Prof. Dr. Bilal SAMBUR - Akademisyen - Araştırmacı - Yazar
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Bilal SAMBUR - Akademisyen - Araştırmacı - Yazar
 

GÜZELLİĞİN ONTOLOJİSİ: İNSANIN DÜNYAYA YENİ BİR DÜNYA EKLEME TECRÜBESİ

İnsan, dünyaya, doğaya ve insanlığa güzel denilen tecrübeyle derin bir katkıda bulunur. İnsan yalnızca hayatta kalmak için yaşamaz. Karnını doyurmak, bedenini korumak, tehlikelerden kaçmak, sevişmek ve üremek insan varoluşunun biyolojik zeminidir; fakat insanı insan yapan şey, hayatın çıplak devamlılığıyla yetinmemesidir. İnsan, yaşadığı dünyanın yalnızca mevcut olmasını değil, güzel olmasını ister. Bu yüzden güzel, bir süs değildir. İnsan için güzel, stratejik bir yaratma tecrübesidir. Güzelliğin yaratıcısı insandır. İnsan olmak, güzeli yaratmayı zorunlu kılmaktadır. Güzel, insanın varoluşla kurduğu ilişkinin adıdır. Güzel, insanın yazgıya karşı geliştirdiği yaratıcı itirazdır. İnsan, itiraz eden varlıktır. Güzel, zorunluluğa karşı kurulan anlamdır. Güzel, insanın hayata “yalnızca bu kadar değil” deme biçimidir. İnsan, yalnızca verilmiş olanla yetinmeyen varlıktır. İşte bu nedenle güzellik, özgürlükle başlar. Güzellik ve özgürlük, birbirinden ayrılamaz. Özgürlüğün olmadığı yerde güzellik yoktur. Bütün çirkinliklerin ve çirkefliklerin kaynağı, özgürlüğün yokluğudur. Nazım Hikmet’in şiirinde insan, kendisine verilmiş kaderin pasif taşıyıcısı değildir. İnsan sever, sevişir, düşünür, çalışır, duygulanır, direnir, özler, yaratır ve geleceği kurar. “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür” fikri, yalnızca siyasal bir slogan değil, insan varoluşunun estetik ve ontolojik özüdür. Tek olmak, birey olmaktır. Hür olmak, kendi varoluşunu kurabilmektir. Ağaç olmak ise kök salmak, büyümek ve dünyaya kendi biçimini vermektir. Feqiya Teyran’ın şiirsel dünyasında da insan, doğadan koparılmış bir varlık değildir. O, dağların, kuşların, yolların, rüzgârın, suyun ve sevdanın içinden konuşur. Onun şiirinde güzellik, hayatı önceden belirlenmiş kurallara hapsetmekten değil; hayatın akışına, doğanın sesine ve insanın iç özgürlüğüne kulak vermekten doğar. Suya “av u av (Ey su)” diye seslenen Feqiye Teyran, suyu bir birey gibi muhatap alır ve onunla derin bir diyalogun içine girer. Güzellik, bütün varlıklarla diyaloga girmektir, onlarla konuşmaktır, aşkı, umudu, güzeli yaratmaktır.   Nazım Hikmet insanın özgürlük arzusunu şiire dönüştürür. Feqiya Teyran insanın doğayla ve varoluşla kurduğu derin ilişkiyi sese dönüştürür. İkisi de bize aynı temel hakikati gösterir: Güzellik, özgür insanın yaratıcı eylemidir. İnsan güzelliğe ihtiyaç duyar; çünkü insan yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda sembolik bir varlıktır. Güzellik, insanın varoluş ihtiyacıdır. İnsanın en büyük yanılgılarından biri, güzelliğin insani bir varoluş ihtiyacı olduğunu inkâr veya ihmal etmesidir. Güzelliğe varoluşsal düzeyde ihtiyaç duyduğunun farkında olmayan insan, güzelliği, insanüstü veya doğaüstü kurgulara transfer edebilmektedir. Güzellik, insanın varoluşsal ihtiyacıdır. Güzellik, insanüstü veya doğaüstü hiçbir kurgunun veya otoritenin ihtiyacı veya eseri değildir. İnsan, açık ve sade olgular dünyasının gerçeklikleri içinde yaşamayı istemez. Gerçeklik, insan için her zaman bir anlam ufku içinde görünür. İnsan doğar, acı çeker, sever, kaybeder, yaşlanır ve ölür. Bütün bunların ortasında insan, hayatın yalnızca zorunluluklardan ve ihtiyaçlardan ibaret olmadığını hissetmek ve deneyimlemek ister. İnsan, tecrübeleriyle hayata artı değer eklemek arzusundadır.  Güzel, insanın hayata ve doğaya artı değer yükleme arzusunun ürünüdür. Güzel, hayatın bize yalnızca “var olduğunu” değil, “yaşamaya değer olabileceğini hissettiren deneyimdir. Nazım Hikmet’in şiirindeki güzellik, hayatı yalnızca kabullenmek değildir. Hayata rağmen, acıya rağmen, hapse rağmen, sürgüne rağmen, yoksulluğa rağmen yaşamın ve sevginin savunulmasıdır. Feqiya Teyran’ın şiirsel dünyasında güzellik ise insanın doğanın sessizliğini duyabilmesi, dağın, suyun ve kuşun sesini kendi iç dünyasında yeniden bulabilmesidir. Bu iki büyük damar, güzelliğin tek bir otoritenin, tek bir doktrinin veya tek bir normun mülkü olamayacağını gösterir. Tek tip güzellik yoktur. Güzellik çoğuldur. Güzelliğin tek dili yoktur. Güzellik, farklı dillerde konuşur. Tek bir güzel beden yoktur. Güzellik, farklı bedenlerde görünür. Güzellik, tek bir kültürün ürünü değildir. Güzellik, farklı kültürlerde doğar. Güzellik, farklı insan deneyimlerinden beslenir. Tek biçimli, tek sesli ve tek hakikatli sistemler güzellik üretmezler. Tek tipleştirici bütün yaklaşımlar, güzelliğin katilleridirler. Tek tipleştirmenin olduğu her yerde, çirkinlik ve çirkeflik vardır. İnsan ruhu yalnızca ihtiyaçlardan oluşmaz. İnsan, anlam, ilişki, sevgi, yaratıcılık ve estetik deneyim arar. İnsan, iç dünyasını açacak deneyimleri arzular. Güzel, insanın iç dünyasında bir bütünlük duygusu yaratır. Parçalanmış deneyimleri bir anlığına bir araya getirir. Hayatın kaosu içinde bir biçim, acının içinde bir anlam, yalnızlığın içinde bir bağ kurar. Güzel, psikolojik olarak yalnızca “hoşlanma” değildir. Güzel, benliğin kendisini açması ve aşmasıdır. İnsan güzel bir müzik dinlerken yalnızca müziği dinlemez. Bir an için kendi sınırlarını aşar. Bir şiir okurken yalnızca kelimeleri görmez; kendi içinde daha önce adını koyamadığı bir duyguyla karşılaşır. Nazım Hikmet’in şiiri insana dünyayı değiştirme cesareti verir. Feqiya Teyran’ın sesi insana