Hasan Servet Öktem - E.Büykelçi
Köşe Yazarı
Hasan Servet Öktem - E.Büykelçi
 

İran olanları hak etti mi; dünyayı ateşe atan üç lider

İran, 1980 başından bu yana mollalar tarafından yönetiliyor. Önce Ayetullah Humeyni, ardından Ayetullah Ali Hamaney 46 yıldır İran’da her şeyi kararlaştıran mutlak muktedir oldular. Halen ABD ve İsrail'in ağır saldırılarına maruzlar ve arkalarında yanlarında duran tek bir devlet mevcut değil; halkın önemli bir kısmı da karşılarında. Hürmüz Boğazı’nı ve tüm Körfezi yangın alanına çevirmek üzereler. Rüzgâr eken fırtına biçer... İsrail, ABD’yi arkasına alarak Orta Doğu’nun en saldırgan/faşist ülkesine dönüştü. Geçtiğimiz haziran ayında bu ikili İran’ın nükleer tesislerini tahrip etmek, füze imkan ve kabiliyetlerini ortadan kaldırmak üzere ortaklaşa saldırılar (12 gün savaşı) gerçekleştirdiler. Geçtiğimiz hafta sonu, başladıkları işi tamamlamak üzere ikinci bir saldırı başlattılar. Başta dini lider Ali Hamaney olmak üzere çok sayıda üst düzey askeri/siyasi personeli birinci gün öldürmeye muvaffak oldular. İsrail ve ABD yetkilileri, İran halkına rejimi devirmeleri yönünde çağrılar yapıyorlar. Öte yandan, Umman Dışişleri Bakanı’nın, ABD ile İran arasında yapılan müzakereler bünyesinde temel sorunu teşkil eden zenginleştirilmiş uranyum konusunda mutabakata varılmış olduğunu açıklaması, savaşa dair diğer haberler arasında kim vurduya gitti. Arabulucu ülkenin bu beyanı ABD-İsrail ikilisinin dertlerinin üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek olduğunu ortaya koydu. Hegemon ikili saldırmasaymış İran saldıracakmış.  Yalanın kuyruklusu…  Hamas'ın 7 Ekim saldırısı İsrail'e geniş tepki alanı açtı  Dünyamızın bu gidişatı hayra alamet değil. İsrail bölgemizi istediği şekilde dizayn ediyor. Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırısı bu ülkeye çok geniş bir alan açtı. Tüm dikkatini ve imkanlarını Ukrayna’ya yöneltmek zorunda kalan Rusya, Suriye’den çekilince, İsrail-ABD ikilisi Orta-Doğu’nun rakipsiz yeni patronları oldular. Zengin Körfez ülkeleri Vaşington ile yakınlaşmak üzere Filistin davasını rafa kaldırdılar, hepsi İsrail'in dostu oldular. Gazze konusunda Trump liderliğindeki Barış Konseyi’ni İran ve Yemen dışında desteklemeyen bölge ülkesi var mı? Rusya ve Çin, İran’a yönelik bu ikinci saldırıyı uluslararası hukukun ihlali şeklinde nitelerken Avrupa ülkelerinin çoğunluğu kınamaktan dahi imtina ettiler, bazıları ise Ali Hamaney'in öldürülmesinden memnun kaldıklarını duyurmakta mahzur görmediler.  Dünyayı ateşe atan üç lider  Şahit olduğumuz bu gelişmeler hayra alamet değil. Dünyanın çivisi çıkmış vaziyette. İran’a karşı gerçekleştirilen iki saldırı ve ABD’nin ocak ayı başında Venezuela'ya karşı giriştiği silahlı müdahale, uluslararası ilişkilerde yeni bir döneme girdiğimizi kanıtlıyor. Dünyada artık güçlünün borusu ötüyor. Birleşmiş Milletler manzarayı seyretmekten başka bir şey yapamıyor. Kurallara dayalı uluslararası düzen sona ermiş durumda. Rusya'da Putin, İsrail'de Netanyahu ve ABD'de Trump'ın aynı zaman diliminde iktidar dümeninde buluşmaları dünya barışı açısından çok yıkıcı oldu. Burada üç ülkenin seçmenlerinin de vebali var. Özellikle Trump’a oy veren seçmenler, hem ABD'nin hem Latin Amerika'nın hem de dünyanın huzurunu kaçırılmasında pay ve sorumluluk sahibiler. Bu üç liderin aralarında oluşturduğu sinerji, Ukrayna savaşının uzamasına, İran(2) ve Venezuela saldırılarının vuku bulmasına yol açtı. Üstelik bu işin devamı gelecek. Bu defaki İran saldırısı neticesinde çok dramatik gelişmeler yaşanmadığı takdirde, Trump özgüven ve ihtiras patlamasıyla, yaza doğru, yeni hedefine yani Küba'ya yönelecektir. İran’daki rejim cumhuriyet değildir  Gelelim İran ile ilgili değerlendirmeye. İran benim ikinci dış görev yerim.  