Umut Yaşar Abat / Nanoist Şair- Yazar-Felsefeci
Köşe Yazarı
Umut Yaşar Abat / Nanoist Şair- Yazar-Felsefeci
 

AŞK’IN FELSEFESİ-2

Aşkta yaşanan bir başka ilginç durum da sevenler arasında yaşanan bitmez tükenmez kovalamaca oyunudur. Böylesine ilginç bir tavrı aşıklar neden sürdürür acaba? Neden aşkta bir kaçma ve bir kovalamaca vardır? Sevgiliye ulaşmak, aşkı sıradanlaştıran hatta bitiren bir olgu mudur? Soruyu tersten sorarsak, aşkta ulaşamamak, ulaşılmaz olmak aşkı ulvileştiriyor mu? Bu konuda Aşık Veysel’in görüşünü de size aktarmak isterim. Aşık Veysel’e sormuşlar aşk nedir? diye. Üstadımız hiç tereddüt etmeden, bir çırpıda kısa ve öz olarak, yani tam bir halk ozanına yakışan bir üslupla, şöyle cevap vermiş; seversin, alamazsın-kavuşamazsın aşk olur. Belki de bu yüzden, Fransız şair Louis Aragon diyor ki ‘mutlu aşk yoktur’. Aşkta zaman kaybına asla fırsat ve imkân verilemez. Bilinmeli ki aşkta her şey bir anlık görü ile başlar. Yani aşkta, bir ‘an’ ın kaybı, bir ömrün kaybına eşdeğerdir. Çünkü aşkta ‘an’ dediğin ‘an’ bile kaybedilmiş bir ‘an’dır. ‘An’ dediğin ‘an’ bile kaybedilmiş ‘zaman’dır. İşte bu haliyle aşk, ertelenmezdir. Bazen en ince yerinden yakalar insanı. Tıpkı gurur gibi. Gurur ki insanın en derin yarasıdır. Gurur ki insanın yaşarken intiharıdır. İşte o gurur ki bir kırılırsa aşk, affedilmezdir. Bazen milyon kere tekrar etsen de, çıkarsın sevgili diye gördüğün ya da sevgilin olmasını istediğin insanın karşısına. Hiçbir şey söyleyemezsin. Titrer elin ayağın, tutulur dilin. İşte bu haliyle aşk, dile gelmezdir. Bazen şartlar ne olursa olsun, her şeyi göze alır insan. Hiçbir şeyi görmez olur gözün sevgiliden başka. Kendinden geçersin ama ondan geçemezsin. Bırakıp gidemezsin. İşte bu haliyle aşk, terk edilmezdir. Bazen de kim, kaç kez yaşarsa yaşasın bu hali, kaç sevgili değiştirirse değiştirsin, daha doğrusu kaç sevgili değiştirdiğini zannederse zannetsin, sen değişmezsin ve değiştirmezsin, değiştiremezsin. İşte bu haliyle aşk, değiştirilemezdir. Hangi zamanda ve mekânda, kimi seversen sev; kimi, kim sandığın ya da kime eş tutarak seversen sev, aslında sevdiğin hep aynı insandır. Çünkü aşk zamanın ve mekânın dışında ve üstündedir.  Ancak, o sevgilinin fenomeni (görünüşü), cemali ki, tıpkı mekân ve zaman gibi, senin bilincinin apriori (deney öncesi) formudur. Yani sevgili senin bakışlarındadır, aklın gibi sendedir. Bu yüzden, adresi unutulmuş, mühürlü mektuplara basılmış bir posta pulu bile olsan, gideceğin yer yine aynı sevgilidir. Bil ki, mahşer yerinde, o son ve en büyük kalabalıkta bile gördüğün tek insan sevgilindir. Ve o sevgili ki, herkesin içinde bile herkesten ayrı ve herkesten farklıdır. İşte bu haliyle aşk, benzetilmezdir. Ne kadar güçlü ne kadar metanet sahibi olursan ol. Ne kadar sert bir kişiliğe sahip olursan ol. Ne kadar asi ne kadar baş eğmez, eğilmez-bükülmez bir insan olursan ol. Hatta en büyük işkencelere bile maruz kalmaya direnebilir, dayanabilir olursan ol hiç fark etmez. Bir sevgilidir ki hiçbir karşılık vermeden, sadece, ama sadece susarak seni mest (hoşnut, mutlu) eder. Bağlar, en ince damarından göz bebekleriyle. Yani yeter ki tamam desin, yani yeter ki gel desin, yani yeter ki sen desin, sorgusuz, sualsiz koşar gidersin. Düşer o isyankâr baş kendiliğinden, ram eder (boyun eğer) aşkın önünde. Bilirim, bükülmez bileğin ama bükülür yüreğin. Bükülür yüreğin yüreğine, bükülürsün sevdana yüreğin gibi. İşte bu haliyle aşk, dayanılmazdır. Ve bazen öylesine güçlü bir duygu olur ki aşk, hiçbir yargı kararı, hiçbir töre, hiçbir yasa, hiçbir devlet gücü, hiçbir otorite ve hiçbir atom gücü bu duygunun karşısında galip gelemez. Hiçbir güç aşkı bölemez ve hiçbir gücün aşkı tüketmeye, yok etmeye gücü yetmez. Çünkü evrensel bir ağırlığı ve evrensel bir masumiyeti vardır aşkın. Aşkın çekim gücü karşısında, yerin çekim gücü yasası bile, sadece dayanaksız hafifliğini, ancak ilan edebilir. İşte bu haliyle aşk, engellenemezdir. İşte bu haliyle aşk, dize gelmezdir. Kim; neye sığınırsa sığınsın, hangi rütbede, hangi makamda, hangi statüde ve hangi rolde olursa olsun, hangi kişi, hangi kanun, hangi yasa tarafından korunursa korunsun, aşkın hiçbir koruma zırhına bürünmeye ihtiyacı yoktur. Çünkü aşkın evrensel beyannamesi ve meşruiyeti (yasalılığı, kanunu) karşısında hiçbir güç odağı varlığını sürdüremez. İşte bu haliyle aşk, dokunulmazdır.     
Ekleme Tarihi: 15 Mayıs 2026 -Cuma

