Günah denilen şey işlenmesi Tanrı tarafından yasaklanan hallerin bilerek ve kasten işlenmesine denir. Bunlar; suçsuz günahsız yere adam öldürmek, büyük suçları işlemek. Zina tecavüz, gıybet etmek, koğuculuk, hırsızlık, hırsızlık vs. vs. diyerek sayabiliriz. En önemlisi yetim hakkı yemek, ana babaya eziyet etmek, evinin nafakasını gidip kötü yolda harcamak. Çünkü böyle yapılınca çoluk çocuğun rızkını haram etmiş oluyorsun. O yüzden de işlenmemesi gereken suçları işlemek. Bu saydıklarım sadece İslamiyet’e has bir durum değil. Bunlar hazreti Muhammet’e tebliğ edilmiş olgu değil. Bu yüzden de tüm dinler ortak bir bünyede toplanmış olduklarından adına da İbrahimi dinler denilmiştir. Bizim ise bu konularda Allah’ın emirlerine riayet ederek uymamızın gerektiğidir. Hatalarımızdan ve günahlardan mümkün mertebe kendimizi uzak tutmaktır. Bu da irade ile alakalı. İnsan ile şeytanın ilişkileri tıpkı fare ile insan ve kedi arasındaki kovalamaca gibidir. Dün tesadüfen bir video izledim. Videoda insan fareleri yakalamak için yapışkan bir kâğıda kocaman bir et parçası koymuş, fareler etin kokusunu alınca bir-bir deliklerinden çıkarak farkına varmadan o yapışkan kâğıdın üstüne çıkıp yapışıp kalıyorlardı. Ne tuhaftır ki arkadaşlarının hazin halini gördükleri halde gözleri kararmış bir biçimde sırf o et parçasını almak için gelmeye devam ediyor olmalarıdır. Bugün Trump’lu ABD ve Netanyahu’lu İsrail gibi aç kuduruk bir şekilde sağa sola meydan okusalar da sonuçta yaşayacakları hezimeti yapışkan kâğıda yapışıp kaldıklarını gördüklerinde ise kuyruklarını altlarına kıvırıp acaba yaptığımız hatayı nasıl telafi ederiz diye kara kara düşünmelerine neden olacaktır eminim… ABD ve İsrail bugün işledikleri günahın bedelini nasıl öderiz diye hiç düşünmüşler midir? Çünkü Tanrı azmış milletlere işledikleri günahların bedelini çok büyük belaları vererek insanoğluna göstermiştir. İnşallah Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren acıyı gözyaşlarıyla sulayan azgın Trump ile Siyonist Netanyahu ya gerekenden fazlasıyla cezalandıracaktır. Onların inanca olan saygıları bitmiş olabilir; ama bu onların Tanrının gazabına uğramayacakları anlamına gelmesin. Silahların bombaların düştüğü ocakları söndürme çabaları nafile. Gün gelecek devran dönecektir ki hak yolunda herkes payına düşeni alacaktır. Dünyanın göz boyayan nimetlerini kendi himayesi altına alarak bu nimetlerin kendilerinin olduğu anlamına gelmesin. Herkes iyi bilmeli ki dünya malı dünyada kalır. ABD dünyayı elinde tutabilir mi? Dünyayı elinde tutabilseydi bugün Osmanlı varlığını devam ettirirdi. ABD’yi de arkasından hançerleyen kavimler elbette ki doğacaktır. Unutulmasın ki Sayın Cumhurbaşkanımızın da söylediği gibi dünya 5’ten büyüktür. Atalarımızın da söylediği gibi çok malım var diye sevinme bir kıvılcım yeter. O yüzden aç gözlülük tamahkarlık yaparak günah işleyip de çocukları kadınları katletmek seni nayloni mutlu edebilir ama unutma ki doymayan nefsini hiçbir zaman bu şekilde doyurman mümkün değil. Sen en iyisi doğruluğu nefsine tercih et ki dünya senin iyi biri olduğundan söz etsin. 80 yaşındasın geçmişte işlediğin günahları ancak insanlığa hizmet ederek hak yolunu seçersen Tanrı’nın ancak taktirini “Belki” kazanabilirsin. Sen sanıyor musun ki halkın öldükten sonra senden iyi biri diye söz edecek! Hiç sanmıyorum. Bakkalın kara defteri gibi senin geçmişin kararmış o defteri doldurmaya yetmiş veya yetmemiş şekilde daha da günah işlemeni beklemektedir. Daha fazla hadsizlik etme de girdiğin bu çıkılması zor ve zarar veren yoldan bir an önce dön derim. Yazıma son vermeden önce anlaman için sana Tolstoy’un bir hikayesini yazarak diyorum ki “Allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsın.” Gerisini okurlarım tamamlayacaklardır.
*****
Tolstoy'un bir çiftçiye toprak verme hikayesi, aslında "İnsana Ne Kadar Toprak Lazım?" (İngilizce: How Much Land Does a Man Need?) adlı ünlü öyküsüdür. Bu hikâye, açgözlülük, hırs ve insanın doymak bilmez doğası üzerine yazılmış en çarpıcı edebi eserlerden biri olarak kabul edilir. Hikâyenin özeti ve ana fikri şöyledir: (Pahom'un Öyküsü)
Başlangıç: Hikâyenin başkahramanı Pahom adında, kendi halinde, fakir bir çiftçidir. Pahom, toprağı olmadığı için sürekli şikâyet eder ve "eğer yeterince toprağım olsaydı, şeytandan bile korkmazdım" diyerek daha fazlasını arzular.
Açgözlülük: Pahom toprak sahibi oldukça arzuları artar. Daha çok toprak, daha çok verim ve daha çok zenginlik ister. Çevresindeki herkesin toprağını satın almak için fırsat kollar.
Teklif: Pahom, Başkurtların yaşadığı bir bölgeyi duyar. Orada toprak çok ucuzdur. Başkurtların reisi, Pahom'a bir teklif yapar: Bir gün içinde yürüyerek dolaştığı tüm topraklar, bin ruble karşılığında onun olacaktır. Ancak bir şart vardır: Güneş batmadan başladığı noktaya geri dönmelidir. Eğer dönemezse, yatırdığı parayı kaybeder ve toprakları alamaz.
Hırsın Sonu: Pahom, gözüne kestirdiği en verimli arazileri almak için sabah erkenden koşmaya başlar. Daha fazlasını, daha fazlasını derken çok uzaklaşır. Geri dönmekte geciktiğini fark eder. Güneş batarken, kan ter içinde, nefessiz kalarak başlangıç noktasına ulaşır. Reis onu tebrik eder ama Pahom heyecandan ve yorgunluktan yere yığılır ve ölür.
Sonuç: Pahom'un uşağı, efendisi için bir mezar kazar. Hikâyenin sonunda reis şu meşhur cümleyi kurar: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!” (Yani, toprağın üstünde açgözlülükle koşturduğu onca yer değil, sadece mezar kazılacak kadar olan 1,5-2 metrelik alan).
Hikâyenin Mesajı
Tolstoy bu hikâyede insanın dünyevi hırslarının ve açgözlülüğünün sonunun olmadığını, en nihayetinde herkesin eşit miktarda, küçük bir toprağa (mezara) sığacağını vurgular. Hikâye "insan ne ile yaşar" sorusuna, azla yetinmek ve manevi değerleri öne çıkarmak gerektiği cevabını verir.
