Sevgili okurlarım; Hayvan yetiştiricilerine hizmet vermekte olan dünün muavin baytarları, bugünün veteriner sağlık teknisyenleri; kendilerine verilen görevlerini eksiksiz yerine getirmektedir. Yüz yılı aşkın süredir yaptıkları işlerin; yasal düzenlemeyle belirlenmesini istemektedirler. Fakat bu haklı istekleri, her nedense yerine getirilmemektedir. Bu konuda da çeşitli senaryolar devreye konulmaktadır.
Bu günkü yazımızda da bu önemli konumuzu tartışmaya açacağız. Konu hakkında bilgi sahibi olabilmemiz için; meslek tarihimizde derin bir iz bırakmış olan Erdoğan Baysal’ın mücadelesini hatırlatacağız.
ERDOĞAN BAYSAL
Uşak ili Eşme ilçesi, Köseler köyünde doğdu. 1963 yılında İstanbul Hayvan Sağlık Memurları Okulundan mezun oldu. Okulu parasız yatılı okudu. Urfa/ Bozova - Hilvan - Viranşehir, Diyarbakır, Bursa/Karacabey, Ağrı/Doğubayazıt, Kayseri/Felâhiye, Konya/ Ereğli, Uşak/ Banaz-Eşme, İzmir/Menderes Tarım İl Müdürlüklerinde, önce; hayvan sağlık memuru sonrasında; veteriner sağlık teknisyeni olarak çalıştı.
Hayvan sağlık memurları, diğer deyişle veteriner sağlık teknisyenleri için eğitim önemliydi. Önce çocuklarını üniversitelerde okuttular. Sonrasında kendileri de; Veteriner Sağlık Teknisyenleri Derneğinin girişimiyle; Veteriner Sağlık Ön Lisans düzeyinde eğitimi tamamladılar.
Sakinliği ve paylaşımcılığıyla bilinen sınıf arkadaşım; gerek derneksel çalışmalarında olsun gerekse toplumsal olaylarda olsun elini taşın altına koydu, önemli görevler üstlendi.
Hatırlanacağı üzere, 10 Mart 1984 yılında yapılan Veteriner Sağlık Teknisyenleri Derneğinin 14. olağan genel kurul toplantısında; İLK KEZ genel başkanlık görevine getirilmiştik. Sınıf arkadaşım Erdoğan Baysal o yıllarda; Uşak ilinin Banaz ilçesinde görev yapıyordu.
Derneğimizin Uşak İl Temsilcisi Yusuf Yıldırım ile birlik oldular. Uşak’ın Banaz ilçesinde; mesleki dayanışma toplantısını düzenlediler. Bu tarihi toplantımızda; önemli bürokratları ile tanışma fırsatımız olmuştu. Bu tarihi toplantımızda; mesleki sorunlarımızın yanında hayvancılığımızda yaşanan sorunlar da dile getirilmişti.
Sınıf arkadaşımdı. Eşi öğretmeni olan Nurten Hanımla evliydi. Bir erkek bir de kız çocukları vardı. Çok zor şartlar altında iki çocuğunu da okuttular. İkisini de eczacı yaptılar. İzmir’de eczane açtılar. Yaşamlarını İzmir’de sürdürmeye karar verdiler. Bornova İlçesi, Çam dibi Semtinde; satın aldıkları eve yerleştiler. Sonrasında; Menderes ilçesine bağlı Özder’e Beldesinde de kendilerine ait iki adet dubleks evleri daha vardı. İzmir’deki evlerine davet ederlerdi. Dernekle ilgili çalışmalarımızı sürdürürdük.
Oğlu Aykut; yaşça çocuklarımdan büyük olduğu için ağabeylik eder, okumaları için öğütler verirdi. Yeğenim Aykut’un da babası, annesi gibi, İzmir’de; saygın bir kişiliği vardı. Kısa süre içerisinde, eczacılar arasında kendisini sevdirdi. Türk Eczacılar Birliği İzmir Şube Yönetimine seçildi. Şubenin en ağır görev olan genel sekreterlik görevini üstlendi. İzmir’e gidişimizde; otobüs terminalinde karşılardı. Çam Dibindeki evlerine götürürdü. İzmir’in lüks lokantalarında ağırlardı. İzmir’in tarihi yerlerini gezdirirdi.
Kardeşim Erdoğan Baysal, yazarlık hayatına; 1964 yılında “Urfa Gazetesinde” küçük öykü dalında başladı. 1970 yılından itibaren; yerel gazetelerde (Yeşil Banaz- Eşme’nin Sesi - Sasalı’da) yazılar yazdı. Bu arada, 1988-1998 yılları arasında; Veteriner Sağlık Teknisyenleri Derneğinin yayın organı olan VESTED dergisinde; makale ve eleştiri yazıları yazdı. Derginin yazım kurulu ve edebiyat köşesi sorumluluğunu üstlendi.
