İrrasyonalite, günümüz dünyasında tek bir alana ait bir sapma değildir. İrrasyonellik, din, siyaset ve dijital alem gibi farklı alanlarda yeniden üretilen ortak bir zihinsel formdur. En temel düzeyde irrasyonalite, düşünmenin askıya alınmasıdır: sorgulamanın yerini kabulün, anlamanın yerini tepkinin, eleştirinin yerini itaatin ya da refleksin almasıdır. Bu nedenle irrasyonalite, yalnızca bireysel bir zayıflık değil, tarihsel ve yapısal bir bilinç biçimidir.
Din bağlamında irrasyonalite, inancın varoluşsal açıklık olmaktan çıkıp kapalı bir dogmatik sisteme dönüşmesiyle ortaya çıkar. İnanç, burada bir arayış değil, hazır cevaplara teslimiyet haline gelir. Eleştiri günah, şüphe zayıflık, farklılık tehdit olarak kodlandığında düşünce alanı daralır. İrrasyonelleşme, dini, anlam arayışı, etik duyarlılık ve aşkınlık tecrübesi olmaktan çıkarır. İrrasyonalite, dinin ve onun yorumlanma biçiminin düşünceyi dondurduğu noktadan doğar.
Siyaset ve devlete dönüşen din anlayışlarında, irrasyonellik baskın özelliktir. Din, siyasal iktidarın dili ve aracı haline geldiğinde, hakikat arayışı yerini meşruiyet ve hakimiyet üretimine bırakır. Sorgulama fitne, eleştiri ihanet, çoğulluk tehdit olarak yeniden tanımlanır. Böylece irrasyonalite, bireylerin akıl yürütme kapasitesinin zayıflaması değil, sistematik olarak yönlendirilmesidir ve yok edilmesidir. Korku, aidiyet ve mutlak hakikat iddiası, düşünmenin yerini alır. Hakikat artık keşfedilen bir şey değil, temsil ve tahakküm edilen bir otoriteye dönüşür.
Siyasal yapılar genel olarak irrasyonaliteyi iki temel mekanizma üzerinden beslerler: mutlak doğruluk iddiası ve düşman üretimi. Mutlak doğruluk iddiası düşünmeyi gereksizleştirir; düşman üretimi ise eleştiriyi imkânsız hale getirir. Bu ikili yapı, totaliter eğilimlerin temel mantığıdır. Akıl, ya gereksiz ilan edilir ya da tehlikeli sayılır.
Dijital çağda ise irrasyonalite yeni bir form kazanır. Siber âlem, bilgiyi çoğaltırken düşünmeyi zayıflatır, çünkü hız, dikkat ve görünürlük, anlamın yerini alır. Algoritmalar duygusal tepkileri ödüllendirir, öfke ve kutuplaşma daha görünür hale gelir. İnsan, düşünmeden tepki veren bir refleks varlığına dönüşme riski taşır. Bu yeni düzende irrasyonalite, bireysel hata olmaktan çıkıp dikkat ekonomisinin doğal çıktısı haline gelir.
Böylece din, siyaset ve dijital dünya farklı yüzlere sahip olsalar da aynı yapısal gerilimi paylaşırlar: düşüncenin özerkliğine karşı bir baskı oluşturma. Din dogmatizme, siyaset totaliterliğe, dijital çağ ise hız ve yüzeyselliğe doğru kaydığında, irrasyonalite farklı biçimlerde yeniden üretilir. Ortak nokta, aklın kendi kendini sorgulayan yapısının zayıflatılmasıdır.
Her çağ, kendi putlarını üretmektediir. Kutsal olan yalnızca dinî semboller değildir; ideolojiler, devletler, teknolojiler ve görünürlük rejimleri de putlaşabilir. Putlaşma, nesnenin kendisinden çok düşüncenin donmasıdır. İnsan, sorgulayan bir özne olmaktan çıkıp hazır anlamlara teslim olan bir varlığa dönüştüğünde, irrasyonalite kurumsallaşır.
Sonuçta irrasyonalite, tek bir alana ait bir bozulma değil, günümüz dünyasının farklı katmanlarında tekrar eden bir zihinsel krizdir ve karanlıktır. Bu krizin ve karanlığın karşısında rasyonalizm, yalnızca teknik bir akıl yürütme değildir. Rasyonalizm, din, siyaset ve dijital alanlar içinde düşüncenin özerkliğini koruma çabasıdır. Akıl, ancak eleştirel olduğu, kendini, statükoyu ve hâkim olanı sorgulayabildiği ölçüde var olabilir. Aksi halde insan, farklı sistemler içinde farklı isimlerle yeniden üretilen bir teslimiyet biçiminin nesnesine dönüşmekten kurtulamayacaktır.
