Ortadoğu kültüründe demokrasi yoktur, despotizm vardır. Ortadoğu toplumlarında varolan şiddet, otoriterlik ve özgürlüğün yokluğu olgularının kökeninde despotizmin kültürel, sosyal, teolojik ve zihinsel derinlikte ve genişlikte olgu olarak varolması bulunmaktadır. Despotizm, tarihsel, kültürel, sosyal, siyasal, teolojik ve zihinsel açıdan Ortadoğu’nun gerçekliğidir.
Selefizm, Ortadoğu’da egemen teolojik anlayıştır. Selefizm, otoriter bir teoloji olarak kurucu bir ahlak ve maneviyat tecrübesine dayanmamaktadır. Selefizm, Ortadoğu’da kurumsallaşan iktidar merkezli din anlayışını esas almaktadır. Selefi ve cihatçı akımların ve yapıların, büyük güçlerin desteğiyle Afganistan ve Suriye gibi coğrafyalarda iktidara gelmelerini besleyen teolojik zihniyet, iktidar merkezli dini despotizme dayanan din anlayışıdır.
Selefizmin dayandığı despotik teolojik anlayış, başlangıçtan itibaren ahlaki ve manevi çağrıya değil, doğmatik bir doktrine ve değişmez bir hukuk sistemi anlayışına dayanmaktadır. Selefizm, doğmalarının ve hukuk sisteminin zaman ve mekânı aşan ezeli ve ebedi mutlak doğru modeller olduğunu savunur. Ortadoğu’nun kapalı ve katı teolojisinde ve kültüründe insan, bir itaat nesnesi olarak konumlandırılmaktadır. Bireyin sorumluluk sahibi özgür bir özne olduğu şeklindeki anlayış, Ortadoğu kültürüne ve Selefizme yabancıdır. Selefizm ve despotizm, özgür birey fikrini Batı’nın uydurduğu bir küfür olarak reddeder. Özgür birey fikrini reddeden despotik zihniyet, aynı şekilde demokrasiyi de küfür olarak reddeder. Ortadoğu’nun kültürel ve teolojik despotizminde bireyin niyetinin, amacının, tercihinin, eyleminin ve vicdanının hiçbir önemi, önceliği ve yeri bulunmamaktadır.
Ortadoğu’da otorite sürekli olarak kutsallaştırılmaktadır. Despotik bir kültürde birey, hiçbir şekilde onur, özgürlük ve akıl sahibi ahlaki bir özne olarak muhatap alınmamakta ve değer görmemektedir. Ortadoğu kültürü, Tanrı adına konuşan, hüküm koyan ve hükmeden ulema, fukeha ve umera gibi adlar altında sosyal siyasal ve ruhban sınıfları üretmektedir. Selefizm, insanın nasıl ahlaklı ve manevi olacağıyla ilgilenmemektedir. Ortadoğu’da teolojinin merkez sorusu, iktidarın nasıl kurulacağı ve ele geçirileceğiyle ilgilidir. Ortadoğu’da teoloji, ahlaki bir bilinç ve tecrübenin ifadesi değildir. Ortadoğu’da teoloji, siyasaldır ve hegemoniktir. Sahici anlamda ahlak ve maneviyat tecrübesinin oluşmadığı Ortadoğu toplumlarında din, mezhep ve selefilik adına sürdürülen sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik iktidar mücadelelerinin sonu gelmemektedir.
Kadim zamanlardan beri Ortadoğu’da siyaset ve din içiçedir. Sümerlerin rahip devleti, Firavuni yönetim anlayışı, Sasani mutlakiyetçiliği, Bizans’ın kutsal egemenlik modeli ve Arapların hilafet-saltanat pratikleri, Ortadoğu’da despotizmi kökleştiren ve var eden tarihsel ve kültürel pratiklerdir. Tarih ve kültür, Ortadoğu’da teolojinin ve doğmanın hep hegemonik güçlerin hizmetinde olduğunu, ahlak ve maneviyat üretmediğini göstermektedir.
Doğmatizm ve teoloji, insanın ilmen, vicdanen ve irfanen hür olmasını engellemiştir. Doğmatizm ve teoloji, bireyin vicdanına ve aklına hükmeden, otoriteyi meşrulaştıran ve yücelten bir faaliyettir. Teolojinin ana işlevi ve faaliyeti, otoriteyi sürekli olarak kutsallaştırmaktan ibarettir. İktidar ve teoloji bir bütündür. Teolojik iktidar ve iktidar teolojisi kavramları, bu olguyu ifade etmektedir. İktidar teolojisinde, kutsal olarak kabul edilen şeyler, ahlakın kaynağı değil, siyasal ve sosyal kontrolün ve disiplinin kaynakları ve garantörü işlevi görmektedir. İktidar teolojisi, özgürlük, çoğulculuk ve demokrasi yerine sürekli olarak devlet ve toplum üzerinde hakimiyet kurmayı amaçlayan bir siyaset mücadelesi üretmektedir. Otoriteyi kutsallaştıran ve insanı silikleştiren bir doğmatik teoloji, kaçınılmaz olarak özgür bireye, eleştirel akla, demokrasiye ve çoğulculuğa kapısını kapatmaktadır. Demokrasiyi ve özgürlüğü reddeden doğmatik teoloji, otoriteye itaati kutsal yükümlülük haline getirmektedir.
