Kâşif Kozinoğlu’nun Silivri Cezaevindeki vefatı, 2012 tarihli resmî adli verilere göre kronik iskemik kalp hastalığına bağlı doğal bir ölüm olarak kayıtlara geçmişti. Ne var ki 26 Ağustos 2026 tarihinde dosyaya yönelik takipsizlik kararının kaldırılmasıyla birlikte, bu ölümün arkasındaki sır perdesi yeniden açılan bir soruşturmayla aralanmaya başladı.
Kâşif Kozinoğlu dosyasına dair ilk makalem, 27 Temmuz 2016'da yayımlanan "Afganistan'dan Türkiye'ye Uzanan Darbenin İzleri!" başlıklı yazımdı. Bu zincirin bir önceki halkası olan 31 Ağustos 2026 tarihli "Eski Bakan ve Bürokratlara Uzanan Faili Meçhul Dosyalar, İktidar ve Muhalefetteki Kaosu Körüklüyor!" başlıklı yazımda onun sadece adını anmakla yetinmiştim. İşte bu yazıyla, o gün sadece ismini satır arasına bıraktığım Kozinoğlu dosyasını tamamen açıyor ve asıl büyük sorunun peşine düşüyorum.
Bu dosyanın açılmasının, iktidar erkini kullanan odaklardan birini tasfiye etmeye yönelik olduğu zaten biliniyor; ancak bu bir sebep değil, yalnızca sonuçlardan biridir. Nitekim MİT eski mensubu ve iktisatçı Prof. Dr. Mahir Kaynak’ın istihbarat ve siyaset analizlerinde kullandığı temel metot olan "Bir eylem veya olay kimin işine yarar?" sorusu bize yol gösterebilir. Bu metodun, eylemin gerçek failini, azmettiricisini veya arkasındaki küresel/yerel gücü bulmaya yaradığı bilinmektedir.
Mahir Kaynak'ın bu yaklaşımı, karmaşık siyasi ve toplumsal olaylarda tetiği çeken görünür faillere değil, ortaya çıkan sonucun sağladığı avantaj ve kazançları takip ederek olayın arkasındaki asıl azmettirici gücü ve küresel planlayıcıyı deşifre etmeye yardımcı olur.
Dosya nihayete erdiğinde, yargı suçluları er ya da geç tespit edecektir. Şahsen ben, Kozinoğlu'nun ölümünden sorumlu tutulanların, tıpkı Roma İmparatorluğu döneminde aç aslanların önüne atılan suçlular gibi kamuoyunun önüne fırlatılmasına tanıklık edeceğimize inanıyorum. Tam da bu yüzden, odaklanmamız ve peşine düşmemiz gereken asıl soru şudur: "Üst düzey MİT mensubu Kâşif Kozinoğlu neden öldürüldü?"
Kâşif Kozinoğlu, sıradan bir istihbaratçı profilinin çok ötesindeydi. MİT bünyesinde Asya Bölgesi Başmüşavirliği ve Dış Operasyonlar Dairesi çatısı altında; Balkanlar'da Bosna-Hersek’ten Orta Doğu'da Suriye’ye, Kafkaslar'da Azerbaycan’dan Güney Asya'da Pakistan ve Afganistan'a kadar uzanan devasa bir operasyon ağını yönetmişti.
Kozinoğlu'nun bu geniş ilişki ağı, Kasım Süleymani’nin ardından bugün İran Kudüs Gücü'nün liderliğini üstlenen Tuğgeneral İsmail Kaani ile Kuzey İttifakı dönemine dayanan yakın dostluğuna ve bölgesel istihbarat ortaklığına kadar uzanıyordu.
Tam da bu noktada, Kozinoğlu’nu hedef alan suikastın yerel dinamiklerini ve küresel parametrelerini masaya yatırmak, yıllardır korunan o karanlık sır perdesini aralamak ve asıl faillere ulaşmak adına en kritik eşiktir.
Kozinoğlu'nun ölümünü tetikleyen iç faktörler ve FETÖ…
İç etkenlerin en başında, Kozinoğlu'nun FETÖ ile yaşadığı amansız çatışma yer almaktadır. MİT eski mensubu Enver Altaylı'nın Fetullah Gülen'e yazdığı ve daha sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianameye giren mektuplar, bu çatışmanın derinliğini açıkça ortaya koymaktadır.
