Davut İzol - Yazar
Köşe Yazarı
Davut İzol - Yazar
 

AİLE OLMANIN ANLAMI

Sevgili Ulus gazetesinin değerli okurları, bugünden itibaren ben de sizlerin arasında olup, gündemi hep beraber değerlendireceğiz. Haftada bir kere de olsa sizinle yazdıklarımı paylaşmak kadar, siz değerli dostlarımın yazdıklarımı okuyup değerlendirecek olması ben de inanılmaz heyecan ve mutluluk vereceğinden emin olabilirsiniz. Ben Davut İzol 2017 de geçirmiş olduğum felç neticesinde duygularımı ve düşüncelerimi kâğıda dökerek sizlerin ben ve benim gibi engelli dostlarımın imkân tanındığında kendilerine neler yapabileceklerini sizlerin de görmesini sağlamaktı. Yapamam dediklerimi bu dönemden sonra özgüvenle yaptım. Kısmet olursa Tanrı bana uzun bir yaşamı bahşettiği sürece de yazmayı ve yapmayı sürdürmeyi düşünüyorum. Şu an yazdığım üç kitabım var, ama maalesef ki yayınevlerinin azizliğine uğradığım için elimdeki dosyaları bastırmam mümkün olmadı. Şimdi gelelim “Aile olmanın anlamına…” insanlık ilk insandan itibaren aile olmak için büyük çaba içerine girmişti. Zaman içerisinde işler yolunda gitmeyince soğukluklar başlamış. Böyle durumlarda da istenmeyen neticelerin olmasına neden olan birtakım bencillikler yüzünden insanların hayatları yok olmuş. Benim çocukluğum 12 veya 13 yaşıma kadar köy yerinde dedemin hikayelerini ve babaannemle evlenme macerasını dinlemekle geçti. Asıl orada dikkatimi çeken konu, birçok çocukla, gelin ve torunlarla aynı bahçe içerisinde geçirmiş olduklarıdır. Anlatılana göre aile içinde anne ve babaya olan saygıdan dolayı özellikle gelinlerin sorunları kendi içlerinde çözerek eşlerine yansıtmadan konuları kapatmış olmalarıydı. Geldik Cumhuriyetle beraber Avrupa ve Amerika’nın sanayi devrimine; bu dönemde artık kadına verilen haklarla birlikte kadınların kamusal alanlarda özgürce kazançlarını elde etmek için ve de eşlerine maddi destek sağlamak için fabrikalarda işe girmesiydi. Bu dönemden sonra aile içinde çoğulculuk bitmişti ve aile büyük anne ve büyük babayla çekirdek aile yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştı. Bu konuya VE TANRI KADINI AŞK İLE YARATTI adlı eserimde de detaylı şekilde değinmiştim. İlerleyen dönemler de büyük anne ve büyük baba da aile içinde ekonomik olarak ağır bir yük gibi görüldü ve çekirdek aileye dönüştü aile yapımız. Maalesef ki teknolojinin hayatımıza girmesiyle beraber evler 4+1 olarak yapıldı çoğu yerde. (Tabi ki daha