Halit Suiçmez - Ekonomist/Yazar
Köşe Yazarı
Halit Suiçmez - Ekonomist/Yazar
 

TOPRAK NİÇİN KOVAR İNSANI?...

Kırsaldan şehirlere doğru göç ne zaman, niçin ve nasıl başlamıştır? Bu sorunun bilimsel yanıtı ciltler dolusu sayfalarca araştırılabilir. Konu derindir. Çok yönlüdür. Sosyal bilimlerin hepsi; ekonomi politik, siyaset bilimi, sosyoloji, tarih, felsefe, psikoloji, edebiyat bilimi, iktisat bu alanda çok şey söyleyebilir. Kırsaldan şehirlere doğru akın eden insanların-ailelerin dramları ise en çok sanat anlamında edebiyatın konusu olmuştur. Romana- öyküye-şiire- tiyatroya-denemelere yansımıştır insanların göç hikayeleri… Siyasal Bilgiler Fakültesindeki (Mülkiye) öğrenciliğimizde Korkut Boratav Hoca, konuyu; “köyden iten nedenler ve kentin çeken nedenleri” biçiminde anlatırdı… Değerli Yazar Kemal Ateş’in “Toprak Kovgunları” romanı bizim edebiyatımızda bu konuda iyi bir örnektir. “…Kovgun, sürgün, vurgun gibi bir sözcük. Eki, kökü bizden…”(Kemal Ateş, 08 Eylül 2015, Aydınlık) H20 Yayıncılık’tan 2025’te son baskısı yapılan 222 sayfalık bu yapıt, sorunun yanıtını “yoksulluk-geçim zorlukları” olarak vermektedir. Yazarın yaşamından ve anlatımlarından anladığımız kadarıyla, bu romanın ve Veresiye Defteri’nin yazılış amaçları, bizim gecekondu olgusunu içinden yaşayan bir insanın kaleminden okumaktır. Sayın Ateş; çocukluk ve gençlik dönemlerinde, “gecekondu yaşamının” tam merkezindedir. Olay örgüsü kısaca şudur: Ankara’ya yakın kentlerin köylerinden göç etmiş ve gecekondu mahallelerini oluşturmuş ailelerin çocuklarından biri. Adı Mahmut. Yine mahalleden Ayten isimli çok güzel bir kıza aşıktır. Aynı mahalleden üniversiteye giden İlhan’ı sevmekte, İlhan da ona vurgundur. İlhan ile sevgili olan Ayten sonunda daha çok mahalle baskısı ve dedikoduların etkisiyle İlhan’dan ayrılır, sonunda Mahmut ile evlenir, ya da evlendirilir. Küsüp barışıp, kavgalı giden evlilik sonunda boşanmayla biter. Ayten’i Şükrü diye biri köyüne kaçırır. Bu arada gecekondu mahallesinin tüm girdisi-çıktısı anlatılır… Kim kime sevdalı, kim kiminle kavgalı, kimin işi, eşi, aşı nedir, kimdir, nerelerde çalışırlar, kazançları, borçları, düşleri, özlemleri, toprak-mülk-arsa-ev kavgaları, evlerin zabıtalarca yıkımları, kavgalar… Akrabalar arasında çetin kavgalar da olmaktadır. Mahmut amcasıyla konuşurken Kaman cevizinin dünya çapında önemli olduğunu anlar. (s.11) Yine bu sayfada artık köyde kimsenin cevizle uğraşmadığı, herkesin gözünün şehirde olduğu vurgulanır. Kente gelenler az çok memnundur. Hamal Hıdır, Ağa Hıdır olmuştur örneğin. (s.17) Kentte gecekondu mahallesinde kavgalar çoktur: Toprak-su-yol kavgaları, kadın erkek hemşehri çekişmeleri… Paradan başka bir şey düşünmeyen insanlar… (s.51) Emin Ustanın sürekli yıkılsa da yeni bir gecekondu yapma düşleri… Yoksulluğu yenmek için köyünü terk edip buralara gelişi. Tarlaların giderek verimsizleşmesi… (s.74) Romanda Marks’ın artı değer teorilerine (hem nisbi hem de göreli artık değer