Davut İzol - Yazar
Köşe Yazarı
Davut İzol - Yazar
 

AHLAK NEDİR?..

“Ahlak nedir?” diye soracak olsak, hepimiz kendimizce bir teoriyi öne süreriz. Ahlaki kuram kalubeladan bu yana süre gelmiş bir sözcük olarak insanlar tarafından hep kullanılmış. Dinler tarihinden önce de insanlar ahlaki terimleri kullanıyordu. Dinlerin gelmesiyle birlikte bu terim daha fazla önem arz ettiği için insanlar arasında sıklıkla dile getirilerek kullanılmaya başlandı. Hata atamız Âdem ile Havva anamızın Allah’ın yememesi gerektiğini söylediği halde yemiş olmaları bize insanlığın ne denli ahlaki değerlere önem verdiğini ortaya sizce de koymuyor mu? Her ne kadar isimleri ve temsil ettikleri kavimler farklı olsa da dinlerin hepsinin temelinde “Ahlaki” kurallardan bahsedilmektedir. İsevi dini Musevi dini ve Muhammediye dini aynı şeyden dem vurarak dinin temelini bizlere anlatırlar. Gelelim önceliğimiz olan ticaret yaptığımız insanların yani esnafa göre ahlak helalinden elde edilmiş kazanç mıdır ona bakalım. Ama her nedense devamlı olarak terazinin kantarı şaşan esnafımız ahlak kelimesini çok kullanmayı sever. Ama gerçekte ahilik kavramını içine sindirmişler midir bilinmez. Bugün iş yaptığınız birçok insanın sahtekarca davranıp dolandırıcılık yaptığına şahit olabiliriz. En basit örneği esnaftaki samimiyet olmuş olsaydı insanlar bir mala talip olurken pazarlık yapmaya gerek duymazdı. İşlerine gelince malın değeri derler, gelmeyince de pazarlık sünnettir diyerek yaptıkları hokkabazlığa kılıf uydururlar. Günah ve suç olduğunu bildiği halde ahlak kurallarından bahsederek; "Benim boğazımdan bugüne değin bir lokma haram geçmedi" çok şükür" diyerek kendisini savunur. Ben kaç yıldan beri Ankara da yaşarım doğru dürüst (80 sonrası) sokakta bir zabıtanın gezdiğini ve esnafa “kardeşim kaldırımı işgal etme sattığın mallarını dükkânın önüne al veya içeriye al” dediğini görmedim de duymadım da. Vatandaşın kaldırımlarda yürüyeceği alan sınırlıdır her zaman. İnsanlar yolda yürürlerken birbirlerine çarpa çarpa yürümek zorunda kaldıklarından, kimi zaman da “vay efendim sen kim oluyorsun da bana omuz atıyorsun denilerek istenmeyen sonuçlara varan kavgaları görebiliyoruz maalesef ki. Ahlak kelimesi sadece bir sözden ibaret olunca haram daha üstünlük gösterir. Çünkü haram demek çocuklarının da haramzade olacağı anlamına gelir. Haram demek musibet getirmesi demektir. Haramla yapılan işte bir kere terazinin ayarı kaçtı mıydı artık yapacak bir şeyi yoktur. Çorap söküğü gibi gelmeye devam eder. İnsanlar da alışkanlık yapmaya başladığında ise acıma hissi söner. Karşı tarafın emeğine olan saygı biter. Empati yeteneğini bir anda kaybeder. Sağlıklı düşünemez. Onun bir tek hedefi vardır; “Davut ve Davut gibilerini nasıl soyarak zengin olabilirimin telaşına düşer. Devamlı yapmak ister. Alışkanlık haline gelince de Kemal Sunalım filmlerinde olduğu gibi pirincin içini taşla doldurmaktan kendini almaz. Dolandırıcıların kol gezdiği bu dönemde herkeste çabukça kısa yoldan zengin olmak için birilerini söğüşlemek gerektiğini zanneder kötü