büyük evler de yapıldı) aile de büyük evde yaşama hevesi uyanmış ve artık 3+1 evlere sağılmaz hale gelindi. Bu defa da içimize giren teknoloji adeta iblis gibi bizi birbirimizden koparmıştı. Herkesin odalara kapanarak ellerindeki tabletleri, telefon ve bilgisayarları ailesi gibi görmelerine ve sorunlarına çözüm ararken klavyenin tuşlarına basarak halletmesi aile kavramını ortadan bir nevi kaldırdı. Bugün işlenen faili meçhul cinayetlere sebep olarak bu durumu göstermek mümkün. Eşlerin ayrılmaları çocukların devlet eliyle yetimhanelere gönderilmesi ve de kadınların öldürülmesine kadar gitmiştir. Bunları neden yazdığıma gelirsek eğer!... Kaç gündür Venezuela lideri Nikolas Madura’nın Trump tarafından derdest edilerek Amerikan topraklarına esir olarak getirilmesidir. Kimileri ülkesinde ve hükümetinin içinde onu gammazlayanların olduğu söylemlerini hayretle okuyor ve TV de dinliyorum. Burada çıkan sonuç öncellikle Amerikan ekonomisi dibe vurmaya başladığı için Venezuela petrolünü elinde tutmak için bu girişimi yapmıştır diye direk Trump tarafından ikrar edilmiş olması. Peki sırada kim ve hangi ülkeler var? öncelikle Meksika, Küba ve yanılmıyorsam Kolombiya var. Her ne kadar da Venezuela ve Kolombiya gibi uyuşturucu üretip satan ülkeler arasında başı çekmesinden dolayı mutlu olsam da taktik olarak bana göre yanlış bir davranıştır. 21. Yüzyılda böyle şeylerin olması inanılır gibi değil. Ülkemizde savaş çığırtkanlığına soyunanlar adeta Trump direk hedefi bizim ülkeymiş gibi göstermelerini açıkçası kabul etmiyorum. Haaa şu da bir gerçek madenlerimiz ve su kanallarımız birilerinin ağzından salyalar akmasına neden olabilir. Özellikle de Eskişehir bu aralar Trump’ın dilindeyken. Ama unutulmaması gereken şu ki yukarıda da belirtiğim gibi “Devlet Ana” ocağın başında oturup ateşi har tutmayı başarır da çocuklarına ayrışmayı değil de birleşmeyi ve birlik olmayı aşılarsa bu ülkeyi yıkmak isteyenlerin emellerine ulaşma şansının olduğunu sanmam. İçerden ve dışardan her dönem ülkesine ve insanına zarar verenler çıkmıştır; ama onları engelleyen kuvvetli bir güçte devamlı bu tehlikeli insanları onurlu duruşlarıyla püskürtmeyi başardıkları unutulmamalı. Bizi dışardakinden çok içimizdeki düşmanımız zarar verir. O yüzden devlet anamız ve hükümet halka bunu söylemeli ki halk da devletinin gücünü görmeli. Şimdilik aranızdan ayrılırken sevgiyle kalın…     
Ekleme Tarihi: 11 Ocak 2026 -Pazar

