Dosya Konusu
Köşe Yazarı
Dosya Konusu
 

Hz. Musa, Spinoza, Orpheus ve Bessler: Üç Yahudi, Bir Söz; Doğa, Tanrısal Gerçekliğin Aynasıdır

Hz. Musa, Yahudileri çölde, Sina Yarımadası’nda kırk yıl boyunca dolaştırdı ve eğitti. Onlardaki köle ruhunu arındırmayı amaçladı. Çölde paylaşım ve şükür esastı. Hırs, hırsızlık, dolandırıcılık ve adam kayırma yoktu. Tanrı’nın sunduğu kudret helvası ve bıldırcın eti, öğle ve akşam yemeklerini oluşturuyordu. Ancak Samiri, Musa’nın yokluğunda Yahudilere Altın Buzağı’yı yaptırarak onlara yeniden parayı ve hırsı hatırlattı. İnançları yeniden geriye gitmiş, gevşemişti.   Mısır’daki kapitalist düzenin patronları, Yahudi ruhunda patronluk ve hâkimiyet arzusunu yeniden canlandırmıştı.   Spinoza ise Orta Çağ’dan devralınan Yahudiliğin patronluk ve otorite ruhunu reddetti. Yahudi geleneklerinin ve inançlarının bir kısmına ters düştüğü için cemaatinden aforoz edildiğinde, artık tanınmış bir filozoftu. Buna rağmen fakirdi ve fazla parası yoktu. Hollanda’nın zenginleri geçimini sağlaması için kendisine yüklü miktarda para teklif ettiklerinde bu teklifi kabul etmedi; yalnızca çok azını alabileceğini söyledi. Çünkü ona göre tabiat, az ile yetinmeyi öğretiyordu.   Spinoza, hayatını gözlük camlarını parlatarak kazandığı parayla sürdürdü. Camları işlerken soluduğu tozların sağlığını olumsuz etkilediği düşünülür; genç yaşta, kırk dört yaşında hayatını kaybetti. Felsefesinde doğa yasalarının Tanrı’dan bağımsız, ikinci bir ilkeye dönüştürülmesini kabul etmiyordu. Böyle bir ayrım, onun düşüncesinde bir ikilik anlamına gelirdi. Oysa Spinoza’nın Tanrı anlayışında Tanrı ve doğa, birbirinden bağımsız iki ayrı gerçeklik değildi.   Orpheus ve Bessler de hareketin temel dayanaklarından biri olarak yer çekimini kabul eden bir düşünce çerçevesinde ele alınabilir. Yer çekimi, Isaac Newton’un doğa yasalarını açıklayan mekaniğinde de önemli bir yere sahipti.   Saatçilikle uğraşan Johann Bessler, gösteri amacıyla yer çekimine dayalı bir hareket düzeneği tasarladı. Mekaniğin öncülerinden Aristoteles’in düşüncelerinden de esinlenerek kusursuz geometrik şekillerden biri olan daireyi temel alan bir tekerlek geliştirdi. Elbette tekerleğin içinde çeşitli mekanizmalar bulunuyordu. Ancak Bessler, tekerleğin dışını bir bezle kapattığı için içindeki düzeneğin görülmesine izin vermiyordu.   Bessler, tekerleğe insanların gözü önünde ilk hareketi veriyor ve tekerlek dönmeye devam ediyordu. Bu gösteriler sayesinde halktan para topluyordu. Zamanla, gösterilerinden elde ettiği gelirler üzerine vergi konulması ve dönemin yöneticileriyle yaşadığı anlaşmazlıklar, onun geliştirdiği düzeneğe ilişkin tartışmaları daha da alevlendirdi. Sonunda tekerleğini parçaladığı ve sırrını kendisiyle birlikte götürdüğü aktarılır.   Böylece Bessler’in hikâyesi, günümüz kapitalizminin de en çok korktuğu şeylerden biri olan geçmişin ve tarihin yeniden sorgulanmasına ilişkin bir örneğe dönüştü. Kendisinin sihirbazlığa varan suçlamalarla yaftalanması, geliştirdiği düzeneğin gerçek niteliğine ilişkin tartışmaların günümüze kadar ulaşmasına neden oldu.   Ben bir felsefeci olarak, Gottfried Wilhelm Leibniz’in Bessler’in gösterilerinden birini izlediğini bildiğimden ve tarihsel kaynaklarda aktarılanları dikkate aldığımdan, bu gösterilerin ve özellikle kale deneyinin başarılı ve gerçek olduğu kanaatindeyim.   Bu bağlamda, yukarıdaki bağlantıda bir Bessler tekerleği yapmaya çalıştığımızı görebilir ve inceleyebilirsiniz:   https://www.kemalduruhan.net/index.php/projeler/76-measured-bessler-wheel-design   Bu fikrin dünya bilimine katkı sağlamasını temenni ederim.
Ekleme Tarihi: 19 Ekim 2026 -Pazartesi