niyetli esnaf. Oysa namuslu olan esnaftan daha fazla kazanmamaktadır. Akşam kasasındaki parayı sayarken o hiç kazanmadığından şikâyet ederken, namusuyla aynı parayı kazanan esnaf da “Allah bin bereket versin, bugünde çorba parasını kazandık diyerek onuru şerefi ve haysiyetiyle çocuklarının yanına evine giderken,” diğeri ise sabaha kadar uyuyamaz; “Acaba az mı yaptım” diyerek düşünür durur. Bu yüzden de kafasının altındaki yastık yüzüne batar durur. Belki de daha az kazanmamaktadır helalinden i yapan ama mutludur. Çünkü kazancının bereketini görmemektedir. Gözü aç olduğundan midesine inen ona devamlı açlık hissi vermektedir açgözlü esnafın. Cebine giren para ise ondaki manevi doygunluğu vermemekte. Çocukları her hastalandığında "Yahu ben kimsenin malına mülkün ve ırzına da bakmadım bunlar neden başıma geliyor" diyerek sorguladığı şey aslında çalmaya çırpmaya hâkim olamadığı iradesi ve bir türlü doyurmaya başaramadığı nefsidir. Sokakta evde ki vatandaşın çoğunun mutluluğu kendisinde kıskançlığa sebeptir. "Hep bir neden arar durur" cevabını veremediği bu anlamsız mutluluğa. Oysa mutlu olmak için çalmasına insanları dolandırmasına gerek yoktur. Eğer mutlu olmak ve İç huzura ermek istiyorsa. Bir insan hem kendini hem de başkasını huzursuz edecek tavır ve davranışlardan uzak durması gerektiğini biliyor olması gerekir. Bu yüzden insanların artık birbirlerine olan güveni kalmamıştır. Bir şey alırken artık satıcının gözlerindeki anlamsız soyguncu ifadesini arar hale geldik. Bakıyorsunuz insanlara sorgu hakimliğine soyunmuş durumdalar. Konuşulan, yaşanan alınan, satılan her şey de insanlar birbirinin yaptıklarını sorgular hale geldiler. Aile içinde dahi buna rastlayabilirsiniz. Anne baba ve çocuk arasındaki iletişim zayıflığı yüzünden herkes birbirine "YALANCI" muamelesi yapmakta. Bunun sebebi evdeki anlaşmazlıkların dışarıdaki alışverişin yansımasıdır. Bir markete pazara giderken üsteki malın iyi olması altında da çürük malları vatandaşa kakalamış olduğuna sevinen serseri tipler. Esnafın mallarını pazarlarken uyguladıkları kandırmaca durum. Bu durum da haliyle aile içine sirayet etmiş vaziyette. Çocuklar akşama kadar okulda ders yaptıkları halde arkadaşlarıyla bir saat vakit öldürmek için dışarıda kalınca, eve geldiklerinde annelerinin "yalancı" yaftalamasına maruz kalırlar. Kimi duygusuz annelik hislerini kaybetmiş anneler ise çocuğunu darp ederken, bazıları da içeriye kapatıp o gün aç bırakarak ceza verir. Oysa ki çocuk izin alarak o bir saati arkadaşlarıyla geçirerek okul ve ders stresini atmak ister. Bizler ne yaşıyor ve ne yaşatıyorsak, bunların müsebbibi yine biz olduğumuzu unutmayalım. Bugün menfaatler yüzünden insanlar birbiriyle görüşmez hale gelmiş durumda. Düşman hukuku dost hukukunu sollamış vaziyette. ***** Siyasetçiler mecliste ahlak yasası çıkarmak için uğraş vermekteler. Peki buna gerek var mı sizce? Ahlak, yasalara dayalı bir şey olmamalı. Kişiye has bir durum olmalı. "AHLAK" yasası çıkarmak istiyoruz denmesi dahi bende ürpertiye ve kendimden iğrenip utanmama neden