dünyayı ve doğayı yeniden duyma imkânı verir. Nazım, dünyayı dönüştürür. Feqiye Teyran, dünyayı yeniden işittirir. Her ikisi de insanın iç dünyasını açar, genişletir, ferahlatır ve yaratıcı kılar. Güzellik, insanın içine yeni bir dünya açar. Bu nedenle güzellik, özgür düşüncenin estetik biçimidir. Antropolojik açıdan insan, güzellik üreten varlıktır. Güzellik yaratan insan, aslında kendini oluşturmaktadır. İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde insan yalnızca fayda üretmemiştir. İnsan mağara duvarlarına resimler çizmiş, bedenini süslemiş, dans etmiş, şarkı söylemiş, ölülerini ritüellerle uğurlamış, hikâyeler anlatmış ve yaşamını sembollerle çevrelemiştir. İnsan, yalnızca ihtiyaçlarını karşılayan bir canlı değildir. İnsan, elde olanla yetinen bir varlık değildir. İnsan, bir çiçeği yalnızca koklamakla kalmaz; ona şiir yazar. Bir gökyüzünü yalnızca meteorolojik bir olay olarak görmez; ona anlam verir.Bir sesi yalnızca fiziksel titreşim olarak kabul etmez; onu müziğe dönüştürür. Bir bedeni yalnızca biyolojik bir yapı olarak algılamaz; onu sevgiye, arzuya ve estetiğe açar. Feqiya Teyran’ın şiirsel evreni, insanın doğayı yalnızca kullanmadığını; onunla konuştuğunu gösterir.Nazım Hikmet’in şiiri ise insanın emeğiyle, sevgisiyle ve özgürlük arzusuyla dünyayı yeniden kurduğunu gösterir.İnsan, doğanın verdiği malzemeyi dönüştürür.Taşı heykele, sesi müziğe, kelimeyi şiire, hayatı hikâyeye dönüştürür. İnsanın gerçekleştirdiği bu dönüşümün adı güzelliktir. Güzellik, doğayla ve insanlıkla kurulan bir Ben-Sen (I-Thou) ilişkisidir. Sahici anlamda Ben-Sen ilişkisi güzellik doğurur. Çirkinliği doğuran ise Ben-O (I-it) ilişkisidir. Doğadaki varlıkları ve insanları nesneleştiriyorsak onlarla bir nesne olarak ilişkiye giriyorsak, bu bütün çirkinliklere kapı açtığımız anlamına gelmektedir. Bedevi dogmatizm, kabilecilik ve buyrukçuluk, güzellik üretemez. Eğer güzellik, özgür insanın yaratıcı eylemiyse; eğer güzellik çoğulluk, deney, farklılık, hayal gücü ve özgürlük gerektiriyorsa, kendini kutsallaştıran bedevi dogmatizmin ve normativizmin güzellik üretmesi ontolojik olarak mümkün değildir. Bedevi dogmatizm ve normativizm, hayatı önceden belirlenmiş normlara bağlar. Bedevi dogmatizm ve normativizm, neyin doğru neyin yanlış olduğunu önceden söyler. Bedevi dogmatizm ve normativizm, neye izin verildiğini neyin yasaklandığını önceden söyler. Bedevi dogmatizm, nasıl giyinileceğini, nasıl evlenileceğini, nasıl boşanılacağını, nasıl miras alınacağını, nasıl cinsel ilişki kurulacağını, nasıl kadın olunacağını, nasıl erkek olunacağını, nasıl gülüneceğini, hangi müziğin dinleneceğini, tuvaletin nasıl yapılacağını, yemeğin nasıl yenileceğini, nasıl yaşanacağını önceden belirler. Güzellik, önceden belirlenemez. Güzellik, emredilemez. Güzellik, yasaklanamaz. Güzellik, fetvayla üretilemez. Güzellik, özgür yaratımın sonucudur. Kapalı, katı ve normatif dogmatizmin başı, ortası ve sonu, itaattir. Güzelliğin başı, ortası ve sonu ise yaratıcılıktır. Dogmatik normativizm, doğru hayatın önceden belirlenmiş olduğunu iddia eder. Güzellik ise hayatın yaratılmakta olduğunu gösterir. Bedevi normativizm, insanın nasıl yaşaması gerektiğini söyleyen kapalı bir normlar sistemidir. Güzellik ise insanın nasıl yaşayabileceğini araştıran açık bir yaratım alanıdır. Bu nedenle bedevi dogmatizm ile güzellik arasında derin bir ontolojik gerilim ve çatışma vardır. Bedevi dogmatizmin olduğu yerde güzellik ancak katı normativizmin izin verdiği ölçüde var olabilir. Bu ise gerçek güzellik değildir. Bu, denetlenmiş güzelliktir. İzin verilmiş güzelliktir. Sansürlenmiş güzelliktir. Korku altında üretilen estetik, özgür güzellik değildir. Çünkü gerçek güzellik, “Bunu yapabilir miyim?” sorusuyla başlamaz. Gerçek güzellik, “Bunu yaratabilir miyim?” sorusuyla başlar. Bedevi dogmatizmin sorduğu soru şudur: Buna izin verilmiş mi? Güzelliğin sorduğu soru ise şudur: Bu yaratıcı mı? Dogmatik normativizm, sınır çizer. Güzellik sınırları aşar. Dogmatik normativizm itaati ister. Güzellik hayal gücü ister. Dogmatik normativizm, tek bir doğruyu dayatır. Güzellik çoğul dünyalar yaratır. Bu nedenle dogmatik normativizmin güzellik üretimi sınırlıdır ve minimumdur. Dogmatik buyrukçuluk, ancak kendi izin verdiği sınırlar içinde estetik üretir. Ama özgür sanat, sınırların dışına çıkmadan doğamaz. Dogmatik normativizm, güzelliği yalnızca üretemez; aynı zamanda güzelliği denetlemek ister. Bedenin nasıl görünmesi gerektiğini belirler. Kadının bedenini denetler. Erkeğin bedenini denetler. Cinselliği, aşkı, sanatı, müziği denetler Tiyatroyu, mizahı, resmi, sinemayı, dansı denetler.  Gülüşü bile denetlemek ister. Normatif dogmatizm için beden, özgür bir varoluş alanı değil; düzenlenmesi ve disiplin altına alınması gereken bir alandır. Güzellik, bedenin özgürleşmesiyle başlar. İnsan bedeni utanılacak bir nesne değildir. Beden, insanın dünyadaki varoluşudur. Bedenin güzelliğini bastırmak, insanın dünyayla kurduğu en temel ilişkiyi bastırmaktır. Bu yüzden dogmartik normativizmin beden politikası, aynı zamanda bir estetik politikadır. Bedenin nasıl görüneceğini kontrol eden sistem, güzelliğin nasıl görüneceğini de kontrol eder. Normatif dogmatizmin güzelliğe karşı temel problemi şudur: Dogmatik normativizm, güzelliği özgür bırakmaz. Özgür bırakılmayan güzellik ise gerçek güzellik değildir. Güzellik ile özgürlük arasında derin bir bağ vardır. Güzel, zorla üretilemez. Bir insan tehdit edilerek güzel bir şiir yazabilir