Sosyal medyada, basında ya da sergide görüp de bir türlü anlam veremediğiniz resimler oldu mu hiç? Büyük ihtimalle olmuştur. Onlar, gelenekselliğin aksine sanatta tek bir doğru cevabın olmadığını gösterirler.
Babaları Wassily Kandinsky ‘dır. Ona göre resim “görsel bir müzik” idi. Sesleri renk olarak görebiliyor, renkleri ise ses olarak duyabiliyordu. (Sinestet)
Zaten soyut sanat, bir müziği dinlemeye benzer, nesnel bir gerçeklik aramak yerine hissettirdiği duygulara odaklandığınızda kapıları açılır. Anlam, sanatçı da değil, izleyicidedir. Soyut bir resme bakan iki kişi, kendi hayatlarına ve psikolojilerine göre farklı şeyler hissedebilir. Eser herkesi apayrı yerlere götürebilir. Oralarda bir yerde dere, tepe veya bardak, çaydanlık aramak yerine, eserin sizde uyandırdığı duygusal tepkiye odaklanmak gerekir. Sanatı anlamak sadece önünüze konulan şeye bakmakla ilgili değildir. Soyut sanat, izleyicileri, eseri kendi yöntemleri ile yorumlamaya davet eder. Bunun için iki şeye ihtiyacımız var; açık bir zihin ve sınırsız hayal gücü.
Şu soruları da sorarak işimizi kolaylaştırabiliriz:
- Bu eseri baktığımda ne hissediyorum?
- Bu eserde olup biten ne? İlginç ya da sıkıcı mı? Eksik olan ne var?
- Şekillerin, çizgilerin, renklerin yerleşimi hakkında neler fark ediyorum?
- Hangi renkler baskın?
- Bu eser bana bir anıyı, bir mekânı ya da bir müziği çağrıştırıyor mu?
- Bu tablo bir ses çıkarsaydı bu ne olurdu? (Müzik, fısıltı, çığlık, mekanik ses, vb...)
Bu sorular, eseri bir bulmaca gibi çözmek yerine, onunla bir diyalog kurmamızı sağlar. Sanatla ve sevgiyle kalın.
