Yapılması gereken; İran halkının serbest seçimler vasıtasıyla yöneticilerini seçebilmelerini sağlamak. İran halkının, “Cumhuriyet” mi, yoksa “İslami Cumhuriyet” mi tercih ettiğini seçmenin önüne sandık koyarak belirlemek. Barış, "Yeni liderin için Trump’tan onay al” tarzında küçültücü talimatlarla empoze edilemez
Önceki yazımda dile getirdiğim temel görüşümü muhafaza ediyorum. Netanyahu, Trump ve Putin savaşın ana sorumlularıdır. Putin'in sorumluluğu etken manada değil edilgen manadadır. Rusya, Ukrayna batağına saplanmış olmasaydı, Netanyahu-Trump ikilisi İran’ın üzerine böylesine çullanmaya cesaret edemezlerdi. Rusya ortadan çekilince meydan kabadayılara kalmıştır. Komplo teorilerine yatkın iseniz, ABD'nin Rusya'yı Ukrayna’ya saldırmaya teşvik etmek suretiyle başka cephelerde etkisizleştirdiğini iddia edebilirsiniz.
Körfez ülkeleri İbrahim Anlaşmaları'nın bedelini ödüyorlar
Savaşın ikinci haftası sona ererken, gelişmelerin ABD-İsrail ikilisinin kontrolü dışına çıktığını gözlemliyoruz. Yıkımın İran ile sınırlı kalmayacağı açık seçik ortaya çıkmış vaziyette. “Ben yanarsam hepiniz benimle birlikte yanarsınız” anlayışıyla hareket eden İran’ın Körfez ülkelerini ateş çemberine dahil etmeye muvaffak olduğunu izliyoruz. “Hürmüz boğazını kapatırım” diyerek çevresini tehdit eden Molla Rejiminin blöf yapmadığını canlı canlı yaşıyoruz. 3 kez, Kürecik ve İncirlik istikametlerinde balistik füze yollayarak tarafsız komşusu Türkiye’yi dahi hedeflere dahil etmesi İran’ın cüretini ve azmini ortaya koyuyor. Artan akaryakıt fiyatları kanalıyla da tüm dünyayı ve özellikle Trump’ı rahatsız etmeyi beceriyor İran. İbrahim Anlaşmalarına taraf olmak suretiyle, İsrail ve ABD ile fazla yakınlaşan Körfez ülkeleri şimdi bedel ödüyorlar. Acaba bölgede barış tesis edildiğinde, ABD-İsrail ikilisine, bölgeden gelen uyarılara kulaklarını kapatıp İran’a saldırdıkları dikkate alınarak fatura kesilir mi ? Meydana gelen benzersiz yıkımın temel sorumluları Tel Aviv ve Vaşington diyerek araya duvar örerler mi ? Bu sorular savaş ertesinde gündemde yer alacaklar.
Uluslararası toplum “Dünya Trump’tan büyüktür" dediği zaman gezegenimize huzur ve barış gelir
Savaşın ikinci haftasının sonunda, uluslararası toplumun, saldırgan ikiliye hala müsamaha göstermesi çok şaşırtıcı. Her iki ülkeye de çoktan kırmızı kart gösterilmeliydi. Emekli büyükelçi Volkan Vural 6 ocak tarihli “Dünya Trump’tan büyüktür” başlıklı yazısında “Dünyanın sağduyulu devletleri başkan Trump’a dur demek için geç kalmamalı” diyerek özellikle Avrupalı liderlere seslenmişti. Halen ne kadar haklı olduğuna ve çağrısının duyulmadığına şahit oluyoruz. Kırmızı kart görmediği sürece Trump sahada kalacak ve faullü oyununa devam edecektir. Oyundan atılması zorunlu diğer oyuncu Netanyahu'dur. İsrail’e, Gazze soykırımından itibaren gösterilen müsamaha kabul edilemez düzeyleri çoktan geride bırakmıştır. Bu ülkenin futbol ve basketbol takımları hala uluslararası turnuvalara katılmaya devam etmektedir (İsrail uçakları 9 Mart gecesi İran’a bomba bırakırken GS basket takımı Şampiyonlar ligi son 16 turu maçı için İsrail'in Hapoel Netanel Holon ekibi ile Bulgaristan'da parkedeydi). İsrail, muhtemelen, önümüzdeki mayıs ayında, Viyana'da gerçekleştirilecek olan 2026 Eurovision Şarkı Yarışmasına da katılacaktır. İrlanda, Hollanda, İspanya, İzlanda ve Slovenya'nın İsrail’in katılımına tepki olarak yarışmadan çekilmeleri iyi bir başlangıç teşkil etmiş, ancak arkası gelmemiştir. Keşke Avrupalı liderler İspanyol Başbakanının izinden gidebilseler. İsrail’in spor müsabakalarına iştirak etmesine ve Eurovision yarışmasına katılmasına göz yummak bu ülkenin Gazze'ye, Lübnan'a ve İran’a saldırılarına müsamaha göstermek manasındadır. Bu günahın altına nasıl giriyorlar anlamak mümkün değil.