Kayıtsız şartsız aklı iptal eden selefilik, yüzlerce yıllık geçmişe sahip doğmalara, ritüellere veya kaynaklara teslim olunan bir literalizmden ve kapalı dinperestlikten ibarek değildir. Selefilik, sistematik ve sinsi bir şekilde insanın özgür benliğini ve aklını ortadan kaldıran otoriter ve totaliter bir teoloji ve ideolojidir. Selefizmde tarih donmuştur, yoruma giden bütün kapılar kapalıdır ve eleştirel akla hiçbir ihtiyaç yoktur. Despotizm olarak selefizme göre, dinde ahlak ve maneviyat yoktur, dinde varolan şey, siyaset, şeriat ve hakimiyettir.
Selefizm, kişiyi, insanlık ve doğa karşısında sorumluluk sahibi özgür bir birey olarak görmemektedir. Selefilik, insanı geçmişin otoritelerine mutlak itaatle yükümlü nesne olarak kurgulamaktadır. Otoritelere itaatle yükümlü olan insanın, ahlaki bir tecrübeye ve özgürlüğe sahip olması mümkün değildir. Selefizm, ahlakı ortadan kaldırmaktadır. Selefizm ve doğmatizmde bireyin, ahlaki karar verme yetisine ve özgürlüğüne sahip olması mümkün değildir. Ahlaki buyurma yetkisi, bireyin değil, kutsallaştırılan otoritenin ve metnindir. Otorite ve metin, ahlak dahil hayatın her alanına buyruklarını dayatmaktadırlar.
Ahlakı ortadan kaldıran selefizm, doğmatizmin ve dinperestliğin kendisidir. Selefizm, teolojik bir sorun olduğu kadar, antropolojik ve siyasal bir problemdir. Bireyin özgür benliğini ortadan kaldıran selefizm, dünyanın her tarafında köleleştirilmiş güruhlar yaratmaktadır. Selefizmin yarattığı köleleştirilmiş fakat çılgın güruhlar, Ortadoğu ve dünyanın her tarafında hakimiyeti ele geçirmek için seferber olmuşlardır. Afganistan ve Suriye, Selefist güruhların hakimiyeti ele geçirmeyi başardığı coğrafyalardır.
Özgürlük ve despotizm konusunda Tanrı’dan ne anlaşıldığı merkezi önemde bir sorudur. Tanrı’dan ne anlaşıldığı sorusu, soyut bir inanç meselesini aşan bir konudur. Tanrı’dan ne anlaşıldığı konusu, doğrudan siyaseti ve ahlakı belirlemektedir. Tanrı mutlak otoritedir ve hükmeder. Tanrı’nın olduğu yerde özgürlük yoktur. Otorite şeklinde tasavvur edilen Tanrı, despotizmi besleyen, meşrulaştıran ve oluşturan asli kaynaktır. Mutlak otorite olarak Tanrı, insanı muhatap olmaz, insana hükmeder. Ortadoğu’da iktidar sahiplerinin hiçbiri, insanı muhatap almamışlardır ve insana sürekli olarak hükmetmişlerdir. Bireyin muhatab alınmadığı ve aktif olarak katılımda bulunmadığı bir kültürde demokrasi yerine despotizm sürekli olarak üretilmektedir.
Ahlak, maneviyat, bilim, felsefe, edebiyat, siyaset ve hukuk, ancak özgür benlikle mümkündür. Özgür benlik, her şeyin temelidir. Özgür benlik, kendi eylemlerinin ahlaki sorumluluğunu üstlenebilen, sorgulayan ve eleştirebilen bireyi ifade eder. İtaatin tek değer olduğu bir kültürde özgür benlik yoktur, despotizm vardır. Dinin hegemonik bir araç olmaktan çıkarılması için ahlakla sınırlanması ve özgür benliğin gelişimine imkân sağlayan bir çizgide oluşması, şimdiye kadar gerçekleşmemiş çetin bir meydan okuma anlamına gelmektedir. Dinin devlet ve siyasetle bütünleşmesi, dini ahlak, akıl ve maneviyat alanının dışına çıkarmaktadır. Dini, ahlak alanı içinde tutacak ve bireylerin özgür benliklerini geliştirmelerine imkân verecek bileşenler, çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve insan onurudur. Din, kamusal alanda siyasette, hukukta, eğitimde, sanatta, edebiyatta, müzikte, bilimde, felsefede mutlak belirleyici değildir. Din, kamusal alanda ahlaki bir referans olarak yer aldığı zaman gerçek işlevini yerine getirebilir. Despotizmden ve doğmatizmden uzak bir özgürlük ufku için ihtiyaç duyulan şey, dini ahlaki bir referans olarak anlayan olgunlaşmış bir dindarlık tecrübesidir.
Dinler, ahlaki referans olmak yerine iktidar teolojisi ve dayanağı olmak şeklinde oluşturulmuşlardır. Selefizm, dinin ahlaki bir referans olmasına izin vermeyerek onu iktidar teolojisi olarak kurgulamaktadır. Selefizm örneğinde görüldüğü üzere ahlakı ve aklı bastıran her teoloji ve doğma, demokrasi yerine despotizm, özgürlük yerine itaat, akıl yerine körleşme üretmektedir. İnsanın akılla ve ahlakla özgürleşmesi ve olgunlaşması gerçekleşmdeden, hakimiyeti, serveti ve şehveti ele geçirmeyi amaçlayan teolojilerle ve doğmalarla demokrasinin, barışın ve hukukun gerşmesi mümkün değildir. Doğmaların arkasına saklanılarak üretilen hegemonik projeler, demokrasiyi, barışı ve özgürlüğü gerçekleştiremezler. Ortadoğu’nun despotizm bataklığından çıkması için ahlaki cesaret, eleştirel akıl ve özgür benlik saç ayaklarına dayalı olarak insani gelişimin nasıl olacağı sorusunun cevaplarını ve imkanlarını aramaya ve keşfetmeye ihtiyaç vardır.