oluyor. Ne demek yani bizler toplum olarak bu kadar mı ahlaksızız da TBMM de böyle bir yasayı çıkarmaya gerek duyuluyor. Abesle iştigal etmektedir benim açımdan. Bu şu demek oluyor ki en acıtıcı yanı da bana göre burası. Ahlaki hoşgörüsüzlük, ahlaki çürümüşlük, ahlaki yozlaşma ve ahlaki çöküntünün önüne TBMM yasalarla geçmeye çalışmaktadır. İstese de önüne geçememekte çıkardıkları yasaların bir şekilde caydırıcı olması için toplumun buna itibar etmesi ve kendi hayatına çeki düzen vermesi gerekiyor. Toplum içinde ahlaki değerleri hiçe sayanların olması acaba yasalara itibar ve süreklilik kazandırır mı? 4. Murat’ın kayıkçı ile olan diyaloğunu bilmeyeniniz yoktur sanırım. Kelesinin gövdesinden ayrılacağını bildiği halde uyuşturucu ve alkol alan kayıkçı ve onun gibiler bugüne kadar gelmiş vaziyetteler. Eee o zaman hangi yasa bunlara karşı güçlü ve kararlı bir duruş sergilemiş. Bugün uyuşturucuyu satmak ve kullanmak suç diyoruz, bırakın okul önlerini ve etrafını çocuklarımızın oyun oynadığı parkların etrafı bu ahlaksızların kol gezdiği yerler haline geldi. Geçenlerde bir haber kanalında görmüştüm uyuşturucu müptelası bir çocuk babasının içtiği çaya veya yemeğe uyuşturucu veya uyku hapı katıp babasını uyuttuktan sonra babasına tecavüz ediyor. Bunu ancak baba hastanede ağrıları sebebiyle gittiğinde öğreniyor. Şimdi bu ahlaklı bir insanın yapacağı bir şey mi? Buna rağmen yine de babası vicdanına yenilerek davacı olmuyor. Gencecik pırıl-pırıl çocuklar sırf isim yapmak için suçsuz günahsız çocukları sokak ortasında öldürerek cezaevine düşmek için can atıyorlar. Ve bunlara ve yaptıklarına alkış tutanlar var. Belki de alt yapıyı oluşturmadan kent hayatına sürüklenmiş olan bu kırsaldan gelen çocukların eğitimine yeterince zaman ve mekân ayrılmadığı için olabilir mi? Pavyon genelev gibi yerlere sermaye olsun diye gencecik kızlar tatlı vaatlerle kandırılıp buralara satılıyor. Bu mu ahlak anlayışımız? Ahlakken herkes kendisinden sorumlu olmalı. Kendisine verilen işi "bu iş benim namusum şerefim" diyerek karşı tarafa o güveni vererek yapmalı. İnsanın kendisine saygısı olunca sanmıyorum ki ahlaksızlığa soyunup insanların hakkını yemeye tenezzül etsinler. Vandalizme soyunanlar sanmasın ki ölünce yaptıkları ahlaksızlık sonucu elde edinmiş mallarını kendileriyle götürsünler. Kadınların öldürülmesi ahlaki görebilir miyiz? Kadınlar öldürülmesin diye, taciz ve tecavüzler için her gün olmasa da sık sık yasalarda değişiklikler yapılıyor, kadın sığınma evleri yapılıyor. Hata KADES diye bir uygulama ile 155/112 ve 156 numaralı acil arama butonlarıyla aradığınız an polisimiz yanında oluyor da ne oluyor. Yine her gün kadın cinayetleri almış başını gidiyor. Bir çözüme ulaştırıla bilindi mi? Dediğim gibi yasalar insanın iç güzelliğiyle alakalı bir şey. Peki çocuk istismarına karşı yapılan yasalar fayda veriyor mu? Her gün çocuklarımız istismara uğramaktan. Önlem alınabiliyor mu çıkan yasalarla? İstismarı yapanı içeriye atıyor kuvvet güçlerimiz ve yargı on yıl sonra çıktığında o sapık daha da kaşarlanmıştı