Ender GÜNER
E. General
TEKAR Başkanı
Son günlerde “Kurtuluş Savaşı”nın adlandırılmasına ilişkin tartışmalar devam ediyor. Dönemin bilgi ve belgelerini tarih bilimi perspektifinden incelemek konuya açıklık getirecektir. Yaygın şekilde “Kurtuluş Savaşı” olarak bilinen ancak literatürde “İstiklâl Harbi/İstiklâl Savaşı”, “Türk Kurtuluş Harbi”, “Kurtuluş Harbi/Kurtuluş Mücadelesi”, “Millî Mücadele”, “Bağımsızlık Savaşı” gibi tanımlamalara rastlamak mümkündür. Tarihî olayları dönemin gerçekleri ışığında incelemek önemlidir ve gereklidir. Aşağıdaki 2 kanun ve 2 belge adlandırmaya ilişkin tarihî gerçekleri açıklamaktadır:
Adlandırma ile ilgili döneme ait ilk bilgi ve müteakibinde kanun haline gelen ‘millî marş’ konusudur. Milletçe verilen mücadele ve muharebelerin devam ettiği bir zaman diliminde, ordunun ve halkın moralini yükseltmek amacıyla Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) tarafından bir yarışma düzenlenir. Yarışma sonucunda Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı ve Türk ordusuna ithaf ettiği eser 12 Mart 1921 günü TBMM tarafından milli marş olarak kabul edilir. Çoğu ülkede “millî (ulusal) marş” olarak anılırken, aziz Türk Milleti’nin marşı “İstiklâl” adıyla kabul edilir ve halihazırda "Türkiye Devleti'nin millî marşı 'İstiklâl Marşı'dır" hükmü ile Anayasamızın 3. maddesinde yer alır. Mehmet Akif Ersoy yazdığı eserin son kıtasındaki mısraları ile “İstiklâl Marşı” adını bizzat döneminde tescil eder:
"Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!"
Adlandırma ile ilgili ikinci kanun “İstiklâl Madalyası Kanunu”dur. Adlandırmanın verildiği dönemde mitingler, kongreler, muharebeler, mücadeleler ve antlaşmalarla geçen bir süreç yaşanmıştır. Bu sürecin sonunda cesaret, feragât ve yararlılıkları görülenler, mücadele ve muharebelere katılanlar “İstiklâl Madalyası” ile taltif edilmiştir. Diğer bir deyişle, Türk Milleti’ni istiklâle götüren sürecin sonunda verilen madalyanın adı “İstiklâl Madalyası” olmuştur. 29 Kasım 1920'de kabul edilen ve 4 Nisan 1921'de yürürlüğe giren 66 sayılı İstiklâl Madalyası Kanunu, Kurtuluş Savaşı'nda yararlılık gösteren askerlere, sivillere, cephe gerisinde üstün çaba gösterenlere ve Meclis üyelerine verilmesini düzenleyen özel bir yasadır. Yasanın Birinci Maddesi “İstiklâl madalyası bilfiil kıta başında (cephede veya dahilî isyanları teskinde) âsarı hamaset ve fedekârî gösteren erkân, ümera ve zâbitan ve efrat ve millî kahramanlara ve cephe gerisinde maksadı ulvinin husulü için âzami ibrazı mesai edenlere, istiklâli millî uğrunda fedayi hayat eden şühedanın da ekber evlâdına veya ailesine verilir.” şeklindedir. Kanuna ilave edilen 12 Aralık 1923 tarihli Ek Birinci Madde (381 s.K.m.1) ise sürecin tarihlerini belirlemektedir. “Hidematı fevkalede ve fedakaraneleri görülenlere verilecek olan İstiklal Madalyası, İstiklâl mücadelat ve muharebatının mebdei olan 15 Mayıs 1335’ten seferberliğin tarihi hitamı olan 1 Teşrinisani 1339 tarihine kadar sebkeden hidemata mukabil ita kılınır.” şeklindedir. Anlaşılacağı üzere, İstiklâl Madalyasını hakediş tarihinin başlangıcı olarak 15 Mayıs 1919 tarihi esas alınmaktadır. Çünkü kanun metninde de yazdığı gibi “İstiklâl Mücadelesi ve Muharebesinin” başladığı tarih hakedişe esas alınmıştır. Bu hakediş İzmir'in işgali ve fiili direnişin başladığı kabul edilen tarihtir. Diğer bir deyişle, bu tarih işgalden kurtuluşun başlangıcıdır. İstiklâl Mücadelesi ve Muharebesi kanun metninde "seferberliğin tarihi hitamı" yani sonlandırılmasıyla 1 Kasım 1923’te son bulur. Bu tarih madalya hakediş tarihinin de sonudur. Yani, “istiklâli millî (millî bağımsızlık)” sağlanmış, “İstiklâl mücadelat ve muharebatı (Bağımsızlık Mücadelesi ve Muharebeleri)” tamamlanmıştır. İşgal altındaki topraklar ve yurttaşlar kurtarılmıştır.
