Eskiden akşam işten eve geldiğim zaman çocuklar ve eşimle kumanda kapma yarışı yapardık. Kumanda kapanın elinde kalır, diğerlerimiz de ister istemez onun feodalist yaklaşımına saygı duymak zorunda kalırdık. O ne izliyorsa diğerleri de onu izlemeye mecbur kalırlardı. Genelde galip gelen ben olurdum. Hani evin reisiyim ya!!! Ben ne dersem ne istersem o geçerli olmak zorundaydı. Şimdi bunları düşününce de kendimden açıkçası ne kadar nefret ettiğimi anlatmam mümkün değil. Ancak beni babalar anlar despotluğun ne denli kötü olduğunu. Tıpkı Askerde çavuşlar “Kolluk ben de kıllık ben de ben bugün ne istiyorsam yaparım; sizler de uymak zorundasınız” derdi ironi yaparak. Kumanda evlerin baş köşesinde büyük bir eke gibi yerini alınca evin horantası da ona saygıyla yaklaşmak zorundadır genelde. O bizim vazgeçilmezimizdir. Adeta çocuk gibi gözünün içine bakardık. Pili bitecek de biz TV’yi o gün izleyemeyeceğiz diye. Yemek yemeği bırakıp çok önemliymiş gibi TV karşısından bir saniye de olsun gözümüzü kaçırmadan bakarız ki acaba bizi ilgilendiren veya çocuklarımızı eğitecek bir program çıkarsa kaçırmayalım diye. Genelde ise hep eğitici ve öğretici programlar yapılırdı o dönemler. Toplum gelişimine katkıda bulunmak için acaba bir faydamız olur mu diye beklemeye TV aracılığıyla… Bugüne geldiğimizde ise oynatılan filmlerin geneli ibretlik ders niteliğini taşırlar. Kardeş kardeşin karısına göz koyar onu hamile bırakır, sonra da biz birbirimizi seviyoruz sen aradan çekil denir duydukları KISKANÇLIK’ tan sonra. Mafya artık sokaktan çıkmıştır. Diziler sayesinde evimizin içinde bizle beraber ertesi hafta kim tehdit edilecek diye çoluk çocuk heyecanla bekleriz. Veliahttı kimi tayin edecek acaba? Diye. Tarihi filmler mi? Aman Allah’ım kitaplar ansiklopediler ve tarih profesörleri tarihi bize bu kadar net açıklayamazlar. O kadar güzel anlatıyorlar ki ben kendimi bir an o anları yaşamış da KURTULUŞ’a ermişim gibi hissediyorum. Dini filmler ramazan ayının vazgeçilmezleri. Sahurda uyanınca muhakkak dini film görüyorsunuz. Sanki Yusuf peygamber Hazreti Muhammet döneminde yaşamış gibi bizlere empoze edilmeye çalışılıyor. Sanırsın ki tüm peygamberler Hazreti Muhammet’in ümmeti. Öyle bir dizi var ki kan yerine bize “KIZILCIK ŞERBETİ” içiriyor. Peki gündüz kuşağı programları onları oturup seyrederken biz ne yaşıyoruz. Benim çocukluğumda bizim ilçede bi sinema vardı. O zaman köyde bize bizim köylünün biri sinemaya gitmiş; bir de bakmış kadın dayak yiyor, dayanamayıp, “ulan sen gomi masteye gelmez misin gelirsen bilmem ben seni ne yaparım” dediği bize anlatılırdı. İşte gündüz kuşağı programlarına bakınca benim de öyle diyesim geliyor. Bu toplum bu kadar mı değişime çabuk ayak uydurdu dememeden edemiyorum. Esra Eroğlu adama canımı sıkma diyor buradan bir uçarsam görürsün diyor. Didem Arslan dedektifçilik oynuyor. Müge Anlı stüdyoyu mahkeme salonuna çevirmiş orada vatandaşlar, avukat sanırım sosyologlarla olayı çözüyor ve cezaları kesiyor. Artık mahkemelik bir işiniz olursa çekinmeden buralara rahatlıkla gidebilirsiniz. Adliyeler de zaman kaybetmeye gerek yok. Dilekçe ve dava açma parası ödemekten bu şekilde kurtulmuş olursunuz. Çünkü sorunların çözümünü vatandaşımız sanki adalete karşı olan güvenini yitirmiş gibi bu programlara koşuyorlar. Tabi ki anlayacağınız TV’lerin geldiği nokta burası.
