Anadolu’dan Latin müziğine uzanan yolculuk
Anadolu’dan Latin müziğine uzanan yolculuk
Anadolu’dan Latin müziğine uzanan yolculuk
Anadolu’nun köklü ezgileri ile Latin müziğinin tutkulu ritimlerini aynı potada eriten Elif Sanchez, son yıllarda uluslararası müzik sahnesinde dikkat çeken isimlerden biri. Türkülerle büyüyen ve genç yaşta Amerika’ya giderek Berklee College of Music’te eğitim alan sanatçı, farklı müzik kültürleriyle karşılaşmasının kendi müzikal yolculuğunu dönüştürdüğünü söylüyor.
Anadolu’nun melodik hafızasını Latin dünyasının ritmik enerjisiyle buluşturan sanatçıya göre yaptığı şey, kültürleri karıştırmaktan çok ortak duyguları bir araya getirmek.
Sanchez müziğini “sınırları olmayan bir duygu dili” olarak tanımlıyor. Anadolu’nun melodik hafızasını Latin dünyasının ritmik enerjisiyle buluşturan sanatçıya göre yaptığı şey, kültürleri karıştırmaktan çok ortak duyguları bir araya getirmek. Samimiyet, kırılganlık ve içtenlikten beslenen bu müzikal yolculuk, yeni projeler ve uluslararası iş birlikleriyle daha da genişlemeye hazırlanıyor.
Sanchez, Anadolu ezgileri ile Latin ritimlerini birleştirme fikrinin planlanmış bir stratejiden doğmadığını anlatıyor. Türküler dinleyerek büyüdüğünü, kulağına giren ilk melodilerin Anadolu’nun sesleri olduğunu söylüyor. Bu nedenle o ezgilerin kendi müzik hafızasının temelini oluşturduğunu ifade ediyor.
Zaman içinde dinlediği müziklerin değiştiğini, çoğaldığını ve birbirine karıştığını anlatan sanatçı, Amerika’ya taşındığında çok farklı müzik kültürleriyle tanıştığını ve özellikle Latin kültürünün içine doğal bir şekilde girdiğini belirtiyor.
Kendi müziği ile Latin müziğinin yıllar içinde kendiliğinden birbirine karıştığını söyleyen Sanchez, bunun bilinçli bir “iki tarzı birleştirme” kararı olmadığını vurguluyor. Ona göre bu süreç daha çok hayatın götürdüğü yerlerin müziğe yansıması. Hayatına yeni müzikler girdikçe bu füzyonun beslendiği alanların da genişlediğini ve değiştiğini ifade ediyor.
Ancak bütün bu değişimlerin içinde türküler hep varlığını korumuş. Sanchez’e göre Anadolu ezgileri yaptığı her işin temelinde yer alıyor; çünkü bu kök, sanatçının müzikal kimliğinin özünü oluşturuyor.
Şarkı söylerken farklı dillerde farklı duygulara ulaştığını anlatan Sanchez, her dilin kendisinde ayrı bir kapı açtığını söylüyor.
Türkçe, anadili olduğu için acıları ve kırılganlıkları en derinden hissettiği dil. Türkçe söylediğinde çocukluğuna, ailesine ve geçmişine dokunduğunu ifade ediyor.
İngilizce ise hayatının büyük bölümünde aktif olarak kullandığı bir dil. 17 yaşından beri günlük yaşamının parçası olduğu için kendini ifade etme alanının oldukça geniş olduğunu belirtiyor. Hatta zaman zaman İngilizcede kendini Türkçeden bile daha rahat ifade edebildiğini düşündüğünü söylüyor. Kendi dili olmamasının getirdiği bir özgürlük hissi yarattığını, sanki biraz daha mesafeli ama aynı zamanda daha açık bir ifade alanı sunduğunu anlatıyor.
İspanyolca ise onun için tutkunun dili. Melodiyi daha akışkan hissettiğini, ritimle ve bedenle daha organik bir bağ kurduğunu söylüyor. İspanyolca söylediğinde şarkının içinde daha dans eden bir tarafının ortaya çıktığını belirtiyor. Bu nedenle tek bir dilin öne çıktığını söylemenin zor olduğunu; her dilin içinde başka bir duyguyu büyüttüğünü ifade ediyor.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
