İsrail'in Batı Şeria'yı ilhakının önünü açan "devlet arazisi" kavramı ne anlama geliyor?

Gündem (AA) - Anadolu Ajansı | 16.02.2026 - 17:00, Güncelleme: 16.02.2026 - 16:45 353 kez okundu.
 

İsrail'in Batı Şeria'yı ilhakının önünü açan "devlet arazisi" kavramı ne anlama geliyor?

İsrail hükümetinin, işgal altındaki Batı Şeria'da tek taraflı olarak başlattığı "arazi kayıt süreci", Filistinlilere ait toprakların fiili gasbını idari bir işlemle "resmileştirme" adımı olarak değerlendiriliyor.
RAMALLAH (AA) - 1967'den bu yana ilk kez arazi tescil sürecinin yeniden başlatılmasıyla birlikte, İsrail ordusuna bağlı işgal altındaki Filistin topraklarındaki Hükümet Aktivitelerini Koordinasyon Birimi (COGAT) bünyesindeki "Arazi Tescil" biriminin, Batı Şeria'nın C Bölgesi'nde mülkiyet kayıtlarını yürüteceği belirtiliyor.Bu süreç satış izinlerinin verilmesi, harçların toplanması ve kayıt işlemlerinin denetlenmesini kapsarken, Filistin yönetiminin bu bölgede yetki kullanımını da fiilen devre dışı bırakıyor.Filistin Kurtuluş Örgütüne (FKÖ) bağlı Ayrım Duvarı ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyi Uluslararası Hukuk Birimi Başkanı Hasan Bureyce, İsrail hükümetinin işgal altında bulunan Batı Şeria'daki arazilerin "devlet arazisi" olarak tesciline başlanacağı yönündeki kararını AA muhabirine değerlendirdi.Bureyce, İsrail'in söz konusu adımının, "Filistinlilerin mülkiyetini resmi belgelerle kanıtlayamadığı C Bölgesi'ndeki tüm arazilerin İsrail devleti adına kaydedilmesi anlamına geldiğini" belirtti."İsrail'in açıklaması yeni değil, eski bir kararın yenilenip teyit edilmesinden ibaret." diyen Bureyce, sürecin İsrail hükümetinin Mayıs 2025'te 1967'den beri askıda olan arazi kayıtlarını yeniden başlatma kararına dayandığını kaydetti."Mülkiyet devri" ve Yahudi yerleşimlerine açılan kapıBureyce, uygulamanın özünü şöyle özetledi:"Resmi belgelerle mülkiyetini kanıtlayan araziler sahipleri adına kaydedilecek; ancak kimsenin başvurmadığı ya da başvuramadığı araziler devlet (İsrail) adına tescil edilecek."Bunun yalnızca teknik bir kayıt işlemi olmadığını vurgulayan Bureyce, "Yaşanan süreç, Filistin topraklarının kamulaştırılarak İsrail devleti adına tescil edilmesi ve ardından yerleşimcilere devredilmesinden ibarettir. Bu adım, henüz resmi kaydı yapılmamış Batı Şeria topraklarının büyük bölümünü tehdit ediyor." dedi.Bureyce, 1967 öncesinde Ürdün yönetimi döneminde Batı Şeria'da sınırlı arazi kayıt işlemleri yapıldığını, ancak sürecin tamamlanmadığını vurguladı.İsrail'in son kararlarını, Batı Şeria üzerindeki kontrolü genişletmeye yönelik önceki adımlarla ilişkilendirerek, özellikle Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in yerleşim politikalarındaki belirleyici rolüne dikkati çeken Bureyce, bu adımları, "ilhak girişimlerinin ve fiili politika dayatmalarının bir parçası" olarak niteledi.Uluslararası hukukun açık ihlaliİsrail'in söz konusu kararının uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurgulayan Bureyce, şunları söyledi:"Uluslararası hukuk, Batı Şeria'yı işgal altındaki toprak olarak tanımlar. Bu nedenle işgalci güç, mevcut yerel hukuka saygı göstermek zorundadır."Bu çerçevede 1907 tarihli Lahey Sözleşmesi'ne atıf yapan Bureyce, sözleşmenin işgal altındaki topraklarda mevcut hukuki düzeninin korunmasını zorunlu kıldığını belirtti.Filistin bağlamında bunun Ürdün döneminden kalan mevzuat olduğuna işaret eden Bureyce, ayrıca İsrail'in, Yahudi yerleşim faaliyetlerini kınayan 2016 tarihli BMGK'nin 2334 sayılı kararı başta olmak üzere birçok BM kararını ihlal ettiğini vurguladı.Bureyce, "Yahudi yerleşim birimleri uluslararası hukuka göre yasa dışıdır. Buna rağmen İsrail, Batı Şeria'yı kademeli olarak ilhak etmeye ve yerleşimleri güçlendirmeye devam ediyor." dedi.Sinsi ilhakBureyce, söz konusu kararın siyasi boyutunun idari boyutundan daha belirgin olduğunu belirterek, şu değerlendirmede bulundu:"Amaç, Batı Şeria topraklarının mümkün olan en geniş alanını ele geçirmek. Buna, nesiller boyunca devredilmiş ancak resmi olarak belgelenememiş araziler dahil."Bu süreci "sinsi ilhak ve topraklara yönelik devam eden bir saldırı" olarak nitelendiren Bureyce, "Toprak gasbını meşrulaştırmaya yönelik hiçbir idari ya da hukuki manevra, bu adımlara gerçek bir yasal meşruiyet kazandıramaz. Bu topraklar, uluslararası hukuka göre işgal altındaki toprak olmaya devam etmektedir." dedi.Bureyce, "devlet arazisi" kavramının, teknik bir hukuki terimden ziyade, sahadaki fiili kontrolü kalıcı hale getirmeye yönelik siyasi bir araç olarak kullanıldığını dile getirdi.İsrail'in toprak gasbını "resmileştirme" kararıİsrail devlet televizyonunun haberine göre Tel Aviv yönetimi, Batı Şeria'da 1967'den bu yana ilk kez arazi kayıt sürecini yeniden başlatma kararı aldı.Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Adalet Bakanı Yariv Levin ve Savunma Bakanı Yisrael Katz tarafından sunulan teklif hükümet tarafından onaylandı.Karar kapsamında, Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 61'ini oluşturan ve İsrail'in tam kontrolü altında bulunan C Bölgesi'nde toprakların "devlet mülkü" olarak kaydedilmesi planlanıyor.Süreç, mülkiyet tescili, satış izinleri ve harç tahsilatını kapsarken, Filistin yönetiminin bu bölgelerdeki yetkilerinin fiilen devre dışı bırakılması öngörülüyor.İsrail basınına göre hedef, 2030 yılına kadar C Bölgesi'nin yaklaşık yüzde 15'inin kademeli şekilde "tescillenmesi".İsrailli yetkililer, kararı "yerleşim faaliyetlerini güçlendirme" adımı olarak savunurken Filistin tarafı ve bölge ülkeleri ise bunu Batı Şeria'nın fiilen ilhakına zemin hazırlayan bir girişim olarak değerlendiriyor.Muhabir: Awad Rjoob,Esat Fırat
İsrail hükümetinin, işgal altındaki Batı Şeria'da tek taraflı olarak başlattığı "arazi kayıt süreci", Filistinlilere ait toprakların fiili gasbını idari bir işlemle "resmileştirme" adımı olarak değerlendiriliyor.

