Atatürk’ün 10 Ocak 1920 Tarihinde Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde Yazdığı Başyazı
Atatürk’ün 10 Ocak 1920 Tarihinde Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde Yazdığı Başyazı
10 Ocak 1920'de Hakimiyet-i Milliye Başyazısı Atatürk Tarafından Yazılmış
Bugün burada yeniden yayınlayacağımız bu başyazı, yalnızca bir gazete yazısı değildir; bir milletin kendi kaderini yeniden eline alma iradesinin kaleme dökülmüş hâlidir. 10 Ocak 1920’de Hakimiyet-i Milliye’de yayımlanan bu metin, Mustafa Kemal Paşa’nın henüz devlet biçimi bile kesinleşmemiş bir geleceğe, sarsılmaz bir inançla seslenişidir.
İstanbul işgal altındadır. Meclis baskı altındadır. Anadolu’da yokluk, dağınıklık ve belirsizlik hâkimdir. Böyle bir ortamda bu başyazı, silahlardan önce fikrin, ordudan önce bilincin örgütlenmesi gerektiğini hatırlatır. “Hakimiyet” kavramı, ilk kez bu denli açık ve kararlı bir biçimde, saraydan ya da bir zümreden değil, doğrudan milletten yana tanımlanır.
Mustafa Kemal Paşa’nın bu yazıdaki üslubu, bir komutandan çok bir siyasal bilinç kurucusunun üslubudur. Okuyucusunu ikna etmeye, uyandırmaya, sorumluluk almaya çağırır. Basını, mücadelenin edilgen bir tanığı değil, aktif bir öznesi olarak konumlandırır. Hakimiyet-i Milliye bu anlayışla yalnızca haber veren bir gazete değil, millî iradenin kürsüsü olmuştur.
Bugün bu metni yeniden yayımlarken amacımız, onu bir tarih belgesi olarak vitrine koymak değil; satır aralarındaki düşünce disiplinini, cesareti ve siyasal berraklığı bugünün okuruyla yeniden buluşturmaktır. Çünkü şartlar değişse de bağımsızlığın fikrî temelleri ve egemenliğin kime ait olduğu sorusu güncelliğini hiçbir zaman yitirmez.
Bu başyazı, cevaplardan çok sorumluluklar yükler. Ve tam da bu nedenle, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ diri, hâlâ öğreticidir.
İşte o başyazı:
“Bugünden itibaren mevki-i intişara çıkan ve sütunlarında bütün Anadolu ile onu alâkadar eden muhitlerin ahvâl ve hadisâtını ihtiva edecek olan gazetemize bu ismi tesadüfi olarak vermedik Gazetemizin ismi, aynı zamanda takip edeceği tarik-i mücâhedenin de nev’idir. Şu halde diyebiliriz ki, Hâkimiyet-i Milliye’nin mesleği, milletin müdafaa-i hâkimiyeti olacaktır.
Cihanın her tarafında, en müfrit ve en yüksek demokrasilere müteveccih inkılâplar vücuda getirildiği, milletler terakkiyat-ı medenîyenin istinat ettiği manevî hâkimiyetlerden bile müşteki bulunduğu, servetler ve maişetler hususunda bile müsavata doğru önüne geçilmez cereyanlar peyda olduğu bir zamanda, bahusus meşrutiyeti getiren inkılâptan on iki sene sonra, tekrar hâkimiyet-i milliye için mücahedeye ihtiyaç görünmesi biraz garip telâkki olunabilir. Böyle düşünecek zevata şimdiden kısaca cevap verelim ki “hâkimiyet-i milliye” hiçbir zaman meşrutiyet demek değildir. Meşrutiyet ancak onun vasıtası olabilir.
Her millet inkılâbım hâkimiyetinin istirdadı için yaptığı gibi, bizde de inkılâbın hedefi hâkimiyet-i millîye idi. İlân-ı meşrutiyeti takip eden ilk birkaç sene içinde bu hedefe az çok yaklaşıldığı halde, bir taraftan irtica korkusunun tazyike başladığı hürriyetler, diğer taraftan mukadderat-ı millete bilâ-rekabet vaz’ı yed etmek ihtiras-ı garibinin bulandırdığı müşevveş dimağlarla birleşerek rid hareketlere sebep oldu ve millet hissetmeyerek bir lâhza elde tuttuğunu zannettiği hâkimiyeti başından geçen velveledâr fırtınalara kaptırmış bulundu. Bir gün geldi ki hürriyetten bahsedilip dururken hiç kimse istediği gibi hareket, en meşru işlerinde dahi nefsinde mezuniyet göremez oldu ve hâkimiyet-i milliye namına geçmiş zamanların belirsiz bir hatırasından başka bir şeye mâlik olmadığını hissetti.
