Yakın dostlarım bilirler ki; Ben, tam kırk yıldan beri Ankara’da Anıtkabir’e çok yakın bir yerde oturuyorum. Her sabah evimden çıkarken ya da akşamüzeri evime dönerken trafiğin akışına göre sağ veya sol yanımda Anıtkabir’i görürüm. Her sabah yeni bir güne başlarken veya her akşam günün yorgunluğu ile eve dönerken onu görüp, ondan yeni hayat enerjisi ve dinçlik aşısı alırım. Onun ne yokluklar içerisinde, ne inanılmaz işler başardığını düşünerek mücadele azmimi yükseltirim. Gecenin karanlığında devreye giren gür ışıkların yarattığı muhteşem görüntü bu duygularıma tavan yaptırır.
Dün gece yarısına doğru Kızımı bir günlük Samsun Turu için bineceği otobüse götürmek üzere evden çıktık. Gideceğimiz Öveçler yönüne göre Anıtkabir sağımızda kalıyor ve kuvvetli ışıklar arasında muhteşem bir görüntü sunuyor, sonsuz bir enerji yayıyordu. Öveçler semtinin Çetin Emeç Bulvarına yakın kısımlarını biraz bilirim. Çünkü o bölgede ara sıra gidip geldiğim bazı yerler oldu. Ama yukarı kısımlarını hiç bilmem ve Kızımı bekleyen otobüs de Çetin Emeç Bulvarına çok uzak, birkaç kilometre yukarılardaydı. Bölgeyi iyi bilmediğim için gece yarısında risk almayıp, eve dönüş yolunu bulmak için novigasyon (yol buldurucu) cihazımı açtım ve onun yol göstermesine göre dönüşe geçtim.
Birkaç kez sağ – sol yapıp birkaç kilometre ilerledikten sonra Çetin Emeç Bulvarına çıkacağımız bir sokak bitimine geldik. Yol buldurucu cihaz orayı gösteriyordu ama sokağın Çetin Emeç Bulvarına çıkışı dubalarla ve bunların arasına çekilmiş güvenlik şeritleriyle kapatılmıştı. Yani buradan Çetin Emeç Bulvarına çıkış olanaksızdı. Zorunlu olarak geri döndüm. Yol gösterici cihazın yeni talimatlarına göre birkaç kez sağ-sol yaptıktan ve 10-15 dakika zaman kaybettikten sonra yine aynı sokağın başına geldik ve doğal olarak Çetin Emeç Bulvarına çıkamayıp yine geri döndük.
Anlaşıldığına göre yol buldurucu cihazın bu yol kapatma olayından haberi yoktu! ve o nedenle beni aynı yere getirmişti. Dolayısıyla cihazın yardımından vazgeçtim ve sınırlı bilgilerime dayanarak biraz tanıdığım olan MHP Genel Merkez binasının olduğu cadde tarafına yöneldim. Biraz tanıdığım olan o caddeyi bulursam amacım onun devamında Türk Ocağı Caddesi üzerinden Milli Kütüphaneye ve devamında Anıtkabir’in üst kısmından eve ulaşmaktı.
Fakat ne mümkün! Dakikalarca dönüp durmama rağmen bir türlü MHP Genel Merkezinin bulunduğu caddeye çıkamıyordum. Bütün ümidim MHP’nin o dev gibi bembeyaz silindirik yapısını ve üst kısmındaki üç sütun üzerine kurulu dev helikopter pistini uzaktan bile olsa görebileceğim ve ona göre yön belirleyebileceğimden ibaretti ama ne yazık ki MHP Genel Merkezi ısrarla görüntüye girmiyor ve yolumu bulmamda bana yardımcı olmuyordu.
Sonunda pes ederek, sokakta yürüyen birine Türk Ocağı Caddesine veya Anıtkabir çevresine nasıl ulaşacağımı sordum. Adam son derece emin bir üslupla gitmekte olduğum yönün tam tersini gösterdi. Adamın dediğini yaptım ama dakikalarca ve kilometrelerce dönüp durmama karşın tanıdık bir yere çıkamıyordum. Yeniden sokaktaki birine yol sordum. O da bir öncekinin yaptığı gibi kendinden emin bir şekilde gitmekte olduğum yönün tam tersini gösterdi. Lafı uzatmayalım, bu sahne 5-6 kez yaşandıktan sonra solumda bir taksi durağı görerek yanaştım ve yol sordum. Kapının önünde oturan kişi “Ağabey, buradan geri dön. İlk ışıklardan sola dön ve düm düz devam et. Sonunda Anıtkabir’in üst kısmından Gençlik Caddesine gireceksin” dedi. Söylediği yer evimin yakın çevresiydi ve bu kadar yakın olmama karşın çevreyi tanıyamamış olmaktan şaşkındım.
Taksi durağındaki kişinin dediğini aynen yaptım ve birkaç dakika sonra kendimi Anıtkabir’in üst kısmındaki Akdeniz Caddesinden Gençlik Caddesine girilen yerde buldum ve ancak o zaman nerede olduğumun ayrımına vardım. O sırada “tam önünden geçmeme karşın ben Anıtkabir’i niçin görmedim?” sorusu aklıma geldi. Hızla soluma baktım ve yaşanan karmaşanın sırrı çözüldü.
Evet; tüm ışıkları kapatılmış olduğu için Anıtkabir görülemiyordu ve Onun (Atatürk’ün) ışığı olmadan kırk yıllık evimizin yolunu bile bulamayacağımız anlaşılıyordu.