şekilde dışarı çıkıp en fecisini yapıyor. Siz mantıklı olursanız ve ahlaki değerlere önem verirseniz muktedir olmuşsunuz demektir. Vicdanınızın sesine kulak verirseniz işte o zaman siz zaten o yasayı çıkarmış oluyorsunuz. Devlet üzerine düşeni layıkıyla yasalar çıkararak yapıyorsa eğer bizim de bu yasalar karşısında birbirimize karşı dürüst saygılı olmamız gerekmez mi? Herkes kendi kanunu kendi vicdanında uygularsa inanın ülkenin hiçbir sorunu kalmaz. Kalkıp da ahlak dersi vererek ahlak üzerinden haramzadelik yaparsak ve birbirimizi suçlamaya ezmeye devam edersek, bizi bizler bırakmazlar bundan emin olun. Bugün yakınlarının yanında küçük de olsa eşiniz veya çocuğunuzla ilgili en ufak bir serzenişte bulunun, karşı tarafa koz verirsiniz. Bir başka gün bir araya geldiğinizde ise onlar sizden önce eşiniz ve çocuklarınız hakkında konuşmaya başlarlar. Siz "Yok o öyle değil" deseniz de bu fırsatı verdiğiniz için onlar kendilerini söz söyleme hakkına sahiplermiş gibi görürler. Çünkü ahlaki çöküş bireylerde başlar toplum aracılığıyla da devam eder. Tıpkı mıknatıs gibi birbirini çeker. Bunun en belirgin sebebi bana göre saygı sevgi kurumu tamamen yok olması diyebiliriz. Güven duygusu tamamen yok olmuş vaziyette. Bireyler kendilerini sağlama alarak yaşamak zorunda olduklarını düşünüyorlar. Artık biraz kaba bir tabir olacak kusura bakmayın ama bu sözü kullanmak zorundayım; "İnsanlar yola çıkınca ellerini arkadan birleştirerek yürümek zorunda hisseder hale geldiler."  Sevgiyle kalın…
Ekleme Tarihi: 18 Ocak 2026 -Pazar

AHLAK NEDİR?..

“Ahlak nedir?” diye soracak olsak, hepimiz kendimizce bir teoriyi öne süreriz. Ahlaki kuram kalubeladan bu yana süre gelmiş bir sözcük olarak insanlar tarafından hep kullanılmış. Dinler tarihinden önce de insanlar ahlaki terimleri kullanıyordu. Dinlerin gelmesiyle birlikte bu terim daha fazla önem arz ettiği için insanlar arasında sıklıkla dile getirilerek kullanılmaya başlandı. Hata atamız Âdem ile Havva anamızın Allah’ın yememesi gerektiğini söylediği halde yemiş olmaları bize insanlığın ne denli ahlaki değerlere önem verdiğini ortaya sizce de koymuyor mu? Her ne kadar isimleri ve temsil ettikleri kavimler farklı olsa da dinlerin hepsinin temelinde “Ahlaki” kurallardan bahsedilmektedir. İsevi dini Musevi dini ve Muhammediye dini aynı şeyden dem vurarak dinin temelini bizlere anlatırlar. Gelelim önceliğimiz olan ticaret yaptığımız insanların yani esnafa göre ahlak helalinden elde edilmiş kazanç mıdır ona bakalım. Ama her nedense devamlı olarak terazinin kantarı şaşan esnafımız ahlak kelimesini çok kullanmayı sever. Ama gerçekte ahilik kavramını içine sindirmişler midir bilinmez. Bugün iş yaptığınız birçok insanın sahtekarca davranıp dolandırıcılık yaptığına şahit olabiliriz. En basit örneği esnaftaki samimiyet olmuş olsaydı insanlar bir mala talip olurken pazarlık yapmaya gerek duymazdı. İşlerine gelince malın değeri derler, gelmeyince de pazarlık sünnettir diyerek yaptıkları hokkabazlığa kılıf uydururlar. Günah ve suç olduğunu bildiği halde ahlak kurallarından