Adnan KORKMAZ - VESTED Onursal Genel Başkanı
Köşe Yazarı
Adnan KORKMAZ - VESTED Onursal Genel Başkanı
 

Baytarlık mesleğinin tarihçesi (dünü bugünü geleceği) -27-

Sevgili okurlarım; İstanbul’da Tatbikatı Baytariye Memurları Okulu açılıyor. 1910 tarihinde açılan okul ilk mezunlarını 1912 yılında veriyor. Aradan geçen yüz yılı aşkın süredir meslektaşlarımız değişik unvanlar altında hayvan yetiştiricilerine hizmet vermektedir. YIL 1954 Dünün hayvan sağlık memurları, bugünün veteriner sağlık teknisyenleri; kendilerine uygulanan baskılara dayanabilmek için örgütleniyorlar. 24 Eylül 1954 yılında; İstanbul’da, Hayvan Sağlık Memurları Derneği diğer deyişle Veteriner Sağlık Teknisyenleri Derneği çatısı altında bir araya geliyorlar. YIL 1990 5 Mayıs 1990 tarihinde 17. olağan genel kurul toplantısını yapıyoruz. Mesleğimizin sesini kamuoyuna duyurabilmemiz için kongremiz ÜNLÜ kişi ve kuruluşları davet ediyoruz. Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı, Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı Sayın Erdal İnönü’yü kongremize getirmeyi başarıyoruz. Şimdi hoşgörünüze sığınıyoruz. Derneğimizin 17. Olağan genel kurul toplantısında gündeme getirdiğimiz konuları aradan 36 yıl geçtikten sonra bir daha hatırlatıyoruz. ADNAN KORKMAZ Nüfusumuzun hızlı bir şekilde artış gösterdiği ve ekonomik kalkınma çabalarının yoğun olarak sürdürüldüğü, ülkemizde hayvancılık; bir taraftan yeterli ve dengeli bir beslenmenin sağlanabilmesi, diğer taraftan kalkınma için gerekli dövizin elde edilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Ayrıca; organik bir bütün olan tarımsal faaliyette hayvancılığın istihdam hacminin genişletilmesinde, işgücünün dengeli kullanımında ve daha rantabıl bir çalışmanın gerçekleştirmesinde büyük rolü bulunmaktadır. Bu durumlar göz önünde tutularak, özellikle planlı kalkınmanın başlangıcından itibaren hayvancılığın gelişmesi yönünde çabalar gösterilmiş, böylece bir taraftan yüksek verimli ırklar ve bunların melezleri hayvan popülâsyonumuza girerken, diğer taraftan veteriner sağlık teknisyenleri tarafından yapılan suni tohumlama ve ıslah çalışmaları ile yerli hayvanlarımızın verim düzeyinde artışın olduğunu görmekteyiz. Tavukçulukta ise yüksek verimli genotipler büyük ölçüde verimi artırmaktadır. Bu gelişme ve artışlara rağmen ülkemiz hayvancılığının istenilen gelişme batı ülkeleri seviyesinde olduğu söylenemez. Günümüz koşullarında; meraya dayalı hayvancılığın yapıldığı gözlemlerimiz arasındadır. Hayvan başına elde edilen ortalama verim, gelişmiş ülkelerin oldukça gerisinde kalmaktadır. 80 milyona yaklaşan hayvan varlığımız olmasına rağmen, hayvansal ürün talebi ile arzı arasında bir dengenin kurulamadığı, yine gözlemlerimiz arasındadır. Gerekli önlemler alınarak, denge kurulduğunda; hızla artan nüfus ile dengesiz beslenme problemi azalacak, hatta ortadan kalkacaktır. Bu nedenle; mevcut üretim kaynaklarının en etkin bir şekilde değerlendirileceği optimal üretim ve yatırım planları çerçevesinde hayvansal üretim faaliyetlerinin yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Ülkemiz hayvan varlığı bakımından dünya ülkeleri arasında ön sıralarda yer almaktadır. 1984 verilerine göre, Türkiye ilk yedi ülke arasında bulunmaktadır. Son 30 yılda planlı dönemler incelendiğinde, ilk 25 yıllık planlı dönemlerde sığır, koyun ve kümes hayvanlarında önemli ölçüde artışlar olmuş, keçi sayısında ise düşme olduğu görülmektedir. Son 6 yılda, ülkemizde; sığır ve koyun sayısında büyük düşüş gözlemekteyiz. Ancak kültür ırklarında düşüş değil artış olmuştur. Düşüşün nedeni; yerli ırk hayvan sayılarındaki azalmadır. Son 5 yıllık plan döneminde; ülkenin ekonomik ve ekolojik koşullarına uygun olarak geliştirme esas alınmış, hayvan ıslahı, daha iyi bir bakım, beslenme ve hastalıklarla mücadele ile verimlern artırılması hedeflenmiştir. Günümüze kadar geçen sürede; sığır popülasyonu içerisinde kültür ırkı ve bunların melezleri yüzde 32’ye ulaşmış, koyunculukta ise merinos ve diğer kültür ırklarının payı yüze 3 civarına yükselmiştir. Özellikle tavukçuluk ve besicilikte giderek artan ihtisaslaşmış işletmeler ile belirgin teknolojik gelişmeler kaydedilmiştir.   Ancak tüm 5 yıllık plan dönemlerinde hayvansal üretimde ön görülen hedeflerin tam olarak gerçekleşemediği görmekteyiz. Şöyle ki: 5 Y.K:P. Hedef 5,6 Gerçekleşme 2. 6 5 Y.K.P. Hedef 4,8 Gerçekleşme 4. 0 5 Y.K.P. Hedef 5.0 Gerçekleşme 4. 7 5 Y.K.P. Hedef 5,5 Gerçekleşme 4. 0 5 y.K.P. Hedef 4,7 Gerçekleşme 4. 3 Diğer taraftan mera alanları daralmış ve 21 milyon hektara kadar inmiştir. Meraların verimi, aşırı ve bilinçsiz otlatma sonucu düşmüştür. Gerek tarla bitkileri ve gerekse yem bitkileri ekilişi yüzde 2,5 düzeyinde kaldığını, böylece ülke hayvancılığı meraya dayalı niteliğini korumuş ve istenilen düzeyde verim artışının sağlanamadığını görmekteyiz. Planlı dönemlerde hayvansal üretimde hedefler ve sonuçlara göre halen ortalama olarak; Süt sığırlarında yaklaşık 1.230 Kg. Sığırlarda karkas ağırlık 140 Kg. Tavuklarda yumurta verimi 80 adet. Oysa ortak pazar ülkelerinde hayvan başına: Süt sığırlarında ortala 3.400 Kg. Sığırlarda karkas ağırlık 225 Kg. Tavuklarda yumurta üretimi 200 adet olduğuna, dikkati çekiyoruz. Ülkemiz hayvancılığında; yem bitkileri üretiminin yetersiz oluşu, mera alanlarımızın bakımsızlığı ve sanayi yeminin pahalı oluşu önemli bir dar boğazdır. Bu sorunun çözümüne yüksek verimli ırklar ve bunların melezleri artırmakla mümkündür. Konuşmamızın devamında; Sosyo-Ekonomik yapılara vurgu yapıyoruz.  