ABD ile İran arasındaki gerilim, Hürmüz Boğazı üzerindeki kõrdüğümü çözümsüz bıraktıkça, Avrupa Birliği’nin Körfez bölgesinden enerji tedariki ciddi biçimde sekteye uğruyor. Bu jeopolitik tıkanıklık, küresel dengelerde en çok ABD ve Rusya’nın işine yararken, tabiri caizse Avrupa’nın burnunun sürtülmesine yol açıyor.
Ukrayna savaşı sonrası Rus petrolü ve doğalgazına ambargo uygulayan Brüksel merkezli Avrupa, Hürmüz’deki belirsizlik uzadıkça derinleşen bir enerji açlığıyla karşı karşıya kaldı; bu durum, kıtanın sanayisini neredeyse durma noktasına getirdi.
Avrupa Birliği, Rusya'ya sürdürdüğü ambargoyu, dolaylı aracılar ve üçüncü ülkeler üzerinden enerji tedarik ederek fiilen kendisi deliyor. Bir zamanlar burnundan kıl aldırmayan Avrupa’nın, kendi koyduğu kuralları esnetmek zorunda kalması, yaşanan stratejik sıkışmanın en somut göstergesi.
İngiltere ve ABD de Rus enerji sektörü ve yurtdışındaki ortaklarına karşı sert adımlar attı. Hem Londra hem de Washington, iki büyük Rus petrol şirketine karşı bloke edici yaptırımlar uyguladı. AB, Rusya'dan doğalgaz ithalatının aşamalı olarak sona erdirilmesine ilişkin yasal hükümleri ortaya koydular.
Brüksel, Rus yakıt ve enerji sektörünü kısıtlayıcı önlemlere özel önem verdi. Enerji ithalatına, petrol, gaz ve diğer sanayi sektörlerine yönelik ekipman ve teknoloji ihracatına ve enerji sektöründeki yatırımlara yasaklar getirildi ve genişletildi. Bireysel şirketleri ve petrol tankerlerini kapsayan kısıtlamalar getirildi.
Bu kısıtlamalar, aşama aşama çeşitli derecelerde genişletildi. Ancak, ayırt edici özelliği, Rus yakıt ve enerji sektörünün dost ülkelerdeki ortaklarına karşı ikincil yaptırımların artırılması oldu. Avrupa aklı sıra, Rusya'nın enerji ihracını kısıtlayacak adımlarla, Moskova'nın elini kolunu bağlamayı hedeflemişi. Ancak evdeki pazarlık çarşıya uymadı. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ortaya çıkardığı enerji krizi, Avrupa'nın yanlış hesabını Hürmüz’den döndürdü.
Trump yönetimi geçtiğimiz Cuma günü, denizde bulunan Rus petrolü ve petrol ürünlerinin satışına izin veren bir aylık yaptırım muafiyeti yayınladı. Bu önlem, hızla yükselen enerji fiyatlarını düşürmeyi amaçlıyordu. Ancak ABD Hazine Bakanlığı'nın uzatma kararı, Hazine Bakanı Scott Bessent'in Washington'un muafiyeti yenilemeyeceğini söylemesinden iki gün sonra geldi.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelensky, Pazar günü, ABD'nin Ortadoğu savaşının tetiklediği yükselen enerji fiyatlarını yumuşatmak amacıyla Rus petrolüne uyguladığı yaptırımların gevşetilmesini kınadı. Ama boşuna beyhude bir çaba çünkü Şubat 2026'da Basra Körfezi'nde yaşanan çatışma ve Hürmüz Boğazı'nın kısmen kapanması, Avrupa'da doğalgaz fiyatlarını keskin bir şekilde yükselterek Avrupa'nın enerji kırılganlığı artırdı.
Donald Trump’ın “Önce Amerika” eksenli sert güç stratejisi ise bu tabloyu Avrupa açısından adeta bir jeopolitik kâbusa dönüştürüyor; Washington’un attığı adımlar, Avrupa’yı geri adım atmaya zorlayan bir baskı mekanizması üretiyor.
Öte yandan Hürmüz Boğazı’nın açılması artık yalnızca İran’la yürütülen ikili bir müzakere konusu değil. Birleşik Krallık’tan Çin’e kadar birçok küresel aktörün dâhil olduğu bu denklem, meseleyi basit bir lojistik hat krizinin ötesine taşıyor.
