Hâkimiyet-İ Milliye’den Ulus’a: Bir Gazetenin Cumhuriyet’le Dönüşüm Öyküsü ve "Adımız Andımızdır"
Hâkimiyet-İ Milliye’den Ulus’a: Bir Gazetenin Cumhuriyet’le Dönüşüm Öyküsü ve "Adımız Andımızdır"
Hâkimiyet-İ Milliye’den Ulus’a
“Hâkimiyet-i Milliye’yi kuran Atatürk’tür. Gazetemize Ulus adını da o verdi. Adımız, andımızdır: Atatürk’ün ulusçuluk yolunda yürüyeceğiz.”
Hâkimiyet-i Milliye gazetesi, Mustafa Kemal Paşa’nın 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelişini izleyen günlerde, 10 Ocak 1920’de yayımlanmaya başladı. Gazete, İstanbul basınının büyük ölçüde işgal koşulları altında sınırlı hareket edebildiği bir dönemde, Ankara merkezli Milli Mücadele’nin sesi olma işlevini üstlendi.
Bu yönüyle Hâkimiyet-i Milliye, yalnızca bir haber kaynağı değil; siyasal bir hattın, yeni bir egemenlik iddiasının ve alternatif bir meşruiyet merkezinin basındaki ifadesi olarak konumlandı.
Milli Mücadele basını ve meşruiyet arayışı
Gazetenin ilk yıllarındaki yayın çizgisi, doğrudan doğruya siyasal meşruiyet üretimine odaklandı. Meclis kararları, cephe gelişmeleri, Anadolu’daki direniş örgütlenmeleri ve kamuoyuna yönelik çağrılar, gazetenin ana içeriğini oluşturdu.
Bu dönemde “hakimiyet” kavramı, henüz kazanılmış bir gerçeklik değil; savunulması ve inşa edilmesi gereken bir siyasal talepti. Gazetenin adı da bu talebin açık bir ifadesi olarak okunabilir: egemenliğin kaynağının hanedan değil, millet olduğu fikri.
Saltanatın kaldırılması ve dilin dönüşümü
1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanı, yalnızca devlet yapısını değil, siyasal söylemin dilini de köklü biçimde dönüştürdü. “Hakimiyet” artık mücadele çağrısı yapılan bir kavram olmaktan çıkıp, anayasal bir ilkeye dönüştü.
Bu değişim, Hâkimiyet-i Milliye’nin yayın çizgisinde de kendini gösterdi. Gazete, direnişi örgütleyen bir araç olmaktan ziyade, kurulan devletin ilkelerini aktaran ve toplumsal rızayı pekiştiren bir yayın organı işlevi kazandı.
Harf Devrimi: Biçimsel olduğu kadar ideolojik bir kırılma
1928 Harf Devrimi, gazetenin sayfalarında yalnızca teknik bir değişiklik yaratmadı; Cumhuriyet’in yeni yurttaş tipini inşa etme projesinin basındaki yansımalarından biri oldu. Eski ve yeni harflerin bir süre birlikte kullanılması, toplumsal geçiş sürecinin somut bir göstergesi olarak dikkat çekti.
Bu dönemde gazetenin içeriği de belirgin biçimde değişti. Eğitim seferberliği, inkılapların tanıtımı, hukuk düzenlemeleri ve modernleşme politikaları, gazetenin temel gündem maddeleri haline geldi.
28 Kasım 1934: Ulus ismi ve kavramsal yeniden konumlanma
Gazetenin adı, 28 Kasım 1934’te Mustafa Kemal Atatürk’ün kararıyla Ulus olarak değiştirildi. Bu karar, yalnızca sembolik bir adım değil; Cumhuriyet ideolojisinin olgunlaşma evresine işaret eden kavramsal bir tercihti.
“Hâkimiyet” sözcüğü, mücadele döneminin siyasal diliyle ilişkilendirilirken; “ulus” kavramı, artık inşa edilmesi hedeflenen toplumsal bütünlüğü ve yurttaşlık bilincini merkezine alıyordu. Bu yönüyle isim değişikliği, Cumhuriyet’in önceliklerinin basın dili üzerinden yeniden tanımlanması anlamına geldi.
“Adımız Andımızdır”: Bir Gazete Sloganından Daha Fazlası
Ulus Gazetesi, Cumhuriyet’in erken döneminde, yeni kurulan devletin düşünsel ve siyasal çerçevesini topluma aktarmayı amaçlayan bir yayın organı olarak ortaya çıktı. Böyle bir bağlamda kullanılan her kelime, yalnızca gazetecilik tercihi değil, aynı zamanda ideolojik ve kültürel bir duruştu. “Adımız Andımızdır” ifadesi de tam olarak bu duruşun kristalize olmuş hâlidir.
