Bir önceki yazımda “İLGİNÇ BİR OLAY YAŞADIM” başlığı altında, o günlerde bizzat yaşadığım ilginç bir olayı “Atatürk’ün ışığı olamadan 40 yıllık evimizin yolunu bile nasıl bulamadığımızı” anlatmıştım.
Aslında beni yakından tanıyanlar ve MUCİZE DOĞUMLAR adlı kitabımı okuyanlar, hem bizzat kendi doğumum ve hem de tek kızımın dünyaya gelişi dahil olmak üzere hayatımın mucizevi olaylarla dolu olduğunu bilirler. Dün onlardan birisini daha yaşadım. Anlatmalıyım ki; ibret olsun.
Geçtiğimiz pazar günü evdeydim. İkindi vaktine doğru, dairenin arka kısmında kalan salonunda bilgisayar başında çalışırken, altta oturan ve genellikle parka bakan mutfak kısmında zaman geçiren komşum (Mehmet Akı – Eski İstanbul Valisi Niyazi Akı’nı oğlu) telefon etti;
- Ağabey! Karşımızdaki parktan büyük bir ağaç devrilip bizim apartmana doğru yattı ama bu arada ağacın gövdesi park duvarının kenarında duran kırmızı bir arabanın üzerine bindi. Ben sizin arabaya benzettim. Siz arabanızı nereye park etmiştiniz. Camdan bir bakıp görseniz…
Cama koşarken zihnim hızla dün geceye döndü. Evet, dün gece geç saatlerde Keçiören’deki bir toplantıdan gelince, apartmanın otoparkında yer olmasına karşın sokakta tam önümüzdeki boş yeri görünce komşuların apartman otoparkını daha rahat kullanmaları adına arabayı oraya park etmiştim. Ve camdan gördüğüm manzara tek kelimeyle korkutucu idi. Karşımızdaki park ile apartmanımız arasında sadece 7-8 metre enindeki Savaş Sokak vardı. Bu sokağın park duvarı tarafı tek sıra halinde yasal park alanıydı ve ben de arabamı o sıradaki tek boşluk olan yere park etmiştim. Ama parkın tam benim arabaya denk gelen kısmında ve duvardan iki metre içerideki dev bir ağaç dip kısmından parçalanarak bizim apartmana doğru devrilmiş ve dev ağacın dip kısmından ikiye ayrılarak çıkan her biri yarım metreden kalın olan iki büyük gövdesi tam da benim arabanın üstüne inmişti.
Arabanın anahtarını ve telefonumu alarak aşağıya koşarken yine zihnim geçmişe doğru kaydı. On yıl kadar önce emekli olduğumda emekli ikramiyesinin tamamını ev tadilatına harcayınca arabayı yenileme olanağı kalmadığı gibi bir süre sonra kızım için ayrı bir araba zorunluluk haline gelince altımdaki eski arabayı da kızıma bırakmak kaçınılmaz olmuştu ve böylece 3-4 yıllık bir süreyle arabasız kalarak zor bir dönem yaşamıştım. Ama sonunda geçen yıl (2025’de) Sivas’ta babadan kalma küçük bir arsanın da dahil olduğu kat karşılığı inşaattan şahsıma yarım daire düşmüş ve o dairenin parasıyla küçük ama sıfır bir araba edinmiştim. İşte tüm imkanlarımı kullanarak aldığım bu (muhtemelen son) arabam, evimin önünde üzerine yıkılan dev bir ağacın altında yatıyordu.
Bin bir dua ile aşağıya indim. Neredeyse bizim apartmandan çıkmak bile olanaksızdı çünkü 7-8 metre ilerideki park duvarının 2 metre gerisinden park dışına yani bize doğru yıkılan dev ağacın kolları bizim apartmanın bahçe kapısını tamamen kapatmıştı. Kapıdan güçlükle çıktım. Dallar arasından kendime yollar açarak ilerleyip dev ağacın yoğun bir şekilde arabamın üzerine çöktüğü noktaya ulaşınca
gördüğüm manzara karşısında adeta kanım dondu.
Dev ağaç tek sıra halinde park edilmiş biz dizi arabadan sadece benimkinin üzerine ve tavanın tam orta yerinden çökmüştü. Önümdeki ve arkamdaki arabaların üzerinde tek dal bile yoktu çünkü ağacın dalları gövdenin yukarıya doğru 8-9 metrelik bir yerinden sonra başlıyordu ve altta kalan ana gövdenin iki kalın parçası da benim arabanın üzerine çökmüştü.