mi? Bir insan tehdit edilerek sadece methiye yazılabilir. Bir toplum baskıyla özgür bir sanat yaratabilir mi? Bir toplum baskıyla yalaka ve yaltak güruhlara dönüştürülebilir. Aşk emirle ortaya çıkabilir mi? Buyrukla sadece  itaat  ortaya çıkabilir. Arzu yasayla üretilebilir mi? Yasa, arzu değil,  donmuşluk üretir. Güzellik, özgürlüğün çocuğudur. Nazım Hikmet’in şiiri tam da bu nedenle güzeldir. Çünkü onun şiirinde insan, korkunun değil özgürlüğün diliyle konuşur. Feqiya Teyran’ın şiirsel sesi de bu nedenle güzeldir. O, doğanın sesini tek bir normun içine hapsetmez. Kuşu kuş, suyu su, dağı dağ, insanı insan olarak dinler. Güzellik, farklılığın özgürlüğüdür. Bu nedenle güzelliği kontrol etmek isteyen her güç yapısı, aslında insanın özgürlüğünü kontrol etmek istemektedir. Despotizm yalnızca insanların nasıl yaşayacağını belirlemek istemez. Despotizm, insanların neyi güzel bulacağını da belirlemek ister. Hangi bedenin güzel olduğuna, hangi sanatın kabul edilebilir olduğuna, hangi müziğin dinlenebileceğine, hangi aşkın meşru olduğuna, hangi kıyafetin uygun olduğuna, hangi arzunun gayrimeşru olduğuna karar vermeyi despotizm kendi hakkı sayar. Bunların hepsi, güzelliğin siyasetidir. Güzelliğin siyaseti, insan bedeninin ve ruhunun siyaseti haline gelir. Güzelliği yöneten, insanın duygu dünyasını da yönetir. Güzelliğin en güçlü alanlarından biri erotizmdir. Erotizm, bedenin yalnızca biyolojik bir nesne olmadığını gösterir. Beden arzu edilebilir, dokunulabilir, sevilebilir, hayranlık uyandırabilir, şiire ve tutkuya dönüşebilir.  Erotizm, insanın bedeni reddetmeden ruhu yaşama tecrübesidir. Beden düşman değildir. Beden, bendir. Beden, insandır. Arzu günah değildir. Güzellik hiçbir şekilde bir suç ve utanç değildir.D ogmatik normativizmin beden ve arzu karşısındaki temel tavrı, onları denetlemek ve sınırlandırmaktır. Güzellik, arzunun özgürce deneyimlenebilmesini gerektirir. Nazım Hikmet’in aşkı, bedeni yok sayan bir soyutluk değil; bedeni insanlığa açan bir sıcaklıktır. Feqiya Teyran’ın lirizmi de insanı bedenden koparmaz; insanı doğanın, sesin ve sevdanın içine yerleştirir. Gerçek güzellik, beden ile ruh arasında savaş çıkarmaz. Beden ve ruh, insan varoluşunun iki ayrı düşmanı değildir. İnsan, bedeninde yaşar. Bedenin güzelliğini inkâr eden her sistem, insanın dünyadaki varoluşunu da eksiltir, küçültür, güdükleştirir ve silikleştirir. Güzellik ahlakın kendisi değildir. Güzel olan her şey iyi değildir. Güzellik, insanı iyiliğe götüren kapıları ve pencereleri açabilir. Bir insan güzelliği gördüğünde, başkasının varlığını deneyimler. Bu deneyim, empatiyi geliştirebilir. Sanat, insanı başkasının acısına yaklaştırabilir. Şiir, başka bir insanın iç dünyasını görünür kılabilir. Nazım Hikmet’in insan sevgisi, güzelliği toplumsal adaletle buluşturur. Feqiya Teyran’ın doğa ve canlılıkla kurduğu ilişki, güzelliği varoluşsal bir duyarlılığa dönüştürür. İkisi de güzelliği yalnızca dekoratif bir şey olmaktan çıkarır. Güzellik, insanı duyarlı ve duygulu yapar. Bir insanın güzelliğini görmek, onun yalnızca bir araç olmadığını fark etmektir. Bir toplumun güzelliği, insanların birbirlerini araç olarak değil, amaç olarak görmeye başlamasıyla ortaya çıkar. Bu nedenle özgürlük, adalet ve güzellik birbirinden kopuk değildir. Adaletsiz bir toplumda güzellik, ayrıcalıklı bir azınlığın tüketim nesnesine dönüşebilir. Özgür olmayan bir toplumda güzellik, devletin, ticaretin veya dogmatizmin denetimine girebilir. İnsanın onurunun olmadığı yerde güzellik, yalnızca bir dekorasyona dönüşür. Gerçek güzellik, insanın özgür olduğu yerde gelişir. Güzelliği yalnızca dogmatik otoriteler kontrol etmez. Tüketim çılgınlığı güzelliği metaya dönüştürmektedir. Tüketim çılgınlığı pratiklerinde bedenler satılmakta, güzellik paketleri hazırlanmakta, arzu pazarlanmakta, gençlik bir ürün olarak kurgulanmakta, kadın ve erkek bedenleri bir tüketim nesnesi haline getirilerek projelendirilmektedir. Güzelliği özgürleştirmiş gibi görünen tüketim çılgınlığının güzelliği metalaştırması kaygı verici bir durumdur. Dogmatik otoriteler, bedenin gizlenmesi gerektiğini buyururken tüketim çılgınlığının güçleri ise bedenin satılmasını kışkırtmaktadırlar. Her ikisi de insan bedenini kendi amaçları için kullanmaktadır. İnsan bedeni, günah veya tüketimin nesnesi değildir. Beden, insanın varoluşudur. Güzellik, tüketici fiyatına indirgenemez. Gerçek güzellik, insanı nesne olmaktan çıkarır. İnsanın her yaş dönemi, kendisine özgü özellikler, özgünlükler ve güzellikler taşımaktadır. Güzellik üretilen ve satılan bir metaya dönüştürüldükçe yaşlılık, bir kâbus olarak sunulmakta, gençlik ise   hep ulaşılması ve korunması gereken bir ütopya olarak kurgulanmaktadır. İnsanın yaşlanması, bedenin değişmesi, yüzde çizgilerin oluşması, saçların beyazlaması, vücudun zayıflaması kaçınılmazdır. Bedensel değişmeler, aslında hikayemizin bölümleri gibidirler. Yaşlılık kâbus olmadığı gibi, gençlik de gül bahçesi değildir. En güzel beden, çocukluğuyla, ergenliğiyle, gençliğiyle, yaşlılığıyla hikayemizi yansıtan bedendir. Güzellik, zamana karşı savaşmak değil; zamanın insan bedeninde bıraktığı izleri anlamlandırabilmektir.İ nsan, yaşlandığı için değil, yaşadığı için güzeldir. İnsan, ölümlülüğünün farkında olan tek varlıktır.Belki de güzelliğin en derin kaynağı ölümlülüktür.Eğer her şey sonsuz olsaydı, hiçbir şeyin güzelliği bu kadar yoğun hissedilmezdi.Bir çiçek güzeldir; çünkü solacaktır.Bir aşk değerlidir; çünkü kaybedilebilir.Bir insanın yüzü eşsizdir; çünkü bir gün artık o yüz dünyada olmayacaktır.