AİLE OLMANIN ANLAMI

Sevgili Ulus gazetesinin değerli okurları, bugünden itibaren ben de sizlerin arasında olup, gündemi hep beraber değerlendireceğiz. Haftada bir kere de olsa sizinle yazdıklarımı paylaşmak kadar, siz değerli dostlarımın yazdıklarımı okuyup değerlendirecek olması ben de inanılmaz heyecan ve mutluluk vereceğinden emin olabilirsiniz. Ben Davut İzol 2017 de geçirmiş olduğum felç neticesinde duygularımı ve düşüncelerimi kâğıda dökerek sizlerin ben ve benim gibi engelli dostlarımın imkân tanındığında kendilerine neler yapabileceklerini sizlerin de görmesini sağlamaktı. Yapamam dediklerimi bu dönemden sonra özgüvenle yaptım. Kısmet olursa Tanrı bana uzun bir yaşamı bahşettiği sürece de yazmayı ve yapmayı sürdürmeyi düşünüyorum. Şu an yazdığım üç kitabım var, ama maalesef ki yayınevlerinin azizliğine uğradığım için elimdeki dosyaları bastırmam mümkün olmadı.

Şimdi gelelim “Aile olmanın anlamına…” insanlık ilk insandan itibaren aile olmak için büyük çaba içerine girmişti. Zaman içerisinde işler yolunda gitmeyince soğukluklar başlamış. Böyle durumlarda da istenmeyen neticelerin olmasına neden olan birtakım bencillikler yüzünden insanların hayatları yok olmuş. Benim çocukluğum 12 veya 13 yaşıma kadar köy yerinde dedemin hikayelerini ve babaannemle evlenme macerasını dinlemekle geçti. Asıl orada dikkatimi çeken konu, birçok çocukla, gelin ve torunlarla aynı bahçe içerisinde geçirmiş olduklarıdır. Anlatılana göre aile içinde anne ve babaya olan saygıdan dolayı özellikle gelinlerin sorunları kendi içlerinde çözerek eşlerine yansıtmadan konuları kapatmış olmalarıydı. Geldik Cumhuriyetle beraber Avrupa ve Amerika’nın sanayi devrimine; bu dönemde artık kadına verilen haklarla birlikte kadınların kamusal alanlarda özgürce kazançlarını elde etmek için ve de eşlerine maddi destek sağlamak için fabrikalarda işe girmesiydi. Bu dönemden sonra aile içinde çoğulculuk bitmişti ve aile büyük anne ve büyük babayla çekirdek aile yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştı. Bu konuya VE TANRI KADINI AŞK İLE YARATTI adlı eserimde de detaylı şekilde değinmiştim. İlerleyen dönemler de büyük anne ve büyük baba da aile içinde ekonomik olarak ağır bir yük gibi görüldü ve çekirdek aileye dönüştü aile yapımız. Maalesef ki teknolojinin hayatımıza girmesiyle beraber evler 4+1 olarak yapıldı çoğu yerde. (Tabi ki daha büyük evler de yapıldı) aile de büyük evde yaşama hevesi uyanmış ve artık 3+1 evlere sağılmaz hale gelindi. Bu defa da içimize giren teknoloji adeta iblis gibi bizi birbirimizden koparmıştı. Herkesin odalara kapanarak ellerindeki tabletleri, telefon ve bilgisayarları ailesi gibi görmelerine ve sorunlarına çözüm ararken klavyenin tuşlarına basarak halletmesi aile kavramını ortadan bir nevi kaldırdı. Bugün işlenen faili meçhul cinayetlere sebep olarak bu durumu göstermek mümkün. Eşlerin ayrılmaları çocukların devlet eliyle yetimhanelere gönderilmesi ve de kadınların öldürülmesine kadar gitmiştir.

Bunları neden yazdığıma gelirsek eğer!... Kaç gündür Venezuela lideri Nikolas Madura’nın Trump tarafından derdest edilerek Amerikan topraklarına esir olarak getirilmesidir. Kimileri ülkesinde ve hükümetinin içinde onu gammazlayanların olduğu söylemlerini hayretle okuyor ve TV de dinliyorum. Burada çıkan sonuç öncellikle Amerikan ekonomisi dibe vurmaya başladığı için Venezuela petrolünü elinde tutmak için bu girişimi yapmıştır diye direk Trump tarafından ikrar edilmiş olması. Peki sırada kim ve hangi ülkeler var? öncelikle Meksika, Küba ve yanılmıyorsam Kolombiya var. Her ne kadar da Venezuela ve Kolombiya gibi uyuşturucu üretip satan ülkeler arasında başı çekmesinden dolayı mutlu olsam da taktik olarak bana göre yanlış bir davranıştır. 21. Yüzyılda böyle şeylerin olması inanılır gibi değil. Ülkemizde savaş çığırtkanlığına soyunanlar adeta Trump direk hedefi bizim ülkeymiş gibi göstermelerini açıkçası kabul etmiyorum. Haaa şu da bir gerçek madenlerimiz ve su kanallarımız birilerinin ağzından salyalar akmasına neden olabilir. Özellikle de Eskişehir bu aralar Trump’ın dilindeyken. Ama unutulmaması gereken şu ki yukarıda da belirtiğim gibi “Devlet Ana” ocağın başında oturup ateşi har tutmayı başarır da çocuklarına ayrışmayı değil de birleşmeyi ve birlik olmayı aşılarsa bu ülkeyi yıkmak isteyenlerin emellerine ulaşma şansının olduğunu sanmam. İçerden ve dışardan her dönem ülkesine ve insanına zarar verenler çıkmıştır; ama onları engelleyen kuvvetli bir güçte devamlı bu tehlikeli insanları onurlu duruşlarıyla püskürtmeyi başardıkları unutulmamalı. Bizi dışardakinden çok içimizdeki düşmanımız zarar verir. O yüzden devlet anamız ve hükümet halka bunu söylemeli ki halk da devletinin gücünü görmeli. Şimdilik aranızdan ayrılırken sevgiyle kalın…     

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.