“Türkiye sağlam askeri temeliyle güçlü bir konuma sahiptir”
“Türkiye sağlam askeri temeliyle güçlü bir konuma sahiptir”
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler: “Türkiye; konuşlandırılabilir kuvvetleri, tecrübeli komutanları, yerleşmiş eğitim kültürü ve sağlam askeri temeliyle NATO 3.0 sürecinde güçlü bir konuma sahiptir.”
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, “Müttefikler Ankara’da” programında konuştu. Bakan Güler, şu ifadelere yer verdi:
“Stratejik, siyasi, sınai ve akademik perspektifleri bir araya getirmek suretiyle ittifak için gerçekten önemli bir dönemden geçiyoruz.
Böylesine kritik bir dönemde Avrupalı müttefikler daha fazla sorumluluk üstlenmelidir. Ancak bu yalnızca daha yüksek bütçe rakamlarıyla gerçekleştirilemez. Savunma harcamaları; hazır birliklere, eğitimli personele, mühimmata, dayanıklı lojistik sistemlere, bütünleşik komuta yapılarına ve muharebe edebilir kuvvetlere dönüşmelidir. Külfet paylaşımı ayrıca operasyonel riski, coğrafi konumu, hazırlık seviyesini, görev katkılarını, sanayi kapasitesini ve kriz anında görev icra edebilme kabiliyetini de dikkate almalıdır. Zira Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa’daki askeri varlığına ilişkin düzenlemeleri, ittifak içindeki sorumlulukların yeniden dengelenmesi ihtiyacını daha da belirgin hale getirmektedir.
“Avrupa’nın büyük bölümü Soğuk Savaş sonrasında silahlı kuvvetlerini küçültürken, Türkiye aynı yolu izlememiştir.”
Bu bakımdan Türkiye’nin tecrübesi son derece kıymetlidir. Avrupa’nın büyük bölümü Soğuk Savaş sonrasında silahlı kuvvetlerini küçültürken, Türkiye aynı yolu izlememiştir. Türkiye; büyük, profesyonel ve faal bir kuvvet yapısını muhafaza etmiş, hazırlık seviyesini artırmış, savunma sanayiine yatırım yapmış ve zorlu ortamlarda harekat icra etme kabiliyetini korumuştur. Bu geniş imkan ve kabiliyetlerle sahip olunan devamlılık ve süreklilik, bugün hem Türkiye hem de ittifakımız için stratejik bir avantaja dönüşmüştür.
Bazı müttefikler birliklerini yeniden teşkil etmeye, personel temin etmeye ve stoklarını yenilemeye çalışırken; Türkiye mevcut yapıları ve operasyonel bilgi birikimi sayesinde derhal katkı sağlayabilmektedir. İşte bu nedenle Türkiye; konuşlandırılabilir kuvvetleri, tecrübeli komutanları, yerleşmiş eğitim kültürü ve sağlam askeri temeliyle NATO 3.0 sürecinde güçlü bir konuma sahiptir. Bu durum Türkiye’nin hazırlık açıklıklarının kapatılmasına katkı sağlamasına, farklı kanatlarda caydırıcılığın güçlendirilmesine ve krizlere süratle karşılık vermesine imkan tanımaktadır.
Türkiye 1952 yılında NATO’ya katılmasından bu yana ittifakın coğrafi ön hattında yer alan salt bir ülke olmamıştır sadece. Aksine Türkiye; risk üstlenen, sorumluluk alan, krizlerde sahada yer alan ve gerektiğinde caydırıcılığın fiili yükünü taşıyan bir duruş da sergilemiştir. Türkiye yüksek eğitim standartları, operasyonel tecrübesi ve güçlü müşterek harekat kapasitesiyle NATO’nun ikinci büyük ordusuna ve en yetenekli kuvvetlerinden birine sahiptir. Yüksek hazırlıklılık seviyesindeki komando birliklerimiz, geniş bir coğrafyada süratle konuşlanma ve krizlere etkili bir şekilde müdahale etme imkanı sağlayan önemli bir güç çarpanıdır.
Türkiye olarak Kosova’dan Akdeniz’e, Baltık bölgesinden Karadeniz’e kadar NATO misyonlarına, harekatlarına ve tatbikatlarına önemli katkılar sağlamaktayız. Bu kapsamda hava polisliği, deniz güvenliği, kriz yönetimi ve eğitim alanlarında sorumluluk üstleniyoruz. Yakın dönemde icra edilen kapsamlı NATO tatbikatları, Türkiye’nin yalnızca yakın çevresinde değil tüm Avro-Atlantik alanında güvenliği sağlayıcı kapasitesini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Türkiye’nin Afrika, Doğu, Orta Doğu ve Asya’daki saha tecrübesi de boş bırakılan alanların rakip aktörler tarafından hızla doldurulduğu bir dönemde stratejik bir kıymettir.
Mevcut dönemde NATO’nun önündeki temel soru şudur: NATO siyasi taahhütlerini ne ölçüde ve ne kadar hızlı bir şekilde somut askeri kabiliyetlere dönüştürebilecektir? Savunma harcamalarının artırılması önemlidir ancak yapılan harcamalar tek başına caydırıcılık üretemez. Caydırıcılık; eğitimli personel, hazır kuvvetler, mühimmat, güçlü lojistik, bütünleşik hava ve füze savunma, etkili komuta ve kontrol, siber dayanıklılık, sanayi kapasitesi ve siyasi kararlılık gerektirir. İşte bu nedenle Ankara Zirvesi’nin temel mesajlarından biri, taahhütlerin uygulamaya dönüştürülmesi olmalıdır. NATO’nun geleceği yalnızca bütçe oranlarıyla değil, bu bütçelerin hangi kabiliyetleri ne kadar sürede üretebildiğiyle belirlenecektir.
Savunma sanayii alanında Türkiye; rekabet yerine tamamlayıcılığı, dışlama yerine ortak üretimi ve kısıtlamalar yerine güvenliğe dayalı iş birliğini savunmaktadır. İttifak ruhu kısıtlamalarla değil, dayanışma ve ortak vizyonla güçlenmektedir.
Ankara Zirvesi yalnızca diplomatik bir toplantı olmaktan ibaret değildir. Bu zirve; NATO’nun birlik ve beraberliğini, savunma yatırımlarını, hedeflerini, savunma sanayii üretimini, Ukrayna’ya desteğini ve caydırıcılığının sürekliliğini ele alacak kritik bir eşiktir. Ankara’dan verilecek mesaj açık olmalıdır: Beşinci maddeye olan bağlılığımız sarsılmazdır ve siyasi taahhütler güvenilir askeri güçle desteklenecektir. Bu kapsamda müttefikler savunma harcamalarını; hazır kuvvetlere, dayanıklı altyapıya, sürdürülebilir mühimmat stoklarına ve modern kabiliyetlere dönüştürmelidir. Üretimi artıran, yeniliği destekleyen kapsayıcı bir savunma sanayii ekosistemi oluşturan iş birliği alanları da genişletilmelidir.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