Ölüm, güzelliğin düşmanı olduğu kadar onun arka planıdır.İnsan, ölümlü olduğu için güzelliğe ihtiyaç duyar.Güzellik, ölüme karşı kazanılmış sonsuz bir zafer değildir.Güzellik, ölümün içinde yaşama biçimidir.Bir şiir yazmak, bir çocuğu sevmek, bir ağacın altında oturmak, bir sevgilinin yüzüne bakmak, bir müzik dinlemek, bir kadının güzelliğine hayran olmak, ölüme rağmen hayata coşkuyla yönelmektir.Erotizm, tutku, aşk, şiir, sanat, hep hayatta ısrar  etmektir. Bütün bunlar insanın ölümlü olduğunu bilerek hayata “evet” demektir. Maneviyat, insandan, doğadan, dünyadan, kadından, güzellikten, hazdan kaçmak değildir. Maneviyat, dünyada, doğada ve insanda hayatın derinliğini deneyimlemektir. Maneviyat, insanın dünyadan uzaklaşması değil; dünyayı daha derin görmesidir. Bir ağaca bakabilmek, bir insanın gözlerindeki hüznü fark edebilmek, bir müziğin içinde kendini kaybedebilmek, bir sevgilinin varlığını bir mucize gibi deneyimleyebilmek, bir kuzunun meleyişinde duyarlılaşmak, dut ağacı altında sevgiliyle kahvaltı yapmak, ay ışığında bir çift karagözün içinde varolmak... Bunların hepsi maneviyatın insani biçimleridir. Feqiya Teyran’ın doğayla kurduğu şiirsel bağ, maneviyatın yeryüzünden kopmadan nasıl derinleşebileceğini gösterir. Nazım Hikmet’in insanı, emeği ve sevgiyi birleştiren dili ise maneviyatın doğanın üstünde değil, insanın ortak yaşamında kurulabileceğini hatırlatır. Maneviyatın kaynağı korku olmak zorunda değildir. Maneviyat, günah korkusundan kaynaklanmaz. Maneviyat, ölüm sonrası olacakların tehdidi altında yaşamak değildir. Maneviyat, doğadaki ve insandaki güzelliğin içinde insanın kendini açması ve aşmasıdır. Maneviyat olarak güzellik, insana ve doğaya nefes olmaktır, can olmaktır. Güzelliğin karşıtı çirkinliktir. Çirkinlik yalnızca estetik bir sorun değildir. Şiddet, işkence, savaş, ayırımcılık, cinsiyetçilik, ırkçılık, despotizm, fanatizm, dogmatizm, bedevilik, düşüncenin susturulması, aşkın yasaklanması, bedenin ayıplanması, bedenin yönetilmesi ve denetlenmesi, tutkuların bastırılması çirkinliktir. Çirkinlik ve çirkeflik, insanın özgür ve yaratıcı liişkilerini yok eden veya silikleştiren her şeydir. Bir şiir yazmak, sevgiliyle el ele tutuşmak, bir müzik yapmak, bir sevgiyi korumak, bir çocuğu özgür yetiştirmek, bir insanın istediği gibi yaşama hakkını savunmak, düşünme özgürlüğünü savunmak, barışı-özgürlüğü-hukuku savunmak, bireyi savunmak, aklı savunmak insani diriliş tecrübeleridir. Nazım Hikmet’in şiiri dirilişdir. Feqiya Teyran’ın sesi ise dirilişin, kültürel ve duygusal da olabileceğini gösterir. İnsanlığın dilleri, türküleri, şiirleri, hafızaları, efsaneleri, dansları, resimleri, heykelleri, hiçbir ırkın, milletin, dogmanın, otoritenin mülkü ve malı değildir. Güzellik, insanın dünyayı yalnızca olduğu gibi kabul etmemesidir. Güzellik, dünyanın değişebileceğine dair beslediğimiz duyusal, duygusal, düşünsel ve davranışsal bir umuttur. Güzelliğin öznesi insandır. İnsan güzelliği dünyada, doğada ve insanlıkta keşfeder. İnsan güzelliği yalnızca keşfetmez. İnsan güzelliği yaratır. Bir dünya vardır. İnsan, dünyayı yaşanabilir kılmak için uğraşır. İnsan bedeni vardır. İnsan, bedeni sevgiyle ve sanatla güzelleştirir.  Doğanın ve insanın sesi vardır. İnsan, kuşların, suyun, rüzgârın, ağacın sesini müziğe dönüştürür. İnsan, kelimeleri şiire, romana, edebiyata dönüştürür. İnsan, hayatı güzel ve anlamlı kılarak hayata hayat katmaya çalışır. İnsan, güzeldir. İnsan, güzeli sever. İnsan, güzeli yapar. Güzeli sevmesine ve yapmasına rağmen insan, güzelin sahibi değildir. İnsan, diğer insanlarla ve doğayla birlikte güzeli yaratmanın ve yapmanın ortaklarından biridir. Güzelliği üretmek, insanın bu dünyadaki varoluşsal sorumluluğudur. İnsanın sorumluluğu, güzel sevmek, görmek, düşünmek, giyinmek, konuşmak, yemek, gezmek, okumak, çoğalmak, yaşamak ve yaratmaktır. Güzeli yaratma sorumluluğu, insana güzeli özgürleştirme sorumluluğu da vermektedir. Güzel ve güzellik, hiçbir otoritenin, hiçbir dogmanın, hiçbir tüketim çılgınlığının ve hiçbir yasanın tekeline bırakılmamalıdır. Güzellik, insanın özgürlük deneyimidir. Nazım Hikmet ve Feqiya Teyran, doğanın ve insanlığın içinden bize aynı mesajla seslenmektedirler: İnsan, ancak sevdiğinde ve yarattığında büyür. İnsan, ancak güzelliği çoğalttığında kendi kaderine gerçekten dokunur. Güzellik, dogmatik buyruklarla yaratılamaz. Güzelliği doğuran şey, itaat değil, özgürlüktür.  Güzellik, buyruktan değil yaratıcılıktan doğar. Güzellik, tek biçimlilikten değil çoğulluktan doğar. Güzellik, korkudan değil aşktan doğar. Güzellik, yasaktan değil arzudan ve tutkudan doğar. Güzellik, kapalı normlar dünyasından değil, açık bir insanlık ufkundan doğar. Güzelliğin gerçek kaynağı, insanın özgür yaratıcı gücüdür. İnsan güzelliğin sahibi değildir. Güzelliği yaratabilen tek varlık, insandır. Güzele olan tutkusuyla insan şunu söylemektedir: Ben yalnızca var olmak istemiyorum. Ben yalnızca itaat etmek istemiyorum. Ben yalnızca bana verilmiş olanı tekrar etmek istemiyorum. Ben güzel bir dünya yaratmak istiyorum. Güzel bir dünya ve insan yaratma arayışında olmak, insanın en derin maneviyatıdır. İnsan, gökyüzüne bakıp orada gördüğü olağanüstü güzelliklerle yetinmemektedir. İnsan, yeryüzünde yaşayarak şunu söylemektedir: Dünya henüz tamamlanmadı. Güzellik henüz bitmedi. Ve ben hâlâ güzelliği oluşturmaya devam ediyorum.
Ekleme Tarihi: 25 Temmuz 2026 -Cumartesi

