Küresel emperyalizmin ileri karakolu olan Siyonist İsrail’in, sanki bölgedeki tek belirleyici aktörmüş gibi takdim edilmesinin yeni versiyonu şu: Netanyahu, Trump'tan İran'a yönelik ABD saldırılarını durdurmasını istedi. Sonuç şimdilik sarı kafa, askeri operasyonu durdurmuş.
Trump’ın yüksek perdeden, adeta 'kırk haramiler' gibi 'asarız keseriz' söylemlerinden çark etmesinin arka planında ne var? Trump'ın tutum değişikliği durup dururken gerçekleşmemiştir; yolunda gitmeyen bir şeyler olmalı. Bu konuda İsrail ve ABD medyasına bakılırsa Netanyahu, son 24 saat içinde Başkan Trump ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
Netanyahu, Trump'tan İran'a yönelik olası bir askeri saldırıyı 'askıya almasını' veya 'ertelemesini' bizzat talep etmiş. Yıllardır İran’a karşı en sert önlemlerin alınması için Washington’a baskı yapan Netanyahu’nun, İran’a yönelik planlanan olası bir askeri harekatın "askıya alınmasını" veya "ertelenmesini" talep etmesi, bölgedeki dengelerin ne denli hassaslaştığının ve risklerin büyüklüğünün en somut göstergesi.
Netanyahu /Trump’a karşı Türkler ve Araplar…
Öncelikle, İran’ın komşusu bölge ülkeleri bu müdahaleyi uygun görmüyor. Çünkü İran, şimdilik Lübnan, Irak ve Suriye’den çektiği paramiliter güçleri elinde tutuyor. Rejimin yıkılması durumunda, bu milis güçlerin "patlamış mısır" gibi tüm bölgeye dağılması ve uzun süreli, kontrol edilemez bir kaosun fitilini ateşlemesi kaçınılmaz bir risk olarak görülüyor.
Dört Arap devleti, Tahran’ın protestoculara karşı güç kullanması nedeniyle ABD’nin İran’a yönelik tehdit ettiği ve bölge genelinde etkileri olacağından endişe ettikleri saldırıyı önlemek için bu hafta ABD ve İran ile yoğun diplomatik görüşmeler yürüttü.
Suudi Arabistan, Katar, Umman ve Mısır, ABD Başkanı Donald Trump’ın Perşembe günü İran’daki katliamların azaldığını söyleyerek şimdilik bir saldırıdan vazgeçme kararı almasından önceki 48 saatten fazla süren diplomatik görüşmelerde yer aldı.
Bununla birlikte, bu Arap ülkelerinin İran’la aralarının çok da iyi olduğu söylenemez. Soru şu: Nasıl oldu da bunlar İran için bir şeyler yapmalı diye harekete geçtiler? Belki de İran’ı bekleyen akıbetin, kendileri için de projelendirildiğini anladılar.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, protestoların sürdüğü İran’a yönelik askerî harekât tehdidinde bulunmasının ardından, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Biz sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. Umarım İran ve ABD bu konuyu aralarında çözerler. İran’a askerî müdahaleye karşıyız” dedi.
Bununla birlikte bu Arap ülkelerinin İran'la aralarının çok da iyi olduğu söylenemez. Soru şu; nasıl oldu da bunlar İran için bir şeyler yapmalı diye harekete geçtiler? Belki İran'ı bekleyen akıbetin kendileri için de projelendirildiğini anladılar.
Bu tehdit karşısında dört Arap devleti; Tahran'ın protestoculara karşı sert müdahalesi üzerine ABD'nin tehdit ettiği ve bölgesel bir felakete yol açmasından endişe ettikleri saldırıyı önlemek amacıyla, hafta boyunca Washington ve Tahran arasında yoğun bir diplomasi trafiği yürüttü. Suudi Arabistan, Katar, Umman ve Mısır, Başkan Donald Trump'ın "İran'daki katliamların azaldığını" belirterek saldırıdan vazgeçtiğini açıklamasından önceki kritik 48 saatte aktif rol aldılar.
Tüm bu diplomatik girişimlerin ardından son sözü Türkiye söyledi. ABD Başkanı Donald Trump’ın, protestoların sürdüğü İran’a yönelik askerî harekât tehdidinde bulunmasının ardından, kamuoyunda ismi Erdoğan sonrası Cumhurbaşkanı adayları arasında geçen MİT eski Başkanı ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’de yerleşik ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi.
Bu kritik toplantıda Fidan, Ankara’nın bölgesel krizlere bakışını net bir dille ortaya koyarak, “Biz sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. Umarım İran ve ABD bu konuyu aralarında çözerler. İran’a askerî müdahaleye karşıyız” ifadelerini kullandı.
