İç dünyamızı en yoğun biçimiyle ortaya koyma ve görünür olma arzusuyla anlatabiliriz bu ikilinin ilişkisini. Aşkta yaşanan duygu karmaşasını söze gerek duymadan ifade ettiğimiz bir araçtır resim ...
Aşk olgusunu en derinden işleyen ressamlardan biri Frida Kahlo’dur... Resimlerinde coşkuyu, acıyı, tutkuyu hatta nefreti bile bulmamız mümkün. Zaten bunlar değil midir aşkı aşk yapan. Onun efsanevi sanat yolculuğunda aynı zamanda yaşama azmini, politik düşüncelerini ve Meksika kültürünü de görebiliriz. Diego ile olan çalkantılı ilişkisi, bir yandan da yaratıcı bir işbirliği olarak karşımıza çıkar.
Frida ‘ya göre yaptığı şey, rüya ya da fantezi değil, kendi gerçekliğini resmetmekti. Kadınlığını, köklerini ve hayal kırıklıklarını...
Pablo Picasso için ise aşk, dönem dönem biçim ve renkleri dönüştüren bir enerjidir. Cinselliğinin, sanatını büyük ölçüde beslediği söylenebilir. Modelleri de çoğunlukla sevgilileri olmuştur. Aşk onun için bir yan tema değil, doğrudan yaratıcılığı tetikleyen ana güçtür. Bunun en güzel kanıtı da Fernande ile yaşadığı aşkın bitiminde, resimlerindeki sıcaklığın da yavaşça çekilmesidir.
Gustav Klimt ‘in altın yaldızlı figürlerinde aşk, neredeyse kutsal bir ritüele dönüşür. Ona göre sevgi ancak en yüksek perdeden yaşanırsa aşk olarak adlandırılabilir. Avusturyalı ressamın başyapıtlarından en popüler olanı hatırlayalım; “The Kiss"
Görüyoruz ki insan değiştikçe anlatım biçimleri de değişir. Ama sevme ihtiyacı aynı kalır.
Aşkla kalın...