RAMALLAH (AA) - 1967'den bu yana ilk kez arazi tescil sürecinin yeniden başlatılmasıyla birlikte, İsrail ordusuna bağlı işgal altındaki Filistin topraklarındaki Hükümet Aktivitelerini Koordinasyon Birimi (COGAT) bünyesindeki "Arazi Tescil" biriminin, Batı Şeria'nın C Bölgesi'nde mülkiyet kayıtlarını yürüteceği belirtiliyor.

Bu süreç satış izinlerinin verilmesi, harçların toplanması ve kayıt işlemlerinin denetlenmesini kapsarken, Filistin yönetiminin bu bölgede yetki kullanımını da fiilen devre dışı bırakıyor.

Filistin Kurtuluş Örgütüne (FKÖ) bağlı Ayrım Duvarı ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyi Uluslararası Hukuk Birimi Başkanı Hasan Bureyce, İsrail hükümetinin işgal altında bulunan Batı Şeria'daki arazilerin "devlet arazisi" olarak tesciline başlanacağı yönündeki kararını AA muhabirine değerlendirdi.

Bureyce, İsrail'in söz konusu adımının, "Filistinlilerin mülkiyetini resmi belgelerle kanıtlayamadığı C Bölgesi'ndeki tüm arazilerin İsrail devleti adına kaydedilmesi anlamına geldiğini" belirtti.

"İsrail'in açıklaması yeni değil, eski bir kararın yenilenip teyit edilmesinden ibaret." diyen Bureyce, sürecin İsrail hükümetinin Mayıs 2025'te 1967'den beri askıda olan arazi kayıtlarını yeniden başlatma kararına dayandığını kaydetti.

"Mülkiyet devri" ve Yahudi yerleşimlerine açılan kapı

Bureyce, uygulamanın özünü şöyle özetledi:

"Resmi belgelerle mülkiyetini kanıtlayan araziler sahipleri adına kaydedilecek; ancak kimsenin başvurmadığı ya da başvuramadığı araziler devlet (İsrail) adına tescil edilecek."

