Toplumların uzun vadeli istikrarı ve sağlıklı işleyişi, bireylerin yalnızca bilgi düzeyleriyle değil; adalet algıları, sorumluluk bilinci ve eleştirel düşünme kapasiteleriyle doğrudan ilişkilidir. Bu niteliklerin oluştuğu temel alan ise eğitim sistemidir. Eğitim, bireyi yalnızca mesleki becerilerle donatan bir araç değil; toplumsal yapının sürekliliğini belirleyen temel bir mekanizmadır.
Günümüz eğitim anlayışında sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, bilginin amaç hâline gelmesidir. Oysa bilgi, tek başına anlam üretmez. Anlam, bilginin sorgulanmasıyla ortaya çıkar. Sorgulamayan birey, öğrendiklerini yalnızca tekrar eder; ancak toplumsal sorunlar tekrar değil, analiz gerektirir. Bu nedenle eğitim sisteminin öncelikli hedefi, bireylere doğru cevapları ezberletmek değil, doğru soruları sorabilme yetisi kazandırmak olmalıdır.
Adalet duygusu, bireyin toplumla kurduğu ilişkinin merkezinde yer alır. Eğitim ortamlarında adaletin hissedilmediği durumlarda, bireylerde aidiyet duygusu zayıflar. Kendini değersiz hisseden bir öğrenci, zamanla düşünmekten ve sorumluluk almaktan uzaklaşır. Bu durum yalnızca bireysel bir sorun değil, toplumsal bir risktir. Çünkü düşünmeyen bireylerden oluşan bir toplum, kendi sorunlarını çözme kapasitesini kaybeder.
Eğitim aynı zamanda etik bir çerçeve sunmalıdır. Akademik başarı ile toplumsal duyarlılık arasındaki kopukluk, bilgi sahibi fakat sorumluluk bilinci gelişmemiş bireylerin ortaya çıkmasına neden olur. Oysa birey, yalnızca akademik olarak donanımlı değil; aynı zamanda toplumsal sonuçları düşünebilen bir bilinçle yetiştirilmelidir. Eğitim, bireyin “ne bildiği” kadar “neyin doğru olduğu” üzerine de düşünmesini sağlamalıdır.
Toplumlarda gözlemlenen en temel sorunlardan biri, gençlerin kendilerini etkisiz hissetmeleridir. Görüşlerinin dikkate alınmadığını düşünen birey, zamanla düşüncelerini ifade etmekten vazgeçer. Bu durum, kamusal alanın daralmasına ve düşünsel üretimin zayıflamasına yol açar. Oysa gençler, yalnızca geleceğin değil, bugünün de aktif öznesidir. Eğitim sistemi, gençlerin düşüncelerini görünür kılmadıkça toplumsal ilerleme sürdürülebilir hâle gelemez.
Eğitim süreçlerinde eleştirel düşünceye alan açılması, bireylerin adaletsizlikleri fark edebilmesini ve bu durumlar üzerine çözüm üretebilmesini sağlar. Bu yeti, bireyi pasif bir izleyici olmaktan çıkarır; aktif bir toplumsal aktör hâline getirir. Toplumsal dönüşüm, ancak bu bilinç düzeyine ulaşmış bireylerle mümkündür.
Sonuç olarak eğitim, yalnızca bireysel başarıyı değil, toplumsal dengeyi de şekillendiren bir unsurdur. Adalet duygusunu beslemeyen, sorgulamayı teşvik etmeyen ve bireyi merkeze almayan bir eğitim anlayışı, uzun vadede toplumsal sorunları derinleştirir. Buna karşılık, düşünmeye alan tanıyan ve etik sorumluluğu merkeze alan bir eğitim yaklaşımı, daha bilinçli ve dayanıklı bir toplumun temelini oluşturur.
Bir öğrenci olarak, eğitimin yalnızca bir sistem değil; toplumu ayakta tutan bir değerler bütünü olduğuna inanıyorum. Eğitim, bireylere yalnızca bilgi değil, toplumsal bir duruş kazandırmalıdır. Ancak bu şekilde adalet duygusu güçlenir ve toplumsal yapı sağlıklı bir biçimde varlığını sürdürebilir.
Feyza Nur Yeğen