1984 yılında yapılan 14. olağan genel kurul toplantısında; meslek günümüzün 14 Aralık’ta kutlanmasına karar verilmişti. Kış mevsiminin en sert geçtiği bir dönemde; eşiyle birlikte Ankara’ya gelmişlerdi. Eşlerimizle birlikte; Samsun’daki mesleki dayanışma gecesine katılmıştık.
Dernek çalışmalarıma katkı olsun düşüncesiyle; Uşak’tan Ankara’ya; Ali Delen meslektaşımızla birlikte gelmişlerdi. Kendilerini evimde misafir etmek istedim. Çalışmalarımızı Ali Delen kardeşimle sakin bir ortamda; (dernekte) sürdüreceğiz diye kabul etmemişti.
Derneğimizin yayın organı olan Örnek Hayvancılık Gazetesi’nin yerine; Veteriner Sağlık Teknisyenleri Dergisinin çıkarılmasına karar verildi. Ali Delen; yeni dergimizin kapak kompozisyonunu; Ali Delen meslektaşımız hazırlamıştı. Türkiye haritasının içine; hayvan yetiştiricisi, inek, koyun, at, tavuk, kedi, köpek resimleriyle birlikte bir de elinde çantası olan veteriner sağlık teknisyeni resmini yerleştirmişti. Dergimizin iç sayfa düzenlenmesi de ön kapağı gibi çok iyi tasarlanmıştı.
Kardeşim Nurten Hanım, İzmir’de yılın öğretmeni seçilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisine davet edilmişti. Bizim misafirimiz olmuşlardı. Önce Aykut’u, sonrasında Aysun’u evlendirdiler. Bu mutlu günlerinde de ailece İzmir’deydik.
Yeğenim AYKUT’U çok genç yaşta kaybettik. Yine İzmir’deydik. Anne, baba, kardeş karar verdiler. Üniversiteden izin aldılar. Aykut’un anısının yaşatılması için okuduğu Eczacılık Fakültesinde; Aykut Baysal kütüphanesini açtılar. Haftanın iki gününü; AYKUT’UN sevenlerine ayırdılar. Anısını paylaştılar.
Aniden gelişen olaylar karşısında; Çam Dibi’ndeki evlerini satmak mecburiyetinde kaldılar. Bir müddet aynı semtte kirada oturdular. Sonrasında; kendi elleriyle inşa ettikleri, yazlık evlerinden birini daha satmak mecburiyetinde kaldılar. Sonrasında; Bayındır ilçesinde satın aldıkları eve yerleştiler.
12 Eylül 1980’de yapılan askeri darbenin sancıları hala devam ediyordu. Korku nedeniyle pek çok meslektaşımız dernekle olan ilişkisini kesmek istiyordu. Yine hatırlanacağı gibi; 15 Nisan 1988 tarihinde yapılan 16. olağan genel kurul toplantısında; yeniden genel başkanlık görevine getirilmiştik. İşte, böylesine sıkıntılı bir dönemde; Erdoğan Baysal; “Derneğimizin Anadolu Bazında Yeniden Örgütlenmesinin” önermişti.
Yönetim kurulu arkadaşlarımızla düşündük, taşındık kararımızı verdik. 67 ilimizin hepsine birer il temsilcisini atadık. Sonrasında, il temsilcilerimizle uyum içinde çalışabilecek ilçe sorumlularını belirledik. Daha sonrasında ise; meslektaşlarımızın yoğun olarak çalıştığı illerde dernek şubelerinin açılmasına karar verdik.
Düşünülen bu tür örgütlenmeden sonra sesimiz daha gür çıkmaya başladı. Pek çok illerde yapılan mesleki dayanışma gecelerimizde; mesleki sorunlarımızla birlikte hayvancılıkta yaşanan sorunları da dile getirmeye başladık.
Yapılan bu planlı, programlı çalışmalardan sonra; çalışmalarını bilmeyen kalmamıştı. Şimdi, bu düşüncemizin aydınlanabilmesi için; derneğimizin 15 Nisan 1988 tarihinde yapılan 16. olağan genel kurul toplantısında; Erdoğan Baysal’ın kaleme aldığı ve VESTED dergisinin 1. sayısında yayımlanmış olan “genel kuruldan notlar” başlıklı yazısını, anısının hatırlanması için yayımlıyoruz.