Buna tahammül edilemezdi. Çünkü o hâkimiyeti ele geçirinceye kadar ne fedakârlıklar yapılmış ne kurbanlar verilmiş, otuz üç senelik bir saltanat-ı mezâlimin ne kara günleri ne acıları ne felâketleri çekilmişti. Fakat daima hududun bir köşesinden, mütecessis ve hâin, bir fırsat-ı tecavüz bekleyen düşman gözler, hiçbir gün parlamaktan hali kalmadı ve millet hâkimiyetini yine ona istinaden gasp edenler daima ufkun o iki yuvarlak ateşle parlayan noktasını göstererek tehditkâr bir ittisa ile taşmak istidadını gösteren sabır ve tahammülü teskin ettiler. Muvaffak oldular. Çünkü bu millet, hayat ve mevcudiyeti nâmına her fedakârlığı bilâtereddüd kabulden hiçbir gün çekinmemişti. “Endişe-i vatan” karşısında onun unutmadığı kin ve intikam, terk ve feda etmediği emel ve menfaat, göze aldırmadığı vak’a ve tehlike yoktu. Mevcudiyetini koyduğu bu muharebede kendisine zafer vaadedenlerin, hâkimiyetine tecavüz etmelerini hoş gördü. Fakat zafer yerine hezimet gelince, bu millet dünyanın hiçbir milletinde bulunmayan büyük ve metin bir ulüvv-i cenâb ile hâkimiyete sahip olduğunu gösterdi. Başında bulunanları kırdı, devirdi.
Mütareke’yi müteakip, intizar olunuyordu ki, hâkimiyet-i millîye, artık onu iptale haris olan pençelerden tahlis edildiği için millete telâfi-i mâfât yolunda yüksek ve müessir bir âmil olacak sulhu ve onun istikbale râci olan şeraitini temin hususunda her şeyden ziyade kuvvetli olan mevcudiyet-i milliyeyi izhar ve ispat edecek, hezimetin dağıttığı muhtelif kuvâ-yı milliyeyi tevhid ve telif ederek hedefe sevkeyleyecek... Evet, böyle zanolunuyordu. Meğer bu memleketin harabe-i hâkimiyeti üzerinde kirli ve çamurlu yuvalar kurmak isteyen baykuşlar daha ekşitmemiş... Meğer maziye karıştığını zannettiğimiz devr-i mezâlimin rüya-yı avdetiyle dem-güzâr olanlar, müstakbel saraylarının altın emellerini bu zavallı milletin kafatası üzerinde kurmak isteyen Hülâgu ahfadı daha varmış...
Mütareke’nin hemen ferdasında iğrenç bir manevra ile mevki-i iktidara öyle hükümetler çıktı ve ilk darbe ile yıktıkları hâkimiyet-i milliyenin aks-i tesiratından korkarak öyle hıyanetler irtikap ettiler, memleketi düşmanların taksim masasına kolları bağlı sürüklemek, milleti mezbaha-i tarihe gözleri kapalı sevketmek için düşman kuvvetlerine istinat ederek öyle şenaatler vücuda getirdiler ki, millet bu defa bütün kuvvet ve azameti ile mevcudiyetini ve hâkimiyetini fiilen izhar etmek ıztırânnda kaldı. İşte Kuvâ-yı milliye, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Teşkilâtı bu ıztıranın mevlûdu ve bu ahval ve hadisâtın netice-i tâbiîyesidir. Hâkimiyet-i Milliye gazetesi de bu hadisâttan doğuyor.
Bundan sonra hâkimiyet-i milliye ihlâl edilemez; buna şüphe yok. Millet bu en sonuncu tecrübesinden o kadar büyük bir intibah ile çıktı ki, artık hâkimiyet onun dimağında on iki sene evvelki hatırasından daha çok derin, daha pek çok nüfus etmiş bir iz teşkil ediyor. Melekât-ı dimağiyesi bu iz üzerinde tavakkuf etmedikçe işleyemez. Fakat memleketimizde hâkimiyet-i milliyenin düşmanları o kadar alçak ve o kadar zelil mahiyettedir ki düşman himayelerine sığınarak, ecnebi kuvvetlerinden imdat umarak milletin sadâ-yı hakk ve hâkimiyetini boğmak teşebbüsünden kolay kolay vazgeçeceklerini zannetmiyoruz. Vaktiyle büyük inkılâplar sırasında saraylarını düşman askerlerine muhafaza ettiren, milletlerine düşmanlarının süngülerini davet eyleyen hükümdarlar bile görülmüştü. Fakat unutulmamalıdır ki bu hükümdarlar siyaset meydanlarında can verdiler ve daha fenası, bütün beşeriyetin hafiza-ı teltninde yaşıyorlar. Hükümdarları affetmeyen hâkimiyet-i milliyenin birkaç türediyi ne dereceye kadar hazmedebileceği meydandadır. İşte gazetemiz, milletin hâkimiyetine musallat olmak isteyecek eşhasa karşı mücâhede ve mücâdele için intişar ediyor.
Hâkimiyet-i milliye’nin mücâhedatına daha çok zaman ihtiyaç görüyoruz. Meşrutiyetin, meclislerin, oralarda herhangi birkaç manevra ile ihraz-ı ekseriyet edecek fırkaların, siyasî zümrelerin arkasında, Anadolu’nun saf, dûr-endîş, mütevekkil ve âlicenap, fakat daima azim ve iradesine mâlik vicdanını kendine rehber edinerek Hâkimiyet-i milliye yaşayacaktır.
Hâkimiyet-i milliye üç büyük istinadgâh tanır: Zekâ, irfan, hamiyet... Bunlar haricinde hiçbir şeye istinat edemez. Milletin hâkimiyetine sermayelerin ne içi boş siyasetlerin, ne kinlere, menfaatlere, ikbal ve istikballere müteveccih geçici heveslerin bâzîçesi olamaz. Millet yaşamağa, hür ve müstakil yaşamağa, yaşadıkça da mesut ve mütekâmil bir unsur-ı terakki olmağa muhtaçtır. Hâkimiyetini bunun için istimal edecektir. Gazetemizin de gayesi milletin bu ihtiyacıdır.”
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