Altaylı mektubunda, Kozinoğlu'nun Özbekistan'daki cemaat okullarının kapatılmasında kilit rol oynadığını ileri sürüyor ve onun teşkilat içerisinde daha güçlü bir konuma gelmesinden duyduğu derin kaygıyı doğrudan Gülen'e iletiyordu. Bu gizli yazışmalar; Kozinoğlu ile örgüt arasındaki gerilimin, sonradan üretilmiş bir yorum değil, somut ve tarihsel bir veri olduğunu kanıtlamaktadır.
Nitekim FETÖ ile ilişkilendirilen Türk okullarının Rusya ve Özbekistan’da kapısına kilit vurulmasında Kozinoğlu’nun devlet adına yürüttüğü saha operasyonlarının payı büyüktü.
Tıpkı onun gibi, akademisyen Necip Hablemitoğlu da 1998-2001 yılları arasında defalarca Orta Asya ülkelerine gönderilmiş, paralel yapının oradaki gizli ajandasını deşifre etmek için kampanyalar yürütmüş ve bu tehdide dair kitaplar kaleme almıştı.
Benzer bir jeopolitik damara dokunan ve aynı yapının hedefi olan bu iki sembol ismin neden susturulduğu, bugün Mahir Kaynak’ın sorduğu o meşhur soruyla çok daha net anlaşılmaktadır.
İç etkenlerin bir diğer kritik boyutu ise MİT içerisindeki güç ve kadro mücadelesidir. Bu doğrultuda Enver Altaylı, Mehmet Eymür ve Kâşif Kozinoğlu hattı, istihbarat tarihinin kırılma noktalarında sürekli karşımıza çıkmaktadır. Mehmet Eymür'ün, Kozinoğlu'nu kamuoyuna açık biçimde suçladığı ve faaliyetleri hakkında ağır iddialar ortaya attığı, bugün arşivlerde belgelenmiş durumdadır.
Esasen Enver Altaylı ile Mehmet Eymür, MİT içinde aynı ekolü ve ekibi temsil etmekteydi. Hatta Kozinoğlu’nu ölüme götüren sürecin, dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile MİT eski Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür’ün kontrolünde yürütüldüğü yönünde hâlâ izaha muhtaç spekülatif yorumlar da yapılmaktadır.
Bu amansız husumetin kökleri ise oldukça eskiye dayanıyor. Mehmet Eymür, 1993 yılında dönemin Başbakanı Tansu Çiller’den Kontrterör Merkezi’ni örgütleme görevini alınca, Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan bizzat seçtiği sekiz subay ve astsubayı yanına almıştı.
Albay Orhan Çoban’ı kendisine yardımcı yaparken, o dönem Binbaşı rütbesinde olan Kâşif Kozinoğlu ve Astsubay Duran Fırat da bu merkeze alınan isimler arasındaydı. Özel Kuvvetler’den gelen bu askerler, Ankara’daki Atatürk Orman Çiftliği’nde bizzat Mehmet Eymür tarafından özel bir eğitimden geçirildi.
Ancak yolları burada kesişen iki ismin kaderi daha sonra tamamen ayrıştı. MİT Dış Operasyonlar Daire Başkanlığına kadar yükselen Kâşif Kozinoğlu, uzun süre MİT eski Müsteşarı Şenkal Atasagun ile ortak hareket etti.
Bu süreçte Kozinoğlu, Mehmet Eymür’ün MİT’ten ihraç edilmesine zemin hazırlayan, yalanlanamayan çok önemli hukuki ve operasyonel gerekçeler ortaya koydu ve Eymür’ün teşkilatta etkisizleştirilmesini sağladı.
Dolayısıyla, MİT içinde CIA’ya en yakın figürlerden biri olarak bilinen Mehmet Eymür’ün Kozinoğlu’na duyduğu kin, sadece güncel bir tasfiye operasyonu değil, kökleri 90'lı yıllara uzanan tarihsel bir hesaplaşmadır. Kozinoğlu, 90'lı yıllarda devletin resmi gücünü (Atasagun'un müsteşarlık erkini) arkasına alarak Eymür'ü MİT'ten tasfiye ettirmişti.
Ancak 2011'e gelindiğinde Eymür, o dönem devlet içinde yeni egemen güç haline gelen FETÖ'nün yargı ve emniyet operasyonlarına lojistik/bilgi desteği sağlayarak (ve kamuoyunda yürütülen algı operasyonlarıyla) Kozinoğlu’ndan intikamını almış, onu Silivri’ye göndererek devre dışı bırakmayı başarmıştır.
