Değerli canlar, dostlar…
Bilgi ve bilim kavramları sıklıkla yanlış kullanılan ya da eş anlamlıymış sanılarak! birbirinin yerine kullanılan kavramlardır. Oysa bilgi ve bilim kavramları farklı anlam ve içeriklidirler.
Felsefeye göre; bilen varlık (subje-suje-özne) ile, bilinen varlık (nesne-obje-oje) arasında kurulan bağdan doğan ürüne bilgi denir. Yani bilgi, bilincimize konu olan bir varlık hakkındaki algılarımızdan ve izlenimlerimizden oluşan bir bilinç verisidir. Yine bilgi, üzerinde konuşulan varlık ya da konu hakkında ispat edilmemiş, teorik düzeyde ileri sürülen görüşlerden oluşmaktadır.
Genel çerçevede bilgi dallarına baktığımızda en önemli bilgi dalları olarak şu bilgi dallarını görmekteyiz; 1-Felsefi bilgi 2- Dinsel bilgi 3- Sanatsal bilgi 4- Teknolojik bilgi 5-Ahlak bilgisi 6-Hukuk bilgisi 7- Gündelik bilgi 8-Bilimsel bilgi
Bilim ise bilincimize konu olan varlıklar hakkında deney ve gözlem yoluyla, defalarca tekrar ederek ve niceliksel olarak ölçtüğümüz bilgiler topluluğudur. O halde bilimleri bilim yapan temel ölçüt deney, gözlem, ispat-doğrulama, tekrar ve her zaman her yerde aynı sonucu veren bilgilerden oluşmasıdır. Yani bilimsel bilgi de bir bilgi türüdür ancak deney ve gözlemle doğruluğu ispat edilmiş bir bilgi türü olduğu için zorunlu geçerliliği olan bir bilgi türüdür.
O halde teorik düzeyde olan bilgiler deney ve gözlem yoluyla ispat edilirse bilimsel bilgi düzeyine yükselmiş olur demektir. Yani deney ve gözlem, bilimsel bilgi ile diğer bilgi dallarını birbirinden ayıran temel kriterdir-ölçüttür.
İşte bundan dolayı felsefe bilimlerin anasıdır diye tanımlıyoruz ama felsefe bilim değildir diyoruz. Çünkü felsefenin tüm teorileri ispat edilmemiştir ve ispat edilmek zorunda da değildir. Çünkü felsefenin görevi teori üretmektir. Eğer felsefe sadece ispat edilebilir teoriler üretseydi zaten felsefenin kendisi bilim olurdu ve felsefe bilgisine de gerek kalmazdı, felsefe bilgisi ortadan kalkardı.
Değerli canlar, dostlar…
Bilimler, teorileri deney ve gözlem yoluyla ispat ederek insan hayatına yardımcı olmaya çalışırlar. Bu bağlamda hayatımıza katkı sağlamaya çalışan bu bilimler, genel çerçevede şu başlıklar altında sınıflandırılabilir; 1-Doğa bilimleri (fizik, kimya, biyoloji gibi) 2 -İnsan bilimleri ve sosyal bilimler (tarih, sosyoloji, ekonomi, siyaset bilimi, antropoloji gibi) 3- formel bilimler (matematik ve mantık gibi)
Fakat şu da bilinmelidir ki, bilimlerin de kendine özgü çalışma yöntem ve teknikleri vardır. Her bilim kendi uzmanlık alanına göre doğruyu tespit edebilmek için farklı yöntemler kullanır. Örneğin; doğa bilimleri doğruyu elde edebilmek için ispatlama yöntemi olarak deney ve gözlem yoluyla hareket eder. İnsan bilimleri, sosyal bilimler ve en çok da tarih bilimi ise tarihsel olayların aydınlatılmasında tarihi kalıntıları, güvenilir tarihsel belgeleri, dokümanları, varsa fotoğrafları, tutanakları ve günümüzde artık canlı kamera gerçekliği yayınları-yazıları, konunun uzmanlarının görüşlerini değerlendirerek doğru bilgiye ulaşmaya çalışır.
Formel bilimler ise düşüncenin zorunlu çıkarımlarına dayalı, ideal bilimler kategorisinde olup, matematiğin ve mantığın önermelerinden yaptığımız çıkarımların sonuçlarına dayanarak doğru bilgiye ulaşmaya çalışan bilimlerdir.
Felsefe bilgisinin bütün bu bilim dallarından en önemli farkı, tüm bilimleri ve diğer bilgi dallarını merakla, şüpheyle, araştırmalarla, sorgulayarak ve yeniden bu bilim ve bilgi dalları üzerine refleksiyon yaparak yani kendi kendisi üzerine de düşünerek, elde edilen verileri aklın-rasyonalitenin ve mantığın süzgecinden geçirerek yeni bilgilerin doğmasına olanak vermesidir. Çünkü felsefe bilgisi dogmatik-katı-bağnaz-tutucu- bilgi değildir. Felsefe bilgisi yeniliklere, farklı araştırmalara açık bir bilgidir.
Yani insan yaşadıkça yeni sorularla ve yeni sorunlarla karşılaşmaktadır. Yeni sorunlara karşı yeni bilgiler üreterek ve doğurarak kendi varlığını koruyan felsefe bilgisine, işte bu yüzden yukarıda dediğimiz gibi, bütün bilimlerin anasıdır diyoruz. Sürekli gelişen ve değişen insan ve evren sorunlarına karşı sabit bir bilgi ile çözüm getirmek mümkün değildir. İşte felsefe ve bilim yeniliklere, gelişmelere ve değişime açık, akla ve mantığa dayalı bilgilerle evreni yorumlayıp ve doğru, güzel ve iyi yönde değişimi, gelişmeyi sağlayacak evrensel nitelikte bilgiler üretmeyi amaçlarlar.
Son söz olarak şunu söylemeliyiz ki Sokrates’in dediği gibi her insanda bilgi ve ahlak-erdem birlikte olmalıdır. Çünkü Sokrates’e göre ‘Hiç kimse bile bile kötülük yapmaz.’ Kötülük yapan insanın konumu, makamı ne olursa olsun; o insan bilim insanı da olsa, filozof da olsa dünyadaki en üst düzey yönetici de olsa, o insanda mutlaka yine de ya bilgi ya da erdem-ahlak eksikliği vardır demek istiyor. Bilgi ve ahlak-erdem birlikte olmazsa, yani insanlar etik değerlere aykırı hareket ederse, bilgiyi bir güç olarak elde edenler, gelişen teknolojiyi silah ve zehirli araç olarak kötüye, yani insanlığın aleyhine kullanabilirler ve ne yazık ki kullanmışlardır da. Örneğin pratiğe bakarsak, 2. dünya savaşı sırasında atom bombasının kullanılması, ne yazık ki, bu durumun en somutlaşmış halidir.
Bu da bize bilgili insanların, özellikle toplumsal gücü elde eden insanların, devlet yöneticilerinin ve bilim insanlarının güç ve erdem ilişkisinde, insani ve rasyonel bir ahlak yasasına göre hareket etmeleri gerektiğini zorunlu kılmaktadır. Yani bilginin ve bilimin gücünü ele geçirenler hem evrensel insan hakları kurallarına hem de evrensel ve rasyonel ahlak yasalarına, bilim etiği kriterlerine uymak zorundadırlar. İşte bize düşen de bu prensiplere uygun davranacak yöneticiler yetiştirmek, onları yönetici seçmek ve tüm bilim insanlarını da bu kriterleri içselleştirmiş şekilde yetiştirmektir.