GÜZELLİĞİN ONTOLOJİSİ: İNSANIN DÜNYAYA YENİ BİR DÜNYA EKLEME TECRÜBESİ

İnsan, dünyaya, doğaya ve insanlığa güzel denilen tecrübeyle derin bir katkıda bulunur. İnsan yalnızca hayatta kalmak için yaşamaz. Karnını doyurmak, bedenini korumak, tehlikelerden kaçmak, sevişmek ve üremek insan varoluşunun biyolojik zeminidir; fakat insanı insan yapan şey, hayatın çıplak devamlılığıyla yetinmemesidir. İnsan, yaşadığı dünyanın yalnızca mevcut olmasını değil, güzel olmasını ister. Bu yüzden güzel, bir süs değildir. İnsan için güzel, stratejik bir yaratma tecrübesidir. Güzelliğin yaratıcısı insandır. İnsan olmak, güzeli yaratmayı zorunlu kılmaktadır.

Güzel, insanın varoluşla kurduğu ilişkinin adıdır. Güzel, insanın yazgıya karşı geliştirdiği yaratıcı itirazdır. İnsan, itiraz eden varlıktır. Güzel, zorunluluğa karşı kurulan anlamdır. Güzel, insanın hayata “yalnızca bu kadar değil” deme biçimidir. İnsan, yalnızca verilmiş olanla yetinmeyen varlıktır. İşte bu nedenle güzellik, özgürlükle başlar. Güzellik ve özgürlük, birbirinden ayrılamaz. Özgürlüğün olmadığı yerde güzellik yoktur. Bütün çirkinliklerin ve çirkefliklerin kaynağı, özgürlüğün yokluğudur.

Nazım Hikmet’in şiirinde insan, kendisine verilmiş kaderin pasif taşıyıcısı değildir. İnsan sever, sevişir, düşünür, çalışır, duygulanır, direnir, özler, yaratır ve geleceği kurar. “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür” fikri, yalnızca siyasal bir slogan değil, insan varoluşunun estetik ve ontolojik özüdür. Tek olmak, birey olmaktır. Hür olmak, kendi varoluşunu kurabilmektir. Ağaç olmak ise kök salmak, büyümek ve dünyaya kendi biçimini vermektir.

Feqiya Teyran’ın şiirsel dünyasında da insan, doğadan koparılmış bir varlık değildir. O, dağların, kuşların, yolların, rüzgârın, suyun ve sevdanın içinden konuşur. Onun şiirinde güzellik, hayatı önceden belirlenmiş kurallara hapsetmekten değil; hayatın akışına, doğanın sesine ve insanın iç özgürlüğüne kulak vermekten doğar. Suya “av u av (Ey su)” diye seslenen Feqiye Teyran, suyu bir birey gibi muhatap alır ve onunla derin bir diyalogun içine girer. Güzellik, bütün varlıklarla diyaloga girmektir, onlarla konuşmaktır, aşkı, umudu, güzeli yaratmaktır.

 

Nazım Hikmet insanın özgürlük arzusunu şiire dönüştürür. Feqiya Teyran insanın doğayla ve varoluşla kurduğu derin ilişkiyi sese dönüştürür. İkisi de bize aynı temel hakikati gösterir: Güzellik, özgür insanın yaratıcı eylemidir.

İnsan güzelliğe ihtiyaç duyar; çünkü insan yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda sembolik bir varlıktır. Güzellik, insanın varoluş ihtiyacıdır. İnsanın en büyük yanılgılarından biri, güzelliğin insani bir varoluş ihtiyacı olduğunu inkâr veya ihmal etmesidir. Güzelliğe varoluşsal düzeyde ihtiyaç duyduğunun farkında olmayan insan, güzelliği, insanüstü veya doğaüstü kurgulara transfer edebilmektedir. Güzellik, insanın varoluşsal ihtiyacıdır. Güzellik, insanüstü veya doğaüstü hiçbir kurgunun veya otoritenin ihtiyacı veya eseri değildir.

İnsan, açık ve sade olgular dünyasının gerçeklikleri içinde yaşamayı istemez. Gerçeklik, insan için her zaman bir anlam ufku içinde görünür. İnsan doğar, acı çeker, sever, kaybeder, yaşlanır ve ölür. Bütün bunların ortasında insan, hayatın yalnızca zorunluluklardan ve ihtiyaçlardan ibaret olmadığını hissetmek ve deneyimlemek ister. İnsan, tecrübeleriyle hayata artı değer eklemek arzusundadır.  Güzel, insanın hayata ve doğaya artı değer yükleme arzusunun ürünüdür. Güzel, hayatın bize yalnızca “var olduğunu” değil, “yaşamaya değer olabileceğini hissettiren deneyimdir.

Nazım Hikmet’in şiirindeki güzellik, hayatı yalnızca kabullenmek değildir. Hayata rağmen, acıya rağmen, hapse rağmen, sürgüne rağmen, yoksulluğa rağmen yaşamın ve sevginin savunulmasıdır. Feqiya Teyran’ın şiirsel dünyasında güzellik ise insanın doğanın sessizliğini duyabilmesi, dağın, suyun ve kuşun sesini kendi iç dünyasında yeniden bulabilmesidir. Bu iki büyük damar, güzelliğin tek bir otoritenin, tek bir doktrinin veya tek bir normun mülkü olamayacağını gösterir.

Tek tip güzellik yoktur. Güzellik çoğuldur. Güzelliğin tek dili yoktur. Güzellik, farklı dillerde konuşur. Tek bir güzel beden yoktur. Güzellik, farklı bedenlerde görünür. Güzellik, tek bir kültürün ürünü değildir. Güzellik, farklı kültürlerde doğar. Güzellik, farklı insan deneyimlerinden beslenir. Tek biçimli, tek sesli ve tek hakikatli sistemler güzellik üretmezler. Tek tipleştirici bütün yaklaşımlar, güzelliğin katilleridirler. Tek tipleştirmenin olduğu her yerde, çirkinlik ve çirkeflik vardır.

İnsan ruhu yalnızca ihtiyaçlardan oluşmaz. İnsan, anlam, ilişki, sevgi, yaratıcılık ve estetik deneyim arar. İnsan, iç dünyasını açacak deneyimleri arzular. Güzel, insanın iç dünyasında bir bütünlük duygusu yaratır. Parçalanmış deneyimleri bir anlığına bir araya getirir. Hayatın kaosu içinde bir biçim, acının içinde bir anlam, yalnızlığın içinde bir bağ kurar. Güzel, psikolojik olarak yalnızca “hoşlanma” değildir. Güzel, benliğin kendisini açması ve aşmasıdır. İnsan güzel bir müzik dinlerken yalnızca müziği dinlemez. Bir an için kendi sınırlarını aşar. Bir şiir okurken yalnızca kelimeleri görmez; kendi içinde daha önce adını koyamadığı bir duyguyla karşılaşır.