anlamında) örnek olabilecek sahneler de bulmaktayız. Örneğin; sayfa 74 ve 75’de, Emin Usta’nın fabrikada makinelere hayranlık duyması, teknolojinin emek tasarrufu sağlaması, bu yolla artık değeri arttırması. İşsiz insanın çokluğu, bunun da kapitaliste işçi dönüşümünde avantaj sağlaması…yedek işsizler ordusunun giderek çoğalması… “…Zam istedin mi, kıçına bir tekme…” atılması… (s.77) Geçimlik ücretin gündemde tutulması. Köyün temiz havası arada bir yeniden köye çeker insanları ama bu sürekli değildir. Ankara’da toprağın altın değerinde görülmesi, bitmez kavgalar…(s.88) Sayfa 128 ve 129’da ilk kuşağın gecekondulara yerleşmesi, kavgalar sonrasından gelen kuşaklarda ise daha barışçıl ilişkiler yaşanmıştır. Yazar Kemal Ateş, iyi romancılığının yanı sıra, çok da iyi bir dil uzmanı, Türkçe öğretmeni ve araştırmacısıdır. Kitaplarında halk kültüründen yararlanmaktadır. Bu romanında da “…tabii iki evlilik kolay mı? Urganda da oynayacaksın, yorganda da…” (s.170) ve “…rüzgârın ardı yağış, şakanın ardı dövüş…” (s.172) gibi halk bilgeliğinden yararlanmaktadır. Köyün iticiliği sayfa 184’te Ayten’in ağzından verilmektedir. Rençberliğin bugün (2026) değil, ta o yıllarda (1970) zorlandığı vurgulanıyor. (s.185) Ektikleri tohumu bile çıkaramadıkları dile getirilmiştir. Yıllar geçtikçe göçen kadınların çoğu hanımlaşmıştır. Öyle un-bulgur-pekmez için artık köye gitmiyorlardı. “…köyü sevmez, beğenmez oldu millet. Kimse kaldı mı şimdi köyde? Yarısı Alman’da, yarısı burada. Ne var da neyi beklesinler köyde? Eskisi gibi toprak kalmadı. Bölüne bölüne kalmadı toprak. Vere vere vermez oldu…biz “toprak kovgunuyuz”… Toprak kovgunlarıyız biz. Toprak doyuramadı, kovdu bizi…asıl suçlu yokluk, yoksulluk…” (s.204) Romanın adı da buradan gelir. Evet asıl suçlu yoksulluğu yaratan kapitalizmdir. Bu romanın ana ekseni toplumsal bir soruna işaret etmektir. O da yoksulluk-geçim-verimsizlik gibi nedenlerle insanların kentlerdeki işlere-aşlara doğru beslenmek ve barınmak için akın edişlerini konu alır. Kentlerin yamaçlarında uygunsuz yerlerde yarı izinli yarı değil, gecekondular oluşturarak yaşamaya-tutunmaya çalışmaktır. Bu sorunları açık, akıcı, gerçekçi bir dil ve bol konuşmalı, diyalektik bir yaklaşımla, çatışmalı ve çelişmeleriyle anlatmıştır yazar. Üçüncü tekil şahıs anlatımıyla verilmiştir. Yazar ailecek gecekondunun tam içinden, mahallenin bütün çıkmaz sokaklarından, çamurundan, çorağından geldiğinden son derece gerçekçi gözlemleriyle, sahici sahneleriyle kaleme almıştır yapıtını. 1960’ların sonlarında insanları besleyemediğinden, yetersizliklerden dolayı kentlere yığılan insanların, tarım-toprak-beslenme- gıda enflasyonu ilişkileri, tarımda üretici güçlerin durumu gibi tarımın ekonomi politiğindeki durumları ve yeni dramları da yine bu romandan hareketle değerlendirebiliriz. İyi romanlar ve iyi edebiyat insanın ve toplumun dramını gerçekçi yansıtan eserlerdir. Yazar Kemal Ateş’i kutlarız.
Ekleme Tarihi: 11 Şubat 2026 -Çarşamba