GENEL KURULDAN NOTLAR:
Derneğimizin 16. Olağan Genel Kurulunu bir üye gözü ile değil de bir yabancı gözü ile salonun bir köşesinden uzun bir süre not tutarak izlemeye çalıştım. Benim bu alışılmışın dışındaki tutumum, yani; en arka sıralarda ses düzenine yakın bir yerde, etrafındakilerle ilgilenmiyormuş izlemini vermem yalnız konuşmacılarla ilgilenmem, bazı üyelere, uzun süre yadırganarak izlendi.
Konuşmaların belli bir süre sonra tenkit safhasına girmesi ile şüpheci gözlerin üzerimden bir yıldız gibi kayarak, konuşmacı kürsüsüne aktığını gördüm. Bu kurtuluş, konuşmalardan pasajlar halinde notlar alabilmemi sağladı. Sağ olsun, var olsun meslektaşlarım… Şimdi bu notları sizlere aktarmaya çalışacağım.
İlk konuşmayı Derneğimiz Genel Başkanı Elvan Yozgatlı yaptı. İkinci konuşmayı yapan Ankara Tarım İl Müdürlüğü Hayvan Sağlığı Şube Müdürlüğünde görevli meslektaşımız Adnan Korkmaz yaptı. Sonrasında, konuklarımızdan; Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı İbrahim Yetkin, Veteriner Hekimleri Derneği Başkanı Hasan Metin, Bakanlığı adına katılan Veli Seyis oğlu, Ankara Tarım İl Müdürü Enver Bilgin, Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti Veteriner Sendikası Başkanı Toğal Baytar oğlu,
Tarımcılar Vakfı Başkanı Hikmet Koçak yaptı.
Yazısının devamında ise; Ankara’dan Musa Toros, Aydın’dan Özkan Yılmaz, Uşak’tan İdari ve Mali İşler Şube Müdürü Mehmet Karabulut’un konuşmalarına açıklık getirmişti.
Şimdi yazısının son bölümünde; “ İşte ben bir genel kurul’u sevabı ve günahları ile böyle izledim. Yazımın başında da belirttiğim gibi, amacım 16. Genel kurulun bizlere neler getirdiğini, bizlerden neler alıp götürdüğünü küçük yazı pasajları halinde tespit etmekti. Belli bir amaç için yapılan bu toplantıda gördüklerimi ve göremediklerimi sade bir biçimde, içimizden olan veya olmayan hatiplerin dilinden, parça, parça değişik fikirler vermek için olduğu gibi sizlere aktarmaya çalıştım. Yazımın sonlarına doğru ise, görmek isteyip de göremediğim konularda yapıcı tenkitlerde bulunarak, maksadın açıklık kazanmasını zannedersem sağlamaya çalıştım.
Bu görevin ifası sırasında, bilmeden üzmüş olacağım meslektaşlarım olabilir. Bu konunun açıklık kazanması için, dernek yayın organımızda SÖZ HAKKI diye bir bölüm açılmıştır. Buradan gerekli olan konularda açıklamalarını her zaman yapabilirler. Yine de bilmeden üzmüş olabileceklerimin yapıcı tenkitlerine sığınır affımı dilerim. Bütün sağlık ve afiyetler hepinize olsun… Nice Genel kurullarla... Aziz meslektaşlarım.” Diye bizleri uyarmıştı.
Şimdi de, İzmir Şubemizin 6 Temmuz 1991 yılında yapmış olduğu 1. olağan genel kurul toplantısına gidiyoruz. Dilek ve temenniler bölümünde dile getirdiği hususları hatırlatıyoruz.
Sayın divan başkanı,
Sayın Davetliler,
Kıymetli meslektaşlarım;
Önce yönetime getirilen arkadaşlarım adına, bize gösterdiğiniz güvenden dolayı teşekkür ediyorum. Benim bir hasletim vardır, acaba buna kader mi desem? Bilemiyorum. Hangi kapıyı açsam, oradan en son ben çıkan ben olurum. Sanırım bu şube işinde de yine öyle oldu.
Zira yönetimde görev verdiniz. Bu şubemizin açılışını hazırlarken, içimdeki arzu, genç arkadaşlarımın çalışmaya talip olmaları idi. Maalesef bu beklentimi onlardan göremedim. Bu bakımdan çok üzgün olduğumu belirtmek isterim. Bu davranış içimizde cevap bekleyen çok büyük bir soru. Çaresiziz. Bulduklarımızla yetinerek günah ve sevapları ile şubemizin birinci kongresini, tanrının yardımı ile gerçekleştirdik.