Başkan yardımcısı JD Vance savaşın karşısında
Şaşırtıcı olan ikinci husus koskoca ABD'nin, süper güç Amerika'nın, İsrail'in oyuncağı durumuna düşmesidir. Eskiden panayırlar kurulurdu Anadolu kasabalarında. Hayal meyal hatırlıyorum, birileri ayı oynatıp para toplardı seyircilerden. Ayının burnundaki demir halkayı çekerek hayvana göbek attırırdı sahibi, bayılma taklidi yaptırırdı. İsrail-ABD ilişkisi bana bu panayırları hatırlattı. Trump’ın İran’a saldırısını onaylamayan ABD vatandaşlarının sabırlarının sınırları olmalı. Nitekim savaşa karşı olduğu seslendirilen Başkan yardımcısı JD Vance'in Trump’ın etrafında dolaşmaması çok dikkat çekiyor. Netanyahu ve İsrail'e duyulan tepki tüm dünyada her geçen gün artıyor. Bir iki gün önce, bir Amerikalı, Michigan’da sinagoga aracıyla girerek etrafa ateş etti. Korkarım bu tip eylemler hem ABD’nde hem de dünyanın başka bölgelerinde giderek artacaktır. Geçtiğimiz aralık ayında Sidney yakınındaki Bondi plajında meydana gelen saldırı da bu çerçeveye dahil bir eylemdir.
Soykırım yaşayan Yahudilerin saldırgan Netanyahu’nun ardında safa dizilmeleri pek tezat
Şaşırtıcı üçüncü husus, asırlarca ayrımcılığa uğrayan, “Hazreti İsa'yı öldürenler olarak suçlanan”, ikinci dünya savaşında Nazilerin ellerinde soykırıma maruz kalan İsrail vatandaşlarının, kendilerine ait bir devlete sahip olduktan sonra, zaman içinde, barış kavramını unutmaları ve sicili lekeli saldırgan bir liderin arkasında safta durmalarıdır. İsrail'in kendisini savunma hakkı tabiatıyla kutsal bir hak olup kısıtlanamaz. Ancak bugün yaşananların savunmayla bir alakası bulunmuyor. İsrail, yanına çektiği ABD'ye sırtını dayayarak, İran’ı, Lübnan'ı, Suriye’yi “önleyici” amaçla bombalıyor, hiç bir kural tanımıyor, tüm kınamalara kulağını tıkıyor. Hamas’ın 7 Ekim saldırısını fırsat bilerek tüm Gazze'yi yerle bir eden, 70 bin civarında Gazzeliyi hayattan koparan, hayatta kalanlara esir muamelesi yapan İsrail'e kim, ne zaman 'dur' diyecektir bilemiyorum. 10 milyon İsrail vatandaşına, Yahudiler nezdinde popüler bir zat-ı muhterem seslensin: Halen dünyanın en nefret edilen ülkesi konumunda bulunduklarına dikkat çeksin. “Bu ayıp sizleri rahatsız etmiyor mu ? Antisemitizmin güçlenmesi veya zayıflaması sizlerin ellerinizde, başkalarını suçlamayın” desin.