Kâşif Kozinoğlu'nun şüpheli ölümü, Türkiye'nin en kritik istihbarat teşkilatının yönetimi için perde arkasında yürütülen güç mücadelesini de gün yüzüne çıkarıyor.
Teşkilat içindeki dengeleri sarsan bu süreçte, Ulusoy’un söz konusu hedefe ulaşmak adına rahmetli Kozinoğlu’nun nüfuzunu kullanarak birtakım stratejik temaslar yürüttüğü da iddialar arasında yer alıyor.
Kâşif Kozinoğlu’nun Silivri’deki şüpheli ölümü, sıradan bir adli vaka değil; Türkiye’nin en kritik istihbarat kurumunun yönetimine talip olan odakların perde arkasındaki amansız savaşıdır. Kozinoğlu; Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Haydar Baş’ın kuzeni, aynı zamanda OYAK eski Genel Müdürü Coşkun Ulusoy’un üvey kardeşiydi.
Turgut Özal’ın prenslerinden olan ve OYAK’ı 16 yıl askeri disiplinle yöneten Ulusoy’un en büyük hayali MİT Müsteşarı olmaktı. Kulislerdeki iddialara göre, dönemin MİT Müsteşarı Dr. Hakan Fidan da kendisinden sonra bu makama Coşkun Ulusoy’un atanması için Cumhurbaşkanı'na bizzat tavsiyede bulunmuştu.
Hatta Ulusoy'un bu hedef doğrultusunda, teşkilatta Bosna'dan Orta Asya'ya uzanan devasa bir operasyon ağını yöneten ve İran Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani gibi isimlerle yakın saha dostluğu bulunan üvey kardeşi Kozinoğlu aracılığıyla stratejik temaslar yürüttüğü iddia ediliyordu.
Ancak Ankara'da bu zirve hesapları yapılırken, Hakan Fidan’ın talimatıyla gönderildiği Asya sahasında FETÖ’nün Orta Asya’daki okullar imparatorluğunu sarsacak gizli bir rapor hazırlayan Kozinoğlu, kumpas davalarıyla tutuklandı ve mahkemede konuşmaya gün sayarken 13 Kasım 2011'de Silivri'de şüpheli bir kalp kriziyle hayatını kaybetti.
Mahir Kaynak’ın o meşhur "Bir eylem kimin işine yarar?" metodunu devreye soktuğumuzda, bu ölümün ardındaki illiyet bağı netleşmektedir. Kozinoğlu’nun fiziki imhası, öncelikle FETÖ'nün küresel şebekesini korurken; madalyonun diğer yüzünde ise üvey kardeşi Coşkun Ulusoy’un MİT'in zirvesine yerleşmesini engelleyerek Ankara'daki güç dengelerini tamamen yeniden şekillendirmiştir.
Üvey kardeşinin şüpheli ölümünden yıllar sonra, 11 Mayıs 2016'da saçları bembeyaz bir şekilde OYAK'tan istifa eden Ulusoy'un bu ani vedası, hayalini kurduğu MİT Müsteşarlığı koltuğuna hiçbir zaman oturtulmamasıyla sonuçlanan o büyük istihbarat savaşının görünmeyen finalidir.
Kâşif Kozinoğlu'nun Özbekistan ve Afganistan’daki gizli misyonları, onu yalnızca Türkiye içerisindeki güç odaklarının değil, Avrasya kalbindeki uluslararası istihbarat rekabetinin de tam merkezine yerleştiriyordu. Bölgede CIA desteğiyle büyüyen FETÖ’nün Orta Asya’daki okullar imparatorluğu, Ankara tarafından bir ulusal güvenlik tehdidi olarak kodlandığında saha görevi doğrudan Kozinoğlu’na verilmişti.
Özellikle Özbekistan ve Rusya'daki FETÖ yapılanmasına ait okulların kapısına kilit vurulması meselesinde, Kozinoğlu’nun devlet hafızasına dayanan çok kritik operasyonel roller oynadığı bilinmektedir.
Bu durumun yarattığı küresel rahatsızlık, MİT eski mensubu Enver Altaylı’nın FETÖ örgüt lideri Fetullah Gülen’e gönderdiği ve daha sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianameye giren gizli mektuplarında da açık biçimde itiraf edilmektedir.