Kanımı donduran manzara ise şuydu ki; benim arabada en küçük bir hasar veya çizik bile olmayıp, orada üzeri kamufle edilmiş edasıyla sapasağlam duruyordu. Arabanın tam tavanı üzerine inen iki ana gövdeye tekrar baktım. Bunlardan birisi tavanın ortasına ve diğeri de kaputun ortasına her ikisi de yaklaşık olarak 1-2 santim kala duruvermişti ve hafif rüzgarın etkisiyle ince ince sallanıyorlardı. Yani çizdi çizecek… Birkaç kez arabanın tavanı ile üzerindeki ağacın gövdesi arasından geçirmeye çalıştığım elimin aradaki boşluğa sığmadığını söylersem durum daha iyi anlaşılmış olur.
Ortadaki manzara adeta fizik kurallarını zorlayan bir görünüm sergiliyordu ama birkaç dakika sonra komşulardan biri durumun açıklamasını yaptı; Parkın bizim apartman tarafındaki (yani devrilen dev ağaç ile benim araba arasındaki) beton duvarları yerden yarım metre yüksekliğindeydi. Bu beton duvarlar üzerine yaklaşık olarak her 3 metrede bir aralıklarla yine yaklaşık olarak 2 metre yüksekliğinde demir dayamalar dikilmişti ve bu demir dayamalara parkın bu kenarını çevreleyen tel örgüler sabitlenmişti. “2 metrelik demir dayamalar” dediysek bunlar da içi demir dolu çubuklar sanılmasın. Basitçe 5x5 cm boyutlarında kare biçiminde kalın saçtan yapılmış ve içi boş borular. Devrilen ağaç 2 ana kola ayrılmadan önce “Y” şeklinin tam orta yerinden 3 metrede bir dikilmiş bu demir borulardan birisine saplanmış ama bu öyle bir saplanma ki 2 santim sağına veya 2 santim soluna saplansa dengeli olmayacağı için ağaç kayacak arabayı tam orta yerinden yere yapıştıracak.
Tüm bunlara karşın bu kadar cüsseli bir ağacın yıkılma anında böylesine zayıf bir dayama ile zapt edilmesi işin mantığında bir noksanlık hissi uyandırıyordu ki o noksanlığı da bir süre sonra ağacın kaldırılması için gelen belediye ekibindeki dikkatli bir çalışan tamamladı. Onun açıklaması ise şöyleydi; Bu dev ağacı sizin arabanın üzerine yıkılmadan alıkoyan etken sadece bu demir dayama değil. Sizin apartmanın bahçesinde dalları şemsiye gibi açılan ve boyu apartmanı aşmış bir çam ağacı var. Parktaki bu ağaç size doğru yıkılırken, evet önce gövdesi bu demir dayamaya saplanmış ama sonrasında yıkılan ağacın üst dallarını o dev çam ağacı kucaklayıp tutmuş ve yıkılan ağaç gövdesinin daha fazla aşağı inmesine izin vermemiş.
Akşamın ilerleyen saatlerinde olayın şokunu biraz atlatıp, arabamı ezilmekten kurtaran 2 sebebe yeniden odaklanınca ve bunlarla ilgili tarihi olayları anımsayınca bir kere daha ürperdim. Evet, hayatıma sıra dışı bir sayfa daha eklendiği kesindi. Çünkü devrilen ağacın gövdesine saplanan demir dayamaları ve onlara sabitlenen tel örgüleri bundan 10 yıl kadar önce Çankaya Belediyesine kızımla birlikte verdiğim ve sürecini kızımın digital ortamdaki teknik takibine ilaveten belediyeye giderek bizzat takip ettiğim gelişmeler sonucunda ben yaptırmıştım. Amacım öncelikle parkın korunması ve ayrıca yarım metre yüksekliğindeki park duvarına rahatlıkla oturarak gün boyu ortalığa salıverdikleri sigara izmaritleri ve çekirdek kabuklarıyla çevreyi kirleten insanlara engel olmaktı. Sadece bununla kalsa iyi. Çünkü buna ek olarak, arabamın üzerine devrilen dev ağacı şemsiye gibi açılan kollarıyla kucaklayıp zapt ederek arabamın ezilmesine izin vermeyen çam ağacını da bundan tam 36 yıl önce tek kızım Ceren’in doğumu vesilesiyle “birlikte büyüsünler” diyerek ben dikmiştim.
Günümüzden 10 yıl ve 36 yıl önce iyilik olsun diye, güzellik olsun diye samimiyetle ve iyi niyetlerle yaptığım iki iş birbiriyle el ele verip, ahir ömrümde alıp alabileceğim en son arabamın dev bir ağaç altında ezilmesine engel olmuşlar. Bundan büyük ibret mi olur?