bahsederek; "Benim boğazımdan bugüne değin bir lokma haram geçmedi" çok şükür" diyerek kendisini savunur. Ben kaç yıldan beri Ankara da yaşarım doğru dürüst (80 sonrası) sokakta bir zabıtanın gezdiğini ve esnafa “kardeşim kaldırımı işgal etme sattığın mallarını dükkânın önüne al veya içeriye al” dediğini görmedim de duymadım da. Vatandaşın kaldırımlarda yürüyeceği alan sınırlıdır her zaman. İnsanlar yolda yürürlerken birbirlerine çarpa çarpa yürümek zorunda kaldıklarından, kimi zaman da “vay efendim sen kim oluyorsun da bana omuz atıyorsun denilerek istenmeyen sonuçlara varan kavgaları görebiliyoruz maalesef ki. Ahlak kelimesi sadece bir sözden ibaret olunca haram daha üstünlük gösterir. Çünkü haram demek çocuklarının da haramzade olacağı anlamına gelir. Haram demek musibet getirmesi demektir. Haramla yapılan işte bir kere terazinin ayarı kaçtı mıydı artık yapacak bir şeyi yoktur. Çorap söküğü gibi gelmeye devam eder. İnsanlar da alışkanlık yapmaya başladığında ise acıma hissi söner. Karşı tarafın emeğine olan saygı biter. Empati yeteneğini bir anda kaybeder. Sağlıklı düşünemez. Onun bir tek hedefi vardır; “Davut ve Davut gibilerini nasıl soyarak zengin olabilirimin telaşına düşer. Devamlı yapmak ister. Alışkanlık haline gelince de Kemal Sunalım filmlerinde olduğu gibi pirincin içini taşla doldurmaktan kendini almaz. Dolandırıcıların kol gezdiği bu dönemde herkeste çabukça kısa yoldan zengin olmak için birilerini söğüşlemek gerektiğini zanneder kötü niyetli esnaf. Oysa namuslu olan esnaftan daha fazla kazanmamaktadır. Akşam kasasındaki parayı sayarken o hiç kazanmadığından şikâyet ederken, namusuyla aynı parayı kazanan esnaf da “Allah bin bereket versin, bugünde çorba parasını kazandık diyerek onuru şerefi ve haysiyetiyle çocuklarının yanına evine giderken,” diğeri ise sabaha kadar uyuyamaz; “Acaba az mı yaptım” diyerek düşünür durur. Bu yüzden de kafasının altındaki yastık yüzüne batar durur. Belki de daha az kazanmamaktadır helalinden i yapan ama mutludur. Çünkü kazancının bereketini görmemektedir. Gözü aç olduğundan midesine inen ona devamlı açlık hissi vermektedir açgözlü esnafın. Cebine giren para ise ondaki manevi doygunluğu vermemekte. Çocukları her hastalandığında "Yahu ben kimsenin malına mülkün ve ırzına da bakmadım bunlar neden başıma geliyor" diyerek sorguladığı şey aslında çalmaya çırpmaya hâkim olamadığı iradesi ve bir türlü doyurmaya başaramadığı nefsidir. Sokakta evde ki vatandaşın çoğunun mutluluğu kendisinde kıskançlığa sebeptir. "Hep bir neden arar durur" cevabını veremediği bu anlamsız mutluluğa. Oysa mutlu olmak için çalmasına insanları dolandırmasına gerek yoktur. Eğer mutlu olmak ve İç huzura ermek istiyorsa. Bir insan hem kendini hem de başkasını huzursuz edecek tavır ve davranışlardan uzak durması gerektiğini biliyor olması gerekir. Bu yüzden insanların artık birbirlerine olan güveni kalmamıştır. Bir şey alırken artık satıcının gözlerindeki anlamsız soyguncu ifadesini arar hale geldik. Bakıyorsunuz insanlara sorgu hakimliğine soyunmuş