Kadim dua "Nad-ı Aliyyen", Mustafa Demirci ve Burhan Saban'ın yorumuyla gün yüzüne çıktı
Kadim dua "Nad-ı Aliyyen", Mustafa Demirci ve Burhan Saban'ın yorumuyla gün yüzüne çıktı
Yüzyıllardır darda kalanların, şifa arayanların ve manevi bir dayanak arzulayanların dilinden düşürmediği "Nad-ı Aliyyen" duası, tasavvuf müziğinin güçlü seslerinden Demirci ile Bosna Hersekli sevilen sanatçı Saban'ı aynı projede buluşturdu.
İSTANBUL (AA) - Bestesi Issa Golitzen tarafından yapılan eser, duanın taşıdığı tarihi ve mistik derinliğe saygı duruşunda bulunurken çağdaş insanın manevi arayışlarına da müzikal bir cevap niteliği taşıyor.
Eser, iki ülke arasında yüzyıllara dayanan tarihi ve kültürel bağları notalarla yeniden inşa ediyor.
Bosna Hersek'in Saraybosna ve Stolac şehirlerinde çekilen klip izleyicilerden yoğun ilgi gördü.
"Gönül coğrafyamızda icra edilen bu eseri canlandırmak istedik"Sanatçı Mustafa Demirci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin ortaya çıkış serüvenine ilişkin, "Bu eseri okuma konusunda sevgili sanatçı dostum Burhan Saban ile birlikte uzun süre istişare ettik. Eseri hem melodik hem de müzikal olarak çok beğendik. Nasıl şekillendireceğimizi düşündük." dedi.
Eserin içeriğine ve ismi konusunda Demirci, "Nad kelimesi, nida, çağrı, davet anlamına gelir. Hazreti Ali Efendimiz, bizim çocukluğumuzda da kahramanımızdı. 'Allah'ın arslanı' diye nitelendirilir. Kahramanlık hikayeleri, savaşlardaki başarısı, Zülfikar'ı, Düldül'ü ile Hazreti Ali Efendimiz bizim kültürümüzde hem Sünni gelenek hem de Alevi-Bektaşi geleneği içerisinde hep kahraman olarak bize anlatılmış ve o şekilde edebiyatımıza, sanatımıza nüfuz etmiştir." diye konuştu.
Demirci, eserin son dönemde çok beğenildiğini, sevildiğini ve sanatçılar tarafından seslendirildiğini aktararak şunları kaydetti:
"Biz de buna bir çeşni, bir tat katmak istedik. Hazreti Ali Efendimizin yanında Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın (Hz. Muhammed) nübüvveti, onun velayeti, Allah'ın azametinin zikredildiği bir dua. Netice itibarıyla bu eser müzikal anlamda çok güzel bir duadır. Gönül coğrafyamızda paylaşılan tekkelerde, konserlerde icra edilen, sosyal medyada görülen, izlenen, beğenilen bir eseri biz de Türkiye-Bosna dostluğu, kardeşliği, kadim kültür ve sanat birlikteliği açısından canlandırmak istedik."
Klibin Bosna Hersek'te çekilme fikrinin Burhan Saban'dan geldiğini anlatan Demirci, çekimlerde yaşadıkları şaşırtıcı tevafuka ilişkin, "Burhan kardeşimle dostluğumuz aynı zamanda coğrafyalarımızın dostluğuyla da bir örtüşme gösteriyor. O, 'Gel biz bu klibi Bosna'da çekelim.' dedi. Ben Bosna'yı çok seviyorum gerçekten ve seve seve kabul ettim. Sevgili Burhan kardeşim orada Stolac Tekkesi'nde bu klibi çekebileceğimizi söylediğinde, görüntüleri gönderdiğinde, eserde kullandığımız 'La Feta İlla Ali, La Seyfe İlla Zülfikar' sözlerinin, yani 'Ali gibi bir yiğit yoktur, Zülfikar gibi de bir kılıç yoktur.' kısmının tekkenin duvarında yazdığını gördük. Klipte de izleyenlerimiz görecektir, ortasında da Zülfikar kılıç çizilmişti. Biz özellikle araştırsak böyle bir tevafuk olamaz." ifadelerini kullandı.
Demirci, tekke mensuplarının kendilerine çok misafirperver davrandığını ve klipte de yer aldıklarını vurgulayarak "Biz orada hem klip çektik ama bir taraftan da bu gönül birlikteliğini hissettik, yaşadık. Siz bir şeye niyet ediyorsunuz ama niyeti verene bakmak lazım diye düşünüyorum." dedi.
Eserin büyük ilgi gördüğünü vurgulayan usta sanatçı, "Bizim Allah ile iletişimimizde çok fazla duamız, gülbangımız var. Dualarımızın içerisinde Nad-ı Aliyyen duası Hz. Ali Efendimize, Ehlibeyt'e duyduğumuz sevgiyi, muhabbeti anlatan, onunla gönül anlamında iletişim kurmayı sağlayan güzel bir eser." değerlendirmesini yaptı.