Hz. Musa, Spinoza, Orpheus ve Bessler: Üç Yahudi, Bir Söz; Doğa, Tanrısal Gerçekliğin Aynasıdır

Hz. Musa, Yahudileri çölde, Sina Yarımadası’nda kırk yıl boyunca dolaştırdı ve eğitti. Onlardaki köle ruhunu arındırmayı amaçladı. Çölde paylaşım ve şükür esastı. Hırs, hırsızlık, dolandırıcılık ve adam kayırma yoktu. Tanrı’nın sunduğu kudret helvası ve bıldırcın eti, öğle ve akşam yemeklerini oluşturuyordu. Ancak Samiri, Musa’nın yokluğunda Yahudilere Altın Buzağı’yı yaptırarak onlara yeniden parayı ve hırsı hatırlattı. İnançları yeniden geriye gitmiş, gevşemişti.
 
Mısır’daki kapitalist düzenin patronları, Yahudi ruhunda patronluk ve hâkimiyet arzusunu yeniden canlandırmıştı.
 
Spinoza ise Orta Çağ’dan devralınan Yahudiliğin patronluk ve otorite ruhunu reddetti. Yahudi geleneklerinin ve inançlarının bir kısmına ters düştüğü için cemaatinden aforoz edildiğinde, artık tanınmış bir filozoftu. Buna rağmen fakirdi ve fazla parası yoktu. Hollanda’nın zenginleri geçimini sağlaması için kendisine yüklü miktarda para teklif ettiklerinde bu teklifi kabul etmedi; yalnızca çok azını alabileceğini söyledi. Çünkü ona göre tabiat, az ile yetinmeyi öğretiyordu.
 
Spinoza, hayatını gözlük camlarını parlatarak kazandığı parayla sürdürdü. Camları işlerken soluduğu tozların sağlığını olumsuz etkilediği düşünülür; genç yaşta, kırk dört yaşında hayatını kaybetti. Felsefesinde doğa yasalarının Tanrı’dan bağımsız, ikinci bir ilkeye dönüştürülmesini kabul etmiyordu. Böyle bir ayrım, onun düşüncesinde bir ikilik anlamına gelirdi. Oysa Spinoza’nın Tanrı anlayışında Tanrı ve doğa, birbirinden bağımsız iki ayrı gerçeklik değildi.
 
Orpheus ve Bessler de hareketin temel dayanaklarından biri olarak yer çekimini kabul eden bir düşünce çerçevesinde ele alınabilir. Yer çekimi, Isaac Newton’un doğa yasalarını açıklayan mekaniğinde de önemli bir yere sahipti.
 
Saatçilikle uğraşan Johann Bessler, gösteri amacıyla yer çekimine dayalı bir hareket düzeneği tasarladı. Mekaniğin öncülerinden Aristoteles’in düşüncelerinden de esinlenerek kusursuz geometrik şekillerden biri olan daireyi temel alan bir tekerlek geliştirdi. Elbette tekerleğin içinde çeşitli mekanizmalar bulunuyordu. Ancak Bessler, tekerleğin dışını bir bezle kapattığı için içindeki düzeneğin görülmesine izin vermiyordu.
 
Bessler, tekerleğe insanların gözü önünde ilk hareketi veriyor ve tekerlek dönmeye devam ediyordu. Bu gösteriler sayesinde halktan para topluyordu. Zamanla, gösterilerinden elde ettiği gelirler üzerine vergi konulması ve dönemin yöneticileriyle yaşadığı anlaşmazlıklar, onun geliştirdiği düzeneğe ilişkin tartışmaları daha da alevlendirdi. Sonunda tekerleğini parçaladığı ve sırrını kendisiyle birlikte götürdüğü aktarılır.
 
Böylece Bessler’in hikâyesi, günümüz kapitalizminin de en çok korktuğu şeylerden biri olan geçmişin ve tarihin yeniden sorgulanmasına ilişkin bir örneğe dönüştü. Kendisinin sihirbazlığa varan suçlamalarla yaftalanması, geliştirdiği düzeneğin gerçek niteliğine ilişkin tartışmaların günümüze kadar ulaşmasına neden oldu.
 
Ben bir felsefeci olarak, Gottfried Wilhelm Leibniz’in Bessler’in gösterilerinden birini izlediğini bildiğimden ve tarihsel kaynaklarda aktarılanları dikkate aldığımdan, bu gösterilerin ve özellikle kale deneyinin başarılı ve gerçek olduğu kanaatindeyim.
 
Bu bağlamda, yukarıdaki bağlantıda bir Bessler tekerleği yapmaya çalıştığımızı görebilir ve inceleyebilirsiniz:
 
 
Bu fikrin dünya bilimine katkı sağlamasını temenni ederim.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.