Altaylı mektuplarında, Kozinoğlu’nun Orta Asya’daki cemaat faaliyetlerine indirdiği darbelerden yakınarak, onun teşkilat içerisinde daha da yükselmesinin engellenmesi gerektiğini doğrudan örgüte rapor ediyordu.
Dolayısıyla Kozinoğlu’nun yürüttüğü bu Avrasya diplomasisi, yerel bir hesaplaşmanın ötesinde, küresel istihbarat servislerinin de dahil olduğu büyük bir tasfiye operasyonunun öncelikli hedefi haline gelmesine yol açmıştır.
Kaşif Kozinoğlu’nun Afganistan ve Orta Asya’daki faaliyetlerinin önemli ayaklarından biri, Afganistan Özbeklerinin lideri General Abdurreşid Raşit Dostum’la kurduğu yakın ilişkidir. Türkiye ile uzun yıllar sıkı temaslarını sürdüren Dostum, Kuzey Afganistan’daki Özbek/Türk unsurlarının en güçlü askerî ve siyasi aktörlerinden biriydi.
Ahmed Şah Mesud’la birlikte Taliban’a karşı mücadele eden Raşit Dostum, merhum Kaşif Kozinoğlu’nun da Orta Asya ve Afganistan coğrafyasında yakın temas içinde olduğu birkaç önemli isimden biriydi. Kozinoğlu–Şenkal Atasagun–Raşit Dostum hattı, Türkiye’nin bölgede geliştirdiği stratejik ilişkilerin dikkat çekici unsurlarından birini oluşturuyordu.
Ruzi Nazar’a atfedilen değerlendirmelerden hareketle, El Kaide’nin ortaya çıkışında ABD’nin Afganistan’daki Sovyet karşıtı politikalarının ve CIA destekli yapıların rolü uzun yıllardır tartışılmaktadır. Kozinoğlu’nun Usame Bin Ladin dosyasındaki konumu da bu açıdan dikkat çekiciydi. MİT eski Kontr-Terör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür’ün iddiasına göre dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, Kozinoğlu’nu CIA’ya “Bin Ladin’i yakalayabilecek adam” olarak tanıtmıştı.
Kozinoğlu’nun Afganistan’da bulunduğu yıllarda El Kaide ve Bin Ladin’in çevresindeki bağlantı ağlarını takip ettiği dikkate alındığında, örgüt içindeki veya çevresindeki Türk unsurlar üzerinden Bin Ladin’e dolaylı biçimde yaklaşmış olması da ihtimal dâhilindedir. Bunu doğrulayan açık bir belge bulunmamakla birlikte, böyle bir istihbarat kapasitesinin CIA tarafından yakından izlenmesi ve Amerikan servisinin bölgedeki çıkarlarıyla çatıştığı ölçüde rahatsızlık yaratması mümkündür.
Nitekim Kozinoğlu’nun geride bıraktığı notlarda Bin Ladin ve 11 Eylül konusunda ABD kamuoyuna açıklanabileceğini belirttiği “belgeler”den söz etmesi bu ihtimali daha da dikkat çekici hâle getiriyor. Kozinoğlu’nun El Kaide üzerindeki çalışmalarını sonuçlandırmasına ve Bin Ladin’e ulaşmasına fırsat verilmediği, Türkiye’ye çağrılarak tutuklanmasının da bu süreçle bağlantılı olabileceği yönündeki iddialar bu nedenle önem taşıyor.
Kozinoğlu Afganistan’dan ayrıldıktan sonra Usame Bin Ladin, 2 Mayıs 2011’de Pakistan’ın Abbottabad kentinde ABD özel kuvvetlerinin düzenlediği operasyonla öldürüldü. Bin Ladin’in sağ ele geçirilmemesi ve cesedinin kısa süre içerisinde denize bırakılması, operasyonun ardından çeşitli tartışmalara yol açtı. Bin Ladin’in Pakistan’da yıllarca nasıl saklanabildiği ve Pakistan istihbaratının bundan haberdar olup olmadığı da uzun süre sorgulandı.
Aynı yıl Kozinoğlu’nun Türkiye’ye çağrılarak tutuklanması ve Silivri Cezaevi’nde şüpheli biçimde hayatını kaybetmesi ise dikkat çekici bir zamanlama ortaya koyuyor. Bu tablo, Kozinoğlu’nun Bin Ladin ve El Kaide dosyasındaki bilgi ve bağlantılarının ölümüne giden süreçte dış kaynaklı bir faktör oluşturup oluşturmadığı sorusunu gündeme getiriyor.
