Hasan Karademir - Yazar, Program Moderatörü
Köşe Yazarı
Hasan Karademir - Yazar, Program Moderatörü
 

AHLÂKİ İKTİSADIN GEREKLİLİĞİ VE ELEŞTİRİSİ

Siyaset ve sosyolojideki "devrim”lere sebep olabilecek en önemli meselelerden biri yaşanan iktisadi problemlerden ileri gelir. İktisat dediğimiz mefhumun önemi de mefhumun “insana göre kıymet hükmü”nün olmasından ileri gelmektedir. Halkımızda dilden dile yaygınlaşan “boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur!” tezi de bundan ötürüdür. Kişinin ihtiyaçlarının karşılanamaması sonrası oluşan tatminsizlik durumu olarak söyleyebiliriz. Bu, ilkel toplumlarda fizyolojik tatminler etrafında kalır. Toplumlar geliştikçe veya değiştikçe, yeni alışkanlıklar ve gelenekler belirdikçe, bunlar kişinin vazgeçemeyeceği alışkanlıklar niteliğini kazandıkça “ihtiyaç” mânâsı daha geniş bir kapsam içine girer. İnsanın davranışlarında ve hareketlerinin oluş mekanizmasında bulunan ruh-nefs kutbu, siyasal sosyalizasyona karşı olan tutumu da ikiye ayırmakta. Seçmen davranışını inceleyen en temel teorilerden biri, halkın iktidarın performansını kendi cüzdanına bakarak değerlendirmesidir. Buna (Egosantrik) değerlendirme adı verilir ve ruh-nefs kutbunda nefs tarafına oturtulması muhtemeldir. Özellikle daha da dikkat edilmesi gereken sosyotropik yönde ise daha toplumsal bir muhalefete yön verebilecek değerlendirmeler mevcuttur. Egosantrik veya nefsani bakış dediğimiz bu değerlendirmede, insan kendi yaşantısı esnasında yapmış olduğu temel muhasebesindeki bir takım terkip hataları veya yanlışlıklar vesilesiyle bir hataya düşebilirken aslında (nefsin, ruhun bedene tecellisi olarak düşünüldüğünde) bir ruhun olduğunu ancak pürüzlerin olduğunu söyleyebiliriz. Sosyotropik kısım ise daha farklı. Bilhassa insan şuuru, gerçekliğin değişimine nisbetle genişlediğinden dolayı sosyotropik kısım içinde çeşitli realitelerin hatta her yönden yaşantı hakkında bilgilenmek, iradi bir faaliyet ile -fikir için metodoloji- idrak etmek gerekir. Evvela bunun imkansızlığı, eşya ve hadiselerin her daim yenilik içerisinde oluşundan dolayıdır. Eşya ve hadiselerin her an yeniliği içinde vukubulan kemmiyet ve keyfiyet değişimi, insanın bütün davranışlarının belirli şekil, kalıp ve normlara uymayışını izah eder. Çünkü normlar birçok olayların gözden geçirilmesiyle elde edildiklerinden tek olayları temsil etmezler; hayat bizim tecrit ve tasniflerimize uymaz... O bakımdan Gözden kaçırılmamalıdır ki bir ekonomik sistem, bağlı olduğu dünya görüşü sisteminin sadece bir unsurudur ve çoğu zaman zannedildiği gibi onun mânâsını kapsayıcı ve onunla aynı değildir. İktisadî sistemlerin nitelikleri, toplumların oluşturdukları ve malik oldukları sosyal, siyasî, hukukî ve fikrî yapılara göre değişir. Olağan hadiselerin nice ince farklılıkları hesaba katılamadığından ve her durumun sadece «temel elemanları» gözönünde tutulduğundan, normlar, yaşanmakta olan, yani değişken şartlar karşısında az çok katı çerçeveler belirtir. Bu katı çerçevelerden ortaya çıkan peşin kararsız veya fikirsiz hükümlerin ne kadar tutarlı veya tutarlı oluşunun ne denli faydalı olacağı da açıktır. Burada Emma Rothschild’ın “Economic Sentiment” diyerek teorileştirdiği kavrama da değinmek lazım. Emma Rothschild'in gözünden iktisat kavramına baktığımzıda, piyasaların sadece rakamlardan değil, insan haysiyeti, empati, adalet ve özgürlük arayışı gibi derin insani duygulardan beslendiğini ve bunlardan koparıldığında sistemin mekanik bir baskı aracına dönüşeceğini görmekteyiz. Hayatta karşılaşılan hadiseler, meseleler -hatta karşılaşılmış-, olgular