Şinasi Türüdü, hikâye/roman yazarıdır. Eserleri arasında “Her Şeyi Unutarak”, “Kasabanın Hikayesi”, “Duvardaki Çizgiler” ve “Kısa Volta” gibi kitaplar bulunur. Biz bugün “Kısa Volta” isimli eserine üzerine yazacağız.
“Politik çocuklar çabuk büyür; hem sokakta hem mahpusta.”
Bu cümle, Şinasi Türüdü’nün Kısa Volta adlı eserinin yalnızca arka kapak yazısını değil, kitabın bütün düşünsel evrenini özetleyen bir önermeye dönüşür. Çünkü bu cümlede, çocukluk ile siyaset, zaman ile mekân, büyüme ile kayıp aynı anda yer alır. Kısa Volta, bir çocukluk anlatısı değildir yalnızca; çocukluğun nasıl yarıda bırakıldığının, nasıl hızlandırıldığının ve nasıl askıya alındığının tanıklığıdır.
Türüdü, sıkıyönetim dönemlerinin hapishane avlularında geçen çocukluğa geriye dönüp bakarken, nostaljiye sığınmaz. Aksine, geçmişe bakış bir hatırlama eyleminden çok, zamanın donduğu bir noktada durma hâlidir. Anlatıcı için zaman ilerlemez; olduğu yerde katılaşır. “Her şey orada”dır çünkü oradan çıkılamamıştır.
Kısa Volta’nın temel kavramlarından biri zamandır; fakat bu zaman, takvimlerin ve saatlerin ölçtüğü türden değildir. Hapishane zamanı ağırdır, yoğundur, uzundur. Volta atmak, zamanın bedende hissedildiği tek harekettir. Buna karşılık, politik çocuklar için büyüme arzusu zamanı hızlandırır. Çocuk, bir an önce “anlayan”, “dayanan”, “susabilen” biri olmak ister. Böylece zaman, iki zıt yönde aynı anda hareket eder.
Bu ikilik, felsefi olarak Bergsoncu süre anlayışını çağrıştırırken, aynı zamanda Walter Benjamin’in “tarihin ilerlemediği, yığıldığı anlar” düşüncesiyle de örtüşür. Hapishane avlusu, tarihin durduğu ama ağırlığını hissettirdiği bir mekândır. Çocuklar, tarihin öznesi olmadan onun bedelini ödeyen figürlere dönüşür.
Kısa volta, bu bağlamda yalnızca hapishane pratiği değildir; ileri gidip geri gelmenin, çıkışı olmayan bir hareketin simgesidir. Ne tam anlamıyla durmak mümkündür ne de ilerlemek. Bu da eseri, modern bireyin varoluşsal sıkışmışlığına bağlayan evrensel bir metafora dönüştürür.
Sosyolojik açıdan bakıldığında Kısa Volta, hapishaneyi bir ceza mekânı olmanın ötesinde, iktidarın yaşla kurduğu ilişkinin açığa çıktığı bir laboratuvar gibi ele alır. Politik çocuk, devletin gözünde çocuk değildir; potansiyel tehdit, erken özne, erken suçludur. Bu nedenle hapishane görevlilerinin onlara “büyükmüş” gibi davranması bir tesadüf değil, sistematik bir algının sonucudur.
Burada çocukluk, biyolojik bir evre olmaktan çıkar; ideolojik olarak tanımlanan, tanınan ya da reddedilen bir statüye dönüşür. Türüdü’nün anlatısında çocuklar ne oyun oynayabilecek kadar masum ne de kendi kaderini belirleyebilecek kadar özgürdür. Hapishane avlusu, çocukluğun askıya alındığı; fakat politik bilincin zorla yüklendiği bir sosyalleşme alanıdır.
Bu yönüyle Kısa Volta, Türkiye’nin yakın tarihine dair sessiz ama güçlü bir sosyolojik belge niteliği de taşır.
Kısa Volta, travmanın zamansal yapısını anlatan bir metindir. Travma, geçmişte kalmaz; zamanın içine gömülür. Türüdü’nün anlatıcısı için geçmiş, anlatılan bir şey değil; hâlâ içinde yaşanan bir yerdir. Bu yüzden metinde büyük patlamalar, dramatik kırılmalar yoktur. Asıl travmatik olan, tekrar eden sessizliktir.
Volta atmak, bu sessizliğin bedensel karşılığıdır. Tekrar eden hareket, zihnin dağılmasını engelleyen bir ritüele dönüşür. Çocuklar, duygularını adlandıramaz; ama bedenleriyle hatırlarlar. Erken büyüme, burada bir kazanım değil; ruhsal bir yaralanmanın üzerini örten zorunlu bir kabuktur.
Şinasi Türüdü’nün sanatsal tercihi, anlatıyı süslemekten özellikle kaçınır. Dil sade, cümleler ölçülü, ton mesafelidir. Bu mesafe, metni duygusuz kılmaz; aksine, okuru edilgen bir duygulanımdan çıkarıp düşünsel bir yüzleşmeye zorlar. Anlatıcı, kendini acındırmaz; yaşananı estetize etmez. Bu tutum, metnin ahlaki ağırlığını artırır.
Romanın dili, anlattığı dünyanın bir yansımasıdır. Cümleler kısa, kontrollü ve ölçülüdür. Fazlalık yoktur; çünkü fazlalık, hareket alanı demektir. Anlatı, bilinçli bir biçimde dar tutulur. Okur, geniş bir panoramaya değil, dar bir koridora bakar.
Bu biçimsel tercih, Kısa Volta’yı estetik açıdan da tutarlı kılar. Dil, hikâyeyi taşımaz; hikâye olur. Romanın ritmi, okurun okuma hızını belirler. Hızlanmak mümkün değildir. Okur, metnin temposuna uymak zorundadır. Böylece roman, yalnızca anlatılan değil, yaşatılan bir deneyime dönüşür.
Kısa Volta, bağırmaz; fısıldar. Ama bu fısıltı, uzun süre kulakta kalır.
Kısa Volta, çocukluğun politik şiddet karşısında nasıl şekillendiğine dair bir anlatıdan çok, büyümenin bedelini sorgulayan bir tanıklık metnidir. Türüdü, çocukların çabuk büyümesini bir başarı hikâyesi olarak sunmaz. Aksine, bu büyümenin ardındaki kaybı, sessizliği ve zaman kırılmasını görünür kılar.
Bazı çocuklar büyür.
Bazıları ise büyütülür.
Ve bazıları için zaman, hâlâ hapishane avlusunda kısa volta atmaktadır.
