Dünya Öykü Günü – Anlatının Evrensel Buluşması

Gündem 13.02.2026 - 21:57, Güncelleme: 13.02.2026 - 21:57 234 kez okundu.
 

Dünya Öykü Günü – Anlatının Evrensel Buluşması

Dünya Öykü Günü
Her yıl 14 Şubat’ta Dünya Öykü Günü olarak kutlanan bu özel gün, insanın varoluşundan bu yana süregelen anlatma ihtiyacına dikkat çekiyor. Edebiyatın en temel anlatı biçimi olarak kabul edilen öykü; kültürleri, tarihleri ve insan deneyimlerini bir araya getiriyor. Tarihçesi Uluslararası düzeyde kabul gören Dünya Öykü Günü, 2003 Kasım’ında düzenlenen 69. Uluslararası PEN Dünya Kongresi’nde yapılan bir önerinin kabul edilmesiyle resmi olarak kutlanmaya başlandı. O tarihten bu yana her 14 Şubat’ta edebiyat çevreleri ve okurlar tarafından çeşitli etkinliklerle hatırlanıyor. Bu tarih aynı zamanda “Sevgililer Günü” ile çakışsa da öykü topluluğu içinde farklı bir kültürel anlam kazanmış durumda. Dünya genelinde ise “World Storytelling Day” adıyla her yıl 20 Mart’ta kutlanan bir başka uluslararası etkinlik bulunuyor. Bugün, sözlü anlatı geleneğini ve hikâyeler aracılığıyla kültürlerarası bağlantıyı kutlamak amacıyla ortaya çıkmıştır. Kutlama, Norveç, İsveç ve diğer İskandinav ülkelerinde 1991–92 yıllarında “Alla berättares dag” (Tüm Anlatıcıların Günü) olarak başlayan uygulamanın uluslararası ölçekte yaygınlaşmasıyla 2004 yılından itibaren Dünya Öykü Günü olarak adlandırıldı. Dünya Çapında Kutlanışı Topluluk Etkinlikleri: Dünya Storytelling Günü’nde insanlar dünyanın dört bir yanında toplantılar, çevrimiçi etkinlikler, açık hava “hikâye çemberleri” ve festivaller düzenliyor. Amaç, mümkün olduğunca çok sayıda insanın kendi dilinde hikâye anlatması ve dinlemesini teşvik etmek. Oral Anlatı Sanatı: Birçok ülkede, okul ve kütüphanelerde eski dönem masalları, halk hikâyeleri ve çağdaş öyküler yüz yüze paylaşılır. Bu paylaşımlar genellikle etkileşimli atölyeler, anlatıcı panelleri ve çocuklara yönelik performanslarla desteklenir. Tema Etkinlikleri: Dünya Storytelling Günü etkinlikleri, her yıl belirlenen ortak bir tema çerçevesinde düzenlenir. Önceki temalar arasında “Dreams” (Rüyalar), “Water” (Su), “Trees” (Ağaçlar) ve daha fazlası bulunuyor. Türkiye’de Öykü Günü Etkinlikleri Türkiye’de kutlanışlar daha çok edebiyat dernekleri, üniversiteler ve kültür-sanat kurumları tarafından organize ediliyor. Bildiri Geleneği: Her yıl bugünde bir yazar veya öykü ustası tarafından Dünya Öykü Günü Bildirisi yayımlanıyor. 2026 yılı bildirisi usta yazar Mustafa Balel tarafından kaleme alındı ve “öykünün yaşamın sesi olduğu” vurgulandı. Okur ve Yazarlara Çağrı: Türkiye’de bazı kitabevleri, edebiyat kulüpleri ve okullar bugünü söyleşiler, okuma saatleri ve atölye çalışmalarıyla değerlendiriyor. Özellikle genç okurların kendi öykülerini paylaşmaları için platformlar oluşturuluyor. Öykünün Kültürel ve Toplumsal Önemi Öykü, bireyin iç dünyası ile içinde yaşadığı toplum arasındaki ilişkiyi görünür kılan önemli bir anlatı türüdür. Kısa hacmine rağmen, dönemin kültürel yapısını, değer yargılarını ve sosyal dinamiklerini yoğun bir biçimde yansıtabilir. Gelenekler, inançlar, dil kullanımı ve gündelik yaşam pratikleri öyküler aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılır; bu yönüyle öykü, kültürel belleğin korunmasında önemli bir rol üstlenir. Toplumsal açıdan bakıldığında öykü, bireyin toplum içindeki konumunu sorgulayan bir alan açar. Yoksulluk, adaletsizlik, göç, yalnızlık ve kimlik arayışı gibi evrensel sorunlar, öykülerin merkezinde sıkça yer alır. Yazar, küçük bir olay ya da sıradan bir an üzerinden geniş toplumsal yapıları ve çatışmaları görünür kılar. Okur ise bu anlatılar sayesinde farklı yaşam deneyimlerine tanıklık eder, empati kurar ve kendi gerçekliğini yeniden düşünme imkânı bulur. Bu nedenle öykü, yalnızca estetik bir edebî tür olmanın ötesinde, toplumu anlamaya ve dönüştürmeye katkı sağlayan güçlü bir anlatım biçimidir. Kültürel