AŞK’IN FELSEFESİ-2

Aşkta yaşanan bir başka ilginç durum da sevenler arasında yaşanan bitmez tükenmez kovalamaca oyunudur. Böylesine ilginç bir tavrı aşıklar neden sürdürür acaba? Neden aşkta bir kaçma ve bir kovalamaca vardır?

Sevgiliye ulaşmak, aşkı sıradanlaştıran hatta bitiren bir olgu mudur? Soruyu tersten sorarsak, aşkta ulaşamamak, ulaşılmaz olmak aşkı ulvileştiriyor mu? Bu konuda Aşık Veysel’in görüşünü de size aktarmak isterim. Aşık Veysel’e sormuşlar aşk nedir? diye. Üstadımız hiç tereddüt etmeden, bir çırpıda kısa ve öz olarak, yani tam bir halk ozanına yakışan bir üslupla, şöyle cevap vermiş; seversin, alamazsın-kavuşamazsın aşk olur. Belki de bu yüzden, Fransız şair Louis Aragon diyor ki ‘mutlu aşk yoktur’.

Aşkta zaman kaybına asla fırsat ve imkân verilemez. Bilinmeli ki aşkta her şey bir anlık görü ile başlar. Yani aşkta, bir ‘an’ ın kaybı, bir ömrün kaybına eşdeğerdir. Çünkü aşkta ‘an’ dediğin ‘an’ bile kaybedilmiş bir ‘an’dır. ‘An’ dediğin ‘an’ bile kaybedilmiş ‘zaman’dır. İşte bu haliyle aşk, ertelenmezdir.

Bazen en ince yerinden yakalar insanı. Tıpkı gurur gibi. Gurur ki insanın en derin yarasıdır. Gurur ki insanın yaşarken intiharıdır. İşte o gurur ki bir kırılırsa aşk, affedilmezdir.

Bazen milyon kere tekrar etsen de, çıkarsın sevgili diye gördüğün ya da sevgilin olmasını istediğin insanın karşısına. Hiçbir şey söyleyemezsin. Titrer elin ayağın, tutulur dilin. İşte bu haliyle aşk, dile gelmezdir.