Bu ülkede 1983-85 arasında iki yıl geçirdim. O dönemde Ayetullah Humeyni henüz sağdı, İran-Irak savaşı devam ediyordu. Türkiye İran ve Irak ile eşit mesafeyi koruyor, savaşan taraflara silah veya cephane satmıyor, itibar görüyordu. İran’da olanları hep izlemeye hep gayret ettim, ancak Orta Doğu en yakından ilgilendiğim coğrafya değil. Bu bölgeyi izleyen, yerinde görev yapmış çok sayıda meslektaşım mevcut. Her şeyden önce İran'ın bir cumhuriyet olmadığı ile başlayayım.  Adındaki İslami sıfatı da İran’ın cumhuriyet olmasını engelliyor. Parlamentoda vatandaşların hür iradesiyle seçilmiş milletvekilleri çoğunluğu teşkil etmiyorlar. İran anayasası İslami cumhuriyetin temel prensiplerine ters düşen düşünceleri savunan kişileri siyaset sahnesine kabul etmiyor (İran anayasası 64.madde ve 4, 67 ve 72. maddeler). Başka deyişle siyasi İslamcı değilseniz İran’da milletvekilliği size kapalı. Batılı ahlakı, batılı değerleri, batılı kültürü benimseyenlere siyaset yasak. Mütedeyyin siyasetçilerin bile sık sık veto edildiklerine rastlanıyor. Bu koşullarda çoğunluğun iradesinin Meclis'e yansıdığını söylemek yanlış olur.  Halen İranlı politikacıların yarısını muhafazakâr diğer yarısını da reformcu şeklinde genelleyebiliriz. Reformcular, “gece-gündüz batı düşmanlığı yapmayalım”, “Batı karşıtlığı halkın huzurunu ve refahını kaçıracak seviyelere varmasın” diyenler. Öte yandan, halkın yarısı İslami rejime karşı veya kayıtsız olduğundan seçimlere iştirak yüzde 40 seviyelerinde geziniyor. Laiklere, liberallere, sosyalistlere ve komünistlere yer de yok, geçit de yok. “Elhamdülillah takva sahibiyim ama dinin siyasete karıştırılmasını uygun görmüyorum” diyenlerdenseniz, İran'da siyaset kapısı size kapalıdır.  Körfez ülkeleri zenginleşirken İran fakirleşti, hatta batıyor Ekonomik durumu sorarsanız hiç parlak değil, İran halkı yıllardır batının yaptırımlarıyla karşı karşıya. Bu kadar petrole ve doğal gaza sahip bir ülke nasıl olur da hala böylesine ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalır. Tüm Körfez ülkeleri petrol sayesinde fevkalade refaha kavuşurken İran'ın mezhepçi liderleri, petrol gelirlerini (günlük üretim: 3,5 milyon varil) cömertçe uranyum zenginleştirme çabalarına harcamakta beis görmez. Kısaca özetlemek gerekirse molla yönetimi, petrol gelirlerini nükleer çabalara, silahlanma faaliyetlerine ve İran adına vekalet savaşı yürüten gruplara (Hizbullah ve diğerleri) tahsis etmiş, bu politikalar sebebiyle masum İran halkı ağır yaptırımlara maruz kalmış, kişi başı GSMH itibariyle Körfez ülkelerinden kat kat geriye düşmüştür. Şah döneminde zenginlikten başı dönen ve komşusu Türkiye’ye yukarıdan bakan İran, 45 yıl sonra, molla rejimi altında kişi başı milli gelir itibariyle bu komşusunun 3 kat gerisinde dolaşmaktadır.  Bir ülkeyi terk edenler artıyorsa o idarede sorun mevcuttur  İran yönetiminin kendi halkına dahi, son derece acımasız davrandığını biliyoruz. Murat Yetkin’in yazdığını tekrarlayım. Sadece Ali Hameney’in döneminde, 30 bin vatandaş idam edilmiş, 40 bin vatandaş ise protesto gösterileri bastırılırken katledilmiş.  “Dini Yüce Lider” sıfatını taşıyan rahmetli Ali Hamaney'in sene başına kıydığı can sayısı ortalama 2 bin. Şah dönemi ertesinde İranlılar onbinler halinde ülkelerini terk ettiler. Tahran yönetimi yurt dışında 4 milyon İranlının yaşadığını söylüyor, başka kaynaklar 8 milyon diyorlar. İnsanlar vatanlarından ayrılmak zorunda kalıyorlar ise bu durum o memleketin idaresinde sorun olduğunun kanıtıdır.  Mollalar Hazreti Ali'yi örnek alıyorlar Bu mollalar nasıl İran’ın başına bela kesildiler? Şii mezhebini benimseyen İran'da hep kuvvetli bir Şii ruhban sınıfı mevcut olmuş, bunlar halk arasında asırlarca tanınmış ve saygı görmüşler. Dini eğitim veren medrese benzeri kurumları ve ilahiyat fakültelerini bitiren din adamları arasında en yüksek seviyeye (rütbeye) ulaşanlar Ayetullah ünvanlıyla İran toplumunun kanaat önderleri (Şii ulema) arasına dahil olmuşlar. Şah rejimine karşı söylemleriyle İran çapında tanınan Ayetullah Humeyni, ülkenin din adamları tarafından yönetilmesi gerektiğini savunan ve hayli taraftarı bulunan bir muhalefet liderine dönüşünce sürgüne gönderilmiş, önce Bursa’ya sonra da Paris'e yerleşmiş. 4. Halife Hazreti Ali, çocukları ve torunlarının (12 İmam teorisi) devleti yönettiklerini, dolayısıyla din adamlarının hazreti Ali geleneğine uygun biçimde İran devletini yönetme sorumlulukları bulunduğunu ileri süren Ayetullah Humeyni’nin bu görüşleri (Velayeti Fıkıh teorisi)  İran’da ve Şii dünyasında yayılmış  ve rağbet görmüş. Dünyamızda siyasal İslamcı hiçbir hükümet başarılı olamadı  Velhasıl İran, 1980 başından bu yana mollalar tarafından yönetiliyor. Önce Ayetullah Humeyni, ardından Ayetullah Ali Hamaney 46 yıldır İran’da her şeyi kararlaştıran mutlak muktedir oldular. Maalesef İran’a sadece sıkıntı, keder, baskı, ekonomik buhran, kaos ve çatışma yaşattılar. Başarılı oldukları tek bir alan yok. Halen ABD ve İsrail'in ağır saldırılarına maruzlar ve arkalarında yanlarında duran tek bir devlet mevcut değil; halkın önemli bir kısmı da karşılarında. Hürmüz Boğazı’nı ve tüm Körfezi yangın alanına çevirmek üzereler. Rüzgâr eken fırtına biçer. Dünyamızda siyasal İslamcı hiçbir hükümet, hiçbir rejim başarılı olamadı, hepsinin sonu hüsran. Her Müslüman ülke bu acı gerçekten gerekli dersi çıkarmalı. İran halkına, uluslararası gözlemcilerin gözetiminde, “İran İslam Cumhuriyeti mi? İran Cumhuriyeti mi?” sorusu sorulmalı, sonucuna göre yeni yol haritası çizilmelidir. Mollalar İran devrimini gerçekleştiren müttefiklerine ihanet ettiler Bir de unutulan bir hususu hatırlatayım.  Şah rejimi, sadece Ayetullah Humeyni taraftarlarının gayretleriyle yıkılmadı. İran Komünist Partisi Tudeh ile Halkın Mücahitleri örgütünün (sol) işbirliği ve desteği ile devrildi İran şahı. Mollalar daha sonra iktidar mücadelesi adı altında bu iki grubu da devre dışı bıraktılar, yakaladıklarını hapse attılar. Ortak başarıyı ittifak yaptıkları gruplardan çaldılar. Devrim sonrasında 1980 yılında düzenlenen ilk cumhurbaşkanı seçimlerini kazanan Abulhasan Banisadr’ı bir buçuk yıl sonra (molla olmadığından) görevden aldılar. Adam ülke dışına kaçarak canını zor kurtardı. Şunu da ekleyim, İran Şahı, Türkiye’yi Avrupa ile arasındaki engel olarak kabul eder ve hor görürdü. Mollalar bizi hor görmediler, ancak Türkiye’ye (ve bölgeye) İran devrimini ihraç etmeye çalıştılar, Türkiye’nin ileriye gitmesini ve başarılı olmasını hiç istemediler. Bu kanaatim ezbere değil, 41 yıllık mesleki gözleme ve emeklilik yıllarımdaki okuma ve tecrübeye dayanıyor.  
Ekleme Tarihi: 05 Mart 2026 -Perşembe