dahi bize işlenmesi gereken bir malzeme (terkip dediğimiz)i gösterir. Bu da işin ruhuna erişmekle olabilecek bir husus. Bilhassa ruh devamlı kendini yeniler ve lafza, kaba idrake bağlı bir hassa değildir. Bu mesele ruh; her işi, oluş mekanizmalarını usülünü kavrayarak ve manalandırarak değerlendirme davasında bir aktör. Hayatın bizim tecrit ve tasniflerimize uymadığını da belirttikten sonra bu manalandırmanın kendi kendine olamayacağını da söylemek istiyorum. Usül ve mana çabasındaysa olması gerekenler için değerler söz konusu olmalı… İktisadın tanımını ise tam burada yapalım: İktisat, insan ihtiyaçlarının (ki bugün zarurî ihtiyaç kavramının yeme, içme, barınma ve giyimden ibaret olmadığı ve bir kültür meselesi olduğu artık sıradandır) temini ve giderilmesi yolunda, şuur, emek, teknik unsur, sosyal ve fiziki ortam şartlarının etkisiyle beliren bir şube; kendi esas, usul ve kuralları içinde ahlâkî bütüne bağlı bir alt sistemdir. Her medeniyetin, kendisini temin eden değerler sisteminin biçimlendirdiği bir iktisadî yapısı vardır; yani değerler sistemidir iktisadî yapıyı biçimlendiren. (Salih Mirzabeyoğlu, İktisat ve Ahlâk, syf. 16) O halde iki türlü «olması gereken» karşımıza çıkmaktadır: Davranışları ve hareketleri düzenleyen (mevzuuna ve mevzuun özelliğine göre, teori, metod, kanun, kural, ilke, kaide, şiar, kalıp, form vs.) göre «olması gereken», öte yandan; eşya ve hadisenin her an yeniliği içindeki iç ve dış değişimine göre yeniden ele alınacak olan bu olması gerekenin her adımda «ideal» açısından değerlendirilmesi... İdeal açısından «olması gereken»… İki «olması gereken» arasındaki bağlayıcı bağ ise, ruhun merkezi fakültesi «ahlâk»tır. İktisadın özünün ve her şeyden evvel bir ruhunun olduğunu daha başlıkta yazdım ve özünün ahlâk, ruhunun ise fikir olduğunu söylemek gerek. İnsanda bu genel yaşama seviyesi içerisinde süregelen hayatta çeşitli ihtiyaçlara muhtaç. Ancak Batı'daki klasik iktisat teorilerinde; ekonomik hayatta üretim ve istihdam üzerinde hiçbir zaman bir bütün olarak durmamış ve daima mikro-parça tahlilleri içinde kalmıştır. Ne merkantilist, ne fizyokrat, ne liberal düşünce, toplam talep, toplam arz ve tam istihdam meselelerine bir bütün cevap aramamışlardır. Bu meselede görülüyor ki iktisadî sistemler aslında insanların elinde bir araçtır. Bütün dava, bu aracın hâlde kullanılabilip kullanılamamasındadır; o sistemlerin başarısında veya başarısızlığında kilit nokta insandır. Bu işin mutlak çözüm yolunda insan meselesini ekonomi ile başlatıp onda bitirenlerden olmamak lazım gelmektedir ve bunun için, insana nisbetle ekonomiyi değerlendirir ve başarılı ekonomik yapılar açısından da bugün huzursuzluğun insandan başladığını kaydetmemiz ayrıca gerekmekte. Bilhassa ihtiyaç kavramı gibi “refah” kavramının da muğlak oluşu da bu düşünce üzerinde ve Batı hegemonyasının şifayı zehre tahvilindeki durum değerlendirmesinde malumdur. Bu paradokstan kurtulmanın yolu ise pratiğinde işin ehlinde… Ancak şu kesindir ki: Ruh-nefs kutbunda karar mekanizmasının nefse bırakılmaması yönünde ilerleyecek bir iktisadi sistem gerekliliği… Bunun için ölçü ve anlayış ise kesintisiz olarak şuurdur. Olası çeşitli hata ve kusurlarda ise bu noktada bakılması gereken, niyettir. Gerekliliği bahis mevzu olan sistemse, yenilik içerisinde kendini kaybetmesi muhtemel, insan nefsinin hakimiyetinden ziyade; onu zaptedecek, ona hâkim olacak, fakat onun esaret ve hâkimiyetine düşmeyecektir. Bu harikulâde inceliği anlayan, en dakik "nüans-gamıza"lardan ibaret bir dünya görüşü, Mutlak fikir…
Ekleme Tarihi: 25 Eylül 2026 -Cuma