Bazen şartlar ne olursa olsun, her şeyi göze alır insan. Hiçbir şeyi görmez olur gözün sevgiliden başka. Kendinden geçersin ama ondan geçemezsin. Bırakıp gidemezsin. İşte bu haliyle aşk, terk edilmezdir.

Bazen de kim, kaç kez yaşarsa yaşasın bu hali, kaç sevgili değiştirirse değiştirsin, daha doğrusu kaç sevgili değiştirdiğini zannederse zannetsin, sen değişmezsin ve değiştirmezsin, değiştiremezsin. İşte bu haliyle aşk, değiştirilemezdir.

Hangi zamanda ve mekânda, kimi seversen sev; kimi, kim sandığın ya da kime eş tutarak seversen sev, aslında sevdiğin hep aynı insandır. Çünkü aşk zamanın ve mekânın dışında ve üstündedir. 

Ancak, o sevgilinin fenomeni (görünüşü), cemali ki, tıpkı mekân ve zaman gibi, senin bilincinin apriori (deney öncesi) formudur. Yani sevgili senin bakışlarındadır, aklın gibi sendedir.

Bu yüzden, adresi unutulmuş, mühürlü mektuplara basılmış bir posta pulu bile olsan, gideceğin yer yine aynı sevgilidir. Bil ki, mahşer yerinde, o son ve en büyük kalabalıkta bile gördüğün tek insan sevgilindir. Ve o sevgili ki, herkesin içinde bile herkesten ayrı ve herkesten farklıdır. İşte bu haliyle aşk, benzetilmezdir.

Ne kadar güçlü ne kadar metanet sahibi olursan ol. Ne kadar sert bir kişiliğe sahip olursan ol. Ne kadar asi ne kadar baş eğmez, eğilmez-bükülmez bir insan olursan ol. Hatta en büyük işkencelere bile maruz kalmaya direnebilir, dayanabilir olursan ol hiç fark etmez.

Bir sevgilidir ki hiçbir karşılık vermeden, sadece, ama sadece susarak seni mest (hoşnut, mutlu) eder. Bağlar, en ince damarından göz bebekleriyle. Yani yeter ki tamam desin, yani yeter ki gel desin, yani yeter ki sen desin, sorgusuz, sualsiz koşar gidersin. Düşer o isyankâr baş kendiliğinden, ram eder (boyun eğer) aşkın önünde. Bilirim, bükülmez bileğin ama bükülür yüreğin. Bükülür yüreğin yüreğine, bükülürsün sevdana yüreğin gibi. İşte bu haliyle aşk, dayanılmazdır.

Ve bazen öylesine güçlü bir duygu olur ki aşk, hiçbir yargı kararı, hiçbir töre, hiçbir yasa, hiçbir devlet gücü, hiçbir otorite ve hiçbir atom gücü bu duygunun karşısında galip gelemez.

Hiçbir güç aşkı bölemez ve hiçbir gücün aşkı tüketmeye, yok etmeye gücü yetmez. Çünkü evrensel bir ağırlığı ve evrensel bir masumiyeti vardır aşkın. Aşkın çekim gücü karşısında, yerin çekim gücü yasası bile, sadece dayanaksız hafifliğini, ancak ilan edebilir. İşte bu haliyle aşk, engellenemezdir. İşte bu haliyle aşk, dize gelmezdir.

Kim; neye sığınırsa sığınsın, hangi rütbede, hangi makamda, hangi statüde ve hangi rolde olursa olsun, hangi kişi, hangi kanun, hangi yasa tarafından korunursa korunsun, aşkın hiçbir koruma zırhına bürünmeye ihtiyacı yoktur. Çünkü aşkın evrensel beyannamesi ve meşruiyeti (yasalılığı, kanunu) karşısında hiçbir güç odağı varlığını sürdüremez. İşte bu haliyle aşk, dokunulmazdır.   

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Arzu Kök
(15.05.2026 12:30 - #5618)
Bu ve önceki yazılarda, aşk yalnızca bir duygu olarak değil; insanın varoluşunu sarsan, dönüştüren ve aşan bir hakikat olarak ele alınıyor. Özellikle felsefi derinliği ile halk bilgesini aynı potada buluşturmanız çok etkileyici. Dili hem şiirsel hem düşündürücü; okuru sadece aşka değil, kendi içine de bakmaya davet ediyor. Kaleminiz daim olsun.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.