İran olanları hak etti mi; dünyayı ateşe atan üç lider

İran, 1980 başından bu yana mollalar tarafından yönetiliyor. Önce Ayetullah Humeyni, ardından Ayetullah Ali Hamaney 46 yıldır İran’da her şeyi kararlaştıran mutlak muktedir oldular. Halen ABD ve İsrail'in ağır saldırılarına maruzlar ve arkalarında yanlarında duran tek bir devlet mevcut değil; halkın önemli bir kısmı da karşılarında. Hürmüz Boğazı’nı ve tüm Körfezi yangın alanına çevirmek üzereler. Rüzgâr eken fırtına biçer...

İsrail, ABD’yi arkasına alarak Orta Doğu’nun en saldırgan/faşist ülkesine dönüştü. Geçtiğimiz haziran ayında bu ikili İran’ın nükleer tesislerini tahrip etmek, füze imkan ve kabiliyetlerini ortadan kaldırmak üzere ortaklaşa saldırılar (12 gün savaşı) gerçekleştirdiler. Geçtiğimiz hafta sonu, başladıkları işi tamamlamak üzere ikinci bir saldırı başlattılar. Başta dini lider Ali Hamaney olmak üzere çok sayıda üst düzey askeri/siyasi personeli birinci gün öldürmeye muvaffak oldular. İsrail ve ABD yetkilileri, İran halkına rejimi devirmeleri yönünde çağrılar yapıyorlar.