değerleri yansıtırken aynı zamanda onları sorgular; birey ve toplum arasındaki bağın derinliğini ortaya koyar. Hem 14 Şubat’ta Türkiye’de hem de 20 Mart’ta uluslararası arenada kutlanan Dünya Öykü Günü, anlatı geleneğinin yaşatılmasına, kültürler arası diyaloğa ve yeni anlatıcılar için ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Öyküler, bireyleri geçmişle bağlarken ortak insan deneyimini yeniden tanımlamamıza yardımcı oluyor. “2026 DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ BİLDİRİSİ Özünde bir anlatı olan öykü sıradan bir yazın türü değildir. Bir hayattır. Hayatın sesi. Hayatın kendisi. Bir bakmışsınız, bir hınzırlık yapmayı tasarlayan afacan bir çocuğun dudaklarının kenarındaki şeytani seğirme olarak gösterir kendini. Bir bakarsınız, başı önünde ürkek adımlarla babası yaşındaki bir adamın peşi sıra ilerlemekte olan kucağı kundaklı, karnı burnunda pembe yanaklı bir tazenin gözlerindeki hüzün olarak çıkar karşımıza. Bazen de bir dükkânın vitrinindeki pahalı bir ayakkabıdan gözünü ayıramayan kızının ilgisini başka yöne kaydırmak için diller döken çaresiz bir babanın sesindeki titreyiş.… Varoluşundan bu yana yaşamın ve ölümün gizlerini çözmeye çalışan insanoğlu, içindeki ve dışındaki dünyaya sonsuz bir yolculuktadır hep. Hayata sorular sorarak yanıtlarını bulmaya çalışır. İşaretlerle, çizgiyle, sesle, sözle… Böylece bugün edebi türler içinde insan yaşamının ayrılmaz parçası olan öykü doğmuştur. Yaşamımızda hayati bir öneme sahiptir öykü. İnsanoğlu var olduğu andan başlayarak kendini ifade etmek zorunda kalır. Birilerine bir şeyler anlatmak, bir şeyler aktarmak, bir mesaj iletmek arayışı içindedir. Elindeki malzemeleri kullanarak bazen bir ıslık, bazen bir çığlık, bir gırtlak oyunu, bir el işareti, bazen de mağara duvarına çizdiği bir resimle bu ihtiyacı karşılama arayışı içinde olmuştur hep. İnsan olmanın gerekliliğidir bu. İnsanlığın ilk evrelerinde acıktığını, susadığını, korktuğunu, şaşırdığını tıpkı bugün bebeklerde olduğu gibi çıkardığı seslerle anlatmak gereği duymaktaydı insan denen varlık. Bir anne çıkardığı bir sesle çocuğunun acıktığını anlıyor, hemen koşup doyuruyordu. Bu insanlar yükselen bir dumandan tehlikeli bir dinozorun gelmekte olduğunu anlayıp önlemlerini alıyorlardı. Zaman içinde seslerin sözcüklere, sözcüklerin tümcelere dönüşmesi sonucu anlatım bir zenginlik kazanmış ve öykünün temeli atılmıştır. Öykü, yapısı gereği hayatı sorgulayıp yanıtlar bulmak peşinde sürekli devinim halinde olan insanoğlunun soyut, somut dünyanın arakesitinde gezinerek, insanın kendi varlığıyla, canlı, cansız, tüm öteki varlıklarla ve yaşamlarla yüzleşmesini sağlar. Sıradan bir göz görmese, farkına varmasa da her yerde vardır o. Elimizin altındadır hemen, gözümüzün önündedir… Uzun uzun aramalara gerek yok… Hastane koridorlarında bir garibanın hastabakıcıyı beyaz önlüklü, biraz da bakımlı diye doktor sanarak bir şey sormak üzere yanına yaklaşırken ters iliklediği düğmelere şöyle bir bakmamız yeter. Kuyruğuna bağlanmış kola kutusundan kurtulamamanın şaşkınlığı içindeki güzeller güzeli bir kedi yavrusu, yürürken ayağımıza takılan topuğu kırık bir kadın ayakkabısı, yanağı diş izinden geçilmeyen bir oyuncak bebek… İşlek bir meydanda fotoğraf mankeni olarak kullanılmak üzere sahibinin koluna etol gibi atılmış yaşlı bir maymunun gözlerindeki bezginlik binlerce sıradan bir bakıştan rahatlıkla gizlenirken her biri cin gibi birer öykü avcısı olan öykü yazarının önünde katman katman açılan birer  öyküye dönüşür. Öykü bir hayattır. Öyküsüz bir dünya yaşamın durduğu, her şeyin son noktayı koyduğu bir dünyadır. Bu güzel Dünya Öykü Günü’nde, sözcük denen cevheri kuyumcu titizliğiyle bir araya getirerek insanlığın geçmişini dünden bugüne taşırken bugünleri de yarınlara taşıyacak olan öykücü dostlarıma: “İyi ki varsınız! Yolunuz, ufkunuz açık olsun!” diyorum. MUSTAFA BALEL”
Dünya Öykü Günü