durumdalar. Konuşulan, yaşanan alınan, satılan her şey de insanlar birbirinin yaptıklarını sorgular hale geldiler. Aile içinde dahi buna rastlayabilirsiniz. Anne baba ve çocuk arasındaki iletişim zayıflığı yüzünden herkes birbirine "YALANCI" muamelesi yapmakta. Bunun sebebi evdeki anlaşmazlıkların dışarıdaki alışverişin yansımasıdır. Bir markete pazara giderken üsteki malın iyi olması altında da çürük malları vatandaşa kakalamış olduğuna sevinen serseri tipler. Esnafın mallarını pazarlarken uyguladıkları kandırmaca durum. Bu durum da haliyle aile içine sirayet etmiş vaziyette. Çocuklar akşama kadar okulda ders yaptıkları halde arkadaşlarıyla bir saat vakit öldürmek için dışarıda kalınca, eve geldiklerinde annelerinin "yalancı" yaftalamasına maruz kalırlar. Kimi duygusuz annelik hislerini kaybetmiş anneler ise çocuğunu darp ederken, bazıları da içeriye kapatıp o gün aç bırakarak ceza verir. Oysa ki çocuk izin alarak o bir saati arkadaşlarıyla geçirerek okul ve ders stresini atmak ister. Bizler ne yaşıyor ve ne yaşatıyorsak, bunların müsebbibi yine biz olduğumuzu unutmayalım. Bugün menfaatler yüzünden insanlar birbiriyle görüşmez hale gelmiş durumda. Düşman hukuku dost hukukunu sollamış vaziyette.

*****

Siyasetçiler mecliste ahlak yasası çıkarmak için uğraş vermekteler. Peki buna gerek var mı sizce? Ahlak, yasalara dayalı bir şey olmamalı. Kişiye has bir durum olmalı. "AHLAK" yasası çıkarmak istiyoruz denmesi dahi bende ürpertiye ve kendimden iğrenip utanmama neden oluyor. Ne demek yani bizler toplum olarak bu kadar mı ahlaksızız da TBMM de böyle bir yasayı çıkarmaya gerek duyuluyor. Abesle iştigal etmektedir benim açımdan. Bu şu demek oluyor ki en acıtıcı yanı da bana göre burası. Ahlaki hoşgörüsüzlük, ahlaki çürümüşlük, ahlaki yozlaşma ve ahlaki çöküntünün önüne TBMM yasalarla geçmeye çalışmaktadır. İstese de önüne geçememekte çıkardıkları yasaların bir şekilde caydırıcı olması için toplumun buna itibar etmesi ve kendi hayatına çeki düzen vermesi gerekiyor. Toplum içinde ahlaki değerleri hiçe sayanların olması acaba yasalara itibar ve süreklilik kazandırır mı? 4. Murat’ın kayıkçı ile olan diyaloğunu bilmeyeniniz yoktur sanırım. Kelesinin gövdesinden ayrılacağını bildiği halde uyuşturucu ve alkol alan kayıkçı ve onun gibiler bugüne kadar gelmiş vaziyetteler. Eee o zaman hangi yasa bunlara karşı güçlü ve kararlı bir duruş sergilemiş. Bugün uyuşturucuyu satmak ve kullanmak suç diyoruz, bırakın okul önlerini ve etrafını çocuklarımızın oyun oynadığı parkların etrafı bu ahlaksızların kol gezdiği yerler haline geldi. Geçenlerde bir haber kanalında görmüştüm uyuşturucu müptelası bir çocuk babasının içtiği çaya veya yemeğe uyuşturucu veya uyku hapı katıp babasını uyuttuktan sonra babasına tecavüz ediyor. Bunu ancak baba hastanede ağrıları sebebiyle gittiğinde öğreniyor. Şimdi bu ahlaklı bir insanın yapacağı bir şey mi? Buna rağmen yine de babası vicdanına yenilerek davacı olmuyor. Gencecik pırıl-pırıl çocuklar sırf isim yapmak için suçsuz günahsız çocukları sokak ortasında öldürerek cezaevine