Zeliha Berksoy: Tiyatroda hiç boşa geçmiş zamanım olmadı
Zeliha Berksoy: Tiyatroda hiç boşa geçmiş zamanım olmadı
Dünya tiyatro edebiyatının yerli ve yabancı oyun yazarlarının eserlerinde başrol oynayan Türk tiyatro ve sinema oyuncusu, sanatçı Zeliha Berksoy, "Gençler eğer tiyatro yapmak istiyorlarsa akademik yolu seçseler çok daha iyi olur." dedi.
İSTANBUL (AA) - Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini "Türkiye'nin Çınarları" projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, 79 yaşındaki Zeliha Berksoy ile bir araya geldi.
Tiyatro kariyerindeki dönüm noktalarını, annesi Semiha Berksoy'un ülkesine bağlılığını ve sanatsal vizyonunu anlatan başarılı sanatçı, genç sanatçılara tavsiyelerde de bulundu.
Berksoy, 27 Mart 1946'da annesinin uzun soluklu tiyatro, operet ve opera kariyerinin ortasında dünyaya geldiğini belirterek, Nazım Hikmet'in isteği üzerine Zeliha adını aldığını söyledi.
"Her sahneye koyduğum oyunun dekorunu çizerim"Tiyatroda adeta sahnenin içinde doğdunuz. Anneniz Semiha Berksoy ve kulislerde geçen çocukluğunuzun, sanat yolculuğunuzu nasıl şekillendirdiğini anlatır mısınız?
Nazım (Hikmet Ran) da çok seviniyor ve benim ismimin Zeliha olmasını istiyor. "O da annesi gibi memleketine hayırlı bir sanatçı olsun." diyor. Ankara'da opera daha kurulmuş değil. Ancak o zaman Carl Ebert var. Madame Butterfly operası için biz Ankara'ya gidiyoruz. Ben 6 aylığım. Annem beni o zaman konservatuvara götürüyor. 1949'da Ankara Devlet Operası kuruluyor. Ben daha 3-3,5 yaşındayım. Muhsin Ertuğrul ile annem arasında bir çatışma oluyor. Bir anda annem Viyana'ya gitmeye karar veriyor. Viyana'da Richard Wagner'ın "Nibelung Yüzüğü" oynanıyor. Beni alıyor götürüyor fakat içeriye çocuk sokulması mümkün değil. Ondan sonra en tepeden bilet alıyor. Annem, "Sesini çıkarma. Çıkarsa ben hemen çıkartırım." diyor. Gerçekten ben o operada hiç ses çıkarmamışım. Annem "Gözün fal taşı gibi dinledin." derdi. Sonra da orada tekrardan bir sahneyi oynuyorum. Biz Ankara'ya dönüyoruz. Ankara Devlet Operası hayatında, annem beni asla yanından ayırmayan bir insandı. Ankara Devlet Operası'nda kulislerde dolaşıyor, bütün sanatçıların kucağında geziyorum. Annemin akademiden arkadaşı Turgut Zaim dekoratördü. Aşağıda dekor atölyesinde müthiş odası vardı. Sahne maketine bayılırım. Demek ki o 5 yaşındaki halimden ona merak sarmışım. Her sahneye koyduğum oyunun dekorunu çizerim."
"Boleslaw Barlog beni kendine asistan yaptı"Bertolt Brecht'ten Shakespeare'e, epik tiyatrodan müzikli gösterilere uzanan çok geniş bir repertuvarınız var. Geriye dönüp baktığınızda, sizi sanatsal olarak en çok dönüştüren rol ya da dönem hangisiydi?
Ankara Devlet Konservatuvarı tiyatro bölümüne hazırlandım. Hatta 12 yaşındayken "Cadı Kazanı" oyunu vardı. Orada Betty Paris adlı küçük çocuk rolünü Cüneyt Gökçer Bey bana verdi. Ben onu büyük bir başarıyla oynadım. 5 yılda hem orta hem yüksek kısmı birincilikle bitirdim. Ondan sonra Devlet Tiyatrosu ailesine girdik. Orada büyük roller oynadım. Hatta stajımda Ankara Sanat Sevenler Kulübü tarafından mansiyon aldım. Ben tabii Berlin'e gitmek, yurt dışında iktisat yapmak istiyorum. Beni Berlin'e gönderdiler. Yanımda Semiha Hanım da geliyor. Semiha bana meraklı. Koca kızım. Semiha elimden tutuyor. Biz Berlin'e gittik. Orası bir sanat yuvası. O dönem, 1967-1970 arası gerçekten çok altın dönemi denilebilir. En usta oyuncuların 50'li, 60'lı yaşlarda olduğu dönemler. Büyük bir şanstı benim için. Fakat annemle bir çatışmamız vardı. Çünkü o benim opera artisti olmamı istiyordu. Schiller Theater'da asistanlığa başladım. 21-22 yaşındayım ama çok tutkuluyum. Ankara Cebeci'nin de terbiyesi var. Boleslaw Barlog beni kendine asistan yaptı. Gerçekten bu olacak bir şey değil.