Ya haberler; hepsi tarafı olduğu siyasi partilere hizmet eder hale gelmişler. Bir tarafı hükümeti kötülerken diğer taraf ise hükümeti överek yerini sağlamlaştırmak istiyor. Spiker siyasi partileri mutlu etmek için bildiği tüm lügatleri okuyor. Oysa vatandaşın bir öngörüsü var zaten; siz ne yaparsanız yapın vatandaş gördüğü ve yaşadığını bilecek yaş ve bilgiye sahip herkes. Son yıllarda yaşlanan nüfusumuzu fırsat bilen haberciler emekli üzerinden hareket ederek Pazar yerlerine, sokakta ve parklara giderek orada oturduğunu bildiği emekliden önüne gelene mikrofonu uzatıp kanayan yarasına merhem olmak yerine yarayı deşmekle meşgul oluyor maalesef ki. Gariban emekli elinde 33-99 tesbihle “Bu ay alacağım 20.000’le evin kirasını verebilir miyim, bayram geliyor çocuklar gelecek temiz giyinmek ve hoş görünmek gerekli kendime hanıma ayakkabı elbise alabilir miyim? Şeker kolanyağı ve torunlara harçlık da vermek icap eder bu para Allah’ın izniyle hepsine yeter! Allah’ım yüzümü eğdirmeyecek çok şükür diyerek hesabını yapmıştır çoktan. Siz boşuna o mikrofonu gariban emekliye uzatıyorsunuz. Çünkü emekli halinden oldukça memnundur. Belki de bu şekilde yaparak bir yerlere mesaj vermek hükümeti yermeye çalışıyor olabilirsiniz. Ama avucunuzu yalarsınız. Hükümet elinden geleni çoktan yapmış insanların huzuru mutluluğu için çabayı sarf etmiş sizler görmeseniz de. Belki de emekliyi mutlu edebilir bu durum gibi görünse de bu durum ne yazık ki beni mutlu etmekten çok üzdüğünü görmekteyim. Şimdi “neden böyle konuşuyorsun kardeşim biz emeklinin halini gündeme getirmezsek kim sesini nasıl duyar” diyeceklerdir. Amaç gerçekten emekli ise amaç, o zaman onur denilen bir şeyin varlığını göz ardı etmemek lazım. Yirmi bin lira maaş ile geçinmeye çalışan emeklinin alım gücünün düşük olması mümkün. İçindeki acısı yüreğini yakarak zaman-zaman isyan etmesine de sebep olabilir. Bayram geliyor ne yapsam da şeker alıp evime koysam diye düşündüğü muhakkak. Torunu, kızı gelinine harçlık vermediği için kahrolduğunu size söylemesi onun sizler tarafından deşifre edileceği anlamına gelmez. Emeklinin döktüğü göz yaşlarını toplumun gözüne sokmak zorunda değilsiniz. Emekli çöpten kâğıt toplarken deşifre etmeye hakkınızın olmadığını bilmelisiniz. Onlarda sizin gibi veya başkaları gibi normal hayatlarını idame etmeye çalışan sıradan insanlar. Ev kiraları artığı için sokakta soğukta gezenleri “Görüyor musunuz hallerini” derken keşke yüzlerini göstermeseniz. Ucuz iftar yemeği için belediyelerin açtığı lokantalar önündekileri çekerken insan olduklarını da hesaplamalısınız. Onlarında sizin gibi eşi dostu akrabası mevcut. Rencide olduklarını siz umursamıyor olabilirsiniz, ama ben umursuyorum… O kadar emeklinin dostu olduğunuz için onların yaşadığı dramı sahipleniyorsanız bence hükümetin yetişemediği yerde sizler devreye girin ki bir şeyleri başardığınızı görenler ellerinin içi patlayana kadar sizi alkışlasınlar. Kuru kuruya gadanı alayım demekle bu işler yürümez. Sırf reyting yapmak için insanların özel hayatlarını deşifre etmeye kimsenin hakkı olmamalı. Sevgili TV’ler olmasa bugün belki de biz Trump denilen şerefsizin Siyonist İsrail’e tasmasını kaptırıp da Ortadoğu’yu kan gölüne çevirir miydi? Dün Afganistan Irak Suriye de yapılanlar bugün İran’a yapılıyor. Yarın hedef olarak kim gösterilecek hiç belli değil. 160 kız öğrenci savunmasız çocuk Trump namussuzu ve Netanyahu karakteri yüzünden ölmekte. Dünya özellikle de Avrupa seyretmekle yetinmekte olanları. Allah’tan ki TV’ler ve internet var ki olanlardan haberdarız. Ama şunu herkes iyi görmeli ki yeni bir soykırımcı Hitler geliyor. Eğer ülkenizde değerli bir maden varsa ve bu madeni elde etmek istiyor da siz vermemek için karşı gelirseniz, ülkedeki rejim üzerinden ülkenize saldırarak kendisine biat edecek birini ülkenin başına getirerek elinizdeki tüm madenleri kendi şirketlerinin lehine kullanabiliyorlar. Epstein Adasında Trump’un videoları yayınlandığı halde kimse bu sapık adama defol diyemiyor. Bu itler yüzünden benzin, mazot, altın dolar euro fiyatları artmakta. Yani zarar görenler yine bizleriz. Demek ki herkes bu adamdan ya korkuyor ya da menfaat gütmekte. İnşallah sonunda zarar gören biz olmayız diyeceğim. Sonuçta yılanın zehrini nereye akıtacağını hiçbirimiz bilemeyiz. “Allah cumhurbaşkanımıza zeval vermesin…” saygılar. İyi okumalar.
Not: tüm herkese tavsiyem doları protesto edin ve ülkenizin içine ve ticari işlerine sokmayın derim…
