Sevgi hakkında konuşurken hâlâ izin dili kullanıyorsak, özgürlükten söz etmiyoruz demektir. “Helal mi?”, “makbul mü?”, “caiz mi?”, “topluma uygun mu?” soruları, aşkın değil; iktidarın sorularıdır. Aşk, icazet ve izin istemez. Sevgi, bütün bu denetim, kontrol ve korku ağlarına karşı bir varoluş isyanıdır. Sevgi, bireyin kendine ait olduğunu ilan ettiği andır.
Hiçbir mutlaklaştırılan doğma, hiçbir gelenek, hiçbir devlet bireyin bedeni üzerinde nihai otorite değildir. Beden siyasetin ve hakimiyetin nesnesi değil; özerkliğin ve özgürlüğün mekânıdır. Beden, istenildiği gibi girilen ve sürülen bir tarla değildir. Arzu suç değildir. Cinsellik kamusal yargının konusu değildir. Rıza varsa, eşitlik varsa, zarar yoksa; dışarıdan hüküm verme hakkı yoktur.
Bireyin bedenine sahip olma hakkı, sadece bireysel bir talep değil, insani bir pozisyondur. Tarih boyunca iktidar, bedeni disipline ederek toplumu düzenlemiştir. Beden özgürleştiğinde, hiyerarşi çatırdamaktadır. Beden, siyasal-sosyal tahakkümün kölesi değildir.
Aşk öngörülemezdir. Aşk, planlanamaz. Aşk, kontrol edilemez. Tam da bu yüzden aşk ve sevgi, tehdit olarak görülmektedir. Aşk, anarşisttir. Özgürlük, aşkın anarşist doğasını bastırmaz. Özgürlük, aşkı sahiplenir. Çünkü aşk, iki öznenin birbirini seçmesidir. Seçim varsa özgürlük vardır. Özgürlük varsa risk vardır.
Sevgi zorunluluk değildir. Sadakat bile özgürce seçilmediği sürece etik değildir. Zorunlu sadakat, ahlâk üretmez; bağımlılık üretir. Aşk, bağımlılık, kölelik ve kulluk değildir. Aşkta itaat ve biat yoktur. Aşk, asidir ve anarşisttir.
Özgür aşk, nihilizm değildir. “Her şey serbest” demek değildir. Özgür aşk, daha ağır bir sorumluluk önermektedir: Özgür aşk, dışsal bir otoriteye sığınmadan karar verme sorumluluğunu insana yüklemekteir.
Ahlâk, yukarıdan, üstten ve dışarıdan inmez. Uydurulmuş ve dayatılmış ahlak, ahlak değildir. Ahlak, içeride, kalpte, vicdanda ve akılda kurulur. Düşü, düşünmesi, duygusu ve duyarlılığı olanlar, ahlakı ve âşık oluşturabilirler. Âşk ve ahlâk, özgür öznenin bilinciyle kurulur.
Rıza, eşitlik ve zarar vermeme ilkeleri; doğmatizmden değil, insan onurundan doğar. İnsan onuru, tartışmaya kapalıdır. Eğer bir ilişki güç asimetrisi üretiyorsa, manipülasyon içeriyorsa, bağımlılık yaratıyorsa; özgürlük buna da itiraz eder. Çünkü özgürlük sadece engellerin kalkması değil, tahakkümün yokluğudur.
Laiklik, teknik bir hukuk maddesi değildir. Laiklik, mahremiyet devrimidir. Laiklik, devlete ve dinî otoriteye aşkı tanımlama ve aşka müdahale etme yetkisini vermemektedir. Toplumun, bireyin cinsel yönelimi ya da ilişki biçimi üzerinde veto hakkı yoktur. Laiklik, aşkı ve sevgiyi tamamen bireyin işi olarak görmektedir. Aşk, devletin ve doğmatizmin işi değildir. Laiklik, insanların sevdikleri için yargılanmadıkları ve cezalandırılmadıkları bir kamusal alanın inşası imkanıdır. Bu alan kurulmadan ne gerçek demokrasinin ne de gerçek etiğin oluşması mümkündür. Bedevi doğmatizm, aşkın ve sevginin yaşanmasına imkân sağlayan kamusal alanın oluşumuna imkân vermeyen zihniyettir.
Sevmek, bir başkasının özgürlüğünü koşulsuz tanımaktır. Onu değiştirmeye çalışmadan, kendine benzetmeden, sahiplenmeden… Ve şunu kabul etmektir: Sevdiğin kişi, seninle kalmayı her gün yeniden seçebilir ya da seçmeyebilir. Bu kırılganlık, sevginin onurudur. Sevgi, katı değildir. Aşk ve sevgi, kırılgandır.
Aşk özgürleştiğinde toplum değişir. Beden özgürleştiğinde tahakküm ve tasallut sarsılır. Birey özgürleştiğinde ahlâk derinleşir. Özgür sevgi, geleneğin esiri olmadığı gibi, metafiziğin ve doğmanın gölgesinde olmaya da ihtiyaç duymamaktadır. Aşk, insanın kendi varoluşuna sahip çıkmasıdır.
Özgürlük, bize şunu öğretir: Aşk ve sevgi, itaat değildir. İtaati kutsallaştırmak, aşkı ve sevgiyi inkâr etmektir. Cinsellik, suç ve utanç değildir. Beden, mülkiyet ve tarla değildir. Özgürlük ertelenemez. Aşk, özgürlüğü ertelememektir. Aşk, özgürlüğü istemek ve hemen şimdi istemektir.
