Açılım Tecrübesinden Bölgesel Bölünme Projesine
Türkiye, yaklaşık yarım asırdır PKK terörüyle mücadele etmektedir. Bu süreçte elli binden fazla vatandaşımız ve güvenlik görevlimiz hayatını kaybetmiş, ülke ağır sosyal ve ekonomik bedeller ödemiştir. Bu gerçek ortadayken, PKK ve onun siyasi uzantılarıyla yeniden “müzakere”
tartışmalarının gündeme getirilmesi, hem toplumsal hafızaya hem de devlet tecrübesine aykırıdır.
“Tarihsel Hak” Söylemi Gerçeklerle Örtüşmüyor
PKK ve çevresindeki siyasi yapılar, Türkiye’nin güneydoğusu için sözde bir “tarihsel hak” iddiasını dile getirmektedir. Ancak tarihsel ve sosyolojik veriler bu iddiayı doğrulamamaktadır:
•Bölge, yüzyıllar boyunca farklı etnik ve kültürel unsurların birlikte yaşadığı bir coğrafya olmuştur
•Bu topraklarda egemen ve bağımsız bir ulus-devlet olarak bir “Kürt devleti” kurulmamıştır
•Türkiye Cumhuriyeti, etnik temelli ayrışmayı değil,eşit vatandaşlık ilkesini esas alır.
Tarihin seçmeci biçimde yorumlanması, şiddeti ve bölünmeyi meşrulaştırma çabasından ibarettir.
Hedef Sadece Güneydoğu Değil
Örgütün söylem ve eylemleri incelendiğinde, meselenin yerel hak talepleriyle sınırlı olmadığı açıkça görülmektedir.
PKK çizgisindeki yapılar:
•Ankara ve İstanbul dahil olmak üzere merkezi siyasette belirleyici olmayı
•Devlet yapısı üzerinde paralel bir siyasi düzen kurmayı
•Türkiye, Suriye, Irak ve İran’ı kapsayan bölgesel bir “Kürdistan” projesini savunmaktadır
Bu durum, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehdidin iç politik bir tartışma değil, sınır aşan bir güvenlik ve egemenlik meselesi olduğunu göstermektedir.
Açılım Sürecinin Öğrettikleri
2009–2015 yılları arasında yürütülen “Kürt açılımı” ve “demokratik açılım” süreçleri, bu konuda önemli bir tecrübe sunmuştur.
Devlet, çatışmaların sona ermesi amacıyla:
•Güvenlik politikalarında yumuşamaya gitmiş
•Silahlı kuvvetleri şehirlerden çekmiş
•Siyasi alanı genişletmiştir
Ancak bu iyi niyetli adımlar, örgüt tarafından suistimal edilmiştir.
PKK bu dönemde:
•Şehirlerde “öz yönetim” ve “özgür bölge”
ilanlarına yönelmiş
•Hendekler ve barikatlarla silahlı hakimiyet
kurmaya çalışmış
•Belediyeleri lojistik unsurlar haline getirmiştir
Bu tablo, toplumda ciddi bir güven kaybına yol açmış; süreç siyasi olarak sandıkta, güvenlik açısından ise kararlı operasyonlarla sona ermiştir.
Bayrak Yakmak: Açık Bir Tutum Beyanı
Son dönemde PKK’nın Suriye’deki uzantılarıyla dayanışma adı altında Türk bayrağının yakılması, bu çevrelerin devlete ve toplumsal ortaklığa bakışını açıkça ortaya koymuştur.
Bayrak yakmak bir ifade özgürlüğü değil:
•Devletin egemenliğine açık bir meydan okumadır
•Terörle araya mesafe koymamanın somut göstergesidir
Bu tutumu sergileyenlerin, demokratik siyaset içinde meşruiyet talep etmesi kabul edilemez.
Petrol ve Gaz Üzerinden Terör Finansmanı
Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG kontrolündeki bölgelerde petrol ve gaz kaynaklarının zorla ele geçirilmesi, bu kaynakların yerel halk yerine silahlı yapılar tarafından kullanılması da göz ardı edilemez bir gerçektir.
Bu yapılarla dayanışma içinde olmak, yalnızca teröre değil, yağma ve hukuksuzluğa da ortak olmak anlamına gelir.
Devleti Tanımayanla Siyaset Olmaz
Bugüne kadarki tüm tecrübeler göstermiştir ki:
•Silah bırakmayan
•Anayasayı ve ülke bütünlüğünü açıkça kabul etmeyen
•Terörle arasına net mesafe koymayan yapılarla müzakere edilemez.
Parlamento ve Demokratik Siyaset
Türkiye Büyük Millet Meclisi, şiddeti meşrulaştıran ya da devleti hedef alan söylemlerin adresi olamaz. Demokrasi, terörün siyaset yoluyla normalleştirilmesi değildir.
Sonuç
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, terörle pazarlık değil; hukuk içinde kararlılık, devlet aklıyla süreklilik ve toplumsal birliktir.
Terörle müzakere olmaz.
Devletin egemenliği tartışma konusu yapılamaz.
Türkiye’nin geleceği, bölünme projelerine teslim edilemez.