AHLÂKİ İKTİSADIN GEREKLİLİĞİ VE ELEŞTİRİSİ

Siyaset ve sosyolojideki "devrim”lere sebep olabilecek en önemli meselelerden biri yaşanan iktisadi problemlerden ileri gelir. İktisat dediğimiz mefhumun önemi de mefhumun “insana göre kıymet hükmü”nün olmasından ileri gelmektedir. Halkımızda dilden dile yaygınlaşan “boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur!” tezi de bundan ötürüdür. Kişinin ihtiyaçlarının karşılanamaması sonrası oluşan tatminsizlik durumu olarak söyleyebiliriz. Bu, ilkel toplumlarda fizyolojik tatminler etrafında kalır. Toplumlar geliştikçe veya değiştikçe, yeni alışkanlıklar ve gelenekler belirdikçe, bunlar kişinin vazgeçemeyeceği alışkanlıklar niteliğini kazandıkça “ihtiyaç” mânâsı daha geniş bir kapsam içine girer. İnsanın davranışlarında ve hareketlerinin oluş mekanizmasında bulunan ruh-nefs kutbu, siyasal sosyalizasyona karşı olan tutumu da ikiye ayırmakta.

Seçmen davranışını inceleyen en temel teorilerden biri, halkın iktidarın performansını kendi cüzdanına bakarak değerlendirmesidir. Buna (Egosantrik) değerlendirme adı verilir ve ruh-nefs kutbunda nefs tarafına oturtulması muhtemeldir. Özellikle daha da dikkat edilmesi gereken sosyotropik yönde ise daha toplumsal bir muhalefete yön verebilecek değerlendirmeler mevcuttur. Egosantrik veya nefsani bakış dediğimiz bu değerlendirmede, insan kendi yaşantısı esnasında yapmış olduğu temel muhasebesindeki bir takım terkip hataları veya yanlışlıklar vesilesiyle bir hataya düşebilirken aslında (nefsin, ruhun bedene tecellisi olarak düşünüldüğünde) bir ruhun olduğunu ancak pürüzlerin olduğunu söyleyebiliriz.

Sosyotropik kısım ise daha farklı. Bilhassa insan şuuru, gerçekliğin değişimine nisbetle genişlediğinden dolayı sosyotropik kısım içinde çeşitli realitelerin hatta her yönden yaşantı hakkında bilgilenmek, iradi bir faaliyet ile -fikir için metodoloji- idrak etmek gerekir. Evvela bunun imkansızlığı, eşya ve hadiselerin her daim yenilik içerisinde oluşundan dolayıdır. Eşya ve hadiselerin her an yeniliği içinde vukubulan kemmiyet ve keyfiyet değişimi, insanın bütün davranışlarının belirli şekil, kalıp ve normlara uymayışını izah eder. Çünkü normlar birçok olayların gözden geçirilmesiyle elde edildiklerinden tek olayları temsil etmezler; hayat bizim tecrit ve tasniflerimize uymaz... O bakımdan Gözden kaçırılmamalıdır ki bir ekonomik sistem, bağlı olduğu dünya görüşü sisteminin sadece bir unsurudur ve çoğu zaman zannedildiği gibi onun mânâsını kapsayıcı ve onunla aynı değildir. İktisadî sistemlerin nitelikleri, toplumların oluşturdukları ve malik oldukları sosyal, siyasî, hukukî ve fikrî yapılara göre değişir. Olağan hadiselerin nice ince farklılıkları hesaba katılamadığından ve her durumun sadece «temel elemanları» gözönünde tutulduğundan, normlar, yaşanmakta olan, yani değişken şartlar karşısında az çok katı çerçeveler belirtir. Bu katı çerçevelerden ortaya çıkan peşin kararsız veya fikirsiz hükümlerin ne kadar tutarlı veya tutarlı oluşunun ne denli faydalı olacağı da açıktır.

Burada Emma Rothschild’ın “Economic Sentiment” diyerek teorileştirdiği kavrama da değinmek lazım. Emma Rothschild'in gözünden iktisat kavramına baktığımzıda, piyasaların sadece rakamlardan değil, insan haysiyeti, empati, adalet ve özgürlük arayışı gibi derin insani duygulardan beslendiğini ve bunlardan koparıldığında sistemin mekanik bir baskı aracına dönüşeceğini görmekteyiz.