Veteriner sağlık teknisyenlerine uygulanan kanuni ve fiili engelleri hatırlatıyoruz. Hayvan üreticilerini kuracakları kooperatif veya dernek çatısı altında örgütlenmelerini öneriyoruz. Hayvancılık sektöründe, kalkınma hedeflerinin gerçekleşebilmesi ve üretim potansiyelinin harekete geçirilmesi; kredi finansman sorununun çözülmesiyle giderilebileceğini söylüyoruz. Devamında çözüm önerilerimizi açıklıyoruz. Yem bitkileri yetiştiriciliği artırılmalıdır. Meralar kalite ve kantitide yönünden iyileştirilmelidir. Suni tohumlama çalışmaları artırılmalı ve teşvik edici unsurlar getirilmelidir. Hastalıklarla gerekli ve yeterli mücadele yapılmalıdır Hayvancılık teşvik kredilerinin faizi düşük olmalı, Üreticilere Pazar garantisinin yanında taban fiyst uygulaması getirilmelidir. Kooperatifleşme teşvik edilmelidir. Canlı hayvan ihracatını et, ihracatı şekline dönüştürülmelidir. Hayvan üreticilerinin sosyal güvenliği düşünülmelidir. Hayvansal üretimde Avrupa Topluluğundaki yapı dikkate alınmalıdır. Devamında; Avrupa Topluluğu ile Türkiye hayvancılığı, hayvancılığı arasındaki farkı dile getiriyoruz. Çözüm önerilerimizi aşağıda görüldüğü şekilde sıralıyoruz. Bütçeye hayvan sağlığı ve ıslahı konusunda yeterli ödenek konulmalıdır. Hayvan sağlığı ve ıslahı konusunda üniversite, fakülte ve bilim adamlarımız ülkemizin şartlarına yönelik çalışmalarını artırmalı ve onların önerilerine kulak verilmelidir. Tarım Orman ve Köy İşleri Bakanlığı bünyesindeki hayvan sağlığı ve ıslahı birimlerinin yetki ve etkinliği artırılmalıdır. Veteriner hekimlerimizin kıskançlığı bir tarafa bırakarak, hayvan sağlığı ve ıslahı çalışmalarında; veteriner sağlık teknisyenleri ile çok yakın işbirliği içerisinde olmalıdır. Serbest veteriner hekim çalışmaları kolaylaştırılmalı ve teşvik edilmelidir. Bu arada 1954 yılında yürürlüğe giren 6343 sayılı Kanunun 11. Maddesine göre çıkarılması ve yürürlüğe girmesi gereken veteriner sağlık teknisyenlerinin mesleklerini, serbestçe icra hükmüne açıklık getirilmelidir. Veteriner sağlık teknisyenlerinin görev- yetki yönetmeliği çıkarılarak acilen uygulamaya konulmalıdır. Veteriner sağlık teknisyenlerine ön lisans eğitim olanağı sağlanmalıdır. Veteriner hekimlere ve veteriner sağlık teknisyenlerine belirli aralıklarla hizmet içi eğitim verilmelidir. Veteriner sağlık teknisyenlerine yabancı dil öğretme olanağı sağlanmalı ve veteriner hekimlerle birlikte staj için yurt dışına gönderilmelidir. 3285 sayılı Hayvan Sağlık Zabıtası Kanunun 33. Maddesi gereğince mezbaha hizmet sürecinden dışlanmış olan veteriner sağlık teknisyenlerine mezbahalarda mesleki hizmet verme olanağı sağlanmalıdır Avrupa Topluluğu ile Türkiye Hayvancılığını arasındaki çarpıklığı aşağıda gösterildiği şekilde dile getiriyoruz. 14.04.1987 tarihinde tam üyelik başvurusunda bulunan ülkemiz; hayvancılık sektörü itibariyle işletmelerin yapıları, büyüklükleri, teknolojileri, verimlilik düzeyleri ve uygulanan politikalar bakımından Topluluk il Türkiye arasında büyük farklar vardır. Bu sektörün entegrasyonu zor olacaktır. Topluluk ile rekabet gücümüzün en zayıf olduğu sektörlerden birisi hayvancılıktır. Tarım sektörü içerisinde özel yeri olan Avrupa Topluluğu’nda tarımsal üretim değerinin yüzde 55’i hayvancılıktan sağlanmaktadır. Türkiye’de bu oran yüzde 30 düzeyinde seyretmektedir. Topluluk hayvancılığında domuz besiciliği, et ve süt sığırcılığı, tavukçuluk ağırlıklı alt sektöelerdir. Topluluk ülkelerinde hayvan yetiştirme ve ıslah çalışmalarını dernekler ve bunların birleşmesiyle oluşan federasyonlar tarafından etkin bir şekilde yürütülmektedir. Türkiye’de iki derneğin dışında bu tip organizasyonlar hemen hemen hiç hiç yoktur. Topluluk ile Türkiye arasında hayvancılık sektörü açısından en önemli fark uygulanan hayvancılık politikasından kaynaklanmaktadır. Toplulukta; üretici belirli bir fiyat ve Pazar garantisi altında korunurken, Türkiye’de; serbest piyasa koşullarına teşekkül eden fiyatları kabullenmek zorundadır. Türkiye’de; hayvansal ürünler destekleme politikası kapsam dışında tutulmaktadır. Üretim, tüketim, verimlilik ve ticaret ile ilgili verilerin seyri dikkate alındığında, uygulanan bu politikaların hayvancılığı desteklemeye yeterli olmadığı maalesef açıkça görülmektedir. Türkiye’de; hayvansal ürünleri tüketmeye yönelik hiçbir çaba sarf edilmemesine rağmen, Toplulukta; hayvansal ürün talebi özel yollarla desteklenmektedir. Topluluğun ortak tarım politikası; ürünlerin serbestçe dolaştığı bir iç Pazar, üye ülkeler arasında gümrük vergilerinin ve miktar kısıtlamaların kaldırıldığı bir piyasa birliği politika esasına dayanmaktadır. Toplulukta; daha iyi organize edilebilmesi için ürün satışlarının belirli merkezlerden yapılmasını sağlamak ve üreticileri toptancılar ve sanayiciler karşısında güçlü kılmak amacıyla; üretici kooperatiflerine ve kooperatif birliklerine özel yardımlarda bulunması, hayvancılığın desteklenmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Topluluk bütçesinin yüzde 70’ini kapsayan FEOGA’nın garanti bölüm fonlarına yaklaşık yüzde 50’sini hayvansal ürünlere harcamış olması, topluluğun hayvancılık sektörüne ne ölçüde destek sağladığı görülmektedir. Türkiye’de hayvancılık sektörünün yeterli ölçüde desteklenmediği gözlenmektedir. Bunun kanıtı T:C: Ziraat Bankasınca tarıma ayrılan krediler içerisinde, hayvancılık kredilerinin çok düşük olmasıdır. Bu oran yüzde 10’un altında seyretmektedir. Ülke hayvancılığının en önemli sorunlarından bir tanesinin de hayvanların sağlığı olduğuna vurgu yapıyoruz. Yukarıda sözünü ettiğim hayvancılıkla ilgili sorunların tümü çözülmüş olsa dahi hayvan sağlığı konusunda yeterli önlem ve tedbir alınmadığı takdirde hayvancılık konusunda Avrupa Topluluğu’na uyum sağlamak mümkün değildir.   Devamında hayvan sağlığı ve beslenme konusundaki kaygılarımızı aşağıda gösterildiği şekilde dile getiriyoruz.  Beslenme sorunu; günümüzde ülkemizin yanında bütün dünya’yı etkileyen olgulardan biridir. Hayvansal besinlerde; mevcut proteinler insan vücudu için önemli rol oynamaktadır. Hayvancılık; ülkemizde önemli bir uğraşı olup üretimin yükselmesinde hayvan beslenme, yetiştiricilik, bakım, idare, kontrol, pazarlama etkin rol oynamaktadır. Enfeksiyoz ve paraziter hastalıklar hayvancılığımızın gelişmesinde olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Avrupa ülkelerinde; Tüberküloz, Şap, Anthraks, Ç,çek gibi önemli hastalıkların neden olduğu zararlar oldukça düşüktür. Türkiye’de; hayvancılığa hizmet götüren kuruluşlar, gerek bilgi gerekse imkan ve gerekse yetki kargaşası içerisinde hizmetin tam olarak götürüldüğünü söylemek mümkün değildir. Kanatlılar dahil olmak üzere100 milyonun üzerinde hayvan varlığımız olmasına rağmen ulusal gelire katkısı yüzde 1 civarındadır. Hayvancılık; kredi bünyesinde ayrı bir iş kolu meydana getirmekte, deri, et, süt mamülleri, kumaş ve halı sanayi hayvansal üretime dayanmaktadır. İnsan sağlığı yönünden; zoonoz dediğimiz hastalıkların yaratmış olduğu tehlike ayrı bir önem taşımaktadır. Örneğin; Kuduz, Tüberkiloz, Burusellos, Anthraks, Ruam gibi hastalıklar direk olarak insan sağlığını tehdit etmektedir. Mastitis, Şap, Koyun Çiçeği, Nevcastle, Marek, Tifo enfeksiyonları ise büyük ekonomik zararlara neden olan hastalıklardır. Devamında; sorunların çözümüne yönelik düşüncelerimizi aşağıda gösterildiği şekilde yüksek sesle seslendiriyoruz. ÇÖZÜM Bütçeye hayvan sağlığı ve ıslahı konusunda yeterli ödenek konulmalıdır. Hayvan sağlığı ve ıslahı konusunda üniversite, fakülte ve bilim adamlarımız ülkemizin şartlarına yönelik çalışmalarını artımalı ve onların önerilerine kulak verilmelidir. Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki hayvan sağlığı ve ıslahı birimlerinin yetki ve etkinliği artırılmalıdır. Veteriner hekimlerimiz kıskançlığı bir tarafa bırakarak, hayvan sağlığı ve ıslahı çalışmalarında; veteriner sağlık teknisyenleri ile çok yakın işbirliği içinde olmalı. Serbest veteriner hekim çalışmaları kolaylaştırılmalı ve teşvik edilmelidir. Bu arada 1954 yılında yürürlüğe giren 6343 sayılı Kanun’un 11. Maddesine göre çıkarılması ve yürürlüğe konulması gereken veteriner sağlık teknisyenlerinin mesleklerini; serbestçe icra hükmüne işlerlik kazandırılmalıdır. Veteriner sağlık teknisyenlerinin Görev ve Yetki Yönetmeliği çıkarılarak acilen uygulamaya konulmalıdır. Veteriner sağlık teknisyenlerine ön lisans eğitimi olanağı sağlanmalı. Veteriner hekimlere ve veteriner sağlık teknisyenlerine yabancı dil öğrenme olanağı sağlanmalı ve veteriner hekimlerle birlikte staj için yurt dışına gönderilmelidir. 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanun’un 33. Maddesi gereğince mezbaha hizmet sürecinden dışlanmış olan veteriner sağlık teknisyenlerine mezbahalarda mesleki hizmet verme olanağı sağlanmalıdır. 5 Mayıs 1990  YIL 1992 18 Nisan 1992 tarihinde 18. olağan genel kurul toplantısını yapıyoruz. Bu tarihi genel kurulumuza yine ÜNLÜ kişilerden Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı Sayın Erdal İnönü’yü davet ediyoruz. Pof. Dr. Sayın Erdal İnönü; kongremize bu kez Başbakan Yardımcısı sıfatıyla katılmıştı. Bu tarihi kongremize; Sayın Başbakan Süleyman Demirel’in talimatıyla, Tarım ve Köy işleri Bakanı Sayın Necmettin Cevheri de katılmıştı. Bu tarihi genel kurulumuza; siyasi partilerin üst yöneticileri, meslek odaları ve demokratik kitle örgütlerin genel başkanları da katılmıştı. Tarihe iki önemli not düşelim. Tarım ve Köy işleri Bakanı Sayın Necmettin Cevherinin, kongremizde; mesleğimizle ilgili yapmış olduğu o tarihi konuşmasını yazı dizisinin 5. sayısında yayımlanmıştı. Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı Sayın Erdal İnönü’nün; mesleğimizle ilgili yapmış olduğu o tarihi değerlendirmesini de yazı dizisinin 16. ve 26. sayısında yayınlanmıştı. Genel merkez yöneticilerimiz konuşuyor. Şube yöneticilerimiz konuşuyor. İl ve İlçe Temsilcilerimiz konuşuyor. Şimdi Samsun Şube Temsilcisi Sayın Hicabı Yılmaz’ın 18. olağan genel kurul toplantısında; dile getirdiği  “o tarihi” söylemlerini hatırlatıyoruz. HİCABI YILMAZ: “Ön lisans hakkımız verilmelidir.” “Veteriner sağlık teknisyenlerinin iki sorununu dile getirmek için söz almış bulunuyorum. Ancak sorunlara değinmeden önce bir şeyin bilinmesini istiyorum. Biz yaptıklarımızın dışında hiç kimseden bir şey istemiyoruz. Bizler tarafından yapılan ama veteriner hekimler tarafından yapılmış gösterilen hizmetlerin bizim tarafımızdan yapıldığının yasada belirtilmesidir. Örneğin ben ahıra gidip hayvana aşıyı yapıyorum, ama tanzim edilen aşı kartının altını veteriner hekim imzalıyor. Değineceğim başka konu ise; 3285 Sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanun’undaki 17. Madde aynen şöyle; hayvan hastalıklarıyla ilgili koruyucu aşılamalar; Hükümet Veteriner Hekimi, Serbest Veteriner Hekim ve bunların sorumluluğu altında Veteriner Sağlık Teknisyenleri tarafından yapılır der. Bu kanuna göre her Teknisyenin başına bir Veteriner Hekim dikmek gerekmez mi? Benim yanımda olmayan bir kişinin sorumluluğu alması hukuken mümkün mü? Kaldı ki pozitif hukukta gerekse medeni kanunda ve gerekse Türk Ceza Kanununda iki türlü insan başkasının sorumuna girer. Bu yasa hazırlanırken büyük bir ihtimalle Veteriner Hekim kökenli bürokratlar tarafından hazırlandı ve yüce meclisten çıktı. Şimdi bu metni yazıp ve o yasayı çıkaranlara haddim olmayarak bir soru yöneltmek istiyorum. Bizleri çocuk yerine mi koydunuz? Yoksa deli yerine mi koyarak Veteriner Hekim sorumluluğuna verdiniz? Çocuk sayılmayız çünkü 18 yaşını geçmişiz, 18 yaşını aşmadan memur olamazsınız. Deli isek lütfen yetkililer tüm Veteriner Sağlık Teknisyenlerini devlet memurluğundan azletsinler. Bir de biraz önce Sayın Başbakan Yardımcısı ile değerli insan aramızdan ayrıldı. Zannediyorum Öğretim Üyeleri Derneğinin 2. Başkanı Prof. Dr. Sayın Tahir Hatipoğlu olacak. Bir konuyu çok iyi açıkladı. Ön lisans! Bu da bizim emsalimiz beşeri sahadaki Sağlık Memurlarına, Sağlık Teknisyenlerine ve hemşirelerimize verilmiş bir haktır. Bize de verilmelidir. Hukukun gereği de budur.” Şimdi Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı Sayın Erdal İnönü ile birlikte kongremize katılan meslek örgütlerinden sorumlu genel sekreter yardımcısı Sayın Etem Cankurtaran’ın; mesleğimiz ve derneğimiz ile ilgili dile getirdiği “o tarihi” söylemlerini hatırlatıyoruz. ETEM CANKURTARAN “Türkiye’de Personel Rejimi Tam Bir Rezilliktir.” “Partimin meslek odaları, sendikalar, demokratik kitle örgütleriyle ilişkiler konusundaki genel sekreter yardımcısı olarak bugüne kadar derneğinizin sayın genel başkanı Adnan Korkmaz ile çeşitli defalar sizin sorunlarınıza dönük toplantılar yaptık, bu sorunların çözümü ile ilgili konuları, raporları ve önerileri getirdi. Biz bunları hükümete ulaştırma gayreti içerisindeyiz. Ancak Türkiye 1980 de tam tahrip edilmiş, bir diktatörlük mantığına göre kurulmuş, her ne kadar 12 yılda 1983 de seçimler yapıldıysa, sivil kıyafete büründüyse de bir değişikliğe uğramamış, değiştirilmesi gerekiyor. Hükümetimiz iş başına geldiği günden bu yana bu değişimle ilgili çaba içerisinde, bu değişimi sağlamak için karşısında epey bir engelin olduğunu her biriniz yaşıyorsunuz. Cumhur Başkanından tutunuz da çeşitli yerlerden ciddi engellerle karşı karşıya bu değişim talebi amma bu inanıyoruz ve güveniyoruz ki halkımızın desteği de bu doğrultudadır. Gerçekleşecektir bir gün. Anayasa değişikliği gündemde tartışılıyor, konuşuluyor, konuşulamadığı bir ülkede demokrasi olmaz. Sivil topluluğun örgütlenemediği bir ülkede hakları da almak mümkün olmaz. Sizin sorunlarınızı ülkenin sorunlarından ayrı göremezsiniz. Bakın Türkiye nüfusu 57 milyon, anlamlı bir şekilde örgütlenmiş insan sayısı Ocak ayı istatistiğine göre biraz daha abartılmış rakam 2 milyon 165 bin, böyle bir ülkede demokrasi olmaz. Kendimizi kandırıyoruz.     