Her yıl 14 Şubat’ta Dünya Öykü Günü olarak kutlanan bu özel gün, insanın varoluşundan bu yana süregelen anlatma ihtiyacına dikkat çekiyor. Edebiyatın en temel anlatı biçimi olarak kabul edilen öykü; kültürleri, tarihleri ve insan deneyimlerini bir araya getiriyor.

Tarihçesi

Uluslararası düzeyde kabul gören Dünya Öykü Günü, 2003 Kasım’ında düzenlenen 69. Uluslararası PEN Dünya Kongresi’nde yapılan bir önerinin kabul edilmesiyle resmi olarak kutlanmaya başlandı. O tarihten bu yana her 14 Şubat’ta edebiyat çevreleri ve okurlar tarafından çeşitli etkinliklerle hatırlanıyor. Bu tarih aynı zamanda “Sevgililer Günü” ile çakışsa da öykü topluluğu içinde farklı bir kültürel anlam kazanmış durumda.

Dünya genelinde ise “World Storytelling Day” adıyla her yıl 20 Mart’ta kutlanan bir başka uluslararası etkinlik bulunuyor. Bugün, sözlü anlatı geleneğini ve hikâyeler aracılığıyla kültürlerarası bağlantıyı kutlamak amacıyla ortaya çıkmıştır. Kutlama, Norveç, İsveç ve diğer İskandinav ülkelerinde 1991–92 yıllarında “Alla berättares dag” (Tüm Anlatıcıların Günü) olarak başlayan uygulamanın uluslararası ölçekte yaygınlaşmasıyla 2004 yılından itibaren Dünya Öykü Günü olarak adlandırıldı.

Dünya Çapında Kutlanışı

Topluluk Etkinlikleri: Dünya Storytelling Günü’nde insanlar dünyanın dört bir yanında toplantılar, çevrimiçi etkinlikler, açık hava “hikâye çemberleri” ve festivaller düzenliyor. Amaç, mümkün olduğunca çok sayıda insanın kendi dilinde hikâye anlatması ve dinlemesini teşvik etmek.