düşmek için can atıyorlar. Ve bunlara ve yaptıklarına alkış tutanlar var. Belki de alt yapıyı oluşturmadan kent hayatına sürüklenmiş olan bu kırsaldan gelen çocukların eğitimine yeterince zaman ve mekân ayrılmadığı için olabilir mi? Pavyon genelev gibi yerlere sermaye olsun diye gencecik kızlar tatlı vaatlerle kandırılıp buralara satılıyor. Bu mu ahlak anlayışımız? Ahlakken herkes kendisinden sorumlu olmalı. Kendisine verilen işi "bu iş benim namusum şerefim" diyerek karşı tarafa o güveni vererek yapmalı. İnsanın kendisine saygısı olunca sanmıyorum ki ahlaksızlığa soyunup insanların hakkını yemeye tenezzül etsinler. Vandalizme soyunanlar sanmasın ki ölünce yaptıkları ahlaksızlık sonucu elde edinmiş mallarını kendileriyle götürsünler. Kadınların öldürülmesi ahlaki görebilir miyiz? Kadınlar öldürülmesin diye, taciz ve tecavüzler için her gün olmasa da sık sık yasalarda değişiklikler yapılıyor, kadın sığınma evleri yapılıyor. Hata KADES diye bir uygulama ile 155/112 ve 156 numaralı acil arama butonlarıyla aradığınız an polisimiz yanında oluyor da ne oluyor. Yine her gün kadın cinayetleri almış başını gidiyor. Bir çözüme ulaştırıla bilindi mi? Dediğim gibi yasalar insanın iç güzelliğiyle alakalı bir şey. Peki çocuk istismarına karşı yapılan yasalar fayda veriyor mu? Her gün çocuklarımız istismara uğramaktan. Önlem alınabiliyor mu çıkan yasalarla? İstismarı yapanı içeriye atıyor kuvvet güçlerimiz ve yargı on yıl sonra çıktığında o sapık daha da kaşarlanmıştı şekilde dışarı çıkıp en fecisini yapıyor. Siz mantıklı olursanız ve ahlaki değerlere önem verirseniz muktedir olmuşsunuz demektir. Vicdanınızın sesine kulak verirseniz işte o zaman siz zaten o yasayı çıkarmış oluyorsunuz. Devlet üzerine düşeni layıkıyla yasalar çıkararak yapıyorsa eğer bizim de bu yasalar karşısında birbirimize karşı dürüst saygılı olmamız gerekmez mi? Herkes kendi kanunu kendi vicdanında uygularsa inanın ülkenin hiçbir sorunu kalmaz. Kalkıp da ahlak dersi vererek ahlak üzerinden haramzadelik yaparsak ve birbirimizi suçlamaya ezmeye devam edersek, bizi bizler bırakmazlar bundan emin olun. Bugün yakınlarının yanında küçük de olsa eşiniz veya çocuğunuzla ilgili en ufak bir serzenişte bulunun, karşı tarafa koz verirsiniz. Bir başka gün bir araya geldiğinizde ise onlar sizden önce eşiniz ve çocuklarınız hakkında konuşmaya başlarlar. Siz "Yok o öyle değil" deseniz de bu fırsatı verdiğiniz için onlar kendilerini söz söyleme hakkına sahiplermiş gibi görürler. Çünkü ahlaki çöküş bireylerde başlar toplum aracılığıyla da devam eder. Tıpkı mıknatıs gibi birbirini çeker. Bunun en belirgin sebebi bana göre saygı sevgi kurumu tamamen yok olması diyebiliriz. Güven duygusu tamamen yok olmuş vaziyette. Bireyler kendilerini sağlama alarak yaşamak zorunda olduklarını düşünüyorlar. Artık biraz kaba bir tabir olacak kusura bakmayın ama bu sözü kullanmak zorundayım; "İnsanlar yola çıkınca ellerini arkadan birleştirerek yürümek zorunda hisseder hale geldiler." 

Sevgiyle kalın…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.