Türkiye’de çalışan bir insanın üyesi olduğu sendika, o üyenin özlük haklarıyla ilgili taleplerini ortaya koyabilmeli, taleplerini gerçekleştirmek için gerekli silahları da kullanabilmeli? Bunları ortaya yazmışsınız bakın ek gösterge, özel hizmet, yan ödeme, teminindeki güçlük zammını, arazi tazminatı Türkiye Personel Rejimi tam bir rezalettir. “Veteriner Sağlık Teknisyenlerinin sorunları onların katılmadığı yerde çözümlenmez.” Şu anda bu işle ilgili genel sekreter yardımcısı olarak o çalışmaları partim adına yakından takip ediyorum. Devlet Personel Dairesinde, Çalışma Bakanlığında da memurların sendikalaşmasıyla ilgili kanunda yasal düzenlemeler yapılıyor. Türkiye’de Bağ Kurlular başka, emekli sandığına bağlı olanlar başka, Türkiye nüfusunda ancak 30 milyonun bu şemsiye altında, geri kalan 27 milyondan Türkiye’nin haberi yok. Şimdi bunca sorumluluk ve sıkıntıyı devralmış bir iktidarın ülke sorunları yanında bir de terör olayı, bunların mücadelesine karşın 12 yıldan beri tahrip edilmiş devleti demokratikleştirme  ve sivilleştirme Türkiye’yi yeniden inşa etmeye koyulmuş bir hükümet. Zaman alacak ama herkesin şuna inanmasını istiyorum.  Adım, adım Türkiye’nin bu sorunlarını çözmeye talibiz. Hükümet bunu yapma gayreti içerisinde, biz parti olarak destekleme, eleştirme, eğer çözülmemiş sorunlar varsa çalışmalar yapmak zorundayız. Sizin sorunlarınızla ilgili çalışmalar yapılmakta, şu geçeği kabul ediniz, gün sorunları çözeriz. Veteriner Sağlık Teknisyenlerinin sorunları onların katılmadığı yerde çözümlenemez. İşte biz yeni sendikalar yasasını tanzim ettik ve yerleştirdik. Yakında göreceksiniz Hükümetin Veteriner Sağlık Teknisyenlerinin sendikası onların özlük hakları, çalışma şartlarını işverenle kendisi düzenleyecektir. Siz şu gerçeği söylüyorum. Hükümetin Milli Eğitim politikasından kaynaklanan sıkıntılar var, aşma noktasına doğru yavaş yavaş bir reform hareketi yürütülüyor. Elbette ki meslek liselerden mezun olanların Türkiye’de ne iş yapacağı ve ne iş yaptığı belli değildir. Artık bunları aşmak zorundayız. Ülkede ön lisans da düz lisansı da gerçekleştirip her birinizin veteriner hekimlerden farklı insanlar olmadığınızı kanıtlama görevi; sizin örgütlenmenizin  görev ve sorumluluğudur. Yoksa kongrenizde otururuz tartışırız, değerlendirmeyi yaparız, sorunların tam anlamıyla çözüm noktasına ulaşamayız. Hedefimiz iktidardan beklentimiz parti olarak bizim içinde bulunduğumuz iktidardan Türkiye’yi 5 milyon toplu sözleşmeli grev hakkından yararlanan sendikaları kavuşturma olmalıdır. Onları bulundukları her noktada yönetime katılan, siyasi partiye üyelerin her noktada düşüncelerini söyleyebilen insanlar olarak Türkiye’nin sorunlarını çözmek görevini üstlenmiş insanlar olmalıdır. “İnek ölürse sorumlusu kim olacak?” Ayrıca yetki ve sorumluluk konusunda da bir şeyle söylemek istiyorum. Samsun Temsilcisi arkadaşım; yetki ile sorumluluk arasındaki farkı söyledi. Bu şuna benziyor. Ahırda bir ineği aşılayan veteriner sağlık teknisyeni aşıladığı inekle ilgili belgeyi imzalayamıyor niye? Peki, o inek ölürse sorumlu kim? Bu neye benzer biliyor musunuz şimdi Türkiye’de Cumhurbaşkanına benziyor.” Tarım Bakanı Necmettin Cevheri’nin yanında getirdiği; Müsteşar Vekili Şenol Erdoğan’ı tanıyalım. Kendisini Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürü iken tanımıştık. Sonrasında APK Başkanı, sonrasında Müsteşar Yardımcısı, daha sonrasında Müsteşar Vekili görevine getirilmişti. Tarım Bakanı Sayın Necmettin Cevheri; yanına getirdiği üç genel müdüre de verdiği “sana da, sana da, sana da emir veriyorum. Veteriner sağlık teknisyenlerinin sorunlarını zaman geçirilmeden gideriniz.” Şimdi Müsteşar Vekili Sayın Şenol Erdoğan’ın; 18. olağan genel kurul toplantısında; mesleğimiz ve derneğimiz ile ilgili yapmış olduğu değerlendirmesini hatırlatıyoruz. ŞENOL ERDOĞAN “Problemleriniz çözülecektir.” “1985 yılından itibaren Veteriner Sağlık Teknisyenlerinin meselelerini görüşmek için derneğinizin başkanıyla birlikte çalıştım. O günden bu güne meseleyi sadece bir meslek gurubunun veya bir sektör içinde çalışan insanların meselesi olarak görmedim. Bunu o alanda çalışan biraz önce kendi deyimiyle örgütlü toplum çalışması içerisinde o sektörde görev alanların bütünün başarısı manasında ele almaya çalıştık. Ve ümit ediyorum kendileri ifade etmediler ama bir takım çalışmalar ve gelişmeler konusunda yardımcı olmaya gayret ettik. Sayın Bakanımız tarafından burada görevlendirilmiş bulunuyorum. Gerek veteriner sağlık teknisyenlerinin gerekse ziraat teknisyenlerinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun uygulanmasından kaynaklanan ve müteaddit defalar problem olarak ifade edilen konuların çözümü, gerekse eğitilmiş insanın iş gücünün bu alanda kullanabilme imkânı getirilmek bakımından yapılması icap eden hukuki düzenlemeler ile ilgili çalışmalar zaman içerisinde Bakanlığımız içerisinde yürütülecektir. Gerek Veteriner Sağlık Teknisyenleri Derneği Başkanı gerekse Ziraatçılar Derneği Başkanı ile birlikte bu meselenin daha kısa sürede çözülebilmesi konusunda gayretlerimiz olacaktır.” Sonrasında neler oldu? Devamı gelecek sayıda… Yararlanılan kaynak Veteriner Sağlık Teknisyenleri Dergisi Yıl 1992 Cilt 2 Sayı 1-2
Ekleme Tarihi: 05 Haziran 2026 -Cuma
Adnan KORKMAZ - VESTED Onursal Genel Başkanı

