ve jeolojik bir olgu olarak anlaşılmasını ve bu çerçevede insanın, aklıyla tedbirler almasını ve yaşam tarzını düzenlemesini ister. Depremin muhatabı insan aklıdır. Doğa, deprem yoluyla insan aklına sürekli olarak şu soruyu sorar: “Depremin her an olabileceğini biliyordun. Niçin önlem ve hazırlık yapmadın?” Doğa, deprem üzerinden insan aklını ve bilimini ikaz etmekte ve uyarmaktadır. Doğa, deprem yoluyla insan aklını uyarırken doğal bir olayı, teolojik ve kaderci bir nitelikte gündeme getirmemektedir. Doğa, insan aklına sorduğu bu soruyla direkt olarak siyaseti, yönetimi ve kamusal aklı canlı tutmaya ve harekete geçirmeye çalışmaktadır.

Binlerce yıldır siyasal doğmatizm ve kadercilik ideolojisi, deprem, hastalık, sel, salgın gibi olayları takdir-i ilahi, imtihan, sabır, ilehii ceza gibi kavramlarla kurgulamaktadır. Bütün bu kurgular, teolojik nitelikte bir açıklama olmaktan uzaktırlar. Bütün bu kurgular, politik bir kaçış tekniği olarak din şeklinde üretilmektedirler. Siyasal doğmatizm ve kadercilik ideolojisinde imar afları konuşulmaz, denetimsizlik konuşulmaz, rant çeteleri konuşulmaz, parsel parsel satışlar konuşulmaz, rant çılgınlarının sahtekarlıkları konuşulmaz, rant-menfaat-itaat ilişkisi konuşulmaz.  Siyasal doğmatizm ve kadercilik ideolojisi, aklı devre dışı bırakmak ve vicdanı işlevsizleştirmek suretiyle imtihan sabır, ilahi ceza, ilahi kader gibi konuların ve kavramların konuşulmasını sağlar.

Siyasal doğmatizm ve kadercilik ideolojisinin panzehiri, laikliktir. Laiklik, dinsizlik değildir. Laiklik, aklın ve bilimin garantisidir. Aklı ve bilimi aktif hale getiren laiklik, herkesten hesap sorulmasını zorunlu kılar ve dini iktidarın koruyucu zırhı olmaktan çıkarır. Laiklik, depremdeki hiçbir binanın çökmesine, şehirlerin yıkılmasına ve insanların hayatlarını kaybetmesine ilahi kader, ilahi ceza veya ilahi ikaz gibi sözde dini gerekçeler uydurulmasına izin vermez. Laiklik, net olarak şunu söyler: “Hiçbir insan hakları ihlali için kutsal gerekçe uydurulamaz!” Laiklik, dine ve dindara saldırmaz. Laiklik, insan hayatını, insan haklarını ve insan özgürlüklerini, Tanrı adına istismar ve istila etmeye kalkanlara karşı korumayı amaçlar.

Siyasal doğmatizmin ve kaderciliğin aksine laiklik, aklı var eder ve aktive eder. Laikliğin başı, sonu ve ortası, bilgi ve bilimdir. Bilginin ve bilimin ihmal edilmesinin hiçbir meşru gerekçesi olamaz. Laiklik, bilginin ve bilimin ihmal edilmesi halinde insanın imha edilebileceği tehlikesine sürekli olarak dikkat çeker. Deprem gibi facialar, özgür akıl olmadan insanın, şehirlerin, ailelerin korunamayacağını göstermektedir. Özgür aklın olmadığı yerlerde, deprem gibi ağır felaket anlarında dahi hiçkimse sorumluluk almamaktadır Sorumluluk almak yerine iktidar sahipleri, siyasal doğmatizm, sabır, şükür, tevekkül ve kader ideolojisi üretmektedirler. Siyasal doğmatizmin ve kaderciliğin en büyük yıkımı, insanı aksılsızlaştırmasıdır. Akılsızlaştırılmış ve ahmaklaştırılmış bir toplumda deprem, sadece şehirleri sarsmamakta, insanı hayatıyla, ailesiyle, malıyla, akrabalarıyla ve ilişkileriyle birlikte sarmaktadır, yıkmaktadır ve yok etmektedir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.