Türkiye bir ikilemi yaşıyor. Bir tarafta Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun"’un TBMM'de rekor oyla kabul edildi. Daha birkaç gün önce, Jandarma Onbaşı Süleyman Aydın’ın şehit edildiği ve çok sayıda kişinin yaralandığı terör saldırısının yıl dönümü sözde kutlamalara sahne oldu.
Terörün yıl dönümüne kutlama, gazinin feryadına sessizlik!
Diğer tarafta 13 Temmuz 2026’da Türkiye’nin farklı illerinden Ankara’ya gelen er statüsündeki gaziler ve şehit yakınları, Güvenpark’ta oturma eylemi başlattı. Gaziler ve şehit yakınları; rütbeli personel ile er ve erbaşlar arasındaki maaş, tazminat ve sosyal hak farklılıklarının kaldırılmasını, “emsal statü” verilmesini, ücretsiz sağlık ve protez hizmetleri ile kira ve istihdam desteğinin eşit uygulanmasını istiyor. Taleplerine karşılık verilmediğini belirten grup, 3 Ağustos’ta açlık grevine başladı; 10 Ağustos’taki TBMM yürüyüşü ise polis tarafından engellendi.
Ankara Güvenpark’ta, özlük haklarının iyileştirilmesi talebiyle 38 gündür oturma eylemi yapan er statüsündeki gaziler ile şehit ailelerine sabaha karşı polis müdahalesi gerçekleştirildi. Saat 04.45 sıralarında başlayan müdahalede, çok sayıda polis ekibi parkı zor kullanarak tamamen boşalttı. Gaziler ve şehit yakınları otobüslere bindirilerek Gazi Rehabilitasyon Merkezi’ne götürülürken Güvenpark da bariyerlerle kapatıldı.
Görgü tanıklarının anlatımlarına ve sosyal medyada paylaşılan görüntülere göre müdahalede görev alan polislerin tıbbi maske taktığı görüldü. Vatan uğruna can verenlerin ailelerine ve bedenlerinden bir parçayı feda eden gazilere reva görülen bu müdahale karşısında sözün bittiği yerdeyiz.
Vatan savunmasında aynı cephede yaralanan gaziler, aradan yıllar geçmesine rağmen rütbe ve statü ayrımı nedeniyle maaş, sağlık ve sosyal haklarda eşitsizlik yaşıyor. Ağır sağlık sorunları ve ekonomik sıkıntılarla mücadele eden gaziler ile şehit yakınlarının, seslerini duyurabilmek için haftalardır Güvenpark’ta beklemek ve açlık grevine başvurmak zorunda kalması, taleplerine karşı gösterilen ilgisizliğin en acı göstergesi değil mi?
7595 Sayılı Kanun Kapsamındaki Üst Kurul toplanıyor…
18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7595 kabul numaralı "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun", PKK/KCK terör örgütü ve bağlantılı oluşumların fiilî varlıklarına son vermesi ile ellerindeki tüm silah ve mühimmatı teslim etmelerini temel şart olarak belirliyor.
Bu durumun güvenlik kurumlarınca tespiti ve Millî Güvenlik Kurulu Kararıyla teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından, örgütsel faaliyetler kapsamında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesine dair usul ve esaslar bu Kanun ile düzenlenecek.
Söz konusu yasal düzenleme; PKK/KCK terör örgütünü kurma, yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme ile örgüt propagandası yapma suçlarını kapsamaktadır. Buna ek olarak, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen genel suçlar ile 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamında örgüt lehine gerçekleştirilen tüm eylemler de bu Kanun’un uygulama alanı içerisinde yer alıyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilerek yayımlanan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun kapsamındaki süreç resmen başladı. Bu doğrultuda; Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Millî Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşan üst düzey bir Kurul oluşturultu.
Söz konusu Kurul, çalışma usul ve esaslarını belirlemek ve 7595 sayılı Kanun ile kendisine yüklenen görev ve sorumlulukları yerine getirmek amacıyla ilk toplantısını 24 Ağustos'ta gerçekleştirecek.
"Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" gereği oluşturulan üst düzey kurulun ilk toplantısının 24 Ağustos 2026 Pazartesi günü yapılacak olması büyük önem arz ediyor. 24 Ağustos 2026 Pazartesi günü Mevlid Kandili’dir. Hz. Muhammed’in dünyaya gelişinin yıl dönümü.