Hepimizin içinde bir de, salona sığmayacağımız korku vardı. Maalesef bunda da yanıldık. Çok meslektaşımızı, özellikle bu konuda çevresine bilgi saçanları gözlerimiz salonda arar oldu. Ama onlar şunu iyi bilsinler, acımsal duyguları ve gelecek endişeleri, bizlere bu konuda cesaret verip adeta bayrak oldu. Bu dava benim, Sayın Genel Başkanımın, hatta burada bulunma nezaketini gösteren arkadaşlarımın değil, bu dava hepimizin, tüm İzmir’in, hatta bütün Egenin davası. Bu dava 3285 Sayılı yasanın 33. Maddesi gereğince amaçlı olarak belli yerlere sokulmayan Veteriner Sağlık Teknisyenlerinin tümünün davası.
Bu dava her geçen gün hizmet alanımız daralırken, gelecek endişesi adına; mesleğimizin ortadan silinme davasıdır. Yine bu dava; suni tohumlama kurslarına büyük bir istekle çağrılıp, sonuçta kurs belgelerinin neden verilmediğinin öğrenilmesi davasıdır.
Özetleyecek olursak; insanca çalışacak bir veteriner sağlık teknisyenin ne olduğunun ortaya çıkarılması davasıdır. O halde böylesi platformlarda ben değil, bizler hepimiz olmalıyız. Seneler önce içimizden, bağrımızdan kopup değişik yerlerde meslek edinmiş birçok meslektaşım, bu şubenin kuruluşunda daha heyecanlı ve daha mücadeleci idiler.
Onlarla meslek adına gurur duydum. Ya teşkilatta çalışanlar? Doğrusu düş kırıklığı yarattı hepimizde. Belki bu toplantıya katılmak için zaman bulamamışlardır? Bilemiyorum. Takdir tanrıdan, karar onlardandır. Başka ne diyelim, inşallah gelecek kongreler diyoruz. Bu günün gerçekleşmesinde, her türlü maddi ve manevi katkıları ile bizlere güç veren meslektaşlarıma huzurlarınızda bir kere daha teşekkür ediyorum. Dilerim onların vermiş oldukları bu özveri diğer arkadaşlarımıza örnek olur. “Hepinize saygılar sunarım.”diye usumuzda, uzun yıllar silinmeyecek derin bir iz bırakmıştı.
Eşme’deki kardeşiyle birlikte tavukçuluk yaptı. İzmir’de roman yazma atölyesini açtı. Atölyesinde pek çok ünlü kişiye roman yazma konusunda dersler verdi. Yazarlar Birliği Kooperatifini kurdu. Kısa süre başkanlık görevini üstlendi.
Bu kez, kardeşim Nurten hanımı kaybetmiştik. Yine İzmir’deydik. Yaşam devam ediyordu. Kendisi gibi yazar olan Ayşe Manav hanım ile hayatını sürdürmeye başladı.
Birbirimize HOCAMMM diye hitap ederdik. Amansız bir hastalığa yakalandı. Uzun süren tedaviden sonra yine ayaktaydı. Şimdi nasılsın HOCAMMM diye sorduğumda; “çeliği gitti, demiri kaldı” diye bizi teselli ederdi.
SOKAĞIN UMUDU, TÜTÜN PARASI, YAŞAR YAŞAMIYOR, TUTKU, ROMAN NASIL YAZILIR, YÜZBAŞI GÂVUR MUMİN, BEY ANA, İZMİR’İN DAĞLARI (1-2) MACAR DAĞINA PUS DÜŞTÜ isimli romanları ile mesleğimizin sesini de kamuoyuna duyurmaya çalıştı. Bu arada genç çocuklarımız için dört adet kitabı daha yazdı.
BU KEZ ACI HABERİ 22 Kasım 2022’de Artvin’deyken aldık. İzmir’e gidemedik. Son görevimizi yerine getiremedik. Yeğenim Aysun, İzmir’e gidişimde beni annesinin, babasının, ağabeysinin mezarına götüreceğine söz vermişti.
MACAR DAĞINA PUS DÜŞTÜ ROMANI, henüz elime geçmedi. Fakat romanında; neler söylemek istediğini tahmin edebiliyorum.
Değerli mücadele arkadaşımın çalışmalarını; İzmir Yazarlar Kooperatifi de unutmadı. Her yıl Erdoğan Baysal öykü yarışması düzenleniyor. Adına ödüller dağıtılıyor. Bu kutsal görev de; değerli eşi Ayşe Manav tarafından yerine getiriliyor…
Yararlanılan Kaynak:
Veteriner Sağlık Teknisyenleri Derneği (VESTED) Dergisi Sayı 1/ 1991 Sayı 11-12
Eli Kalem Tutan Baytarlar Antolojisi
