'Retro', astrolojik bir terim olarak geriye dönmek anlamında kullanılır. Retro tabiri çoğu kişide olumsuz bir merak ve önyargı yaratır, işlerin düzensizleşmesi ve ani kayıplara karşı bir korku tetikleyicisi görevi görür. Geçmişin bir gölge gibi, şimdiki zamanın üstüne çökeceğinden endişelenilir. Bazen de geçmişte kalan ukteler ve hasretlere dair bir kapı aralanacağına dair umuttur toplumsal perspektifte retrolar.
Lakin retroların, diğer tüm gezegensel hareket ve etkiler gibi, insani değil ruhani bileşenleri tekamül ettirmek için gerçekleştirdiğini hatırlamakta fayda var.
Geçmiş; şimdiki zaman ve geleceği besleyen öğreti dolu bir yoldur. Kronoloji ve geçmiş/gelecek/şimdiki zaman algısı, uzay-zamanda insani ve boyutsal perspektifimiz dolayısıyla yaşadığımız bir gerçekliktir. Zaman, bizim deneyim ve birikimlerimizi sıkıştırdığımız bir besin veya birim gibidir. Ruh, zaman değil deneyim ile olgunlaşır; geçmiş ise bu deneyimlerin birikmiş olduğu yoldur. Ve bu yolu hissetmeden, üstüne bastığımızı anlamadan, almamız gereken dersleri almadan devam ettiğimizde yol spiralleşir ve döngülere gireriz. Döngüler aşılana kadar aynı temalar gerek aynı gerek farklı aktörler ve senaryolar ile yaşanmaya devam eder. Aşana kadar aşınırız. Retrolar bize bu döngüyü kırıp bir sonraki kapıyı açmak için gerekli anahtarı sunar.
Akrep Burcunda Retro 3 Ekim - 14 Kasım
Astrolojide Venüs; aşkı, ilişkileri, güzelliği, sanatı ve para/değer algısını temsil eder. 14 Kasım tarihine kadar sürecek Venüs retrosunun gerçekleştiği burç olan akrep ise, klasik astrolojik bakış açısına göre Venüs'e uyumsuz bir burçtur. Keza Venüs dünyevi bir uyum ile varoluşu esas alırken, akrep psikolojik ve ruhani paradigmalar ve derinlik arzusu nedeniyle uyumsuz ve yıkıcı olmayı göze alan bir yapıdadır. Venüs, antlaşma ve sözleşmeleri yönetirken; akrep zamansız bir sadakate sahiptir ve gölge yanında bu durum, obsesyona varabilir. Akrep, travmalar ve kırılmaları temsil ettiği gibi şifa, dönüşüm, katarsis ve bağlılığı da temsil eder. Geçmişi bunların hangisi ile günümüze taşıyacağımız ise, bakış açımıza bağlıdır.
Akrep, ölümü yönetir. Ölüm korkusu ise bilinmezlik ve kaybetme korkusundan kaynaklanır. Bu retroda, koparamadığımız bağların bizim hayat kaynağımız haline geldiği gerçeğiyle yüzleşebiliriz.
Zehirli akışlar, duygular ve zararlı düşünceler; kan gibi, bizim besin ve yaşam kaynağımız haline gelmiş olabilir mi?
Korkularımız, gelişmeye ve yeniden doğmaya cesaret edemediğimiz için saklandığımız küçük odalarımız mıdır?
Esas güven, değiştirmeye korktuğumuz durumları kabullenmek ve sindirmek midir? Yoksa bunları yıkma pahasına kendimize güveni kazanmak mı?