"Kültürü olmayan bir milletin geleceği de olmaz"Bosna Hersekli sanatçı Burhan Saban ise Bosna Savaşı öncesi, Gazi Hüsrev Bey Medresesi korosunun solistliğini üstlendiğini, dünyanın pek çok yerinde konserler verdiklerini, bugün de ilahi, kaside ve tasavvuf müziği üzerine çalışmalar yaptığını anlattı.
Merhum Aliya İzzetbegoviç'in himayesinde kurulan koroda yer aldığı günlere işaret eden Saban, şunları kaydetti:
"Ben rahmetli Aliya'nın bir cümlesini hatırlayacağım. Bana 'Ne yaptığınızı bilmiyorsunuz ama çok büyük bir iş yapıyorsunuz. Kültürü olmayan bir milletin geleceği de olmaz. Siz de bir kültür inkılabı yapıyorsunuz şu anda farkında değilsiniz.' demişti. Tabii aradan yıllar geçti, Bilge Kral'ımızın (İzzetbegoviç) vizyonuyla ne demek istediğini şu anda yeni yeni anlıyoruz."
Saban, Türkiye ile Bosna arasındaki duygusal bağın hiçbir zaman kopmadığını vurgulayarak "Sınırlar evet mevcut şu anda ama duygular aynı. Siz İstanbul'da Kapalıçarşı'ya gittiğiniz zaman 'Nerelisiniz?' dediklerinde 'Bosnalı' dediğinizde karşıdaki kişinin yüzünde bir gülümseme belirleniyor. Aynı şeyi Bosna'da yaşıyorsunuz. Bu bağı kimse koparamaz. İşte bizim Mustafa Demirci ile eserimiz bu konuyla çok bağlantılı." ifadelerini kullandı.
Nad-ı Aliyyen eserinin çok farklı duygular uyandırdığını; mesajının, konusunun, klibin çekildiği yerin ve fikrin çok güzel olduğunu vurgulayan Saban, şöyle devam etti:
"Bir bölümü Saraybosna'da, bir bölümü Stolac'ta çektik. Hepsi bir araya geldi, çok da güzel oldu. Bir nevi Bosna ile Türkiye arasındaki bağı bir daha anlatmaya çalıştık. Aslında siz zaten Saraybosna'ya gelince kendinizi Anadolu'ya gelmiş gibi hissedebilirsiniz. Isparta'ya, Afyon'a, Konya'ya gittiniz, aynı şey. Umarım seyirciler beğenir. Biz elimizden geleni yaptık, inşallah devamı da gelecektir. Osmanlı ruhu zaten yaşıyor hala. Özellikle tekke kültürü bizim için çok önemli. Zaten tekke kültürü Osmanlı'dan önce geldi o topraklara."
"Biz hala Osmanlı kültürünün bir parçasıyız"Burhan Saban, eserde geçen "La Feta İlla Ali" ifadesiyle tekkede karşılaşmanın şaşkınlığını yaşadıklarını aktararak "Kardeşlerimiz çok güzel bir şekilde karşıladı bizi. Kendileri de özellikle 'Biz klipte de oynamak istiyoruz.' dediler. Kliptekiler zaten tekkedeki ihvanlarımız, kardeşlerimiz. Onlar, 'Bu eserin, projenin bir parçası olalım.' dedi. Biz de seve seve kabul ettik. Amacımız bu projelerin, bu pozitif enerjinin, bu iş birliğinin devam etmesi. Neticede biz hala Osmanlı kültürünün bir parçasıyız." dedi.
Klibin senaryosunun tarihi bir emanet teması üzerine kurulduğuna işaret eden Saban, "Buluştuğumuz yer Sebil Çeşme. Bizim Saraybosna'nın sembollerinden biri. Kazancılar Caddesi'nde çok eski bir ferman buluyoruz. O fermanı ehline, gereken yere teslim etmek için Stolac'a, oradan da bir dergaha gidiyoruz. Bizi karşılıyorlar ve fermanı oradaki Şeyh Efendi'ye teslim ediyoruz." ifadelerine yer verdi.
Türkiye ve Bosna halkının birbirine çok benzediğini, aynı toprakların insanları olduklarını kaydeden sanatçı, "Bosna'ya vize yok. Buyurun, gelin, görün, hissedin. Ondan sonra çok daha farklı algılayacaksınız Bosna'yı. Bosna'daki insanlar Türkiye'yi çok seviyor. Siz de Bosna'yı seviyorsunuz ama gelin birbirimizi daha iyi tanıyalım." diye konuştu.
Eserin düzenlemesi aranjör Volkan Yiğit tarafından yapıldı. Türk müziği sazlarından ney, kanun ve zurnanın yanı sıra ünlü santur sanatçısı Sedat Anar’ın özel tınıları da eserde yer alıyor. Ritmik ve coşkulu soundu ile hem köklü geçmişe bağlı hem de bugünün müzikal estetiğine hitap eden bir atmosfer eserle dinleyiciyle buluşuyor.
Müzikal altyapısıyla dikkati çeken, geçmişin izlerini modern bir estetikle harmanlayan ve tüm dijital platformlarda yerini alan eser "https://youtu.be/bwpsMF4su6o" adresinden dinlenebiliyor.
Muhabir: Ahmet Esad Şani
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