Baytarlık mesleğinin tarihçesi (dünü bugünü geleceği) -27-

Sevgili okurlarım; İstanbul’da Tatbikatı Baytariye Memurları Okulu açılıyor. 1910 tarihinde açılan okul ilk mezunlarını 1912 yılında veriyor. Aradan geçen yüz yılı aşkın süredir meslektaşlarımız değişik unvanlar altında hayvan yetiştiricilerine hizmet vermektedir.

YIL 1954

Dünün hayvan sağlık memurları, bugünün veteriner sağlık teknisyenleri; kendilerine uygulanan baskılara dayanabilmek için örgütleniyorlar. 24 Eylül 1954 yılında; İstanbul’da, Hayvan Sağlık Memurları Derneği diğer deyişle Veteriner Sağlık Teknisyenleri Derneği çatısı altında bir araya geliyorlar.

YIL 1990

5 Mayıs 1990 tarihinde 17. olağan genel kurul toplantısını yapıyoruz. Mesleğimizin sesini kamuoyuna duyurabilmemiz için kongremiz ÜNLÜ kişi ve kuruluşları davet ediyoruz. Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı, Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı Sayın Erdal İnönü’yü kongremize getirmeyi başarıyoruz.

Şimdi hoşgörünüze sığınıyoruz. Derneğimizin 17. Olağan genel kurul toplantısında gündeme getirdiğimiz konuları aradan 36 yıl geçtikten sonra bir daha hatırlatıyoruz.

ADNAN KORKMAZ

Nüfusumuzun hızlı bir şekilde artış gösterdiği ve ekonomik kalkınma çabalarının yoğun olarak sürdürüldüğü, ülkemizde hayvancılık; bir taraftan yeterli ve dengeli bir beslenmenin sağlanabilmesi, diğer taraftan kalkınma için gerekli dövizin elde edilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

Ayrıca; organik bir bütün olan tarımsal faaliyette hayvancılığın istihdam hacminin genişletilmesinde, işgücünün dengeli kullanımında ve daha rantabıl bir çalışmanın gerçekleştirmesinde büyük rolü bulunmaktadır.

Bu durumlar göz önünde tutularak, özellikle planlı kalkınmanın başlangıcından itibaren hayvancılığın gelişmesi yönünde çabalar gösterilmiş, böylece bir taraftan yüksek verimli ırklar ve bunların melezleri hayvan popülâsyonumuza girerken, diğer taraftan veteriner sağlık teknisyenleri tarafından yapılan suni tohumlama ve ıslah çalışmaları ile yerli hayvanlarımızın verim düzeyinde artışın olduğunu görmekteyiz. Tavukçulukta ise yüksek verimli genotipler büyük ölçüde verimi artırmaktadır.

Bu gelişme ve artışlara rağmen ülkemiz hayvancılığının istenilen gelişme batı ülkeleri seviyesinde olduğu söylenemez. Günümüz koşullarında; meraya dayalı hayvancılığın yapıldığı gözlemlerimiz arasındadır. Hayvan başına elde edilen ortalama verim, gelişmiş ülkelerin oldukça gerisinde kalmaktadır.

80 milyona yaklaşan hayvan varlığımız olmasına rağmen, hayvansal ürün talebi ile arzı arasında bir dengenin kurulamadığı, yine gözlemlerimiz arasındadır.

Gerekli önlemler alınarak, denge kurulduğunda; hızla artan nüfus ile dengesiz beslenme problemi azalacak, hatta ortadan kalkacaktır.

Bu nedenle; mevcut üretim kaynaklarının en etkin bir şekilde değerlendirileceği optimal üretim ve yatırım planları çerçevesinde hayvansal üretim faaliyetlerinin yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

Ülkemiz hayvan varlığı bakımından dünya ülkeleri arasında ön sıralarda yer almaktadır. 1984 verilerine göre, Türkiye ilk yedi ülke arasında bulunmaktadır. Son 30 yılda planlı dönemler incelendiğinde, ilk 25 yıllık planlı dönemlerde sığır, koyun ve kümes hayvanlarında önemli ölçüde artışlar olmuş, keçi sayısında ise düşme olduğu görülmektedir.

Son 6 yılda, ülkemizde; sığır ve koyun sayısında büyük düşüş gözlemekteyiz. Ancak kültür ırklarında düşüş değil artış olmuştur. Düşüşün nedeni; yerli ırk hayvan sayılarındaki azalmadır.

Son 5 yıllık plan döneminde; ülkenin ekonomik ve ekolojik koşullarına uygun olarak geliştirme esas alınmış, hayvan ıslahı, daha iyi bir bakım, beslenme ve hastalıklarla mücadele ile verimlern artırılması hedeflenmiştir.

Günümüze kadar geçen sürede; sığır popülasyonu içerisinde kültür ırkı ve bunların melezleri yüzde 32’ye ulaşmış, koyunculukta ise merinos ve diğer kültür ırklarının payı yüze 3 civarına yükselmiştir. Özellikle tavukçuluk ve besicilikte giderek artan ihtisaslaşmış işletmeler ile belirgin teknolojik gelişmeler kaydedilmiştir.

 

Ancak tüm 5 yıllık plan dönemlerinde hayvansal üretimde ön görülen hedeflerin tam olarak gerçekleşemediği görmekteyiz.

Şöyle ki:

  1. 5 Y.K:P. Hedef 5,6 Gerçekleşme 2. 6
  2. 5 Y.K.P. Hedef 4,8 Gerçekleşme 4. 0
  3. 5 Y.K.P. Hedef 5.0 Gerçekleşme 4. 7
  4. 5 Y.K.P. Hedef 5,5 Gerçekleşme 4. 0
  5. 5 y.K.P. Hedef 4,7 Gerçekleşme 4. 3

Diğer taraftan mera alanları daralmış ve 21 milyon hektara kadar inmiştir. Meraların verimi, aşırı ve bilinçsiz otlatma sonucu düşmüştür.

Gerek tarla bitkileri ve gerekse yem bitkileri ekilişi yüzde 2,5 düzeyinde kaldığını, böylece ülke hayvancılığı meraya dayalı niteliğini korumuş ve istenilen düzeyde verim artışının sağlanamadığını görmekteyiz.

Planlı dönemlerde hayvansal üretimde hedefler ve sonuçlara göre halen ortalama olarak;

Süt sığırlarında yaklaşık 1.230 Kg.

Sığırlarda karkas ağırlık 140 Kg.

Tavuklarda yumurta verimi 80 adet.

Oysa ortak pazar ülkelerinde hayvan başına:

Süt sığırlarında ortala 3.400 Kg.

Sığırlarda karkas ağırlık 225 Kg.

Tavuklarda yumurta üretimi 200 adet olduğuna,

dikkati çekiyoruz.

Ülkemiz hayvancılığında; yem bitkileri üretiminin yetersiz oluşu, mera alanlarımızın bakımsızlığı ve sanayi yeminin pahalı oluşu önemli bir dar boğazdır. Bu sorunun çözümüne yüksek verimli ırklar ve bunların melezleri artırmakla mümkündür.

Konuşmamızın devamında; Sosyo-Ekonomik yapılara vurgu yapıyoruz.  Veteriner sağlık teknisyenlerine uygulanan kanuni ve fiili engelleri hatırlatıyoruz. Hayvan üreticilerini kuracakları kooperatif veya dernek çatısı altında örgütlenmelerini öneriyoruz.

Hayvancılık sektöründe, kalkınma hedeflerinin gerçekleşebilmesi ve üretim potansiyelinin harekete geçirilmesi; kredi finansman sorununun çözülmesiyle giderilebileceğini söylüyoruz. Devamında çözüm önerilerimizi açıklıyoruz.

  1. Yem bitkileri yetiştiriciliği artırılmalıdır.
  2. Meralar kalite ve kantitide yönünden iyileştirilmelidir.
  3. Suni tohumlama çalışmaları artırılmalı ve teşvik edici unsurlar getirilmelidir.
  4. Hastalıklarla gerekli ve yeterli mücadele yapılmalıdır
  5. Hayvancılık teşvik kredilerinin faizi düşük olmalı,
  6. Üreticilere Pazar garantisinin yanında taban fiyst uygulaması getirilmelidir.
  7. Kooperatifleşme teşvik edilmelidir.
  8. Canlı hayvan ihracatını et, ihracatı şekline dönüştürülmelidir.
  9. Hayvan üreticilerinin sosyal güvenliği düşünülmelidir.
  10. Hayvansal üretimde Avrupa Topluluğundaki yapı dikkate alınmalıdır.