Cümlenin yapısı dikkat çekicidir. “Ad” ve “ant” (yemin) sözcükleri Türkçede hem ses hem anlam bakımından birbirine çok yakındır. Bu yakınlık, sloganın etkisini güçlendirir. Burada söylenen şudur: Bizim adımız, yani kimliğimiz; aynı zamanda verdiğimiz sözdür. Başka bir deyişle, Ulus Gazetesi için isim, bir etiket değil; bağlayıcı bir taahhüttür. Söylenen sözle yapılan iş arasında bir mesafe olmaması gerektiği iddia edilir.
Bu anlayış, Cumhuriyet’in kurucu ethosuyla da örtüşür. Yeni bir devlet, yeni bir toplum ve yeni bir yurttaş tipi inşa edilirken, “söz”ün ahlaki değeri özellikle vurgulanmıştır. Ant içmek, yalnızca bireysel bir eylem değil; kolektif bir bağlılık göstergesidir. Bu nedenle slogan, dönemin yaygın yurttaşlık söylemleriyle –özellikle “Andımız” gibi metinlerle– zihinsel bir akrabalık taşır. Ulus’un cümlesi, bu ortak hafızaya yaslanarak anlamını derinleştirir.
Gazetecilik açısından bakıldığında ise “Adımız Andımızdır”, yayıncılığın etik boyutuna dair güçlü bir iddia içerir. Okura verilen mesaj nettir: Bu gazete yazdıklarının arkasındadır. Haberde, yorumda, tutumda bir süreklilik ve sorumluluk vaat edilir. Yanlış yapmama iddiasından çok, yapılanın hesabını verebilme kararlılığı öne çıkar. Bu da sloganı, salt propaganda dili olmaktan çıkarıp ahlaki bir beyana dönüştürür.
Elbette bu ifade, zamanla eleştirilerin de odağı olmuştur. Çünkü “ad ile antı” özdeşleştirmek, yüksek bir çıta koyar. Söylenenle yapılan arasındaki her çatlak, bu sloganın daha sert sorgulanmasına yol açar. Tam da bu nedenle, “Adımız Andımızdır” cümlesi güçlü olduğu kadar risklidir; iddialı olduğu kadar bağlayıcıdır.
Bugünden geriye bakıldığında, bu slogan yalnızca Ulus Gazetesi’nin değil, bir dönemin zihniyetinin özeti gibi okunabilir. Kimliğin sözle, sözün ahlakla, ahlakın da kamusal sorumlulukla iç içe geçtiği bir dünya tasavvurunun kısa bir ifadesidir bu. Sözcüklerin sadeliği, arkasındaki iddianın büyüklüğünü gizlemez; aksine onu daha da görünür kılar.
“Adımız Andımızdır”, bir gazete sloganı olmanın ötesinde, adın kaderle, sözün vicdanla birleştiği bir anlayışın cümleye dökülmüş hâlidir. Hem bir vaattir hem de o vaadin sürekli hatırlatıcısı. Bu yönüyle, Türk basın tarihinde hâlâ yankısı süren güçlü bir simge olarak varlığını korur.
Ulus gazetesi ve tek parti dönemi basını
1930’lu yılların ikinci yarısından itibaren Ulus, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın politikalarını kamuoyuna aktaran başlıca yayın organlarından biri haline geldi. Eğitim, hukuk, kültür ve ekonomi alanındaki düzenlemeler, gazetenin ana gündemini oluşturdu.
Bu dönemde Ulus, yalnızca haber veren değil; açıklayan, yönlendiren ve pedagojik bir rol üstlenen bir basın organı olarak öne çıktı. Böylece gazete, Cumhuriyet’in resmî söyleminin taşıyıcısı olduğu kadar, bu söylemin toplumsallaşmasına katkı sunan bir araç haline geldi.
Tarihsel değerlendirme
Basın tarihi açısından bakıldığında, Hâkimiyet-i Milliye’den Ulus’a geçiş, bir mücadelenin sona ermesi değil; bu mücadelenin devletleşme süreci içinde kurumsal bir biçim kazanması olarak değerlendiriliyor.
İsim değişikliği, Cumhuriyet’in kamusal hafızasını inşa etme, dili sadeleştirme ve yeni bir yurttaşlık bilinci oluşturma çabasının basındaki yansımalarından biri olarak, Türkiye basın tarihinde özel bir yere sahip bulunuyor.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