Hayatta karşılaşılan hadiseler, meseleler -hatta karşılaşılmış-, olgular dahi bize işlenmesi gereken bir malzeme (terkip dediğimiz)i gösterir. Bu da işin ruhuna erişmekle olabilecek bir husus. Bilhassa ruh devamlı kendini yeniler ve lafza, kaba idrake bağlı bir hassa değildir. Bu mesele ruh; her işi, oluş mekanizmalarını usülünü kavrayarak ve manalandırarak değerlendirme davasında bir aktör. Hayatın bizim tecrit ve tasniflerimize uymadığını da belirttikten sonra bu manalandırmanın kendi kendine olamayacağını da söylemek istiyorum. Usül ve mana çabasındaysa olması gerekenler için değerler söz konusu olmalı… İktisadın tanımını ise tam burada yapalım:

İktisat, insan ihtiyaçlarının (ki bugün zarurî ihtiyaç kavramının yeme, içme, barınma ve giyimden ibaret olmadığı ve bir kültür meselesi olduğu artık sıradandır) temini ve giderilmesi yolunda, şuur, emek, teknik unsur, sosyal ve fiziki ortam şartlarının etkisiyle beliren bir şube; kendi esas, usul ve kuralları içinde ahlâkî bütüne bağlı bir alt sistemdir. Her medeniyetin, kendisini temin eden değerler sisteminin biçimlendirdiği bir iktisadî yapısı vardır; yani değerler sistemidir iktisadî yapıyı biçimlendiren. (Salih Mirzabeyoğlu, İktisat ve Ahlâk, syf. 16)

O halde iki türlü «olması gereken» karşımıza çıkmaktadır: Davranışları ve hareketleri düzenleyen (mevzuuna ve mevzuun özelliğine göre, teori, metod, kanun, kural, ilke, kaide, şiar, kalıp, form vs.) göre «olması gereken», öte yandan; eşya ve hadisenin her an yeniliği içindeki iç ve dış değişimine göre yeniden ele alınacak olan bu olması gerekenin her adımda «ideal» açısından değerlendirilmesi... İdeal açısından «olması gereken»… İki «olması gereken» arasındaki bağlayıcı bağ ise, ruhun merkezi fakültesi «ahlâk»tır.

İktisadın özünün ve her şeyden evvel bir ruhunun olduğunu daha başlıkta yazdım ve özünün ahlâk, ruhunun ise fikir olduğunu söylemek gerek. İnsanda bu genel yaşama seviyesi içerisinde süregelen hayatta çeşitli ihtiyaçlara muhtaç. Ancak Batı'daki klasik iktisat teorilerinde; ekonomik hayatta üretim ve istihdam üzerinde hiçbir zaman bir bütün olarak durmamış ve daima mikro-parça tahlilleri içinde kalmıştır. Ne merkantilist, ne fizyokrat, ne liberal düşünce, toplam talep, toplam arz ve tam istihdam meselelerine bir bütün cevap aramamışlardır. Bu meselede görülüyor ki iktisadî sistemler aslında insanların elinde bir araçtır. Bütün dava, bu aracın hâlde kullanılabilip kullanılamamasındadır; o sistemlerin başarısında veya başarısızlığında kilit nokta insandır. Bu işin mutlak çözüm yolunda insan meselesini ekonomi ile başlatıp onda bitirenlerden olmamak lazım gelmektedir ve bunun için, insana nisbetle ekonomiyi değerlendirir ve başarılı ekonomik yapılar açısından da bugün huzursuzluğun insandan başladığını kaydetmemiz ayrıca gerekmekte. Bilhassa ihtiyaç kavramı gibi “refah” kavramının da muğlak oluşu da bu düşünce üzerinde ve Batı hegemonyasının şifayı zehre tahvilindeki durum değerlendirmesinde malumdur.

Bu paradokstan kurtulmanın yolu ise pratiğinde işin ehlinde… Ancak şu kesindir ki: Ruh-nefs kutbunda karar mekanizmasının nefse bırakılmaması yönünde ilerleyecek bir iktisadi sistem gerekliliği… Bunun için ölçü ve anlayış ise kesintisiz olarak şuurdur. Olası çeşitli hata ve kusurlarda ise bu noktada bakılması gereken, niyettir. Gerekliliği bahis mevzu olan sistemse, yenilik içerisinde kendini kaybetmesi muhtemel, insan nefsinin hakimiyetinden ziyade; onu zaptedecek, ona hâkim olacak, fakat onun esaret ve hâkimiyetine düşmeyecektir. Bu harikulâde inceliği anlayan, en dakik "nüans-gamıza"lardan ibaret bir dünya görüşü, Mutlak fikir…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.