Kaşif Kozinoğlu’nun Orta Asya yıllarının dikkat çekici ayrıntılarından biri, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’nün daha sonra komutanlığına getirilen İsmail Kaani ile yollarının kesişmesidir.
Teke Türkmenleriyle ilişkilendirilen ve Şahkulu’nun soyundan geldiği belirtilen Kaani, Kozinoğlu gibi Afganistan, Pakistan ve Orta Asya sahasında faaliyet gösteren önemli isimlerden biriydi. Aynı coğrafyada farklı devletler adına görev yapan iki isim zaman içerisinde birbirlerini tanıdı ve aralarında yakın bir ilişki gelişti.
Eğer söylenenler doğruysa, Kozinoğlu ile Kaani arasında mesleki temasın ötesine geçen bir arkadaşlık da vardı. Kaani’nin, kendisinden yaşça ve rütbece büyük olan Kozinoğlu’na “Ağayı Goroglu” diye hitap ettiği ileri sürülmektedir. Hatta Kaani’nin Kozinoğlu aracılığıyla Türkiye’de bir kurumla irtibatlandırıldığı yönünde de iddialar bulunmaktadır.
Türkiye’ye İran sınırı üzerinden gelen Afgan göçmenlerin yönlendirilmesinde Kaani’nin rol oynadığı ve bu süreçte Türkiye’deki eski bağlantılarından yararlanmış olabileceği de daha önce gündeme getirilen iddialar arasındadır. Bununla birlikte, Kozinoğlu–Kaani ilişkisinin hangi düzeyde ve ne kadar süreyle devam ettiği açık kaynaklardan bütünüyle ortaya konulabilmiş değildir.
Kozinoğlu–Kaani yakınlığına yalnızca iki istihbaratçının kişisel dostluğu olarak bakmak eksik kalır. Afganistan ve Orta Asya’da nüfuz mücadelesi yürüten başta ABD olmak üzere Batılı güçler açısından, Türkiye ve İran adına sahada etkili olan iki ismin bağımsız temas kanalları geliştirmesi ciddi bir rahatsızlık kaynağı oluşturmuş olabilir.
Bu çerçevede Kozinoğlu’nun hedef hâline getirilmesinde dış istihbarat servislerinin, özellikle CIA ile ilişkileri uzun yıllardır tartışılan FETÖ yapılanmasının ve Türkiye içerisindeki iş birlikçi unsurların rol oynayıp oynamadığı sorgulanmalıdır. Kozinoğlu’nun Türkiye’ye çağrılması, tutuklanması ve ardından cezaevinde şüpheli biçimde hayatını kaybetmesi bu bölgesel istihbarat mücadelesinden bağımsız değerlendirilmemelidir.
Kozinoğlu’nun Raşit Dostum’dan İsmail Kaani’ye, Afganistan’daki Türk unsurlarından El Kaide çevresindeki bağlantılara kadar uzanan geniş temas ağı, onun Orta Asya’daki bölgesel istihbarat mücadelesinin önemli aktörlerinden biri olduğunu göstermektedir.
Kâşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümü; makro düzeyde FETÖ’nün Orta Asya’daki nüfuz alanları ile CIA’nın Avrasya stratejilerini koruma amacına hizmet ederken, mikro düzeyde ise istihbaratın tepe yönetiminde yaşanabilecek muhtemel değişimlerin önüne geçerek Ankara’daki güç dengelerinin yeniden şekillenmesine yol açmıştır.
Bu durum, aynı zamanda dönemin iktidar blokunda kapalı kapılar ardında yürütülen güç mücadelesini ve devlet bürokrasisinden tasfiye edilmek istenen millî odakların varlığını deşifre eden kritik bir eşiktir.
2026 yılı itibarıyla bu şüpheli ölüm dosyası üzerindeki takipsizlik kararının kaldırılması; yalnızca dönemin faili durumundaki unsurların yargı önüne çıkarılması açısından değil, geçmişte Kozinoğlu’nun tasfiyesini planlayan ve organize eden uluslararası istihbarat servislerine Türkiye’nin egemenlik sahasında yürütülen hiçbir örtülü operasyonun cezasız kalmayacağını gösteren stratejik bir devlet iradesinin tecellisi açısından da tarihî bir önem taşımaktadır.