Devamında; Avrupa Topluluğu ile Türkiye hayvancılığı, hayvancılığı arasındaki farkı dile getiriyoruz.

Çözüm önerilerimizi aşağıda görüldüğü şekilde sıralıyoruz.

  1. Bütçeye hayvan sağlığı ve ıslahı konusunda yeterli ödenek konulmalıdır.
  2. Hayvan sağlığı ve ıslahı konusunda üniversite, fakülte ve bilim adamlarımız ülkemizin şartlarına yönelik çalışmalarını artırmalı ve onların önerilerine kulak verilmelidir.
  3. Tarım Orman ve Köy İşleri Bakanlığı bünyesindeki hayvan sağlığı ve ıslahı birimlerinin yetki ve etkinliği artırılmalıdır.
  4. Veteriner hekimlerimizin kıskançlığı bir tarafa bırakarak, hayvan sağlığı ve ıslahı çalışmalarında; veteriner sağlık teknisyenleri ile çok yakın işbirliği içerisinde olmalıdır.
  5. Serbest veteriner hekim çalışmaları kolaylaştırılmalı ve teşvik edilmelidir.
  6. Bu arada 1954 yılında yürürlüğe giren 6343 sayılı Kanunun 11. Maddesine göre çıkarılması ve yürürlüğe girmesi gereken veteriner sağlık teknisyenlerinin mesleklerini, serbestçe icra hükmüne açıklık getirilmelidir.
  7. Veteriner sağlık teknisyenlerinin görev- yetki yönetmeliği çıkarılarak acilen uygulamaya konulmalıdır.
  8. Veteriner sağlık teknisyenlerine ön lisans eğitim olanağı sağlanmalıdır.
  9. Veteriner hekimlere ve veteriner sağlık teknisyenlerine belirli aralıklarla hizmet içi eğitim verilmelidir.
  10. Veteriner sağlık teknisyenlerine yabancı dil öğretme olanağı sağlanmalı ve veteriner hekimlerle birlikte staj için yurt dışına gönderilmelidir.
  11. 3285 sayılı Hayvan Sağlık Zabıtası Kanunun 33. Maddesi gereğince mezbaha hizmet sürecinden dışlanmış olan veteriner sağlık teknisyenlerine mezbahalarda mesleki hizmet verme olanağı sağlanmalıdır

Avrupa Topluluğu ile Türkiye Hayvancılığını arasındaki çarpıklığı aşağıda gösterildiği şekilde dile getiriyoruz.

14.04.1987 tarihinde tam üyelik başvurusunda bulunan ülkemiz; hayvancılık sektörü itibariyle işletmelerin yapıları, büyüklükleri, teknolojileri, verimlilik düzeyleri ve uygulanan politikalar bakımından Topluluk il Türkiye arasında büyük farklar vardır. Bu sektörün entegrasyonu zor olacaktır.

Topluluk ile rekabet gücümüzün en zayıf olduğu sektörlerden birisi hayvancılıktır. Tarım sektörü içerisinde özel yeri olan Avrupa Topluluğu’nda tarımsal üretim değerinin yüzde 55’i hayvancılıktan sağlanmaktadır. Türkiye’de bu oran yüzde 30 düzeyinde seyretmektedir.

Topluluk hayvancılığında domuz besiciliği, et ve süt sığırcılığı, tavukçuluk ağırlıklı alt sektöelerdir. Topluluk ülkelerinde hayvan yetiştirme ve ıslah çalışmalarını dernekler ve bunların birleşmesiyle oluşan federasyonlar tarafından etkin bir şekilde yürütülmektedir.

Türkiye’de iki derneğin dışında bu tip organizasyonlar hemen hemen hiç hiç yoktur. Topluluk ile Türkiye arasında hayvancılık sektörü açısından en önemli fark uygulanan hayvancılık politikasından kaynaklanmaktadır.

Toplulukta; üretici belirli bir fiyat ve Pazar garantisi altında korunurken, Türkiye’de; serbest piyasa koşullarına teşekkül eden fiyatları kabullenmek zorundadır.

Türkiye’de; hayvansal ürünler destekleme politikası kapsam dışında tutulmaktadır. Üretim, tüketim, verimlilik ve ticaret ile ilgili verilerin seyri dikkate alındığında, uygulanan bu politikaların hayvancılığı desteklemeye yeterli olmadığı maalesef açıkça görülmektedir.

Türkiye’de; hayvansal ürünleri tüketmeye yönelik hiçbir çaba sarf edilmemesine rağmen, Toplulukta; hayvansal ürün talebi özel yollarla desteklenmektedir.

Topluluğun ortak tarım politikası; ürünlerin serbestçe dolaştığı bir iç Pazar, üye ülkeler arasında gümrük vergilerinin ve miktar kısıtlamaların kaldırıldığı bir piyasa birliği politika esasına dayanmaktadır.

Toplulukta; daha iyi organize edilebilmesi için ürün satışlarının belirli merkezlerden yapılmasını sağlamak ve üreticileri toptancılar ve sanayiciler karşısında güçlü kılmak amacıyla; üretici kooperatiflerine ve kooperatif birliklerine özel yardımlarda bulunması, hayvancılığın desteklenmesi açısından büyük önem arz etmektedir.

Topluluk bütçesinin yüzde 70’ini kapsayan FEOGA’nın garanti bölüm fonlarına yaklaşık yüzde 50’sini hayvansal ürünlere harcamış olması, topluluğun hayvancılık sektörüne ne ölçüde destek sağladığı görülmektedir.

Türkiye’de hayvancılık sektörünün yeterli ölçüde desteklenmediği gözlenmektedir. Bunun kanıtı T:C: Ziraat Bankasınca tarıma ayrılan krediler içerisinde, hayvancılık kredilerinin çok düşük olmasıdır. Bu oran yüzde 10’un altında seyretmektedir.

Ülke hayvancılığının en önemli sorunlarından bir tanesinin de hayvanların sağlığı olduğuna vurgu yapıyoruz. Yukarıda sözünü ettiğim hayvancılıkla ilgili sorunların tümü çözülmüş olsa dahi hayvan sağlığı konusunda yeterli önlem ve tedbir alınmadığı takdirde hayvancılık konusunda Avrupa Topluluğu’na uyum sağlamak mümkün değildir.

 

Devamında hayvan sağlığı ve beslenme konusundaki kaygılarımızı aşağıda gösterildiği şekilde dile getiriyoruz. 

Beslenme sorunu; günümüzde ülkemizin yanında bütün dünya’yı etkileyen olgulardan biridir. Hayvansal besinlerde; mevcut proteinler insan vücudu için önemli rol oynamaktadır.

Hayvancılık; ülkemizde önemli bir uğraşı olup üretimin yükselmesinde hayvan beslenme, yetiştiricilik, bakım, idare, kontrol, pazarlama etkin rol oynamaktadır.

Enfeksiyoz ve paraziter hastalıklar hayvancılığımızın gelişmesinde olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Avrupa ülkelerinde; Tüberküloz, Şap, Anthraks, Ç,çek gibi önemli hastalıkların neden olduğu zararlar oldukça düşüktür.

Türkiye’de; hayvancılığa hizmet götüren kuruluşlar, gerek bilgi gerekse imkan ve gerekse yetki kargaşası içerisinde hizmetin tam olarak götürüldüğünü söylemek mümkün değildir.

Kanatlılar dahil olmak üzere100 milyonun üzerinde hayvan varlığımız olmasına rağmen ulusal gelire katkısı yüzde 1 civarındadır.

