1970' lerde Ankara'nın otobüs duraklarında sadece otobüs beklenmezdi. Sevgiliyle buluşma noktasıdır otobüs durağı. Yağmur mu yağıyor, sığın oraya.
Elinde filesiyle Meliha teyze, cebinde gazetesiyle tekaüt Murtaza bey, başında fötr şapkasıyla Nizamettin amca, topuklu ayakkabısıyla terzi Mualla abla, işçi Sadık efendi, tamirci çırağı Mahmut, liseli güzel kız Filiz hep oradalar. Elele tutuşan şu gençler mi. Yeni sevgili olmuşlar belli.
Her durak aynı değildir. Ana duraklar vardır kalabalık mı kalakabalık. Ulus, Sıhhiye, Kızılay, Cebeci, Dörtyol.
Özel araba sayısı çok az. Taksi desen pahalı.
Dolmuşlar, sayıları gitgide çoğalıyor bile ama ille de otobüs, ille de troleybüs.
Otobüslerde biletçi tek tek dolaşır bilet keser. Tam ve paso. Kırmızı, yeşil,mavi biletler. 25 kuruş, on kuruş...
Bazı durakların müşterisi de, otobüsü de çoktur.
Cebeci - Dörtyol - Melek Sinemasının arkasından Ankara'nın birçok yerine otobüs kalkar. Gençlik Parkının Vakıf Apartmanına bakan tarafında sıra sıra otobüs durakları vardır.
Bazı durakların müşterisi bellidir. Fabrikalara giden işçilerdir. Bazı duraklar talebe durağıdır. Okullara. gideceklerdir. Bazı duraklar aşıkların buluştuğu duraklardır.
-A evladım bu otobüs Seyranbağları'na gider mi ?
-Şöför bey,Hıfzısıha durağından geçer mi ?
-Teyze dikkatli bin düşeceksin...
-Anne çok üşüdüm,ayak parmaklarım dondu...
-Şimdi troleybüsümüz gelecek oğlum,içi sıcacıktır...
Hayat duraklarını ben Ankara'nın otobüs duraklarına benzetirim. Sizi bilmem ama her durak bir vuslat menzilidir benim için.
Demir bozuk paralar, biletçiler, biletler, pantolonlar bozuk para cepleri, pasolar, ağır ağır durağa yaklaşan troleybüsler. Özlüyoruz değil mi ?
Kimse bana, "Bu yaşadığın şehir güzel midir ?" diye sormasın.
Benim yaşadığım yerde evlerin, sokakların, yolların adı yoktur...
Kalbimde yaşattığım şehirde yaşarım ben.
Ana şefkatinden,
Baba emeğinden,
Çocuk gülümsemesinden,
Kadın sevgisinden inşa edilmiştir bu şehir.
Çiçeklerle, Selvilerle
Kuşlarla bezenmiştir.