Öte yandan, Umman Dışişleri Bakanı’nın, ABD ile İran arasında yapılan müzakereler bünyesinde temel sorunu teşkil eden zenginleştirilmiş uranyum konusunda mutabakata varılmış olduğunu açıklaması, savaşa dair diğer haberler arasında kim vurduya gitti. Arabulucu ülkenin bu beyanı ABD-İsrail ikilisinin dertlerinin üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek olduğunu ortaya koydu. Hegemon ikili saldırmasaymış İran saldıracakmış.  Yalanın kuyruklusu… 

Hamas'ın 7 Ekim saldırısı İsrail'e geniş tepki alanı açtı 

Dünyamızın bu gidişatı hayra alamet değil. İsrail bölgemizi istediği şekilde dizayn ediyor. Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırısı bu ülkeye çok geniş bir alan açtı. Tüm dikkatini ve imkanlarını Ukrayna’ya yöneltmek zorunda kalan Rusya, Suriye’den çekilince, İsrail-ABD ikilisi Orta-Doğu’nun rakipsiz yeni patronları oldular. Zengin Körfez ülkeleri Vaşington ile yakınlaşmak üzere Filistin davasını rafa kaldırdılar, hepsi İsrail'in dostu oldular. Gazze konusunda Trump liderliğindeki Barış Konseyi’ni İran ve Yemen dışında desteklemeyen bölge ülkesi var mı? Rusya ve Çin, İran’a yönelik bu ikinci saldırıyı uluslararası hukukun ihlali şeklinde nitelerken Avrupa ülkelerinin çoğunluğu kınamaktan dahi imtina ettiler, bazıları ise Ali Hamaney'in öldürülmesinden memnun kaldıklarını duyurmakta mahzur görmediler. 

Dünyayı ateşe atan üç lider 

Şahit olduğumuz bu gelişmeler hayra alamet değil. Dünyanın çivisi çıkmış vaziyette. İran’a karşı gerçekleştirilen iki saldırı ve ABD’nin ocak ayı başında Venezuela'ya karşı giriştiği silahlı müdahale, uluslararası ilişkilerde yeni bir döneme girdiğimizi kanıtlıyor. Dünyada artık güçlünün borusu ötüyor. Birleşmiş Milletler manzarayı seyretmekten başka bir şey yapamıyor. Kurallara dayalı uluslararası düzen sona ermiş durumda. Rusya'da Putin, İsrail'de Netanyahu ve ABD'de Trump'ın aynı zaman diliminde iktidar dümeninde buluşmaları dünya barışı açısından çok yıkıcı oldu. Burada üç ülkenin seçmenlerinin de vebali var. Özellikle Trump’a oy veren seçmenler, hem ABD'nin hem Latin Amerika'nın hem de dünyanın huzurunu kaçırılmasında pay ve sorumluluk sahibiler. Bu üç liderin aralarında oluşturduğu sinerji, Ukrayna savaşının uzamasına, İran(2) ve Venezuela saldırılarının vuku bulmasına yol açtı. Üstelik bu işin devamı gelecek. Bu defaki İran saldırısı neticesinde çok dramatik gelişmeler yaşanmadığı takdirde, Trump özgüven ve ihtiras patlamasıyla, yaza doğru, yeni hedefine yani Küba'ya yönelecektir.

İran’daki rejim cumhuriyet değildir 

Gelelim İran ile ilgili değerlendirmeye. İran benim ikinci dış görev yerim.  Bu ülkede 1983-85 arasında iki yıl geçirdim. O dönemde Ayetullah Humeyni henüz sağdı, İran-Irak savaşı devam ediyordu. Türkiye İran ve Irak ile eşit mesafeyi koruyor, savaşan taraflara silah veya cephane satmıyor, itibar görüyordu. İran’da olanları hep izlemeye hep gayret ettim, ancak Orta Doğu en yakından ilgilendiğim coğrafya değil. Bu bölgeyi izleyen, yerinde görev yapmış çok sayıda meslektaşım mevcut. Her şeyden önce İran'ın bir cumhuriyet olmadığı ile başlayayım.  Adındaki İslami sıfatı da İran’ın cumhuriyet olmasını engelliyor. Parlamentoda vatandaşların hür iradesiyle seçilmiş milletvekilleri çoğunluğu teşkil etmiyorlar. İran anayasası İslami cumhuriyetin temel prensiplerine ters düşen düşünceleri savunan kişileri siyaset sahnesine kabul etmiyor (İran anayasası 64.madde ve 4, 67 ve 72. maddeler). Başka deyişle siyasi İslamcı değilseniz İran’da milletvekilliği size kapalı. Batılı ahlakı, batılı değerleri, batılı kültürü benimseyenlere siyaset yasak. Mütedeyyin siyasetçilerin bile sık sık veto edildiklerine rastlanıyor. Bu koşullarda çoğunluğun iradesinin Meclis'e yansıdığını söylemek yanlış olur. 