TOPRAK NİÇİN KOVAR İNSANI?...

Kırsaldan şehirlere doğru göç ne zaman, niçin ve nasıl başlamıştır?

Bu sorunun bilimsel yanıtı ciltler dolusu sayfalarca araştırılabilir.

Konu derindir. Çok yönlüdür.

Sosyal bilimlerin hepsi; ekonomi politik, siyaset bilimi, sosyoloji, tarih, felsefe, psikoloji, edebiyat bilimi, iktisat bu alanda çok şey söyleyebilir.

Kırsaldan şehirlere doğru akın eden insanların-ailelerin dramları ise en çok sanat anlamında edebiyatın konusu olmuştur.

Romana- öyküye-şiire- tiyatroya-denemelere yansımıştır insanların göç hikayeleri…

Siyasal Bilgiler Fakültesindeki (Mülkiye) öğrenciliğimizde Korkut Boratav Hoca, konuyu; “köyden iten nedenler ve kentin çeken nedenleri” biçiminde anlatırdı…

Değerli Yazar Kemal Ateş’in “Toprak Kovgunları” romanı bizim edebiyatımızda bu konuda iyi bir örnektir.

“…Kovgun, sürgün, vurgun gibi bir sözcük. Eki, kökü bizden…”(Kemal Ateş, 08 Eylül 2015, Aydınlık)

H20 Yayıncılık’tan 2025’te son baskısı yapılan 222 sayfalık bu yapıt, sorunun yanıtını “yoksulluk-geçim zorlukları” olarak vermektedir.

Yazarın yaşamından ve anlatımlarından anladığımız kadarıyla, bu romanın ve Veresiye Defteri’nin yazılış amaçları, bizim gecekondu olgusunu içinden yaşayan bir insanın kaleminden okumaktır.

Sayın Ateş; çocukluk ve gençlik dönemlerinde, “gecekondu yaşamının” tam merkezindedir.

Olay örgüsü kısaca şudur:

Ankara’ya yakın kentlerin köylerinden göç etmiş ve gecekondu mahallelerini oluşturmuş ailelerin çocuklarından biri.

Adı Mahmut.

Yine mahalleden Ayten isimli çok güzel bir kıza aşıktır.

Aynı mahalleden üniversiteye giden İlhan’ı sevmekte, İlhan da ona vurgundur.

İlhan ile sevgili olan Ayten sonunda daha çok mahalle baskısı ve dedikoduların etkisiyle İlhan’dan ayrılır, sonunda Mahmut ile evlenir, ya da evlendirilir.

Küsüp barışıp, kavgalı giden evlilik sonunda boşanmayla biter.

Ayten’i Şükrü diye biri köyüne kaçırır.

Bu arada gecekondu mahallesinin tüm girdisi-çıktısı anlatılır…

Kim kime sevdalı, kim kiminle kavgalı, kimin işi, eşi, aşı nedir, kimdir, nerelerde çalışırlar, kazançları, borçları, düşleri, özlemleri, toprak-mülk-arsa-ev kavgaları, evlerin zabıtalarca yıkımları, kavgalar…

Akrabalar arasında çetin kavgalar da olmaktadır.

Mahmut amcasıyla konuşurken Kaman cevizinin dünya çapında önemli olduğunu anlar. (s.11)

Yine bu sayfada artık köyde kimsenin cevizle uğraşmadığı, herkesin gözünün şehirde olduğu vurgulanır.

Kente gelenler az çok memnundur. Hamal Hıdır, Ağa Hıdır olmuştur örneğin. (s.17)

Kentte gecekondu mahallesinde kavgalar çoktur:

Toprak-su-yol kavgaları, kadın erkek hemşehri çekişmeleri…

Paradan başka bir şey düşünmeyen insanlar… (s.51)

Emin Ustanın sürekli yıkılsa da yeni bir gecekondu yapma düşleri…

Yoksulluğu yenmek için köyünü terk edip buralara gelişi.

Tarlaların giderek verimsizleşmesi… (s.74)

Romanda Marks’ın artı değer teorilerine (hem nisbi hem de göreli artık değer anlamında) örnek olabilecek sahneler de bulmaktayız.

Örneğin; sayfa 74 ve 75’de, Emin Usta’nın fabrikada makinelere hayranlık duyması, teknolojinin emek tasarrufu sağlaması, bu yolla artık değeri arttırması.

İşsiz insanın çokluğu, bunun da kapitaliste işçi dönüşümünde avantaj sağlaması…yedek işsizler ordusunun giderek çoğalması…

“…Zam istedin mi, kıçına bir tekme…” atılması… (s.77)

Geçimlik ücretin gündemde tutulması.

Köyün temiz havası arada bir yeniden köye çeker insanları ama bu sürekli değildir.