O sırada annem Türkiye'ye döndü. 6-7 ay sonra tekrar geldi. Karşılaştığımızda annem şaşırdı. "Sen ne olmuşsun?" dedi bana. Onun odasında ağırlanıyoruz. Barlog annemi provasına götürdü. İşte "Türk Tosca'sı." dedi. O döndükten sonra ben Berliner Ensemble'da tiyatroya da devam etmeye başladım. Hem arşiv olsun diye her gece oyunları izliyorum, öğreniyorum. Çünkü ben Ankara'da dramatik tiyatro öğrendim. Şimdi bu bambaşka bir ekol. Sil baştan yapıyoruz. Orada diyalektik tiyatro var. Ben orada iki sene oyunlar oynadım, sanatçılarla çok yakın dostluklarım oldu. Özel, apayrı bir eğitimden geçtim. Sonra Türkiye'ye dönünce kırılma noktası "Asiye Nasıl Kurtulur?" oldu. Ben o oyunda tıpkı Berliner Ensemble'da gördüğüm, öğrendiğim diyalektik tiyatroyu uyguladım.
Türkiye'de tiyatronun kurumsallaşmasına önemli katkılar sundunuz. Uzun yıllara yayılan sanat yolculuğunuzda hem sahnede hem sahne arkasında, oyuncu ve eğitmen olarak birçok deneyim yaşadınız. Geriye dönüp baktığınızda, "İyi ki yapmışım." dediğiniz neler oldu?
Benim hayatımda 3 şey var. Birincisi, oyunculuğum ve bunun yanında Brecht şarkıcılığı, şiirleri, oyunlarının şarkıları ve bestecileri... Bu ayrı bir repertuvar. İkincisi, 1978'de tiyatro bölümünün kuruluşu. 1978 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi ve İstanbul Devlet Konservatuvarının kuruluşu. Bu da 50 yıllık bir hayat. Oyunculuğumda bu sene 60. yıl. Oyunculuğumla 50 yıllık tiyatro eğitmenliği birlikte gidiyor. Bunun yanında Bakırköy Belediye Tiyatrolarını kurdum ben. Türkiye'nin 3. ödenekli tiyatrosu. Bakırköy Belediye Tiyatrolarını 1990 yılında kurdum. Bugün 35 yıllık bir tiyatro. 5 sene genel sanat yönetmenliğini yaptım. Gerçekten dünya çapında eserlerimizi sahneye koyduk.
Şimdi tiyatro kariyerimde tek başıma yaptığım oyunlar var. Bunlar belli başlı oyunlardır. Politik tiyatro, deneysel tiyatro (avant-garde) ve Brecht tiyatrosu, bir de Dostlar Tiyatrosuyla çalıştığım uzun dönemler ve Genco Erkal'la yaptığımız müthiş Brecht projeleri vardır. Geriye dönüp baktığım zaman gerçekten hiç boşa geçmiş bir zamanım, dönemim ya da tiyatro oyuncusu olarak boş anım yok. Bu bakımdan çok mutluyum. İçim, vicdanım çok rahat. Memleketime, bütün görevlerimi yaptığımı düşünüyorum.
"Dünya ekonomisi yüksek popüler kültürle her şeyi çöp yaptı"İstanbul Modern'de açılan "Tüm Renklerin Aryası" sergisi, anneniz Semiha Berksoy'un 70 yılı aşan üretimini bir araya getiriyor. Bu sergiyi bir sanatçı kızı olarak gezmek size neler hissettirdi? Annenizin sanat mirasını bugün nasıl tanımlarsınız?
Bu sergiden önce de birkaç ay çok heyecanlandım. Sanki bir oyun çalışıyorum ve biz perde açacağız. Bundan önce Berlin'de, Hamburger Bahnhof 6 ay gösterildi ama buranın duygusu başka. Mesela orada öyle bir duygu hissetmedim ben. Küratörler çok görkemli yapmış. Annem satmak için resim yapmazdı. Semiha, 21. yüzyılın konsept sanatçısı. Bunu sanatla anlatıyor. O tarihlerdeki Avrupa sanatının çok ötesinde. Bir Türk kadın sanatçının böyle olması çok enteresan. Bu doğuştan gelen bir şey. Annesini 8 yaşında kaybediyor. Ondan sonra kendi kendini yaratmaya başlıyor. O çok enteresan. Cumhuriyet olduğu zaman annem 13 yaşında.
Yıllar boyunca hem sahnede hem akademide birçok kuşağa dokundunuz. Genç oyunculara ve tiyatro öğrencilerine özellikle bir tavsiyeniz var mı?
Gündelik ve güncellikten uzaklaşsınlar. Çünkü gündelik ve güncel olan şu anda çöp. Çünkü bunun da ekonomiyle ilgisi var. Dünya ekonomisi yüksek, popüler kültürle her şeyi çöp yaptı. Ben onlara şunu öneriyorum, mutlaka Rönesans'a dönsünler. Heykel, resim, sonra müzik Johann Sebastian Bach'la başlıyor. 18-19. yüzyıl, tiyatro ve edebiyat. Bir defa bunları okuyacak, araştıracak, öğrenecekler. Gençler eğer tiyatro yapmak istiyorlarsa akademik yolu seçseler çok daha iyi olur ama sanat bir yerde usta çırak işidir. Çok iyi bir usta bulurlarsa ona çırak olsunlar.
Muhabir: Özlem Limon
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