Halen İranlı politikacıların yarısını muhafazakâr diğer yarısını da reformcu şeklinde genelleyebiliriz. Reformcular, “gece-gündüz batı düşmanlığı yapmayalım”, “Batı karşıtlığı halkın huzurunu ve refahını kaçıracak seviyelere varmasın” diyenler. Öte yandan, halkın yarısı İslami rejime karşı veya kayıtsız olduğundan seçimlere iştirak yüzde 40 seviyelerinde geziniyor. Laiklere, liberallere, sosyalistlere ve komünistlere yer de yok, geçit de yok. “Elhamdülillah takva sahibiyim ama dinin siyasete karıştırılmasını uygun görmüyorum” diyenlerdenseniz, İran'da siyaset kapısı size kapalıdır. 

Körfez ülkeleri zenginleşirken İran fakirleşti, hatta batıyor

Ekonomik durumu sorarsanız hiç parlak değil, İran halkı yıllardır batının yaptırımlarıyla karşı karşıya. Bu kadar petrole ve doğal gaza sahip bir ülke nasıl olur da hala böylesine ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalır. Tüm Körfez ülkeleri petrol sayesinde fevkalade refaha kavuşurken İran'ın mezhepçi liderleri, petrol gelirlerini (günlük üretim: 3,5 milyon varil) cömertçe uranyum zenginleştirme çabalarına harcamakta beis görmez. Kısaca özetlemek gerekirse molla yönetimi, petrol gelirlerini nükleer çabalara, silahlanma faaliyetlerine ve İran adına vekalet savaşı yürüten gruplara (Hizbullah ve diğerleri) tahsis etmiş, bu politikalar sebebiyle masum İran halkı ağır yaptırımlara maruz kalmış, kişi başı GSMH itibariyle Körfez ülkelerinden kat kat geriye düşmüştür. Şah döneminde zenginlikten başı dönen ve komşusu Türkiye’ye yukarıdan bakan İran, 45 yıl sonra, molla rejimi altında kişi başı milli gelir itibariyle bu komşusunun 3 kat gerisinde dolaşmaktadır. 

Bir ülkeyi terk edenler artıyorsa o idarede sorun mevcuttur 

İran yönetiminin kendi halkına dahi, son derece acımasız davrandığını biliyoruz. Murat Yetkin’in yazdığını tekrarlayım. Sadece Ali Hameney’in döneminde, 30 bin vatandaş idam edilmiş, 40 bin vatandaş ise protesto gösterileri bastırılırken katledilmiş.  “Dini Yüce Lider” sıfatını taşıyan rahmetli Ali Hamaney'in sene başına kıydığı can sayısı ortalama 2 bin. Şah dönemi ertesinde İranlılar onbinler halinde ülkelerini terk ettiler. Tahran yönetimi yurt dışında 4 milyon İranlının yaşadığını söylüyor, başka kaynaklar 8 milyon diyorlar. İnsanlar vatanlarından ayrılmak zorunda kalıyorlar ise bu durum o memleketin idaresinde sorun olduğunun kanıtıdır. 