Oral Anlatı Sanatı: Birçok ülkede, okul ve kütüphanelerde eski dönem masalları, halk hikâyeleri ve çağdaş öyküler yüz yüze paylaşılır. Bu paylaşımlar genellikle etkileşimli atölyeler, anlatıcı panelleri ve çocuklara yönelik performanslarla desteklenir.

Tema Etkinlikleri: Dünya Storytelling Günü etkinlikleri, her yıl belirlenen ortak bir tema çerçevesinde düzenlenir. Önceki temalar arasında “Dreams” (Rüyalar), “Water” (Su), “Trees” (Ağaçlar) ve daha fazlası bulunuyor.

Türkiye’de Öykü Günü Etkinlikleri

Türkiye’de kutlanışlar daha çok edebiyat dernekleri, üniversiteler ve kültür-sanat kurumları tarafından organize ediliyor.

Bildiri Geleneği: Her yıl bugünde bir yazar veya öykü ustası tarafından Dünya Öykü Günü Bildirisi yayımlanıyor. 2026 yılı bildirisi usta yazar Mustafa Balel tarafından kaleme alındı ve “öykünün yaşamın sesi olduğu” vurgulandı.

Okur ve Yazarlara Çağrı: Türkiye’de bazı kitabevleri, edebiyat kulüpleri ve okullar bugünü söyleşiler, okuma saatleri ve atölye çalışmalarıyla değerlendiriyor. Özellikle genç okurların kendi öykülerini paylaşmaları için platformlar oluşturuluyor.

Öykünün Kültürel ve Toplumsal Önemi

Öykü, bireyin iç dünyası ile içinde yaşadığı toplum arasındaki ilişkiyi görünür kılan önemli bir anlatı türüdür. Kısa hacmine rağmen, dönemin kültürel yapısını, değer yargılarını ve sosyal dinamiklerini yoğun bir biçimde yansıtabilir. Gelenekler, inançlar, dil kullanımı ve gündelik yaşam pratikleri öyküler aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılır; bu yönüyle öykü, kültürel belleğin korunmasında önemli bir rol üstlenir.

Toplumsal açıdan bakıldığında öykü, bireyin toplum içindeki konumunu sorgulayan bir alan açar. Yoksulluk, adaletsizlik, göç, yalnızlık ve kimlik arayışı gibi evrensel sorunlar, öykülerin merkezinde sıkça yer alır. Yazar, küçük bir olay ya da sıradan bir an üzerinden geniş toplumsal yapıları ve çatışmaları görünür kılar. Okur ise bu anlatılar sayesinde farklı yaşam deneyimlerine tanıklık eder, empati kurar ve kendi gerçekliğini yeniden düşünme imkânı bulur.

Bu nedenle öykü, yalnızca estetik bir edebî tür olmanın ötesinde, toplumu anlamaya ve dönüştürmeye katkı sağlayan güçlü bir anlatım biçimidir. Kültürel değerleri yansıtırken aynı zamanda onları sorgular; birey ve toplum arasındaki bağın derinliğini ortaya koyar.

Hem 14 Şubat’ta Türkiye’de hem de 20 Mart’ta uluslararası arenada kutlanan Dünya Öykü Günü, anlatı geleneğinin yaşatılmasına, kültürler arası diyaloğa ve yeni anlatıcılar için ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Öyküler, bireyleri geçmişle bağlarken ortak insan deneyimini yeniden tanımlamamıza yardımcı oluyor.

“2026 DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜ BİLDİRİSİ

Özünde bir anlatı olan öykü sıradan bir yazın türü değildir.

Bir hayattır. Hayatın sesi. Hayatın kendisi.