Trump, NATO’dan ayrılmakla tehdit ettiği Avrupa'yı, şimdi de enerji kriziyle köşeye sıkıştırdı. Gelinen noktada Hürmüz, enerji akışının kontrolünden çok, yeni küresel güç dengelerinin ve enerji hiyerarşisinin şekillendiği çok aktörlü bir hesaplaşma sahasına dönüşmüş durumda.
Donald Trump’ın savaş stratejisi, Avrupa’ya adeta jeopolitik bir kâbusyaşatıyor. Türkçesi; Trump, Avrupa’ya hem Washington hem Moskova, inanmayacaksınız ama hem de Ankara karşısında geri adım attırıyor. Avrupa; jeopolitik kıskaçla kontrol altında.
Öte yandan Hürmüz Boğazı’nın açılması yalnızca İran’la yürütülen bir müzakere başlığı değil. Trump gürültüyü, şamatayı sevdiğinden masa oldukça kalabalık. Görünürdeki ortak amaç, tüm dünyayı sarıp sarmalayan jeopolitik kâbustan bir an önce kurtulmak. Bu nedenle kriz, iki ülke arasında bir gerilim olmanın ötesinde, küresel güçlerin hesaplaştığı çok aktörlü bir enerji ve güvenlik mücadelesine dönüşmüş durumda.
Türkiye ile Avrupa’nın enerji jeopolitiği aynı coğrafi havzada kesişse de temel karakteri ve stratejik refleksleri bakımından belirgin biçimde ayrışır. Neden mi? Çünkü Türkiye, coğrafyasının sunduğu avantajı bir “enerji köprüsü” ve giderek “enerji merkezi” olma hedefiyle kullanıyor da ondan.
Türkiye, Rusya, Azerbaycan, İran ve Orta Doğu kaynakları ile Avrupa pazarları arasında doğal bir geçiş hattı konumundadır. TANAP, TürkAkım ve Bakü-Tiflis-Ceyhan gibi hatlar, Ankara’nın sadece bir transit ülke değil, aynı zamanda fiyatlama ve dağıtım süreçlerinde söz sahibi bir aktör olduğunu gösteriyor.
Bu nedenle Türkiye’nin enerji jeopolitiği, çeşitlendirme, esneklik ve çok taraflı denge üzerine kurulu. Ankara, aynı anda Moskova ile gaz ticareti yapabilirken, Azerbaycan’la stratejik ortaklık kurabilmekte, Körfez ve Doğu Akdeniz’de de alternatif arayışlarını sürdürmektedir.
Buna karşılık Avrupa Birliği’nin enerji jeopolitiği daha çok “tüketici güvenliği” eksenlidir. Avrupa, büyük ölçüde dışa bağımlı bir enerji yapısına sahiptir ve bu nedenle arz güvenliğini önceleyen, riskleri minimize etmeye çalışan bir strateji izler.
Ancak Ukrayna savaşı sonrası Rus enerji kaynaklarına uygulanan ambargo, bu stratejinin kırılganlığını ortaya çıkarmıştır. Avrupa, bir yandan enerji tedarikini çeşitlendirmeye çalışırken diğer yandan LNG ithalatına yönelmiş, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırmış; fakat kısa vadede yüksek maliyet ve arz sıkıntısıyla karşı karşıya kalmıştır.
İki yaklaşım arasındaki temel fark, jeopolitik konum ile stratejik zihniyetin kesişiminde ortaya çıkar. Türkiye, enerji hatlarının geçtiği bir “oyun kurucu ara alan” olarak hareket ederken; Avrupa daha çok “kuralları koymaya çalışan fakat sahaya bağımlı kalan” bir tüketici blok görünümündedir. Türkiye için enerji, dış politikada manevra alanı açan bir kaldıraç işlevi görürken; Avrupa için enerji, yönetilmesi gereken bir güvenlik riski ve ekonomik kırılganlık başlığıdır.
Kimse cihanşümul kadim Türk devlet aklını ve gücünü küçümsemesin! Bu akıl, Ankara merkezli kısır politik çekişmelere kurban edilemeyecek kadar kıymetli ve işlevseldir. Türk Çağı için geri sayım çoktan başladı; yeter ki sözde milliyetçiler gölge etmesin!