Mollalar Hazreti Ali'yi örnek alıyorlar

Bu mollalar nasıl İran’ın başına bela kesildiler? Şii mezhebini benimseyen İran'da hep kuvvetli bir Şii ruhban sınıfı mevcut olmuş, bunlar halk arasında asırlarca tanınmış ve saygı görmüşler. Dini eğitim veren medrese benzeri kurumları ve ilahiyat fakültelerini bitiren din adamları arasında en yüksek seviyeye (rütbeye) ulaşanlar Ayetullah ünvanlıyla İran toplumunun kanaat önderleri (Şii ulema) arasına dahil olmuşlar. Şah rejimine karşı söylemleriyle İran çapında tanınan Ayetullah Humeyni, ülkenin din adamları tarafından yönetilmesi gerektiğini savunan ve hayli taraftarı bulunan bir muhalefet liderine dönüşünce sürgüne gönderilmiş, önce Bursa’ya sonra da Paris'e yerleşmiş. 4. Halife Hazreti Ali, çocukları ve torunlarının (12 İmam teorisi) devleti yönettiklerini, dolayısıyla din adamlarının hazreti Ali geleneğine uygun biçimde İran devletini yönetme sorumlulukları bulunduğunu ileri süren Ayetullah Humeyni’nin bu görüşleri (Velayeti Fıkıh teorisi)  İran’da ve Şii dünyasında yayılmış  ve rağbet görmüş.

Dünyamızda siyasal İslamcı hiçbir hükümet başarılı olamadı 

Velhasıl İran, 1980 başından bu yana mollalar tarafından yönetiliyor. Önce Ayetullah Humeyni, ardından Ayetullah Ali Hamaney 46 yıldır İran’da her şeyi kararlaştıran mutlak muktedir oldular. Maalesef İran’a sadece sıkıntı, keder, baskı, ekonomik buhran, kaos ve çatışma yaşattılar. Başarılı oldukları tek bir alan yok. Halen ABD ve İsrail'in ağır saldırılarına maruzlar ve arkalarında yanlarında duran tek bir devlet mevcut değil; halkın önemli bir kısmı da karşılarında. Hürmüz Boğazı’nı ve tüm Körfezi yangın alanına çevirmek üzereler. Rüzgâr eken fırtına biçer. Dünyamızda siyasal İslamcı hiçbir hükümet, hiçbir rejim başarılı olamadı, hepsinin sonu hüsran. Her Müslüman ülke bu acı gerçekten gerekli dersi çıkarmalı. İran halkına, uluslararası gözlemcilerin gözetiminde, “İran İslam Cumhuriyeti mi? İran Cumhuriyeti mi?” sorusu sorulmalı, sonucuna göre yeni yol haritası çizilmelidir.

Mollalar İran devrimini gerçekleştiren müttefiklerine ihanet ettiler

Bir de unutulan bir hususu hatırlatayım.  Şah rejimi, sadece Ayetullah Humeyni taraftarlarının gayretleriyle yıkılmadı. İran Komünist Partisi Tudeh ile Halkın Mücahitleri örgütünün (sol) işbirliği ve desteği ile devrildi İran şahı. Mollalar daha sonra iktidar mücadelesi adı altında bu iki grubu da devre dışı bıraktılar, yakaladıklarını hapse attılar. Ortak başarıyı ittifak yaptıkları gruplardan çaldılar. Devrim sonrasında 1980 yılında düzenlenen ilk cumhurbaşkanı seçimlerini kazanan Abulhasan Banisadr’ı bir buçuk yıl sonra (molla olmadığından) görevden aldılar. Adam ülke dışına kaçarak canını zor kurtardı. Şunu da ekleyim, İran Şahı, Türkiye’yi Avrupa ile arasındaki engel olarak kabul eder ve hor görürdü. Mollalar bizi hor görmediler, ancak Türkiye’ye (ve bölgeye) İran devrimini ihraç etmeye çalıştılar, Türkiye’nin ileriye gitmesini ve başarılı olmasını hiç istemediler. Bu kanaatim ezbere değil, 41 yıllık mesleki gözleme ve emeklilik yıllarımdaki okuma ve tecrübeye dayanıyor.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.