Nazım Hikmet’in şiiri insana dünyayı değiştirme cesareti verir. Feqiya Teyran’ın sesi insana dünyayı ve doğayı yeniden duyma imkânı verir. Nazım, dünyayı dönüştürür. Feqiye Teyran, dünyayı yeniden işittirir. Her ikisi de insanın iç dünyasını açar, genişletir, ferahlatır ve yaratıcı kılar. Güzellik, insanın içine yeni bir dünya açar. Bu nedenle güzellik, özgür düşüncenin estetik biçimidir.

Antropolojik açıdan insan, güzellik üreten varlıktır. Güzellik yaratan insan, aslında kendini oluşturmaktadır. İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde insan yalnızca fayda üretmemiştir. İnsan mağara duvarlarına resimler çizmiş, bedenini süslemiş, dans etmiş, şarkı söylemiş, ölülerini ritüellerle uğurlamış, hikâyeler anlatmış ve yaşamını sembollerle çevrelemiştir. İnsan, yalnızca ihtiyaçlarını karşılayan bir canlı değildir. İnsan, elde olanla yetinen bir varlık değildir. İnsan, bir çiçeği yalnızca koklamakla kalmaz; ona şiir yazar. Bir gökyüzünü yalnızca meteorolojik bir olay olarak görmez; ona anlam verir.Bir sesi yalnızca fiziksel titreşim olarak kabul etmez; onu müziğe dönüştürür. Bir bedeni yalnızca biyolojik bir yapı olarak algılamaz; onu sevgiye, arzuya ve estetiğe açar. Feqiya Teyran’ın şiirsel evreni, insanın doğayı yalnızca kullanmadığını; onunla konuştuğunu gösterir.Nazım Hikmet’in şiiri ise insanın emeğiyle, sevgisiyle ve özgürlük arzusuyla dünyayı yeniden kurduğunu gösterir.İnsan, doğanın verdiği malzemeyi dönüştürür.Taşı heykele, sesi müziğe, kelimeyi şiire, hayatı hikâyeye dönüştürür. İnsanın gerçekleştirdiği bu dönüşümün adı güzelliktir. Güzellik, doğayla ve insanlıkla kurulan bir Ben-Sen (I-Thou) ilişkisidir. Sahici anlamda Ben-Sen ilişkisi güzellik doğurur. Çirkinliği doğuran ise Ben-O (I-it) ilişkisidir. Doğadaki varlıkları ve insanları nesneleştiriyorsak onlarla bir nesne olarak ilişkiye giriyorsak, bu bütün çirkinliklere kapı açtığımız anlamına gelmektedir.

Bedevi dogmatizm, kabilecilik ve buyrukçuluk, güzellik üretemez. Eğer güzellik, özgür insanın yaratıcı eylemiyse; eğer güzellik çoğulluk, deney, farklılık, hayal gücü ve özgürlük gerektiriyorsa, kendini kutsallaştıran bedevi dogmatizmin ve normativizmin güzellik üretmesi ontolojik olarak mümkün değildir. Bedevi dogmatizm ve normativizm, hayatı önceden belirlenmiş normlara bağlar. Bedevi dogmatizm ve normativizm, neyin doğru neyin yanlış olduğunu önceden söyler. Bedevi dogmatizm ve normativizm, neye izin verildiğini neyin yasaklandığını önceden söyler. Bedevi dogmatizm, nasıl giyinileceğini, nasıl evlenileceğini, nasıl boşanılacağını, nasıl miras alınacağını, nasıl cinsel ilişki kurulacağını, nasıl kadın olunacağını, nasıl erkek olunacağını, nasıl gülüneceğini, hangi müziğin dinleneceğini, tuvaletin nasıl yapılacağını, yemeğin nasıl yenileceğini, nasıl yaşanacağını önceden belirler. Güzellik, önceden belirlenemez. Güzellik, emredilemez. Güzellik, yasaklanamaz. Güzellik, fetvayla üretilemez. Güzellik, özgür yaratımın sonucudur. Kapalı, katı ve normatif dogmatizmin başı, ortası ve sonu, itaattir. Güzelliğin başı, ortası ve sonu ise yaratıcılıktır. Dogmatik normativizm, doğru hayatın önceden belirlenmiş olduğunu iddia eder. Güzellik ise hayatın yaratılmakta olduğunu gösterir. Bedevi normativizm, insanın nasıl yaşaması gerektiğini söyleyen kapalı bir normlar sistemidir. Güzellik ise insanın nasıl yaşayabileceğini araştıran açık bir yaratım alanıdır. Bu nedenle bedevi dogmatizm ile güzellik arasında derin bir ontolojik gerilim ve çatışma vardır. Bedevi dogmatizmin olduğu yerde güzellik ancak katı normativizmin izin verdiği ölçüde var olabilir. Bu ise gerçek güzellik değildir. Bu, denetlenmiş güzelliktir. İzin verilmiş güzelliktir. Sansürlenmiş güzelliktir. Korku altında üretilen estetik, özgür güzellik değildir. Çünkü gerçek güzellik, “Bunu yapabilir miyim?” sorusuyla başlamaz. Gerçek güzellik, “Bunu yaratabilir miyim?” sorusuyla başlar. Bedevi dogmatizmin sorduğu soru şudur: Buna izin verilmiş mi? Güzelliğin sorduğu soru ise şudur: Bu yaratıcı mı? Dogmatik normativizm, sınır çizer. Güzellik sınırları aşar. Dogmatik normativizm itaati ister. Güzellik hayal gücü ister. Dogmatik normativizm, tek bir doğruyu dayatır. Güzellik çoğul dünyalar yaratır. Bu nedenle dogmatik normativizmin güzellik üretimi sınırlıdır ve minimumdur. Dogmatik buyrukçuluk, ancak kendi izin verdiği sınırlar içinde estetik üretir. Ama özgür sanat, sınırların dışına çıkmadan doğamaz.

Dogmatik normativizm, güzelliği yalnızca üretemez; aynı zamanda güzelliği denetlemek ister. Bedenin nasıl görünmesi gerektiğini belirler. Kadının bedenini denetler. Erkeğin bedenini denetler. Cinselliği, aşkı, sanatı, müziği denetler Tiyatroyu, mizahı, resmi, sinemayı, dansı denetler.  Gülüşü bile denetlemek ister. Normatif dogmatizm için beden, özgür bir varoluş alanı değil; düzenlenmesi ve disiplin altına alınması gereken bir alandır.

Güzellik, bedenin özgürleşmesiyle başlar. İnsan bedeni utanılacak bir nesne değildir. Beden, insanın dünyadaki varoluşudur. Bedenin güzelliğini bastırmak, insanın dünyayla kurduğu en temel ilişkiyi bastırmaktır. Bu yüzden dogmartik normativizmin beden politikası, aynı zamanda bir estetik politikadır. Bedenin nasıl görüneceğini kontrol eden sistem, güzelliğin nasıl görüneceğini de kontrol eder. Normatif dogmatizmin güzelliğe karşı temel problemi şudur: Dogmatik normativizm, güzelliği özgür bırakmaz. Özgür bırakılmayan güzellik ise gerçek güzellik değildir.