Hayvancılık; kredi bünyesinde ayrı bir iş kolu meydana getirmekte, deri, et, süt mamülleri, kumaş ve halı sanayi hayvansal üretime dayanmaktadır.

İnsan sağlığı yönünden; zoonoz dediğimiz hastalıkların yaratmış olduğu tehlike ayrı bir önem taşımaktadır. Örneğin; Kuduz, Tüberkiloz, Burusellos, Anthraks, Ruam gibi hastalıklar direk olarak insan sağlığını tehdit etmektedir.

Mastitis, Şap, Koyun Çiçeği, Nevcastle, Marek, Tifo enfeksiyonları ise büyük ekonomik zararlara neden olan hastalıklardır.

Devamında; sorunların çözümüne yönelik düşüncelerimizi aşağıda gösterildiği şekilde yüksek sesle seslendiriyoruz.

ÇÖZÜM

  • Bütçeye hayvan sağlığı ve ıslahı konusunda yeterli ödenek konulmalıdır.
  • Hayvan sağlığı ve ıslahı konusunda üniversite, fakülte ve bilim adamlarımız ülkemizin şartlarına yönelik çalışmalarını artımalı ve onların önerilerine kulak verilmelidir.
  • Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki hayvan sağlığı ve ıslahı birimlerinin yetki ve etkinliği artırılmalıdır.
  • Veteriner hekimlerimiz kıskançlığı bir tarafa bırakarak, hayvan sağlığı ve ıslahı çalışmalarında; veteriner sağlık teknisyenleri ile çok yakın işbirliği içinde olmalı.
  • Serbest veteriner hekim çalışmaları kolaylaştırılmalı ve teşvik edilmelidir.
  • Bu arada 1954 yılında yürürlüğe giren 6343 sayılı Kanun’un 11. Maddesine göre çıkarılması ve yürürlüğe konulması gereken veteriner sağlık teknisyenlerinin mesleklerini; serbestçe icra hükmüne işlerlik kazandırılmalıdır.
  • Veteriner sağlık teknisyenlerinin Görev ve Yetki Yönetmeliği çıkarılarak acilen uygulamaya konulmalıdır.
  • Veteriner sağlık teknisyenlerine ön lisans eğitimi olanağı sağlanmalı.
  • Veteriner hekimlere ve veteriner sağlık teknisyenlerine yabancı dil öğrenme olanağı sağlanmalı ve veteriner hekimlerle birlikte staj için yurt dışına gönderilmelidir.
  • 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanun’un 33. Maddesi gereğince mezbaha hizmet sürecinden dışlanmış olan veteriner sağlık teknisyenlerine mezbahalarda mesleki hizmet verme olanağı sağlanmalıdır. 5 Mayıs 1990 

YIL 1992

18 Nisan 1992 tarihinde 18. olağan genel kurul toplantısını yapıyoruz. Bu tarihi genel kurulumuza yine ÜNLÜ kişilerden Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı Sayın Erdal İnönü’yü davet ediyoruz. Pof. Dr. Sayın Erdal İnönü; kongremize bu kez Başbakan Yardımcısı sıfatıyla katılmıştı.

Bu tarihi kongremize; Sayın Başbakan Süleyman Demirel’in talimatıyla, Tarım ve Köy işleri Bakanı Sayın Necmettin Cevheri de katılmıştı.

Bu tarihi genel kurulumuza; siyasi partilerin üst yöneticileri, meslek odaları ve demokratik kitle örgütlerin genel başkanları da katılmıştı.

Tarihe iki önemli not düşelim.

Tarım ve Köy işleri Bakanı Sayın Necmettin Cevherinin, kongremizde; mesleğimizle ilgili yapmış olduğu o tarihi konuşmasını yazı dizisinin 5. sayısında yayımlanmıştı.

Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı Sayın Erdal İnönü’nün; mesleğimizle ilgili yapmış olduğu o tarihi değerlendirmesini de yazı dizisinin 16. ve 26. sayısında yayınlanmıştı.

Genel merkez yöneticilerimiz konuşuyor.

Şube yöneticilerimiz konuşuyor.

İl ve İlçe Temsilcilerimiz konuşuyor.

Şimdi Samsun Şube Temsilcisi Sayın Hicabı Yılmaz’ın 18. olağan genel kurul toplantısında; dile getirdiği  “o tarihi” söylemlerini hatırlatıyoruz.

HİCABI YILMAZ:

“Ön lisans hakkımız verilmelidir.”

“Veteriner sağlık teknisyenlerinin iki sorununu dile getirmek için söz almış bulunuyorum. Ancak sorunlara değinmeden önce bir şeyin bilinmesini istiyorum. Biz yaptıklarımızın dışında hiç kimseden bir şey istemiyoruz. Bizler tarafından yapılan ama veteriner hekimler tarafından yapılmış gösterilen hizmetlerin bizim tarafımızdan yapıldığının yasada belirtilmesidir. Örneğin ben ahıra gidip hayvana aşıyı yapıyorum, ama tanzim edilen aşı kartının altını veteriner hekim imzalıyor.

Değineceğim başka konu ise; 3285 Sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanun’undaki 17. Madde aynen şöyle; hayvan hastalıklarıyla ilgili koruyucu aşılamalar; Hükümet Veteriner Hekimi, Serbest Veteriner Hekim ve bunların sorumluluğu altında Veteriner Sağlık Teknisyenleri tarafından yapılır der. Bu kanuna göre her Teknisyenin başına bir Veteriner Hekim dikmek gerekmez mi? Benim yanımda olmayan bir kişinin sorumluluğu alması hukuken mümkün mü? Kaldı ki pozitif hukukta gerekse medeni kanunda ve gerekse Türk Ceza Kanununda iki türlü insan başkasının sorumuna girer. Bu yasa hazırlanırken büyük bir ihtimalle Veteriner Hekim kökenli bürokratlar tarafından hazırlandı ve yüce meclisten çıktı. Şimdi bu metni yazıp ve o yasayı çıkaranlara haddim olmayarak bir soru yöneltmek istiyorum. Bizleri çocuk yerine mi koydunuz? Yoksa deli yerine mi koyarak Veteriner Hekim sorumluluğuna verdiniz? Çocuk sayılmayız çünkü 18 yaşını geçmişiz, 18 yaşını aşmadan memur olamazsınız. Deli isek lütfen yetkililer tüm Veteriner Sağlık Teknisyenlerini devlet memurluğundan azletsinler.

Bir de biraz önce Sayın Başbakan Yardımcısı ile değerli insan aramızdan ayrıldı. Zannediyorum Öğretim Üyeleri Derneğinin 2. Başkanı Prof. Dr. Sayın Tahir Hatipoğlu olacak. Bir konuyu çok iyi açıkladı. Ön lisans! Bu da bizim emsalimiz beşeri sahadaki Sağlık Memurlarına, Sağlık Teknisyenlerine ve hemşirelerimize verilmiş bir haktır. Bize de verilmelidir. Hukukun gereği de budur.”

Şimdi Sosyal Demokrat Halkçı Parti Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı Sayın Erdal İnönü ile birlikte kongremize katılan meslek örgütlerinden sorumlu genel sekreter yardımcısı Sayın Etem Cankurtaran’ın; mesleğimiz ve derneğimiz ile ilgili dile getirdiği “o tarihi” söylemlerini hatırlatıyoruz.

ETEM CANKURTARAN

“Türkiye’de Personel Rejimi Tam Bir Rezilliktir.”

“Partimin meslek odaları, sendikalar, demokratik kitle örgütleriyle ilişkiler konusundaki genel sekreter yardımcısı olarak bugüne kadar derneğinizin sayın genel başkanı Adnan Korkmaz ile çeşitli defalar sizin sorunlarınıza dönük toplantılar yaptık, bu sorunların çözümü ile ilgili konuları, raporları ve önerileri getirdi.