Bir bakmışsınız, bir hınzırlık yapmayı tasarlayan afacan bir çocuğun dudaklarının kenarındaki şeytani seğirme olarak gösterir kendini. Bir bakarsınız, başı önünde ürkek adımlarla babası yaşındaki bir adamın peşi sıra ilerlemekte olan kucağı kundaklı, karnı burnunda pembe yanaklı bir tazenin gözlerindeki hüzün olarak çıkar karşımıza. Bazen de bir dükkânın vitrinindeki pahalı bir ayakkabıdan gözünü ayıramayan kızının ilgisini başka yöne kaydırmak için diller döken çaresiz bir babanın sesindeki titreyiş.…

Varoluşundan bu yana yaşamın ve ölümün gizlerini çözmeye çalışan insanoğlu, içindeki ve dışındaki dünyaya sonsuz bir yolculuktadır hep. Hayata sorular sorarak yanıtlarını bulmaya çalışır. İşaretlerle, çizgiyle, sesle, sözle… Böylece bugün edebi türler içinde insan yaşamının ayrılmaz parçası olan öykü doğmuştur.

Yaşamımızda hayati bir öneme sahiptir öykü. İnsanoğlu var olduğu andan başlayarak kendini ifade etmek zorunda kalır. Birilerine bir şeyler anlatmak, bir şeyler aktarmak, bir mesaj iletmek arayışı içindedir. Elindeki malzemeleri kullanarak bazen bir ıslık, bazen bir çığlık, bir gırtlak oyunu, bir el işareti, bazen de mağara duvarına çizdiği bir resimle bu ihtiyacı karşılama arayışı içinde olmuştur hep.

İnsan olmanın gerekliliğidir bu. İnsanlığın ilk evrelerinde acıktığını, susadığını, korktuğunu, şaşırdığını tıpkı bugün bebeklerde olduğu gibi çıkardığı seslerle anlatmak gereği duymaktaydı insan denen varlık. Bir anne çıkardığı bir sesle çocuğunun acıktığını anlıyor, hemen koşup doyuruyordu. Bu insanlar yükselen bir dumandan tehlikeli bir dinozorun gelmekte olduğunu anlayıp önlemlerini alıyorlardı.

Zaman içinde seslerin sözcüklere, sözcüklerin tümcelere dönüşmesi sonucu anlatım bir zenginlik kazanmış ve öykünün temeli atılmıştır.

Öykü, yapısı gereği hayatı sorgulayıp yanıtlar bulmak peşinde sürekli devinim halinde olan insanoğlunun soyut, somut dünyanın arakesitinde gezinerek, insanın kendi varlığıyla, canlı, cansız, tüm öteki varlıklarla ve yaşamlarla yüzleşmesini sağlar. Sıradan bir göz görmese, farkına varmasa da her yerde vardır o. Elimizin altındadır hemen, gözümüzün önündedir… Uzun uzun aramalara gerek yok… Hastane koridorlarında bir garibanın hastabakıcıyı beyaz önlüklü, biraz da bakımlı diye doktor sanarak bir şey sormak üzere yanına yaklaşırken ters iliklediği düğmelere şöyle bir bakmamız yeter.

Kuyruğuna bağlanmış kola kutusundan kurtulamamanın şaşkınlığı içindeki güzeller güzeli bir kedi yavrusu, yürürken ayağımıza takılan topuğu kırık bir kadın ayakkabısı, yanağı diş izinden geçilmeyen bir oyuncak bebek… İşlek bir meydanda fotoğraf mankeni olarak kullanılmak üzere sahibinin koluna etol gibi atılmış yaşlı bir maymunun gözlerindeki bezginlik binlerce sıradan bir bakıştan rahatlıkla gizlenirken her biri cin gibi birer öykü avcısı olan öykü yazarının önünde katman katman açılan birer  öyküye dönüşür.

Öykü bir hayattır. Öyküsüz bir dünya yaşamın durduğu, her şeyin son noktayı koyduğu bir dünyadır.

Bu güzel Dünya Öykü Günü’nde, sözcük denen cevheri kuyumcu titizliğiyle bir araya getirerek insanlığın geçmişini dünden bugüne taşırken bugünleri de yarınlara taşıyacak olan öykücü dostlarıma:

“İyi ki varsınız! Yolunuz, ufkunuz açık olsun!” diyorum.

MUSTAFA BALEL

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.