Türkiye ve Osmanlı tarihinde 24 Ağustos gününde gerçekleşen öne çıkan olaylar kronolojik sırayla şunlardır:
24 Ağustos 1071 — Malazgirt Zaferi öncesinde Türk ordusunun Rahve Ovası’na yerleşti. Bizans kuvvetlerinin durumunu öğrenmek ve son bir barış girişiminde bulunmak amacıyla İmparator Romanos Diogenes’e elçilik heyeti gönderildi. İki gün sonra, 26 Ağustos’ta Malazgirt Meydan Muharebesi yapıldı.
1922 – Büyük Taarruz Karargâhının Nakledilmesi: Başkomutan Mustafa Kemal Paşa komutasındaki karar merkezi ve Batı Cephesi Karargâhı, Taarruz öncesinde Akşehir’den Şuhut’a taşındı.1929 – Türkiye - İran Dostluk Antlaşması: İki ülke arasında ilişkileri geliştirmek adına Dostluk Antlaşması imzalandı.
1936 – Üçüncü Türk Dil Kurultayı: Dolmabahçe Sarayı’nda toplanan kurultayda Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin adı Türk Dil Kurumu olarak değiştirildi.24 Ağustos 1949’da NATO Antlaşması yürürlüğe girdi.Türkiye NATO’ya 18 Şubat 1952’de katıldı.
Terörsüz Türkiye’den terörsüz bölgeye: Türk barışı vizyonu…
Türkiye’nin iç güvenlik vizyonu ile bölgesel dış politika stratejisi ayrılmaz bir bütün. Bu doğrultuda "Türk Barışı" kavramı; Suriye, Irak ve Lübnan gibi komşu ülkelerde merkezi otoritelerin pekiştirilmesini, milli birlik ile toprak bütünlüklerinin korunmasını ve demokratik hukuk devletinin tesisini esas almak zorunda.
Bunun ön şartı ise sadece silahlı unsurların temizlenmesi değil, terörü ve şiddeti meşrulaştıran, radikalleşmiş zihniyetin tamamen tasfiye edilmesidir. "Terörsüz Türkiye" hedefi, içerideki güvenlik tehditlerini ortadan kaldırmanın ötesinde, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada daha bağımsız ve etkin bir dış politika yürütmesini amaçlamaktadır.
Türkiye; Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney arasında jeokültürel ve jeoekonomik bir kavşak noktasında bulunuyor. Koloni veya muz cumhuriyeti değil. Kim ne derse desin köklü ve kadim devlet tecrübesi ve tarihsel müktesebatıyla hareket ediyor. Terör tehdidini hem içeride hem de yakın coğrafyasında bertaraf ederek bölgesel istikrarın sağlayıcısı ve küresel ölçekte kendi kutbunu oluşturan bir "merkez ülke" olma yolunda karlılığını ortaya koyuyor.
Avrupa’daki savaşın gölgesinde Terörsüz Türkiye’nin stratejik önemi...
Rusya–Ukrayna Savaşı’nın uzaması veya Avrupa ülkelerinin çatışmaya daha doğrudan dâhil olması; kıta genelinde silahlanma yarışını hızlandırabilir, NATO–Rusya hattında doğrudan askerî karşılaşma riskini artırıyor. Bu gidişle siber saldırılar, sabotajlar, dezenformasyon faaliyetler ve kritik altyapılara yönelik hibrit operasyonlar da yoğunlaşabilir.
Böyle bir ortamda Türkiye; Karadeniz’in güvenliği, Boğazlar üzerindeki yetkileri, enerji ve ulaşım koridorlarındaki merkezi konumu ile Rusya ve Ukrayna’yla aynı anda temas kurabilme kapasitesi sayesinde Avrupa güvenlik denklemindeki ağırlığını daha da artıracaktır. Bu nedenlerle “Terörsüz Türkiye” sürecinin başarıyla tamamlanması, yalnızca ülke içindeki güvenlik tehditlerinin ortadan kaldırılması bakımından değil; Türkiye’nin kaynaklarını dış risklere yöneltebilmesi, sınırlarının ve kritik altyapısının güvenliğini güçlendirmesi ve çevresindeki krizler karşısında daha bağımsız, caydırıcı ve etkin bir dış politika yürütebilmesi açısından da stratejik önem taşıyor.
