Vinci'nin Deluge/Tufan tabloları başta olmak üzere, her eserinde resimle bütünleşik olarak verdiği/işlediği; temel olarak Latince, Arapça, İbranice, Türkçe, Yunanca, Fransızca ve İngilizce kelimeler vardır. Ve batılı Da Vinci yorumcuları henüz şifre niteliği de taşıyan bu kelimeleri henüz okuyamamışlardır.
Yukarıdaki resim yaşlılığında Da Vinci'nin kendi çizdiği portresidir
1. FOURS
Boydan boya soldan sağa göz içini dolduran şekliyle büyük Latin harfleriyle yazılmıştır, İngilizcedir. Kelime doğrudan 'dörtler' anlamındadır.
2. VOR
Soldan sağa göz içini dolduran şekliyle Latin harfleriyle büyük punto yazılmıştır, Latincedir. Anlamı; 'yutmak, yemek, bitirmek' demektir. İki kelimenin gözlerdeki ifade ettiği anlam gayet nettir: Leonardo, gözlerini dört açan ve baktığını dimağında işleyen ve kültürel ürün haline getiren biridir.
3. YAROW.
İngilizce Yarrow kelimesinin ortaçağdakı sıklıkla yazım şeklidir. Büyük Y harfininin üst içinde devam eden harflerle oluşturulmuştur. Türkçe anlamı 'civanperçemidir. Bu bitki Aşil'in Troya savaşında yaralı askerlerine tedavi olarak kullandığı bir bitkidir. Asker Otu da denilir.
Leonardo mücadeleci ve yardımsever karakterini bu kelime ile sembolleştirmiştir.
4. HATTAT
5. TAYMA
6. HATAY
Leonardo'nun 1478-82 yılları kayıp yıllarıdır. Hatıratındaki Suriye deftardarına yazmış olduğu bir mektup taslağından Anadolu coğrafyasını gezdiğini ve Memlûk Sulanının Mühendis olarak hizmetinde bulunduğunu anlıyoruz. Yüzüne işlediği yazılardan; Türkiye Hatay, Suudi Arabistan Tayma'yı gördüğünü buradaki antik dönem değişik kültür taş yazma tabletlerini incelediğini anlıyoruz. Hatay ve Tayma özellikle zarif Aramice taş tabletlere sahip ve bu özellik antik çağda bu iki şehri ortaklayan özelliktir. Tayma ve Hatay'daki antik dönem Aramice yazıtları incelediğimde, buradaki harf ve yazım karakterinin Leonardo'nun özel yazım şekil ve karakterine neg kadar uyum içinde olduğunu
gördüm. Dolayısıyla Hattat kelimesi de bana gôre bu etkilenmeyi gôsteriyor.
LEONARDO ANADOLU'DA
Leonardo da Vinci'nin yaşamındaki en az bilinen dönemlerden biri, yaklaşık *1478-1482* yılları arasındaki zaman dilimidir. Bazı araştırmacılar, bu dönemde Leonardo'nun Memlûk Devleti adına görev yapmış olabileceğini ileri sürmektedir.
Bu değerlendirme, Leonardo'nun not defterlerinde yer alan ve "Suriye Defterdarı"na hitaben yazılmış bir mektup taslağına dayanmaktadır. Mektupta Leonardo, kendisini görevlendiren makama doğrudan hitap ederek, *Ermenistan taraflarına gönderildiğini* söyler. Çalışmalarına *Toros Dağları'ndaki Kalindra bölgesinden başladığını*, burada incelemeler yaptığını ve daha sonra çok büyük bir depremle karşılaştığını anlatır. Deprem sırasında dağların yarıldığını, büyük kaya kütlelerinin vadilere yuvarlandığını, yolların kapandığını, su kaynaklarının değiştiğini, insanların canlarını kurtarmak için kaçıştığını ayrıntılarıyla tasvir eder. Gördüklerini bizzat gözlemlediğini ve bunları rapor hâline getirerek görev verdiği makama sunacağını ifade eder.
Mektupta geçen *Ermenistan, **Toroslar, **Kalindra* ve *Fırat havzasına ilişkin coğrafi ifadeler*, sıradan bir anlatının ötesinde, belirli bir bölgeyi tarif ediyor izlenimi vermektedir. Buradan sonra araştırmacılar arasında görüş ayrılığı başlar. Bir grup tarihçi bu metni edebî bir
taslak olarak değerlendirirken, diğerleri gerçek bir görevin izlerini taşıdığı kanaatindedir.
Bana göre ise tartışılması gereken asıl konu, mektubun gerçek olup olmadığı değil, içindeki coğrafi ayrıntıların hangi bölgeye işaret ettiğidir. 1478 yılında Erzincan ve çevresinde meydana gelen büyük deprem, mektuptaki deprem tasviriyle karşılaştırılmayı hak etmektedir. Ayrıca mektupta geçen Fırat havzası ve yüksek dağ tasvirleri, bugüne kadar öne sürülen bazı yer tespitlerinin yeniden gözden geçirilmesini gerektirebilir. Kalindra'nın neresi olduğu bugün kesin olarak bilinmemektedir. Ancak bu yer adının Doğu Anadolu'da, Fırat havzası üzerinde ve Erzincan-Divriği hattında aranması gerektiğini düşündüren coğrafi ipuçları bulunmaktadır. Belki de cevap, Leonardo'nun satırlarında değil; o satırların işaret ettiği Anadolu coğrafyasındadır.
HATAY ve TAYMA'YI ÖNE ÇIKARAN KÜLTÜR: Taş Yazmalar
Hatay ile Tayma, Yakın Doğu'nun iki önemli tarihî merkezidir. Coğrafi olarak farklı bölgelerde yer alsalar da, her iki merkez de taş üzerine yazı yazma geleneğinin güçlü biçimde görüldüğü kültür havzalarına aittir. Tayma, Kuzey Arabistan'ın en önemli vahalarından biri olarak Aramice ve Kuzey Arabistan alfabeleriyle yazılmış kaya yazıtları ve taş kitabeleriyle tanınmaktadır. Hatay ve özellikle Antakya
çevresi ise Asur, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinden günümüze ulaşan taş kitabeler, anıt yazıtları ve oyma metinlerle dikkat çeker.
Bu ortaklık, iki bölgenin yalnızca ticaret yollarıyla değil, aynı zamanda yazıyı kalıcı hâle getiren taş kültürüyle de birbirine bağlandığını düşündürmektedir. Kâğıt ve parşömenin zamanla yok olabildiği bir dünyada, taş üzerine işlenen metinler hem hafızayı hem de medeniyeti geleceğe taşımıştır.
Bu çerçevede ileri sürülen araştırma hipotezi şudur: Rönesans döneminde Doğu Akdeniz ve Yakın Doğu'ya ilgi duyan bir sanatçının, taş yazıt geleneği güçlü olan merkezlerden etkilenmiş olabileceği ihtimali araştırılmaya değerdir. Bu hipotezin doğrulanması için sanat tarihi, paleografi, epigrafi ve tarih disiplinlerinin birlikte değerlendirme yapması gerekir.
Hatay ile Tayma'nın ortak dili belki aynı alfabe değildir; ancak ortak kültürel miraslarından biri, yazıyı taşa emanet etme düşüncesidir. Bu anlayış, iki şehri binlerce yıl sonra bile birbirine bağlayan en dikkat çekici tarihî özelliklerden biri olarak görülebilir.
