Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletinin başkenti Stuttgart’ta Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Atatürk’ü doğrudan hedef alan bir “sanat” etkinliği düzenleneceğine ilişkin haber Türk basınında yer aldı. 10 Nisan 2027’de ilk gösterimi yapılacak sözde sanat etkinliğinde “Mustafa Kemal Efsanesi” adlı opera sahnelenecek. Operanın adı sizi yanıltmasın. Operanın adına kanarak gösterime katılacaklara Atatürk’ün olağanüstü bir devlet adamı olarak değil, herkes gibi zaafları olan sıradan biri olarak tanıtılacağı ve böylece Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’da ve dünyada, sonra da Türkiye’de Atatürk’ün ve Türk milletinin aşağılanması sürecinin başlatılacağı anlaşılıyor. Söz konusu planlama AB’nin Türkiye temsilcisi olarak görev yaptığı dönemde Karen Fogg’un Türkiye’deki kalemşörlerine gönderdiği E Postalarında yer alan “Türk Tarihinin hakkından gelmek lazım” ve “Türk gençliğini milli kimliğinden koparın” talimatlarını hatırlatıyor.
Operanın tanıtım metinlerinde Ermeni, Rum ve Kürtlere yönelik şiddetin işleneceğinin belirtilmesi Atatürk’ün aşağılanmasını yanı sıra Türk milletinin yeni soykırımlarla suçlanacağını da ortaya koyuyor.
Türkler ve Atatürk aleyhtarı opera gösterimini sadece Eyaletin Başbakanına bağlarsak kanaatimce konuyu eksik değerlendirmiş oluruz. Bir Eyalet ’in başbakanı bu kadar hassas bir konuda kendi başına böyle bir karar alamaz ve uygulayamaz. Almanya’nın aşağıdaki linkte açıklanan 1. Dünya Harbi öncesinden başlayarak Osmanlı Devletinden sömürge olarak yararlanma düşünceleri ve son yıllarda izlediği Türkiye aleyhtarı politikalar söz konusu girişimin Almanya tarafından başlatılmış olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu gösteriyor.
Diğer yandan operada Talat Paşanın katili Tehliryan’ın ve Milletler Cemiyeti’nde Musul’un Türkiye’ye verilmesinin görüşüldüğü dönemde isyan çıkararak Musul’un kaybedilmesine neden olan Şeyh Sait’in de yer alması, ayrıca Almanya’nın kendi ülkesinde faaliyet gösteren Türkiye aleyhtarı dini gruplara ve Ege-Akdeniz-Kıbrıs konularında Yunanistan’a destek olması Almanya’nın Türkiye’yi dost olarak değil, parçalanması gereken bir düşman olarak algıladığını ortaya koymaktadır.
Almanya bu konudaki tavrını geçmişte Talat Paşayı Berlin’de Sokak ortasında katleden terörist SoghomonTehliryan’ın Berlin’de yapılan yargılanmasında da göstermiş ve aşağıdaki videoda görüleceği üzere Alman mahkemesi katilin değil maktulün mensubu olduğu Osmanlı Devleti’nin yargılandığı bir tiyatro sahnesine çevrilerek katil beraat ettirilmiştir. Söz konusu beraat kararından cesaret alan Ermeni teröristler kısa sürede Ermeni göç kararı sırasında görevde bulunan çok sayıda Türk devlet adamını katletmiştir. (https://www.youtube.com/watch?v=dbsP6G58uZo&t=1766s)
Cem Özdemir’in Türk ve Atatürk düşmanlığı ise yeni değildir. Özdemir 2016 tarihinde Soykırım tasarısını hazırlayanlardan biriydi. Damarında tek damla Türk kanı taşıyan birisinin kendi ulusunu haksız şekilde soykırımcı olarak tavsif eden ve aşağılayan bir metne imza atması ve kendi Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Atatürk’ü ve Türk milletini aşağılayan çalışmaları desteklemesi, daha da ileri giderek çalışmaları bizzat başlatması mümkün değildir. Bunu yapabilmesi için Alman devletinden talimat almış olması ya da Türk adı ve soyadının sağladığı gizlenme imkânından yararlanarak sütre gerisinden Türk milletine ve Atatürk’e saldıran bir kripto olması gerekir. Türk halkı kriptolar meselesinin önemini kavramadıkça sadece Almanya’da değil kendi vatanında yapılan bazı uygulamaların ve parti içi çatışmaların sebebini de kavrayamayacak.
Konu dikkatle incelendiğinde durumun sanıldığından daha vahim olduğu ve Almanya devletinin üst düzey yetkililerinin Türk düşmanı emperyalist ülkelerle birlikte bir plan dahilinde hareket ettikleri ortaya çıkıyor. Bu son girişimin Türkler üzerindeki soykırım iddialarına Atatürk'ü de dahil ederek özellikle Almanya'daki Türkler arasında Atatürk'ün sahip olduğu değerli konumu sarsma ve Atatürk'ü itibarsızlaştırma amacı taşıdığı açıkça görülüyor. Tabii uzun vadede hedef kitleye Avrupa'daki ve hattâ Türkiye'deki Türkleri de dahil edecekleri anlaşılıyor.
Almanya’nın bu konudaki bir diğer amacı ise kendi üzerindeki soykırımcı yaftasını Ermeni zorunlu göçü bahanesiyle Osmanlı Devleti’ne ve Türk milletine yapıştırmaktır. Almanya, parlamentosunda Türkiye’yi soykırım yapmakla suçlayan kararlar almak, ders kitaplarında asılsız soykırım iddialarına yer vermek ve yukarıda bertilen sözde sanat etkinliklerini düzenlemek suretiyle bir yandan soykırım suçuna yeni ortaklar bularak kendi işlediği tarihin kaydettiği en büyük soykırım suçunu hafifletmeye, diğer yandan soykırım iddiaları üzerinden Almanya’da yaşayan Türkleri baskı altına alarak asimile etmeye ve fikir ayrılıklarını istismar ederek küçük gruplara bölmek suretiyle Türklerin Almanya’da bir güç grubu haline gelmesini önlemeye çalışmaktadır.
Bu konuda parlamentosunda aldığı kararla da yetinmeyen Almanya, aşağıdaki linkte detaylı olarak izah edildiği üzere Ermeni soykırım iddialarını ders müfredatına da almak suretiyle Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının çocuklarının eziklik içinde yetişmelerini ve en haklı oldukları konularda bile sessiz kalmalarını sağlamaya çalışmaktadır. (https://www.researchgate.net/publication/328318381_ALMANYA'NIN_TURKIYE_CUMHURIYETI_DONEMINDEKI_ERMENI_POLITIKALARI_Armenian_Politics_of_Germany_in_the_Period_of_Turkish_Republic)
Bu konuda üst düzey Alman devlet yetkililerine FEYM Başkanı olarak birer yazı göndermek üzere hazırlıklara başladım. Söz konusu yazıların benzerlerinin konuyla ilgili resmi makamlar ile Vakıf, Dernek ve düşünce kuruluşları tarafından da hazırlanarak Alman devletinin üst düzey yönetimine gönderilmesinin yararlı olacağını düşünüyorum. Böylece yapılan alçaklığa karşı Türk milletinin tepkilerinin kişisel olmadığı gösterilmiş olacaktır. Ayrıca Alman makamlarının izleyecekleri tutuma paralel olarak etkinliğin düzenlenme zamanına yakın bir tarihte bu konudaki tepkilerimizin düzenlenecek ortak bir basın toplantısıyla Türk ve Dünya kamuoyuna duyurulması yararlı olacaktır.
