Kadınlarımız Neden Her Şeye Tepki Verir Hâle Geldi?
Bir insan durduk yere öfkeli olmaz.
Bir insan sebepsiz yere savunmaya geçmez. Ve hiçbir kadın, yaşamadığı acıların yükünü omzunda taşımadan bu kadar kırılgan, bu kadar gergin, bu kadar yorgun hâle gelmez. Bugün ülkemizde birçok kadın artık yalnızca yaşamıyor; aynı zamanda sürekli tetikte kalmaya çalışıyor. Çünkü kadın olmak, çoğu zaman görünmeyen bir savaşın içinde yaşamak demek hâline geldi. Sokakta yürürken korkmak, toplu taşımada tedirgin olmak, gece eve dönerken telefona sarılmak, bir iş yerinde kendini sürekli kanıtlamak zorunda kalmak…
Bunların hepsi zamanla insan ruhunda derin yaralar açıyor. Psikolojide bunun bir adı vardır: “Sürekli tehdit altında yaşama hissi.” İnsan zihni uzun süre baskı, korku ve değersizlik duygusuna maruz kaldığında savunma mekanizması geliştirir. İşte bugün birçok kadının en küçük olayda bile sert tepki vermesinin altında yalnızca öfke değil; yıllardır biriken görünmez travmalar yatıyor. Çünkü kadınlar bu ülkede sadece olaylara değil, yaşadıkları birikmiş çaresizliğe tepki veriyorlar. Aynı zamanda da erkek gibi karşı koyma içgüdüsünü sağlam gördüğü için iş ve sokakta direk muhatap alıp ağız dalaşı yapıyor ve sonrasında da darp edebiliyor. Kadınların tıpkı bir kedi gibi savunma mekanizması geliştirmesi kendisini korkularının arkasına gizleyerek, güç gösterisinde bulunma isteğinden. Oysa, kadını kadın olarak görmek herkesin görevi. Her ne kadar başarılı iş kadınları ülkemizde boy gösterseler de bunun bir tek nedeni kanunlar önünde yine çoğunluğu erkekler tarafından onaylanan yasaların kendilerine tanımış olduğu haklardan ileri gelmektedir.
ESKİ KADIN TİPİ
Evet eski tip kadınlar geçmişte bir başına hareket etmeyen, aile büyüklerinin kendilerine çizdikleri sınırlar dışına çıkmayan ve tanınan haklar ve imkanlar dahilinde hareket etmeyi kendisine koca bir nimet olarak gördüğü için saygı duyuluyordu. Ancak, bugüne geldiğimizde artık erkeklerle aynı mecralarda onların isteklerine değil de kendi öngörüleriyle hareket etmeleri özgüvenle hareket etmelerine neden oldu. Bugün eski mahallemde tanıdık bir dostumla karşılaştığım da oturup sohbete başlarken, ilk kullandığı cümle bana şu oldu; “Kadının çalışması kuranda yasak. Kadın çalıştırmak benim mezhebimde yok. Çalışanları görüyoruz. Bu konuda hocalara soruyorum, onlarda razı değiller.” Oysaki, peygamberimiz kadınlara kamusal alanlarda birçok iş konusunda kendilerine yardımcı olmuştu. Bu absürt düşünceyi savunan meczupların yolu bellidir. Bugün onlara bu vesileyle itaati öğretenler sokakta ve cadde de kendileri yürürken, kadınları 2 metre gerilerinden peşinden gelmektedir. O yüzden de kadını konuşurken söze “Bizim kadınlarımız” diye başlarlar. Bugün diğer sektörleri bir yana bıkacak olursak; tıp sektöründe çalışan kadınların olmaması acaba bu arkadaşımın düşüncesini nasıl çürütür desem de bunu hastane ortamında konuştuğunu düşününce de onun fikrinin olmadığı halde yorum yaptığını kabul etmek zorunda hissettim kendimi.
Türkiye’deki sorun kadın sorunu değil, kadına fazlasıyla bindirilen yüklerin paylaşılmamasından kaynaklanmakta.
“Bir kadın bazen bir söze değil, yıllarca susturulmuş olmanın ağırlığına bağırır.
Bazen bir bakışa değil, yıllardır hissettiği güvensizliğe tepki verir.
Bazen küçük görünen bir davranış, geçmişte yaşadığı büyük kırılmaların kapısını aralar. Toplum ise çoğu zaman sonucu görüyor, sebebi değil.
“Abartıyor.”
“Çok agresif.”
“Her şeye tepki gösteriyor.”
Peki hiç düşündük mü? Bir insan neden bu kadar hassas hâle gelir? Neden sürekli savunmada yaşar? Neden kendini açıklamak zorunda hisseder?
Çünkü bedeni artık sırtına bindirilen yükü fazla bulmaktadır. Taşımaya gücü takati kalmamıştır ve yorgundur. Her ne kadar da ben güçlüyüm, gücüm yerinde, erkeklerle aynı kulvarda yarışmaya talibim dese de üzerindeki yük kendisini ezmekte. Bu durumda agresifleşebiliyorlar. Özellikle sosyal yaşantıları kısıtlı olan bizim gibi ülkenin kadınlarının evet iş hayatı içinde olması kadar erken emekliliğe de hazır olmaları ve psikolojik terapi görmeleri acilen bir ihtiyaç. Bu tüm sektörler için bir mecburiyet olmalı. Bugün psikologlar iş konusunda sıkıntı yaşadıklarını söylemekteler, oysa Türk insanın en fazla ihtiyaç duyduğu bölüm psikolojidir. Eğer ki terapiye tabi tutulsalar belki de başta kanser olmak üzere diğer sağlık sorunları yaşa bağlı olarak halkımız yaşayacaktır kim bilir. Kadınlar artık sadece fiziksel değil, zihinsel olarak da tükeniyorlar. Sürekli güçlü görünmeye çalışmak, sürekli dikkatli olmak, sürekli kendini koruma ihtiyacı hissetmek insan ruhunu sessizce yoruyor. Ve zamanla bu yorgunluk; tahammülsüzlük, kaygı, öfke ve ani tepkiler olarak dışarı çıkıyor.
En acı olan ise şu:
Toplum kadınların verdiği tepkiyi konuşuyor, ama o tepkiyi doğuran acıları konuşmuyor. Oysa mesele sadece “kadınların değişmesi” değil; o sözü sarf eden zihniyetin de kendisini değiştirmesi gerekiyor. Bunun olması da ancak empatiyle ve eğitimle mümkün. Sorgulamayı bir araç olarak kullanmadığımız müddetçe ilerlememiz mümkün değil. Onları bu hâle getiren düzenin sorgulanmasıdır. Çünkü sürekli korkuyla yaşayan bir insanın huzurlu davranmasını beklemek vicdansızlıktır.
*****
Kadınların sesi yükseldiyse, bilin ki yıllarca sessiz kalmaya zorlandıkları içindir.
Ve belki de artık sorulması gereken soru şudur:
Kadınlar neden bu kadar tepki veriyor değil…
Kadınları bu kadar kıran şey ne? Sevgiyle kalın…