Ankara’da toprağın altın değerinde görülmesi, bitmez kavgalar…(s.88)

Sayfa 128 ve 129’da ilk kuşağın gecekondulara yerleşmesi, kavgalar sonrasından gelen kuşaklarda ise daha barışçıl ilişkiler yaşanmıştır.

Yazar Kemal Ateş, iyi romancılığının yanı sıra, çok da iyi bir dil uzmanı, Türkçe öğretmeni ve araştırmacısıdır.

Kitaplarında halk kültüründen yararlanmaktadır.

Bu romanında da “…tabii iki evlilik kolay mı? Urganda da oynayacaksın, yorganda da…” (s.170) ve “…rüzgârın ardı yağış, şakanın ardı dövüş…” (s.172) gibi halk bilgeliğinden yararlanmaktadır.

Köyün iticiliği sayfa 184’te Ayten’in ağzından verilmektedir.

Rençberliğin bugün (2026) değil, ta o yıllarda (1970) zorlandığı vurgulanıyor. (s.185)

Ektikleri tohumu bile çıkaramadıkları dile getirilmiştir.

Yıllar geçtikçe göçen kadınların çoğu hanımlaşmıştır.

Öyle un-bulgur-pekmez için artık köye gitmiyorlardı.

“…köyü sevmez, beğenmez oldu millet. Kimse kaldı mı şimdi köyde? Yarısı Alman’da, yarısı burada. Ne var da neyi beklesinler köyde? Eskisi gibi toprak kalmadı. Bölüne bölüne kalmadı toprak. Vere vere vermez oldu…biz “toprak kovgunuyuz”… Toprak kovgunlarıyız biz. Toprak doyuramadı, kovdu bizi…asıl suçlu yokluk, yoksulluk…” (s.204)

Romanın adı da buradan gelir.

Evet asıl suçlu yoksulluğu yaratan kapitalizmdir.

Bu romanın ana ekseni toplumsal bir soruna işaret etmektir.

O da yoksulluk-geçim-verimsizlik gibi nedenlerle insanların kentlerdeki işlere-aşlara doğru beslenmek ve barınmak için akın edişlerini konu alır.

Kentlerin yamaçlarında uygunsuz yerlerde yarı izinli yarı değil, gecekondular oluşturarak yaşamaya-tutunmaya çalışmaktır.

Bu sorunları açık, akıcı, gerçekçi bir dil ve bol konuşmalı, diyalektik bir yaklaşımla, çatışmalı ve çelişmeleriyle anlatmıştır yazar.

Üçüncü tekil şahıs anlatımıyla verilmiştir.

Yazar ailecek gecekondunun tam içinden, mahallenin bütün çıkmaz sokaklarından, çamurundan, çorağından geldiğinden son derece gerçekçi gözlemleriyle, sahici sahneleriyle kaleme almıştır yapıtını.

1960’ların sonlarında insanları besleyemediğinden, yetersizliklerden dolayı kentlere yığılan insanların, tarım-toprak-beslenme- gıda enflasyonu ilişkileri, tarımda üretici güçlerin durumu gibi tarımın ekonomi politiğindeki durumları ve yeni dramları da yine bu romandan hareketle değerlendirebiliriz.

İyi romanlar ve iyi edebiyat insanın ve toplumun dramını gerçekçi yansıtan eserlerdir.

Yazar Kemal Ateş’i kutlarız.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
özcan öztürk
(11.02.2026 10:53 - #5030)
Hocam emeğinize sağlık. Kemal ATEŞ hocamızı yakından tanımış ve eserlerinin çoğunu okumuş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Özellikle hocamızın yaşadığı Mamak Akdere mahallesinde ben de yaşamış, yakınlarımın Kemal hocamızın çocukluk, gençlik döneminde komşuları olmuştu. Bir çok çocuğa ve gence ışık, yol açıcı örnek olduğunu bilirim. Uzunca bir dönemde Edebiyatçılar Derneğinde üyeydik. Sanat Kurumuna üye olmam içinde yönetim kuruluna önermiş referans olmuştur. Öykü ve romanlarında köyden şehre göçü anlattığında her okur kendi bulur. Hepimizin hayatına dokunmuştur.
Halit Suiçmez Ne güzel Sevgili Özcan Hocam; Değerli Ateş ile aynı mahallede yaşamak, nefes alıp vermek... Bir buluşmamızda yeniden anımsarsınız o günleri... Mutlaka senin şiirlere de yansımıştır yaşanmışlıklar... Sevgiyle kal.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.