Döneme ilişkin 2 belgenin arşiv özeti ve transkripsiyonunu içeren sürümleri Dr. Emekli Albay Suat Akgül tarafından sosyal medya (Facebook) hesabından paylaşıldı. Birinci belgeden anlaşılacağı üzere 30 Aralık 1925 tarihinde Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak imzalı bir cevabî yazı ile Anadolu istiklâl mücadelesine resmî ve tarihî bir isim olarak ‘Türkiye Kurtuluş Harbi’ veya ‘Türkiye İstiklâl Mücadelesi ve Muharebeleri” önerilir. İkinci belgede ise Başbakanlık tarafından Anadolu istiklâl mücadelelerine ‘İstiklâl Harbi’ adının verilmesinin uygun görüldüğü yazılıdır. Her iki belge, verilen millî mücadeleyi ‘istiklâl’ kelimesinde birleştirmiştir. Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı dahil birçok kurumdan aldığı görüş neticesinde, milletimizin verdiği mücadele ve muharebelerin bütününe “İstiklâl Harbi” adını vermiştir. (Belgenin eski yazı ile yazılmış olan aslına Kaynakça bölümünde verilen Devlet Arşivleri Başkanlığına ait bağlantı adresi üzerinden üye olunarak erişilebilir.)
Aslında yukarıdaki bilgi ve belgeler, “İstiklâl Harbi” kavramını “Kurtuluş Savaşı” ve “Milli Mücadele” kavramları ile karşıt hale getirmemektedir. Her biri aynı tarihî sürecin farklı yönlerini ifade etmektedir. Dr. Volkan Yaşar ile yaptığımız istişarede vardığımız nokta; (1) “İstiklal Harbi” ifadesinin resmî ve tarihî açıdan tartışmasız bir adlandırma olduğudur, (2) “Kurtuluş Savaşı” ifadesinin aynı mücadelenin işgalden, Sevr’den ve emperyalist projelerden kurtuluş boyutunu ifade ettiğidir, (3) yapılan savaş ve verilen mücadelenin milletçe gerçekleştirilmesinin bunun bir millî mücadele olduğunu kanıtladığıdır. Tarih eğitimi bakımından bu kavramların tek tipe dönüştürülmesinden ziyade doğru bağlamlarıyla öğretilmesi ülkemizi emanet edeceğimiz çocuklarımız için daha açıklayıcı ve anlaşılır olacaktır.
Asker kökenli tarihçi Dr. Emekli Kurmay Albay İsmet Görgülü yazdığı bir eserde Osmanlı’nın Balkan Harbi’nde; bugünkü topraklarımızın 1/5’inden fazla (167 bin km2) toprak, 33 vilayet, 158 ilçe, 6.5 milyon nüfus kaybettiğini yazar. Diğer bir deyişle, Meriç Nehri’ne kadar Avrupa’daki tüm topraklar ve Ege Adaları kaybedilir. Çanakkale ile dirilen Türk Milleti kendine gelir ve Kurtuluş Savaşı’nda destan yazar. Görgülü o dönemki durumu şöyle tasvir eder: “8 yıl içinde peş peşe 3 büyük savaş yaşamış, Birinci Dünya Savaşı’nda savaşabilir insan nüfusunun yarısını kaybetmiş, ordusu dağıtılmış, silah ve cephanesi elinden alınmış, yetmemiş gibi 6 devletin işgaline uğramış üstüne üstlük kendi devleti işgalcilerin yanında yer almış bir millet vardır” (Görgülü, 2026, s.19-20).
Sözün özü; Türk Milleti, Görgülü’nün tasvir ettiği durumda bile tekrar savaşmaya başlar, mücadele verir, namusunu korur, topraklarını kurtarır. İşte bu mücadelenin adı “İstiklâl Harbi”dir, milletimizin yeniden varoluşudur, dünyanın saygı duyduğu bir kurtarışın, bir kurtuluşun, bir millî mücadelenin adıdır. Türk milleti için istiklâl kavramı, 1919-1923 yılları arasında verilen varoluş mücadelesinin temel felsefesidir. İşte bu milletimizin göğsünü kabartan millî mücadelenin adıdır, “Kurtuluş Savaşı”dır.
Kaynaklar:
İsmet Görgülü, Kurtarıcının Doğduğu Yer: Çanakkale, Eğitim Dostları Vakfı, Ayrıntı Basımevi, Ankara, 2026.
İstiklâl Madalyası Kanunu:
Ek Birinci Madde (12/12/1923 t. 381 s.K. m. 1)
https://www.lexpera.com.tr/mevzuat/kanunlar/istiklal-madalyasi-kanunu-66-1
Suat Akgül Sosyal Medya (Facebook) hesabındaki belgeler
https://www.facebook.com/photo?fbid=10240532374939803&set=pcb.10240532386780099
Belgelerin aslı için
