Kurbanlaştırma, insanlık düşüncesinin en eski ve en dirençli kavramlarından ve pratiklerinden biridir. Kurban yoktur, kurbanlaştırma vardır. Kurban yalnızca bir ritüel değildir. Kurbanlaştırma, bir düşünme ve zihniyet biçimidir. İnsan, dünyayı anlamlandırırken kavramlar üretmiş, anlamı bedensel eylemlerle görünür kılmıştır. Kurban ve kurbanlaştırma, bir bütündür. Kurban, kurbanlaştırma zihniyetini görünürleştirmenin en yoğun formudurKurbanlaştırma zihniyeti, anlamı, ölüm, kesme, itaat ve fedakârlık üzerinden maddileştirmektedir.
Kurban, yalnızca doğmatik bir pratik ve ritüel değildir. Kurban ve kurbanlaştırma, metafizik, etik, antropolojik ve siyasal bir yapıdır. İnsan, kurbanlaştırma aracılığıyla metafiziği, toplumu ve kendisini birlikte kurmaktadır. Kurbanlaştırma sayesinde insan, kendini sınırlamakta, disipline etmekte ve şiddeti norm haline getirmektedir.
Kurbanlaştırma zihniyeti, kurban ritüelini aşan bir durumdur. Kurbanlaştırma zihniyetinin problemi, kurbanı mutlaklaştıran zihinsel yapıdır. Kurbanlaştırma zihniyeti, insanın derin benliğini dışsal bir eyleme bağımlı hale getirmekte ve insanın derin altyapısını donmuş bir otoriteye çeviren bir bilinç biçimine yöneltmektedir. Kurban, tekrarlandığında anlam üretilmemekte, mekanik alışkanlık üretilmektedir.
Hayattaki kaosa insanın verdiği cevaplardan biri kurban pratiğidir. Belirsizlik ve ölüm karşısında insan, anlamı sabitlemek ister. Kurban, bu sabitlemenin aracıdır. Değişik kültürlerde varolan kurban pratikleri, bu sabitlemenin kurumsallaşmış formlarıdır. Kurban ritüeliyle insanlar ve toplumlar, Tanrı’ya yakınlaşmayı, şükür ve teslimiyet içinde olmayı ve toplumsal paylaşmayı gerçekleştirmeyi hedeflerler. Farklı kültürlerdeki kurban pratikleri sayesinde toplumlar, şiddeti meşrulaştıran formlar üretmektedirler. Şiddetin aşkınlaştırılması ve metafizikselleştirilmesi, şiddetin ortadan kaktığı anlamına gelmemektedir.Şiddeti görünmez kılmak mümkündür, ama şiddeti ortadan kaldırmak imkansızlık derecesinde zordur.Metafizikselleştirilen şiddet, şiddetin aşkınlığın içine taşınması anlamına gelmektedir.
Yahudiliğin dini metinlerinde geçen İbrahim anlatısı, mutlak teslimiyet doğmasını her şeyin kurucu temeli ve altyapısı haline getirmektedir. İbrahim anlatısına göre kişinin, etiksel ve akılsal muhakemesini askıya alması, ilahi emre kayıtsız şartsız yönelmesi ve teslim olması fikri işlenmektedir. İbrahim anlatısında belirleyici olan mutlak emirdir. Bu hikayede ahlaki özne olarak bireyin hiçbir belirleyiciliği yoktur. İbrahim anlatısında yüce değer, itaat ve teslimiyettir. İbrahim anlatısında mutlaklaştırılmış yorum, donmuş anlam ve sorgulanamaz otorite vardır. Birey, ahlaki özne olarak hiçbir şekilde aşkın ve metafiziksel olan üzerinde düşünmemekte, soru ve sorgulama yapmamaktadır.
Teopolitik sistem, bir anlam ve kurallar rejimidir. Neyin meşru, neyin doğru, neyin kutsal olduğunu belirleyen teopolitik sistemdir. Teopolitikte sistemde kurban ibadet, toplumsal bağ ve kimlik, düzen üretimi anlamına gelmektedir. Teopolitik sistem, şiddeti sistematin bir şekilde ritüelleştirmekte, sembolleştirmekte ve maddileştirmektedir.
Teopolitik sistem, insanı özgürleştirmeyen bir normatif kapanma üretmektedir. Normatif kapanma ve katılaşma üretmek suretiyle varolan teopolitik sistem, anlamını ve değerini sürekli kaybetme durumuyla karşı karşıyadır. Ufku özgürlüğü genişletme olmayan bütün teopolitik sistemler, aşkın ve metafiziksel olanı donmuş, daralmış ve durağan bir itaat ve teslimiyet olarak sunmaktadırlar. İtaatin ve teslimiyetin kutsallaştırıldığı yerde akıl ve düşünme yoktur. En büyük kurban, susturulan ve konuşturulmayan soru ve sorgulamadır. Aklın ve düşünmenin askıya alındığı yerde insan daralmakta, donmakta ve durağanlaşmaktadır. İnsanın derin ve aşkın varoluşu dondurulduğunda her türlü illüzyon, fiksiyon, idol ve yapı oluşturulabilmektedir.