Güzellik ile özgürlük arasında derin bir bağ vardır. Güzel, zorla üretilemez. Bir insan tehdit edilerek güzel bir şiir yazabilir mi? Bir insan tehdit edilerek sadece methiye yazılabilir. Bir toplum baskıyla özgür bir sanat yaratabilir mi? Bir toplum baskıyla yalaka ve yaltak güruhlara dönüştürülebilir. Aşk emirle ortaya çıkabilir mi? Buyrukla sadece  itaat  ortaya çıkabilir. Arzu yasayla üretilebilir mi? Yasa, arzu değil,  donmuşluk üretir. Güzellik, özgürlüğün çocuğudur.

Nazım Hikmet’in şiiri tam da bu nedenle güzeldir. Çünkü onun şiirinde insan, korkunun değil özgürlüğün diliyle konuşur. Feqiya Teyran’ın şiirsel sesi de bu nedenle güzeldir. O, doğanın sesini tek bir normun içine hapsetmez. Kuşu kuş, suyu su, dağı dağ, insanı insan olarak dinler. Güzellik, farklılığın özgürlüğüdür. Bu nedenle güzelliği kontrol etmek isteyen her güç yapısı, aslında insanın özgürlüğünü kontrol etmek istemektedir. Despotizm yalnızca insanların nasıl yaşayacağını belirlemek istemez. Despotizm, insanların neyi güzel bulacağını da belirlemek ister. Hangi bedenin güzel olduğuna, hangi sanatın kabul edilebilir olduğuna, hangi müziğin dinlenebileceğine, hangi aşkın meşru olduğuna, hangi kıyafetin uygun olduğuna, hangi arzunun gayrimeşru olduğuna karar vermeyi despotizm kendi hakkı sayar. Bunların hepsi, güzelliğin siyasetidir. Güzelliğin siyaseti, insan bedeninin ve ruhunun siyaseti haline gelir. Güzelliği yöneten, insanın duygu dünyasını da yönetir.

Güzelliğin en güçlü alanlarından biri erotizmdir. Erotizm, bedenin yalnızca biyolojik bir nesne olmadığını gösterir. Beden arzu edilebilir, dokunulabilir, sevilebilir, hayranlık uyandırabilir, şiire ve tutkuya dönüşebilir.  Erotizm, insanın bedeni reddetmeden ruhu yaşama tecrübesidir. Beden düşman değildir. Beden, bendir. Beden, insandır. Arzu günah değildir. Güzellik hiçbir şekilde bir suç ve utanç değildir.D ogmatik normativizmin beden ve arzu karşısındaki temel tavrı, onları denetlemek ve sınırlandırmaktır. Güzellik, arzunun özgürce deneyimlenebilmesini gerektirir.

Nazım Hikmet’in aşkı, bedeni yok sayan bir soyutluk değil; bedeni insanlığa açan bir sıcaklıktır. Feqiya Teyran’ın lirizmi de insanı bedenden koparmaz; insanı doğanın, sesin ve sevdanın içine yerleştirir. Gerçek güzellik, beden ile ruh arasında savaş çıkarmaz. Beden ve ruh, insan varoluşunun iki ayrı düşmanı değildir. İnsan, bedeninde yaşar. Bedenin güzelliğini inkâr eden her sistem, insanın dünyadaki varoluşunu da eksiltir, küçültür, güdükleştirir ve silikleştirir.

Güzellik ahlakın kendisi değildir. Güzel olan her şey iyi değildir. Güzellik, insanı iyiliğe götüren kapıları ve pencereleri açabilir. Bir insan güzelliği gördüğünde, başkasının varlığını deneyimler. Bu deneyim, empatiyi geliştirebilir. Sanat, insanı başkasının acısına yaklaştırabilir. Şiir, başka bir insanın iç dünyasını görünür kılabilir. Nazım Hikmet’in insan sevgisi, güzelliği toplumsal adaletle buluşturur. Feqiya Teyran’ın doğa ve canlılıkla kurduğu ilişki, güzelliği varoluşsal bir duyarlılığa dönüştürür. İkisi de güzelliği yalnızca dekoratif bir şey olmaktan çıkarır. Güzellik, insanı duyarlı ve duygulu yapar.

Bir insanın güzelliğini görmek, onun yalnızca bir araç olmadığını fark etmektir. Bir toplumun güzelliği, insanların birbirlerini araç olarak değil, amaç olarak görmeye başlamasıyla ortaya çıkar. Bu nedenle özgürlük, adalet ve güzellik birbirinden kopuk değildir. Adaletsiz bir toplumda güzellik, ayrıcalıklı bir azınlığın tüketim nesnesine dönüşebilir. Özgür olmayan bir toplumda güzellik, devletin, ticaretin veya dogmatizmin denetimine girebilir. İnsanın onurunun olmadığı yerde güzellik, yalnızca bir dekorasyona dönüşür. Gerçek güzellik, insanın özgür olduğu yerde gelişir.

Güzelliği yalnızca dogmatik otoriteler kontrol etmez. Tüketim çılgınlığı güzelliği metaya dönüştürmektedir. Tüketim çılgınlığı pratiklerinde bedenler satılmakta, güzellik paketleri hazırlanmakta, arzu pazarlanmakta, gençlik bir ürün olarak kurgulanmakta, kadın ve erkek bedenleri bir tüketim nesnesi haline getirilerek projelendirilmektedir. Güzelliği özgürleştirmiş gibi görünen tüketim çılgınlığının güzelliği metalaştırması kaygı verici bir durumdur.

Dogmatik otoriteler, bedenin gizlenmesi gerektiğini buyururken tüketim çılgınlığının güçleri ise bedenin satılmasını kışkırtmaktadırlar. Her ikisi de insan bedenini kendi amaçları için kullanmaktadır. İnsan bedeni, günah veya tüketimin nesnesi değildir. Beden, insanın varoluşudur. Güzellik, tüketici fiyatına indirgenemez. Gerçek güzellik, insanı nesne olmaktan çıkarır.

İnsanın her yaş dönemi, kendisine özgü özellikler, özgünlükler ve güzellikler taşımaktadır. Güzellik üretilen ve satılan bir metaya dönüştürüldükçe yaşlılık, bir kâbus olarak sunulmakta, gençlik ise   hep ulaşılması ve korunması gereken bir ütopya olarak kurgulanmaktadır. İnsanın yaşlanması, bedenin değişmesi, yüzde çizgilerin oluşması, saçların beyazlaması, vücudun zayıflaması kaçınılmazdır. Bedensel değişmeler, aslında hikayemizin bölümleri gibidirler. Yaşlılık kâbus olmadığı gibi, gençlik de gül bahçesi değildir. En güzel beden, çocukluğuyla, ergenliğiyle, gençliğiyle, yaşlılığıyla hikayemizi yansıtan bedendir. Güzellik, zamana karşı savaşmak değil; zamanın insan bedeninde bıraktığı izleri anlamlandırabilmektir.İ nsan, yaşlandığı için değil, yaşadığı için güzeldir.