Seçmen oyuyla, Netanyahu ve Trump'ı iktidardan düşürmeli
Gördüğüm kadarıyla 350 milyon nüfuslu süper gücün vatandaşları, İsrail'in oyuncağı konumuna getirildiklerinden, Yahudi karşıtlığı her geçen gün artıyor. Aklı başında İsrail vatandaşlarına ilaveten, ABD vatandaşı barıştan yana Yahudi toplumuna büyük sorumluluk düşüyor. Yapılacak ilk seçimlerde soykırımdan suçlanan ve tüm Ortadoğu'yu ateşe atan Netanyahu’nun iktidardan indirilmesi (maalesef yoklamalarda önde gidiyor), bölgede ve dünyada barışın hakim olması açısından kritik önem arz ediyor. ABD'den gelen işaretler Netanyahu’nun emir eri Trump’ın kasım ara seçimlerini kaybedeceği yönünde. Trump’ın görevden alınması veya en azından görevin hitamında mahkeme karşısına çıkarılıp mahkum edilmesi bölgemizde dökülen kanların faturası olacaktır.
Hamaney'in ölüm haberi Tahran'da sevinç çığlıklarına yol açtıysa…
Gelelim mazlum İran halkına. Rejimi destekleyenlerin sayısı bilinmiyor, ancak çoğunluk olmadıkları kesin. Yüzde 20 civarında oldukları ileri sürülüyor. Bu seviyeden biraz daha fazla olmaları mümkün. Geçen haftaki yazımda molla rejimine dair görüşlerimi arz etmiştim, tekrarlamak istemiyorum. Normal olarak dünyamızda iktidarda yıpranan hükümetler giderler, yerine yenileri gelir. İran'da hükümetler yıpranıyor ama gitmiyorlar. Böyle olunca rejim karşıtları yıllar içinde bir türlü gitmeyen iktidarlara karşı nefret geliştiriyorlar. Yüce rehber Ali Hamaney'in ölüm haberi duyulunca Tahran'da onbinlerce evden sevinç çığlıklarının yükselmesi başka türlü izah edilemez. Yurt dışında yaşayan İranlılar, Hamaney'in öldürülmesinden fevkalade memnun kaldılar ve mutluluklarını yabancı basın önünde itiraf etmekten hicap duymadılar. Bu durum İranlılar arasındaki kutuplaşmanın vardığı kan kırmızısı tehlikeli seviyeyi işaret etmektedir. İmam Humeyni ile İmam Ali Hamaney, 46 yıl süren iktidarları neticesinde, İran halkını, içeride ve dışarıda, pek keskin hatlarla ortadan ikiye bölmeye muvaffak oldular. Benzer türde bir kutuplaşma Venezuela'da da mevcut.
İran halkına Cumhuriyet mi, İslami Cumhuriyet mi tercih ettiği sorulmalı
İsrail-ABD ikilisinin İran’a son saldırısı tüm bölgeyi ateşe attı. Yapılması gereken şey ortada ama hayli müşkül: İran’a demokrasiyi geri getirmek ve İran halkının serbest seçimler vasıtasıyla yöneticilerini seçebilmelerini sağlamak. İran halkının, “Cumhuriyet” mi, yoksa “İslami Cumhuriyet” mi tercih ettiğini seçmenin önüne sandık koyarak belirlemek. Barış, “nükleerden vazgeç, füze imkan ve kabiliyetini sıfırla, rejimi değiştir, yeni liderin için Trump’tan onay al” tarzında küçültücü talimatlarla empoze edilemez. Mevcut anayasanın İran halkının iradesini yansıtmadığı herkesin malumu. Milli iradenin ortaya çıkarılması amaçlanmalı. Uluslararası gözlemcilerin denetleyecekleri bir referanduma müsaade edilmesi karşılığında barış teklif edilmeli Mücteba Hameney'e. Kabul edilmediği takdirde, BM Güvenlik Konseyi kararıyla İran’a karşı yaptırımlar uygulanmalı ve 190 ülkenin hep birlikte yaptırım rejimine dahil olmaları sağlanmalı. Dünyanın (özellikle Avrupa'nın) sağduyulu devletleri bir yumruk halinde başkan Trump’a ve İsrail'e dur diyebildikleri takdirde, yukarıdaki referandumun İran’da düzenlenebilmesi mümkün olur. İran kötek ile linç edilmemeli, İran’a huzur ve bölgemize barışın gelişi Netanyahu-Trump ikilisinin keyif ve sonsuz ihtiraslarına bırakılmamalı.