Kurbanlaştırma zihniyetinin temel amacı, hayatı zaptü rapt altına almaktır. Kurbanlaştırma zihniyeti, yaşamı sınırlamakta, gücü bastırmakta ve acıyı yüceltmektedir. Kurbanlaştırma zihniyeti, mutlaklık iddiiasında bulunan farklı doğmalardan oluşabilmektedir. Kurbanlaştırma zihniyetinin mutlak doğru olarak kabul etiği bütün doğmaların eleştirisinin yapılabilmesi, insanı mutlaklık tuzaklarına düşmekten alıkoyabilir. Yaşamı var eden şey, kurbanlaştırma değil, akıştır. Donmuş kurallar ve doğmalar, yaşamı desteklemezler, yaşama karşıt olarak kendilerini konumlandırırlar.
Modern zihniyet, ahlak anlayışımızı kökten değiştirmiştir. Modern ahlak, acı çeken canlıyı merkeze almaktadır. Modern ahlak açısından merkezi soru, hangi amacın acıyı meşrulaştırabileceği şeklindedir. Acıyı meşrulaştıran ve görünmez kılan bütün ideolojiler, değerler ve doğmalar, eleştirilebilmeli ve sorgulanabilmelidir. Acı, hiçbir yüce amacın ve kuralın gölgesinde kaybolmaz. Her canlının bedeni, bütün ideolojilerden, değerlerden ve doğmalardan önce gelmekte ve öncelikli değere sahip bulunmaktadır.
Kurbanlaştırma zihniyeti, günümüz dünyasında çok yaygınlık ve derinlik kazanmıştır. Modern dünyada savaş, ekonomi, ideoloji, teknoloji, görünmez eşitsizlikler ve adaletsizlikler uğruna sürekli olarak kurbanlar verilmesi gerektiğine inanılmaktadır. Modern dünyada kurban ritüeli azdır. Modern dünyada yaygın ve yoğun bir şekilde varolan şey, sistemik kurbanların artışıdır. Modern dünyada savaşlara, şiddete, adaletsizliklere ve eşitsizliklere verilen kurbanlar, istatistiğe ve sayılara indirgenmektedir. Sayılara ve istatistiklere indirgemek suretiyle şiddetin görünmez kılınması, şiddetin yok olduğu anlamına gelmemektedir.
Varlık, sabit değildir. Varlık, sürekli olarak dönüşen süreçlerden oluşmaktadır. Hakikat olan, sabit değildir. Gerçek ve geçerli olan, dönüşendir. Oluş içinde olan dinamik varlık perspektifiyle kurbanlaştırma zihniyetine baktığımız zaman kurbanın katılaşmış anlamla, ritüelin donmuş bilinçle ve kutsallığın sabit yorumla anlaşıldığı görülmektedir. Hakikate kapanmış bir sistem olarak değil, sürekli yeniden düşünülmesi gereken bir açıklık olarak bakmak daha sağlıklı ve verimlidir. Kurbanlaştırma zihniyetinin, oluş içinde olan açıklık yaklaşımıyla değerlendirilmesi, kendimizi, toplumu ve medeniyeti değerlendirme açısından yeni ufuklar açacaktır.
İtaat ve teslimiyeti mutlak değer haline getiren teopolitik etik aşılıp oluş ontolojisine ve etiğine geçmek lazımdır. Oluş ontolojisi ve etiği, itaatten sorumluluğa geçişi esas almaktadır. Teopolitik sistemin aksine oluş ontolojisinde emir yoktur, yorum vardır. Teopolitik sistemin aksine oluş ontolojisinde mutlaklık yoktur, çoğulluk vardır. Teopolitik sistemin aksine oluş ontolojisinde dışsal otorite yoktur, içsel bilinç, vicdan ve akıl vardır. Oluş ontolojisinin ve etiğinin merkezinde anlam kurararak ve yaşayarak özneleşen insan vardır. Özneleşen insan, emre uyan değil, sorumluluk taşıyan özgür bireydir. Özgürlük, itaat ve teslimiyet değil, bilincin ve aklın açılması ve açıklık kazanmasıdır.
Kurbanlaştırma, salt bir ritüel olmanın ötesinde bir düşünme ve zihniyet biçimidir. Kurbanlaştırma zihniyeti, hayat, şiddet ve ölüm arasında karmaşık bağlar kurmaktadır. İnsan, anlam kuran öznedir. İnsanın hayatına dair anlam kurmasının yolu, kurbanlaştırma zihniyeti ve şiddet değildir. Kurban vereceğimiz şey, putlarımızdır. Mutlaklaştırdığımız bütün putlarımızı kurban vermeye cüret ve cesaret ederek özgürleşebilir ve insanlaşabiliriz. Putlarımızı kurban vermenin sonu, düşünmenin, duyarlılaşmanın, hayatın ve oluşun başlangıcı anlamına gelmektedir.