Bunun yalnızca teknik bir kayıt işlemi olmadığını vurgulayan Bureyce, "Yaşanan süreç, Filistin topraklarının kamulaştırılarak İsrail devleti adına tescil edilmesi ve ardından yerleşimcilere devredilmesinden ibarettir. Bu adım, henüz resmi kaydı yapılmamış Batı Şeria topraklarının büyük bölümünü tehdit ediyor." dedi.

Bureyce, 1967 öncesinde Ürdün yönetimi döneminde Batı Şeria'da sınırlı arazi kayıt işlemleri yapıldığını, ancak sürecin tamamlanmadığını vurguladı.

İsrail'in son kararlarını, Batı Şeria üzerindeki kontrolü genişletmeye yönelik önceki adımlarla ilişkilendirerek, özellikle Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in yerleşim politikalarındaki belirleyici rolüne dikkati çeken Bureyce, bu adımları, "ilhak girişimlerinin ve fiili politika dayatmalarının bir parçası" olarak niteledi.

Uluslararası hukukun açık ihlali

İsrail'in söz konusu kararının uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurgulayan Bureyce, şunları söyledi:

"Uluslararası hukuk, Batı Şeria'yı işgal altındaki toprak olarak tanımlar. Bu nedenle işgalci güç, mevcut yerel hukuka saygı göstermek zorundadır."

Bu çerçevede 1907 tarihli Lahey Sözleşmesi'ne atıf yapan Bureyce, sözleşmenin işgal altındaki topraklarda mevcut hukuki düzeninin korunmasını zorunlu kıldığını belirtti.

Filistin bağlamında bunun Ürdün döneminden kalan mevzuat olduğuna işaret eden Bureyce, ayrıca İsrail'in, Yahudi yerleşim faaliyetlerini kınayan 2016 tarihli BMGK'nin 2334 sayılı kararı başta olmak üzere birçok BM kararını ihlal ettiğini vurguladı.

Bureyce, "Yahudi yerleşim birimleri uluslararası hukuka göre yasa dışıdır. Buna rağmen İsrail, Batı Şeria'yı kademeli olarak ilhak etmeye ve yerleşimleri güçlendirmeye devam ediyor." dedi.

Sinsi ilhak

Bureyce, söz konusu kararın siyasi boyutunun idari boyutundan daha belirgin olduğunu belirterek, şu değerlendirmede bulundu:

"Amaç, Batı Şeria topraklarının mümkün olan en geniş alanını ele geçirmek. Buna, nesiller boyunca devredilmiş ancak resmi olarak belgelenememiş araziler dahil."

Bu süreci "sinsi ilhak ve topraklara yönelik devam eden bir saldırı" olarak nitelendiren Bureyce, "Toprak gasbını meşrulaştırmaya yönelik hiçbir idari ya da hukuki manevra, bu adımlara gerçek bir yasal meşruiyet kazandıramaz. Bu topraklar, uluslararası hukuka göre işgal altındaki toprak olmaya devam etmektedir." dedi.

Bureyce, "devlet arazisi" kavramının, teknik bir hukuki terimden ziyade, sahadaki fiili kontrolü kalıcı hale getirmeye yönelik siyasi bir araç olarak kullanıldığını dile getirdi.

İsrail'in toprak gasbını "resmileştirme" kararı

İsrail devlet televizyonunun haberine göre Tel Aviv yönetimi, Batı Şeria'da 1967'den bu yana ilk kez arazi kayıt sürecini yeniden başlatma kararı aldı.

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Adalet Bakanı Yariv Levin ve Savunma Bakanı Yisrael Katz tarafından sunulan teklif hükümet tarafından onaylandı.

Karar kapsamında, Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 61'ini oluşturan ve İsrail'in tam kontrolü altında bulunan C Bölgesi'nde toprakların "devlet mülkü" olarak kaydedilmesi planlanıyor.

Süreç, mülkiyet tescili, satış izinleri ve harç tahsilatını kapsarken, Filistin yönetiminin bu bölgelerdeki yetkilerinin fiilen devre dışı bırakılması öngörülüyor.

İsrail basınına göre hedef, 2030 yılına kadar C Bölgesi'nin yaklaşık yüzde 15'inin kademeli şekilde "tescillenmesi".

İsrailli yetkililer, kararı "yerleşim faaliyetlerini güçlendirme" adımı olarak savunurken Filistin tarafı ve bölge ülkeleri ise bunu Batı Şeria'nın fiilen ilhakına zemin hazırlayan bir girişim olarak değerlendiriyor.


Muhabir: Awad Rjoob,Esat Fırat

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.