Ekolojik çöküş kapıda mı? Suların oksijensiz kalması ekolojik çöküşü tetikliyor

Bilim-Teknoloji (Web Sitesi) - Web Sitesi | 23.02.2026 - 15:00, Güncelleme: 23.02.2026 - 15:19 196 kez okundu.
 

Ekolojik çöküş kapıda mı? Suların oksijensiz kalması ekolojik çöküşü tetikliyor

Bilim insanları, göllerden okyanuslara kadar dünya genelindeki su kütlelerinde yaşanan oksijen kaybının, insanlığın geleceğini tehdit eden 10'uncu büyük sınır olarak kabul edilmesi gerektiğini savunuyor.
2009 yılında ortaya atılan “Gezegen Sınırları” kavramı, dünyanın yaşanabilir kalması için aşılmaması gereken dokuz eşiği (iklim değişikliği, ozon tabakası, okyanus asitlenmesi vb.) tanımlıyordu. İnsanlık bu sınırlardan altısını zaten aşmış durumda. Şimdi ise bilim insanları, su kütlelerindeki oksijen kaybının başlı başına bir felaket eşiği olduğunu belirtiyor. Bulgulara göre son 45 yılda göllerdeki oksijen yüzde 5,5, barajlardaki oksijen ise yüzde 18,6 oranında azaldı. Okyanus genelinde ise yüzde 2’lik bir kayıp yaşandı. Ancak bölgesel veriler çok daha vahim; örneğin Kaliforniya kıyılarında 1960’tan bu yana oksijen seviyesi yüzde 40 oranında düştü. Araştırmanın ortak yazarlarından Profesör Andreas Oschlies, bu hızlı kaybın iki temel nedenini şöyle açıklıyor: Küresel ısınma: Su ısındıkça, oksijeni tutma kapasitesi düşüyor. Ayrıca ısınan üst tabaka, soğuk alt tabaka ile karışmadığı için yüzeydeki oksijen derinlere ulaşamıyor. Arazi kullanımı ve kirlilik: Tarım ve atıklar nedeniyle suya karışan besinler (gübreler vb.) alg patlamalarına neden oluyor. Bu algler öldüğünde, onları parçalayan mikroplar sudaki tüm oksijeni tüketiyor. Suların oksijensiz kalması sadece balıkların veya midyelerin ölmesi anlamına gelmiyor; bu durum tüm besin zincirini sarsarak ekolojik çöküşü tetikliyor. Üstelik oksijensiz ortamdaki mikrobiyolojik süreçler, karbondioksitten çok daha tehlikeli sera gazları olan metan ve azot protoksit salınımına neden oluyor. Bu da iklim krizini geri dönülemez bir kısır döngüye sokuyor. Çalışmanın başyazarı Kevin Rose, Popular Mechanics’e yaptığı açıklamada, suyun oksijen seviyesinin dünya iklimini düzenlemede anahtar rol oynadığını vurgulayarak, “Bu sorunu çözemezsek sadece ekosistemler değil, küresel ekonomi ve toplum da çökecektir,” uyarısında bulunuyor.
Bilim insanları, göllerden okyanuslara kadar dünya genelindeki su kütlelerinde yaşanan oksijen kaybının, insanlığın geleceğini tehdit eden 10'uncu büyük sınır olarak kabul edilmesi gerektiğini savunuyor.

2009 yılında ortaya atılan “Gezegen Sınırları” kavramı, dünyanın yaşanabilir kalması için aşılmaması gereken dokuz eşiği (iklim değişikliği, ozon tabakası, okyanus asitlenmesi vb.) tanımlıyordu.

İnsanlık bu sınırlardan altısını zaten aşmış durumda. Şimdi ise bilim insanları, su kütlelerindeki oksijen kaybının başlı başına bir felaket eşiği olduğunu belirtiyor.

Bulgulara göre son 45 yılda göllerdeki oksijen yüzde 5,5, barajlardaki oksijen ise yüzde 18,6 oranında azaldı.

Okyanus genelinde ise yüzde 2’lik bir kayıp yaşandı. Ancak bölgesel veriler çok daha vahim; örneğin Kaliforniya kıyılarında 1960’tan bu yana oksijen seviyesi yüzde 40 oranında düştü.

Araştırmanın ortak yazarlarından Profesör Andreas Oschlies, bu hızlı kaybın iki temel nedenini şöyle açıklıyor:

Küresel ısınma: Su ısındıkça, oksijeni tutma kapasitesi düşüyor. Ayrıca ısınan üst tabaka, soğuk alt tabaka ile karışmadığı için yüzeydeki oksijen derinlere ulaşamıyor.

Arazi kullanımı ve kirlilik: Tarım ve atıklar nedeniyle suya karışan besinler (gübreler vb.) alg patlamalarına neden oluyor. Bu algler öldüğünde, onları parçalayan mikroplar sudaki tüm oksijeni tüketiyor.

Suların oksijensiz kalması sadece balıkların veya midyelerin ölmesi anlamına gelmiyor; bu durum tüm besin zincirini sarsarak ekolojik çöküşü tetikliyor.

Üstelik oksijensiz ortamdaki mikrobiyolojik süreçler, karbondioksitten çok daha tehlikeli sera gazları olan metan ve azot protoksit salınımına neden oluyor. Bu da iklim krizini geri dönülemez bir kısır döngüye sokuyor.

Çalışmanın başyazarı Kevin Rose, Popular Mechanics’e yaptığı açıklamada, suyun oksijen seviyesinin dünya iklimini düzenlemede anahtar rol oynadığını vurgulayarak, “Bu sorunu çözemezsek sadece ekosistemler değil, küresel ekonomi ve toplum da çökecektir,” uyarısında bulunuyor.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.