İnsan, ölümlülüğünün farkında olan tek varlıktır.Belki de güzelliğin en derin kaynağı ölümlülüktür.Eğer her şey sonsuz olsaydı, hiçbir şeyin güzelliği bu kadar yoğun hissedilmezdi.Bir çiçek güzeldir; çünkü solacaktır.Bir aşk değerlidir; çünkü kaybedilebilir.Bir insanın yüzü eşsizdir; çünkü bir gün artık o yüz dünyada olmayacaktır.Ölüm, güzelliğin düşmanı olduğu kadar onun arka planıdır.İnsan, ölümlü olduğu için güzelliğe ihtiyaç duyar.Güzellik, ölüme karşı kazanılmış sonsuz bir zafer değildir.Güzellik, ölümün içinde yaşama biçimidir.Bir şiir yazmak, bir çocuğu sevmek, bir ağacın altında oturmak, bir sevgilinin yüzüne bakmak, bir müzik dinlemek, bir kadının güzelliğine hayran olmak, ölüme rağmen hayata coşkuyla yönelmektir.Erotizm, tutku, aşk, şiir, sanat, hep hayatta ısrar  etmektir. Bütün bunlar insanın ölümlü olduğunu bilerek hayata “evet” demektir.

Maneviyat, insandan, doğadan, dünyadan, kadından, güzellikten, hazdan kaçmak değildir. Maneviyat, dünyada, doğada ve insanda hayatın derinliğini deneyimlemektir. Maneviyat, insanın dünyadan uzaklaşması değil; dünyayı daha derin görmesidir. Bir ağaca bakabilmek, bir insanın gözlerindeki hüznü fark edebilmek, bir müziğin içinde kendini kaybedebilmek, bir sevgilinin varlığını bir mucize gibi deneyimleyebilmek, bir kuzunun meleyişinde duyarlılaşmak, dut ağacı altında sevgiliyle kahvaltı yapmak, ay ışığında bir çift karagözün içinde varolmak... Bunların hepsi maneviyatın insani biçimleridir.

Feqiya Teyran’ın doğayla kurduğu şiirsel bağ, maneviyatın yeryüzünden kopmadan nasıl derinleşebileceğini gösterir. Nazım Hikmet’in insanı, emeği ve sevgiyi birleştiren dili ise maneviyatın doğanın üstünde değil, insanın ortak yaşamında kurulabileceğini hatırlatır.

Maneviyatın kaynağı korku olmak zorunda değildir. Maneviyat, günah korkusundan kaynaklanmaz. Maneviyat, ölüm sonrası olacakların tehdidi altında yaşamak değildir. Maneviyat, doğadaki ve insandaki güzelliğin içinde insanın kendini açması ve aşmasıdır. Maneviyat olarak güzellik, insana ve doğaya nefes olmaktır, can olmaktır.

Güzelliğin karşıtı çirkinliktir. Çirkinlik yalnızca estetik bir sorun değildir. Şiddet, işkence, savaş, ayırımcılık, cinsiyetçilik, ırkçılık, despotizm, fanatizm, dogmatizm, bedevilik, düşüncenin susturulması, aşkın yasaklanması, bedenin ayıplanması, bedenin yönetilmesi ve denetlenmesi, tutkuların bastırılması çirkinliktir. Çirkinlik ve çirkeflik, insanın özgür ve yaratıcı liişkilerini yok eden veya silikleştiren her şeydir. Bir şiir yazmak, sevgiliyle el ele tutuşmak, bir müzik yapmak, bir sevgiyi korumak, bir çocuğu özgür yetiştirmek, bir insanın istediği gibi yaşama hakkını savunmak, düşünme özgürlüğünü savunmak, barışı-özgürlüğü-hukuku savunmak, bireyi savunmak, aklı savunmak insani diriliş tecrübeleridir.

Nazım Hikmet’in şiiri dirilişdir. Feqiya Teyran’ın sesi ise dirilişin, kültürel ve duygusal da olabileceğini gösterir. İnsanlığın dilleri, türküleri, şiirleri, hafızaları, efsaneleri, dansları, resimleri, heykelleri, hiçbir ırkın, milletin, dogmanın, otoritenin mülkü ve malı değildir. Güzellik, insanın dünyayı yalnızca olduğu gibi kabul etmemesidir. Güzellik, dünyanın değişebileceğine dair beslediğimiz duyusal, duygusal, düşünsel ve davranışsal bir umuttur.

Güzelliğin öznesi insandır. İnsan güzelliği dünyada, doğada ve insanlıkta keşfeder. İnsan güzelliği yalnızca keşfetmez. İnsan güzelliği yaratır. Bir dünya vardır. İnsan, dünyayı yaşanabilir kılmak için uğraşır. İnsan bedeni vardır. İnsan, bedeni sevgiyle ve sanatla güzelleştirir.  Doğanın ve insanın sesi vardır. İnsan, kuşların, suyun, rüzgârın, ağacın sesini müziğe dönüştürür. İnsan, kelimeleri şiire, romana, edebiyata dönüştürür. İnsan, hayatı güzel ve anlamlı kılarak hayata hayat katmaya çalışır. İnsan, güzeldir. İnsan, güzeli sever. İnsan, güzeli yapar. Güzeli sevmesine ve yapmasına rağmen insan, güzelin sahibi değildir. İnsan, diğer insanlarla ve doğayla birlikte güzeli yaratmanın ve yapmanın ortaklarından biridir. Güzelliği üretmek, insanın bu dünyadaki varoluşsal sorumluluğudur. İnsanın sorumluluğu, güzel sevmek, görmek, düşünmek, giyinmek, konuşmak, yemek, gezmek, okumak, çoğalmak, yaşamak ve yaratmaktır. Güzeli yaratma sorumluluğu, insana güzeli özgürleştirme sorumluluğu da vermektedir. Güzel ve güzellik, hiçbir otoritenin, hiçbir dogmanın, hiçbir tüketim çılgınlığının ve hiçbir yasanın tekeline bırakılmamalıdır. Güzellik, insanın özgürlük deneyimidir.

Nazım Hikmet ve Feqiya Teyran, doğanın ve insanlığın içinden bize aynı mesajla seslenmektedirler: İnsan, ancak sevdiğinde ve yarattığında büyür. İnsan, ancak güzelliği çoğalttığında kendi kaderine gerçekten dokunur. Güzellik, dogmatik buyruklarla yaratılamaz. Güzelliği doğuran şey, itaat değil, özgürlüktür.  Güzellik, buyruktan değil yaratıcılıktan doğar. Güzellik, tek biçimlilikten değil çoğulluktan doğar. Güzellik, korkudan değil aşktan doğar. Güzellik, yasaktan değil arzudan ve tutkudan doğar. Güzellik, kapalı normlar dünyasından değil, açık bir insanlık ufkundan doğar.

Güzelliğin gerçek kaynağı, insanın özgür yaratıcı gücüdür. İnsan güzelliğin sahibi değildir. Güzelliği yaratabilen tek varlık, insandır. Güzele olan tutkusuyla insan şunu söylemektedir: Ben yalnızca var olmak istemiyorum. Ben yalnızca itaat etmek istemiyorum. Ben yalnızca bana verilmiş olanı tekrar etmek istemiyorum. Ben güzel bir dünya yaratmak istiyorum. Güzel bir dünya ve insan yaratma arayışında olmak, insanın en derin maneviyatıdır. İnsan, gökyüzüne bakıp orada gördüğü olağanüstü güzelliklerle yetinmemektedir. İnsan, yeryüzünde yaşayarak şunu söylemektedir: Dünya henüz tamamlanmadı. Güzellik henüz bitmedi. Ve ben hâlâ güzelliği oluşturmaya devam ediyorum.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.