Fidan’ın açıklamaları, yalnızca bir diplomatik temenni olarak değil; Türkiye’nin bölgesel istikrarsızlığı derinleştirecek askerî senaryolara mesafeli durduğunu ve krizin kontrolsüz biçimde yayılmasına karşı açık bir siyasi pozisyon aldığını da ortaya koydu. Bu çıkış, Ankara’nın hem bölge ülkeleri hem de küresel aktörler nezdinde dengeleyici rolünü yeniden hatırlattı.
Trump’ın İran operasyonunu durduran stratejik gerekçeler…
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale planlarını askıya alması, bölgedeki aktörlerin yoğun baskısı ve sahadaki risklerin ağırlığıyla verilmiş bir karardır. Bu geri adımın arkasındaki temel dinamikler şunlardır:
1. Türkiye'nin net tavrı ve askeri ağırlığı: NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan ve İran ile en kritik sınırlardan birini paylaşan Türkiye, olası bir askeri müdahaleye en sert karşı duruşu sergileyen aktörlerden biri oldu. Ankara, bölgede yeni bir "Irak veya Suriye senaryosu" yaşanmasına izin vermeyeceğini net bir dille ortaya koydu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, sorunların diyalogla çözülmesi gerektiğine vurgu yaparak "İran'a askeri müdahaleye karşıyız" açıklaması, Washington için bölgedeki en güçlü müttefikinin desteğini alamayacağı anlamına geliyordu. Türkiye'nin lojistik ve siyasi desteği olmadan yapılacak bir operasyonun maliyeti, Trump’ın göze alamayacağı kadar yüksektir.
2. Rejime "can simidi” atma endişesi: Netanyahu ve İsrail istihbarat birimleri, İran içindeki halk ayaklanmasının dış müdahale ile "kirletilmesinden" çekiniyor. Olası bir ABD saldırısı, Tahran rejimine protestocuları "vatan haini" ilan etme ve halkın öfkesini "dış düşmana" yönlendirerek milliyetçi bir konsolidasyon sağlama fırsatı verecekti. Müdahaleyi durdurmak, rejimi kendi halkı karşısında savunmasız bırakma stratejisinin bir parçasıdır.
3. "Patlamış Mısır" etkisi ve milis güçler riski: İran’ın Lübnan, Irak ve Suriye’deki paramiliter güçlerini şu an belirli bir merkezden yönetmesi, bir nebze de olsa öngörülebilirlik sağlıyor. Ancak rejimin bir dış müdahale ile kontrolsüz şekilde çökmesi durumunda, bu milis güçlerin bölgeye "patlamış mısır" gibi dağılarak uzun süreli ve çok merkezli bir kaos ateşini yakması ihtimali, komşu ülkeleri ve ABD’yi ciddi şekilde korkutmaktadır.
4. Bölgesel misilleme ve topyekûn savaş korkusu: İran’ın köşeye sıkıştırılması durumunda sadece ABD üslerini değil, doğrudan İsrail’i hedef alacak ağır füze saldırıları düzenleme kapasitesi, İsrail’in "savaşa girme iştahını" şu aşamada minimuma indirmiştir. Netanyahu'nun Trump’a bizzat "dur" demesinin temelinde, İsrail’in bu çapta bir misillemenin ana hedefi olmak istememesi yatmaktadır.
5. Arap müttefiklerin enerji ve istikrar kaygısı: Suudi Arabistan, Katar, Umman ve Mısır gibi ülkeler, savaşın enerji hatlarını (Hürmüz Boğazı) ve kendi ekonomik vizyonlarını yerle bir edeceğinin farkında. Bu ülkelerin son 48 saatte yürüttüğü yoğun mekik diplomasisi, Trump’ın "katliamlar durdu, müdahaleye gerek kalmadı" diyerek bir çıkış yolu bulmasını sağladı.
6. ABD’ye karşı Avrupa Birliğinin Grönland tepkisi: Trump’ın ikinci kez başkan seçildiği ilk günden itibaren ısrarla Grönland’ın ABD’ye bağlanması konusundaki görüşlerinin Avrupa Birliği’ni rahatsız ettiği bir gerçek. Bu konudaki son gelişmeler karşısında NATO üyesi Avrupa ülkeleri, birliğin "Arktik'teki varlığını güçlendirmek" amacıyla "keşif görevi" kapsamında Grönland'a asker gönderdi. Trump’ın inatlaşması durumunda ABD ile Avrupa Birliği ülkeleri arasında sıcak çatışma ihtimalinin artması da bir etken olabilir.