Biz bunları hükümete ulaştırma gayreti içerisindeyiz. Ancak Türkiye 1980 de tam tahrip edilmiş, bir diktatörlük mantığına göre kurulmuş, her ne kadar 12 yılda 1983 de seçimler yapıldıysa, sivil kıyafete büründüyse de bir değişikliğe uğramamış, değiştirilmesi gerekiyor.

Hükümetimiz iş başına geldiği günden bu yana bu değişimle ilgili çaba içerisinde, bu değişimi sağlamak için karşısında epey bir engelin olduğunu her biriniz yaşıyorsunuz. Cumhur Başkanından tutunuz da çeşitli yerlerden ciddi engellerle karşı karşıya bu değişim talebi amma bu inanıyoruz ve güveniyoruz ki halkımızın desteği de bu doğrultudadır. Gerçekleşecektir bir gün.

Anayasa değişikliği gündemde tartışılıyor, konuşuluyor, konuşulamadığı bir ülkede demokrasi olmaz. Sivil topluluğun örgütlenemediği bir ülkede hakları da almak mümkün olmaz. Sizin sorunlarınızı ülkenin sorunlarından ayrı göremezsiniz. Bakın Türkiye nüfusu 57 milyon, anlamlı bir şekilde örgütlenmiş insan sayısı Ocak ayı istatistiğine göre biraz daha abartılmış rakam 2 milyon 165 bin, böyle bir ülkede demokrasi olmaz. Kendimizi kandırıyoruz.    

Türkiye’de çalışan bir insanın üyesi olduğu sendika, o üyenin özlük haklarıyla ilgili taleplerini ortaya koyabilmeli, taleplerini gerçekleştirmek için gerekli silahları da kullanabilmeli? Bunları ortaya yazmışsınız bakın ek gösterge, özel hizmet, yan ödeme, teminindeki güçlük zammını, arazi tazminatı Türkiye Personel Rejimi tam bir rezalettir.

“Veteriner Sağlık Teknisyenlerinin sorunları onların katılmadığı yerde çözümlenmez.”

Şu anda bu işle ilgili genel sekreter yardımcısı olarak o çalışmaları partim adına yakından takip ediyorum. Devlet Personel Dairesinde, Çalışma Bakanlığında da memurların sendikalaşmasıyla ilgili kanunda yasal düzenlemeler yapılıyor. Türkiye’de Bağ Kurlular başka, emekli sandığına bağlı olanlar başka, Türkiye nüfusunda ancak 30 milyonun bu şemsiye altında, geri kalan 27 milyondan Türkiye’nin haberi yok. Şimdi bunca sorumluluk ve sıkıntıyı devralmış bir iktidarın ülke sorunları yanında bir de terör olayı, bunların mücadelesine karşın 12 yıldan beri tahrip edilmiş devleti demokratikleştirme  ve sivilleştirme Türkiye’yi yeniden inşa etmeye koyulmuş bir hükümet. Zaman alacak ama herkesin şuna inanmasını istiyorum.  Adım, adım Türkiye’nin bu sorunlarını çözmeye talibiz. Hükümet bunu yapma gayreti içerisinde, biz parti olarak destekleme, eleştirme, eğer çözülmemiş sorunlar varsa çalışmalar yapmak zorundayız.

Sizin sorunlarınızla ilgili çalışmalar yapılmakta, şu geçeği kabul ediniz, gün sorunları çözeriz. Veteriner Sağlık Teknisyenlerinin sorunları onların katılmadığı yerde çözümlenemez. İşte biz yeni sendikalar yasasını tanzim ettik ve yerleştirdik. Yakında göreceksiniz Hükümetin Veteriner Sağlık Teknisyenlerinin sendikası onların özlük hakları, çalışma şartlarını işverenle kendisi düzenleyecektir. Siz şu gerçeği söylüyorum.

Hükümetin Milli Eğitim politikasından kaynaklanan sıkıntılar var, aşma noktasına doğru yavaş yavaş bir reform hareketi yürütülüyor. Elbette ki meslek liselerden mezun olanların Türkiye’de ne iş yapacağı ve ne iş yaptığı belli değildir.

Artık bunları aşmak zorundayız. Ülkede ön lisans da düz lisansı da gerçekleştirip her birinizin veteriner hekimlerden farklı insanlar olmadığınızı kanıtlama görevi; sizin örgütlenmenizin  görev ve sorumluluğudur. Yoksa kongrenizde otururuz tartışırız, değerlendirmeyi yaparız, sorunların tam anlamıyla çözüm noktasına ulaşamayız.

Hedefimiz iktidardan beklentimiz parti olarak bizim içinde bulunduğumuz iktidardan Türkiye’yi 5 milyon toplu sözleşmeli grev hakkından yararlanan sendikaları kavuşturma olmalıdır. Onları bulundukları her noktada yönetime katılan, siyasi partiye üyelerin her noktada düşüncelerini söyleyebilen insanlar olarak Türkiye’nin sorunlarını çözmek görevini üstlenmiş insanlar olmalıdır.

“İnek ölürse sorumlusu kim olacak?”

Ayrıca yetki ve sorumluluk konusunda da bir şeyle söylemek istiyorum. Samsun Temsilcisi arkadaşım; yetki ile sorumluluk arasındaki farkı söyledi. Bu şuna benziyor. Ahırda bir ineği aşılayan veteriner sağlık teknisyeni aşıladığı inekle ilgili belgeyi imzalayamıyor niye? Peki, o inek ölürse sorumlu kim? Bu neye benzer biliyor musunuz şimdi Türkiye’de Cumhurbaşkanına benziyor.”

Tarım Bakanı Necmettin Cevheri’nin yanında getirdiği; Müsteşar Vekili Şenol Erdoğan’ı tanıyalım. Kendisini Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürü iken tanımıştık. Sonrasında APK Başkanı, sonrasında Müsteşar Yardımcısı, daha sonrasında Müsteşar Vekili görevine getirilmişti.

Tarım Bakanı Sayın Necmettin Cevheri; yanına getirdiği üç genel müdüre de verdiği “sana da, sana da, sana da emir veriyorum. Veteriner sağlık teknisyenlerinin sorunlarını zaman geçirilmeden gideriniz.”

Şimdi Müsteşar Vekili Sayın Şenol Erdoğan’ın; 18. olağan genel kurul toplantısında; mesleğimiz ve derneğimiz ile ilgili yapmış olduğu değerlendirmesini hatırlatıyoruz.

ŞENOL ERDOĞAN

“Problemleriniz çözülecektir.”

“1985 yılından itibaren Veteriner Sağlık Teknisyenlerinin meselelerini görüşmek için derneğinizin başkanıyla birlikte çalıştım. O günden bu güne meseleyi sadece bir meslek gurubunun veya bir sektör içinde çalışan insanların meselesi olarak görmedim. Bunu o alanda çalışan biraz önce kendi deyimiyle örgütlü toplum çalışması içerisinde o sektörde görev alanların bütünün başarısı manasında ele almaya çalıştık. Ve ümit ediyorum kendileri ifade etmediler ama bir takım çalışmalar ve gelişmeler konusunda yardımcı olmaya gayret ettik.

Sayın Bakanımız tarafından burada görevlendirilmiş bulunuyorum. Gerek veteriner sağlık teknisyenlerinin gerekse ziraat teknisyenlerinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun uygulanmasından kaynaklanan ve müteaddit defalar problem olarak ifade edilen konuların çözümü, gerekse eğitilmiş insanın iş gücünün bu alanda kullanabilme imkânı getirilmek bakımından yapılması icap eden hukuki düzenlemeler ile ilgili çalışmalar zaman içerisinde Bakanlığımız içerisinde yürütülecektir.

Gerek Veteriner Sağlık Teknisyenleri Derneği Başkanı gerekse Ziraatçılar Derneği Başkanı ile birlikte bu meselenin daha kısa sürede çözülebilmesi konusunda gayretlerimiz olacaktır.”

Sonrasında neler oldu? Devamı gelecek sayıda… Yararlanılan kaynak Veteriner Sağlık Teknisyenleri Dergisi Yıl 1992 Cilt 2 Sayı 1-2

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.